KOMİSYON KONUŞMASI

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben öncelikle sizleri ve değerli Komisyon üyelerini ve Bakanlık bürokratlarını, Sayın Adalet Bakan Yardımcısını, değerli hocalarımızı, kurumlarımızdan gelen değerli arkadaşlarımızı, Barolar Birliğinden gelen meslektaşımızı, yine aynı şekilde Noterler Birliği Başkanımızı selamlıyorum, hoş geldiniz diyorum.

Tabii aslında başlarken şu tespiti yapmak gerekiyor, öyle başlamak gerekiyor. Sadece Türkiye için değil, aslında Türkiye'yle birlikte Orta Doğu'da da dünyada da ağır ekonomik, siyasal, etik ve hukuksal krizlerin yaşandığına şahit oluyoruz ama Türkiye boyutuyla baktığımız zaman şu an derin bir adalet krizi de yaşanıyor. Bu krizin aşılması ne tek başına bir usul değişikliğiyle mümkündür ne de kadroların değişikliğiyle mümkündür. Sorun, sistem sorunudur ve sistemin kurucu unsurlarının dönüşmesiyle de sıkı bir şekilde bir bağ vardır. Bütün bu sorun kaynağı da hukuk ve demokrasi ilişkisinin yani aslında hukuk ve adalet ilişkisinin yani toplum ve devlet ilişkisinin çarpık bir bileşke olarak kurulması neticesinde ortaya çıkıyor. Toplum, devlet karşısında tümüyle iradeden yalıtılmış, edilgen bir alıcı olarak kabul ediliyor. Oysa bizim perspektifimizde toplum, siyaset ve hukukun inşa edici gücü olarak en temel ilkedir. Bunun anlamı da şudur: Eğer bir hukuk metni hazırlayacaksanız bu metnin kurucu iradesinin toplumdan oluşması yani kurucu iradesini toplumdan alması gerekmektedir. Hukuk kuralının işlemesini istiyorsanız bunu toplumsal beklentilerle uyumlu bir şekilde yapmak zorundayız. Özetle, hukuk yaratırken topluma başvurmak zorundayız ancak genelde tüm bir cumhuriyet tarihinde, özelde ise mevcut Hükûmet döneminde bu ilişki asla doğru kurulmadı; hukuk hep tepede tayin edildi ve topluma dayatıldı. Eldeki pakette de yine biz bu anlayışı maalesef görüyoruz. Toplumun en acil bekleyen beklentileri yine hesaba katılmış değil, toplumsal irade yine görmezden geliniyor. Örneğin, günümüzde yaşanan sorunlara, beklentilere yine cevap olunmuyor. Burada konuşulduğu için rahatlıkla ifade edebileceğim bir mesele, o da talimatla çalışan yargı mensuplarının siyaseti dizayn etme süreci olarak okuyabileceğimiz bir CHP butlan kararı sürecini açıkça yaşadık ama tüm bunların detayına, tüm bunların kökenine baktığımız zaman, aslında bunun sosyolojik olarak da incelenmesi gereken bir olgu olduğunu görmemiz gerekiyor çünkü hakikaten talimatla iş yapan, talimatla çalışan yargı mensuplarının siyaseti dizayn ettiği bir dönemi yaşıyoruz. Aslında bu kronik sorunları aşmak için bir şans var elinizde. Biz buna "demokratik cumhuriyet" diyoruz. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul'da bunun konferansı da gerçekleştirildi. Cumhuriyeti demokratikleştirme meselesinden aslında bir noktada bahsediyoruz. Bu aşamaya geçiş yapmak için elbette süreç yasalarının gecikmeksizin getirilmiş olması gerekiyordu. Aslında bu komisyonun bir an önce konuşması, tartışması gereken süreç yasalarıydı. Bu yasaların bu Komisyona ve hâliyle Genel Kurula gelmesi ve sonrasında da yasalaşması gerekiyordu ama henüz yapılmış değil. Aylardır tüm toplumun kilitlendiği barış ve demokratik toplum süreci şu anki tartışmamızın esas içeriği olmak zorundaydı ama bunu başarmış değiliz. İşte, görmezden gelinen toplumsal irade tam olarak yasamadan aslında şu an bunu bekliyor. Bu tarihî dönemin tek bir anı dahi heba edilemez niteliktedir değerli arkadaşlar. Her birimizin bu mevcut sürece yönelik olarak tüm enerjisini barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı için harcaması, kullanması gerekiyor çünkü, söz konusu olan sadece yasalar değil, cumhuriyetin yeni bir aşamaya geçmesidir, demokratik toplumun gerçek bir temele kavuşmasıdır. Yani, şu anı etkilediği kadar geleceği de belirleyecek bir tarihî ağırlıktan söz ediyoruz. İşte, Sayın Öcalan bu süreci "Kürt halkının hukuk alanına dâhil edilmesi" olarak tanımladığı gibi, yine "Türk halkının da özgürlük çağı" olarak tanımlıyor, öyle okuyor. Sürecin bu anlamda çok yönlü etkileri olacaktır. Özetle, Türkiye halklarının kaderinin çizileceği bir dönem bizleri bekliyor. Buna bir an evvel geçiş yapılmalı ve süreç yasaları en kısa zamanda getirilmelidir.

