| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 24 .06.2026 |
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - 8'inci maddenin bugün neden tekrar buraya getirildiğini ortaya koymak açıkçası buradaki varlığımızı ve çalışma tarzımızı ortaya koyan bir mesele. Ortada bir reform paketinin değil yasama organına ait bir alana karşı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle müdahale etmesinin ve Anayasa Mahkemesinin bu müdahaleyi iptal etmesi üzerine konuşuyoruz ve bu, maalesef yeni bir mesele değil. Hükûmetin yeni sistemiyle beraber artık Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetilen bir ülkede neyin içerisine girip neyin içerisine girmeyeceğiyle ilgili her gün yeni bir kararla karşılaşıyoruz. Anayasa Mahkemesi iptal kararı ihtisas kurulu başkan ve üyelerinin üst kademe kamu yöneticisi olmadığını, bu kişilerin atama şartlarının Cumhurbaşkanınca düzenlenemeyeceği, yasak alanı içerisinde kaldığını söylemiş ancak biz bugün burada sadece yürütmenin yaptığı Anayasa ihlalini sonradan kanunlaştıran bir onay makamına dönüşmekten çıkarmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle, bu madde çok önemli çünkü Adli Tıp Kurumunun görev alanı, bağımsızlığı, insan yaşamını doğrudan etkileyen karar mekanizması, bilimsel bilirkişiliğinin yanında özellikle hasta mahpuslarla ilgili tek merci, merkezî merci hâline getirilmiş olması çok çok önemli. Çünkü bu kurullarda görev yapan hekimlerin düzenlediği bu raporlar ağır hasta mahpusların cezaevlerinde kalıp kalmayacağına, hatta yaşam hakkının olup olmayacağına varabilecek kararlarla dönüştürülüyor. Çünkü ATK'nin verdiği ağır hastalık, ileri derecede yaş, engellilik, kişinin tek başına yaşamını sürdürememesi ikinci plana itilmesine getiriyor meseleyi. Sadece kurul üyelerinin diploması ve görev süreleri değil bilimsel yeterlilikleri nedir, mesleki uzmanlık meselesi... Mesela bir ihtisas kurullarının en az diş hekimliği ya da tıp mezunu olmasını ifade ediyoruz ama değerlendirilen hasta mahpuslarla ilgili, ilgili uzmanlık dallarından olmayan, birçok ihtisas kurullarında verilen raporları da biz bu konuda görüyoruz. Bu raporların çelişkilerini, hastalıkla ilgili olmayan ihtisas kurulu düzenlemeleriyle ilgili beyanlarını sunduğumuzda sabit ihtisasların varlığı gerekçesiyle bu bize gerekçe olarak döndürülüyor. Mesele sadece uzmanlık belgesi değil, bağımsızlığın ve tarafsızlığın belgesinin olmadığını çok açık bir biçimde biliyoruz. Bilimsel tutarlılık, çelişkili değerlendirmeler, hasta mahpusların yaşam hakkı karşısında Adli Tıp Kurumunun yapısını değerlendirmeden geçmemeli çünkü bu meseleyle doğrudan ilişkili olan Adalet Bakanlığı kurumunun kendisi burada. Adli Tıp Kurumuyla ilgili bir değişiklik teklifi verdik, tekliflerden biri de Adalet Komisyonu önünde bekliyor ancak onunla ilgili değerlendirme yapmadan sadece teknik bir şekilde kararnameyi kanuna dönüştürmüş oluyoruz, aradaki süreci geçiştirmiş oluyoruz.
Bağımsızlık sorununa ilişkin tekliflerimiz cevapsız bırakılarak ortada kalıyor. Şu an hapishanelerde bulunan, ağır hasta tutsak olan, yaşam sınırında bulunan, özellikle psikiyatrik hastalarla ilgili son dönemlerde artan intihar ve şüpheli ölümleri gözettiğimizde Adli Tıp Kurumunun vereceği kararlar çok büyük bir önemde. Şu an 74 yaşında hapishanede olan, akciğer kanserinden ölen Avni Karabulut hakkında Adli Tıp Kurumu bakın, iki ay önce raporla "Kalabilir." dedi, Anayasa Mahkemesi bunu insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı olarak öngördü ama karar nedeniyle bırakılmadı ve cezaevinde yaşamını yitirdi.