Değerli arkadaşlar, elbette bugün yaşanılan sorunlara, birazdan kanun teklifine de geçeceğiz ama bunu da söylemek gerekiyor ki Hükûmet kendi yasa tekliflerini cilalamayı da gerçekten çok iyi bir şekilde beceriyor. Her sene farklı yargı reformları ve adalet stratejileri getiriliyor. Biz buna "cila" dedik çünkü parlak söylemlerle paketlenmiş bu metinlerin içeriğinde âdeta adalete dair yeni bir şey yok. Yargı stratejileri neyi değiştirdi? Aslında geçmişten günümüze baktığımız zaman ülkede demokratikleşmeyi mi sağladı, hukuku mu geliştirdi, dönüp bir bakmak lazım. Dolayısıyla, bu doğrultuda getirilen hiçbir teklif, maalesef, bugüne kadar toplumsal beklentilere cevap bulacak, sorunları çözecek bir nitelik taşımadı. Mesela, eldeki teklif de yine aynı şekilde, bu şekilde dizayn edilmiş durumda. Yargı sürecini hızlandırma amacı öne sürülüyor ancak açık söylemek gerekirse, yargı sürecini hızlandırma amacı güdüyor olsa da adaletsizlik sürecini hızlandırma olarak okumak da gerekiyor çünkü toplumda yaşanan sorunları, krizleri aşabilecek yeni çözümler üretmiyor.

Şimdi hâl böyleyken, yeni bir adalet krizi yaşanıyorken yargı mekanizmasını hızlandırmak iddiası nereye denk düşüyor, oturup düşünmek lazım. Dün Genel Kurulda da söylemiştim, bir kez daha söylüyorum: Bu hâlde gerçekleşecek tek bir şey vardır, o da adalet krizinin derinleşmesidir, adaletsizlik üretmesi sürecinin hızlandırılmasıdır. Evet, yargı çok hantal, bu yargı sürecini hızlandıralım ama bunu yaparken öbür tarafta da eşzamanlı olarak bir de adaletin tesisini gerçekleştirmemiz lazım; esas, yaşamsal ihtiyaç tam olarak buradadır. Okullardan fabrikalara, bürokrasiden sivil topluma, mahkemelerden hapishanelere kadar bütün bir toplum, bütün bir yaşam alanı maalesef adaletsiz uygulamalarla dolu. Eldeki yargı yargı paketi de bunlardan hangi birini görüyor açık söylemek gerekirse hiçbirini görmüyor.

Maddeleri ayrı ayrı konuşacağız ama sadece kısaca birkaç maddeye değinecek olursak, mesela, 1'inci madde vekâlet ücretiyle ilgili bir düzenleme yapılıyor, yargılama giderleri ve diğer para alacaklarına ilişkin düzenleme yapılıyor. Bunu detaylı zaten 1'inci maddede konuşacağız, çıkarılmasını isteyeceğiz ama bu düzenleme yapılırken gereksiz iş yükünün önüne geçilmesi ve kamu idaresine yüklenen mali külfetin engellenmesi gerekçe olarak gösterilmiş ama bu gerekçe gösterilirken aslında arka perdede yine idarenin korunması ama öbür tarafta bağımsız savunmanın haklarının ve toplumun mağdur edilmesinin amaçlandığı görülmektedir. Mademki burada gereksiz iş yükünün önüne geçilmesi amaçlanıyorsa, idareye başvuru esas olarak alınıyorsa dava açılmadan önce idareye yapılan başvurularda idareler o zaman esaslı bir şekilde incelemeye alırsa belki o zaman nispeten bu yaklaşımla bu sorunu da çözebilir ama biz buradaki niyetin çok daha farklı olduğunu, avukatların ve aynı şekilde yurttaşın mağdur edilmek istendiğini biliyor, görüyoruz; bunu ifade etmek gerekiyor.

Yine, 5'inci maddede tek hâkimle görülecek davaların sayısı artırılıyor ama şunu söylemek lazım yani bir mahkeme kararının tek hâkimli olmasıyla çoklu, birden fazla hâkimli, heyet olarak karar vermesi arasında ne gibi fark vardır? Heyet olarak verilen kararlarda her zaman bir tartışma kültürü vardır, her zaman bir ortaklaşma vardır, tek hâkimle verilen bir karar yoktur. Hele hele günümüz sisteminde yargıçların, hele hele savcıların talimatla çalıştıklarını dikkate aldığımızda, açıkçası, adaletin tesisinde yine ucu açık yeni bir risk alanın oluştuğunu görmek gerekiyor. Danıştaya yönelik, temyize başvurmaya yönelik yine bir kısıtlama var; bunu da yine sıra geldiğinde konuşacağız. Hâkim savcı yardımcılığının eğitimi ve sınavlarına ilişkin orada bir değerlendirme yapılmış, davranışların mesleğe uygunluğu şeklinde ucu açık bir değerlendirme söz konusu. Bu açıkçası, objektif olmayan seçimlere yol açabilecek nitelikte bir değerlendirmedir. Bunun daha somut, daha belirli bir hâle getirilmesi gerekmektedir. 11'inci maddede de yine sıkıntı var, onu da geldiğimizde konuşacağız. 14'üncü madde de aynı şekilde ve genel olarak aslında paketin genel amacı olarak baktığımız zaman "sürecin hızlandırılması" deniyor ama 18'inci maddede Yargıtay cumhuriyet savcılarına bir aylık itiraz süresinin üç aya çıkarılması çelişen bir durum değil midir? Bunu tartışmak, konuşmak gerekiyor ve paketin genel felsefesine yani ortaya konulan o iddiayı aykırı olduğunu da görmek ve bunu çıkarmak gerektiği düşüncesindeyiz.