Burada hapishanede yaşamını yitiren mahpuslardan, Anayasa Mahkemesinin tespit ettiği hak ihlallerinden bahsediyoruz; şimdiki yasa teklifi de yine Anayasa Mahkemesinin iptali üzerinden gelen bir mesele. Şu an astım hastası olan, oksijen cihazına bağlı Bazo Yılmaz'a da Adli Tıp Kurumu "Kalabilir." dedi, durumu çok kötüydü ve bu rapordan kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi; Şakir Turan hakeza öyle. Burada milletvekili sıralarından geçmiş Aysel Tuğluk kararını hatırlatarak özellikle bahsetmek istiyorum. Kocaeli Adli Tıp Kurumu "Kalamaz." demişken merkez Adli Tıp Kurumu "Kalabilir." dedi ama ileri derecede demanstan sonra tahliye edilip bırakıldı. Şu an anjiyo olan, kalp yetmezliği olan, akciğer ya da farklı türlerde kanser olan, yine, cezaevlerinde olan bir sürü mahpusla ilgili Adli Tıp Kurumunun "Kalabilir." raporlarını değerlendirmek gerektiğini biz düşünüyoruz. Şu ana kadar cezaevlerinde yaşamını yitiren kişilerin kaçı Adli Tıp Kurumu tarafından "Kalabilir." denilip yaşamını yitirdi, Adli Tıp Kurumu kararlarının bunda etkisi nedir? Bununla ilgili bir araştırma ve değerlendirme gelmiyor. Bu meselenin ele alınmasıyla ilgili Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonundan talep ettik, Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Alt Komisyonundan talep ettik ancak bu konuda kapı duvar ne Adalet Bakanlığı bunu derli toplu gündemine alıyor ne cezaeviyle ilgilenen kurumlar bunu gündemine alıyor ve Adli Tıp Kurumu tek merkezi olma rolünü üstleniyor, üstüne üstlük kararnamelerden kanuna geçirilerek var olan yapısını meşrulaştıran bir yerde duruyoruz biz şu an burada. Bugün bu çelişkileri bağımsız bir mekanizma içerisinde denetleyebilecek bir meseleye cevap vermeden bunun bu şekilde geçirilmesinin eksik olacağını ben düşünüyorum çünkü ihtisas kurulu başkan ve üyeleri için dört yıllık görev süresini öngörüyoruz ancak yeni atanan göreve başlayana kadar süresi dolanların görevlerine devam edeceği belirtiliyor. Bizim duyduğumuza göre, on bir yıl, on iki yıl ihtisas kurullarında görev yapan Adli Tıp Kurumu üyeleri var -ne kadar doğru bilmiyorum- ve bu uzun süre boyunca aynı yerde ve benzer şekilde karar verme itibarıyla da tarafsızlık meselesine ciddi şekilde gölge düşüreceğini biz düşünüyoruz.
Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi iptal ettiği kararnamesiyle kanunlaştırma değil, Adli Tıp Kurumunun gerçek sorunlarına dokunabilecek bir mesele olarak yeniden değerlendirilmesini biz düşünüyoruz. Bağımsız uzmanların ve meslek kurullarının, üniversitelerin katılarak dâhil edilmesini düşünüyoruz çünkü bu konuda TTB'nin Adli Tıp Kurumuyla ilgili, yenilenmesiyle ilgili çokça raporları, değerlendirmeleri var ve bizlerin de o değerlendirmelerden alıntı yaptığımız burada bekleyen yasa tekliflerimiz var.
İnfaz, ağır hastalığı bulunan mahpuslar için ölüme kadar hapishanede tutmanın aracına, gerekçesine dönüştürülemez, Adli Tıp Kurumu da bunu meşrulaştıran bir mekanizma olmaktan çıkarılmalı. Atamanın biçimini kanuna taşımak değil yıllardır hak ihlalleri nedenleriyle yaşamını yitirenlerle, ölümlerle ilgili araştırma yapılarak değerlendirmesini talep ediyoruz.
Teşekkürler.