Elbette birçok maddeye dair söz kuracağız ancak şu an ülkede yaşanan genel sorunlara ve toplumun beklentilerine de değinmek gerekmektedir. Bunların en başında yine tabii, NATO yasaklarına girmek gerekiyor. Az önce Sayın İdris Şahin de detaylı bir şekilde değerlendirme yaptı ama bu değerlendirmeyi yapmadan önce net olarak şu cümleyi kullanmak gerekiyor: O da Türkiye'de Türkiye'nin NATO toplantısıyla birlikte Ankara'nın tamamen kapatıldığı şeklinde bir değerlendirmeyi net bir şekilde yapabiliriz. Yani açıkçası, Türkiye demokrasisine, Türkiye idari işleyişine güvenmiyorsa bu toplantıyı neden Türkiye'de yapıyor? Neden yapıyor? Az önce Sayın İdris Şahin burada hâkim ve savcılara yönelik HSK'nin göndermiş olduğu bir yazıdan bahsetti yani aslında son derece vahim olan bir şeyden bahsediyoruz. Yani daha öncesinde kamu görevlilerinin memurlara yönelik idari izin sürecine zaten ona ilişkin söz kurmuştuk ama bu ülkede yargının dahi tatile çıkması, yargının dahi NATO'nun toplantısının Türkiye'de olacak olmasından dolayı Ankara'da işlemeyecek olması nasıl derin bir krizdir, bunu doğru okumak, doğru görmek gerekiyor. Bu yönüyle HSK'nin hâkim ve savcılara yönelik olarak yazmış olduğu bu yazıya karşı hâkim ve savcıların ne şekilde bir tutum geliştirdiğini de hakikaten merak ediyorum. Yargının, hâkim ve savcıların bir yazıyla bir tatile çıkacak olmasını kabul ediyor olup olmadığını hakikaten merak ediyorum. Yine, aynı şekilde, bu NATO yasakları temel hak ve hürriyetleri tamamen ortadan kaldırmaya yönelik... Her ne kadar iki haftalık bir süreç içinde olsa da uzun bir zamanı aslında ihlal eden bir süreç. Anayasa’nın 13'üncü maddesini, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını düzenleyen 33'üncü maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde rahatlıkla şu sonuca varabiliriz: Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kısıtlanması için açık ve somut bir tehlikenin varlığı şarttır. Anayasa bunu söylüyor ama burada nasıl bir tehlike var, toplumla paylaşılmış değil. Buradaki HSK'nin göndermiş olduğu yazıyı da dikkate aldığımızda bunun altını -İdris Bey'in özellikle söylemesinden sonra- özellikle çiziyorum çünkü yargının da böyle bir süreçte idari izinli olarak tatile çıkıyor olmayı kabul etmesi hakikaten büyük bir skandaldır, rezalettir; bunu net bir şekilde söylemek lazım. Biz DEM PARTİ olarak bu NATO yasakları, NATO süreciyle birlikte alınan yasaklara ilişkin -Ankara'da alınan yasaklara ilişkin- hukuk komisyonumuz yürütmeyi durdurma talepli dava açmıştı. Daha doğrusu, yargının bu karara ilişkin, yürütmeyi durdurmaya yönelik talebimize ilişkin mahkemenin nasıl bir karar vereceğini hakikaten merak ediyorum. Bu rezalete ortak mı olacak, yoksa gerçekten de hukuk doğrultusunda bakarak bu rezalete dur mu diyecek, cevabını buradan merak ediyoruz.

Tabii, yine, burada bu demokratik gösteri hakkı ve demokratik toplumdan söz ederken Meclisin hemen dışarısında her gün eylemde olan, açlık grevinde olan öğretmenlere yönelik olan işkenceyi, baskıyı da görmemek olmaz. Onlar temel hakları için eylemdeler, açlık grevindeler ama maalesef onların eylemlerini iznine bağlanmaya çalışmaya, engellemeye çalışmaya, keyfî kolluk müdahalesine, işkenceye hepimiz şahitlik ettik, gözaltılara şahitlik ettik, bunun bir demokratik toplumda gerçekleşiyor olması utancına da hepimiz yine şahitlik ettik. Buna bir an önce son verilmeli. Toplumun gerçek anlamda temel haklarını kullanabileceği, temel hak ve hürriyetlerin gerçek anlamda güvence altına alındığı bir tartışmanın, bir sürecin yürütülmesi gerektiğini tekrar hatırlatıyoruz. İşte, tüm bunlar yaşanırken kolluk kuvvetlerinin pervasızlığı var. Kolluk kuvvetleri bu pervasızlığı nasıl gerçekleştiriyor? Çünkü işkence etme hakkının kendisine bir yetki olarak verildiğini düşünüyor, bunu bir yetki olarak görüyor ve işkenceyi hukukun üstünde tutuyor. Kendisine verilen talimatı sorgusuz sualsiz yerine getiriyor. Bunu yerine getirirken de maalesef bir yargısal denetimin dışında tutulduğunu yani cezasızlık zırhıyla korunduğunu da biliyor. Bu güvenceyle rahat hareket edip kolluk çok rahat bir şekilde işkenceye varacak tutum ve eylemler gerçekleştirebiliyor. İşte, bu noktada kolluğun bu yönüyle gerçekleştirdiği işkence, gözaltılar, keyfî davranışlar karşısında yargı ne yapıyor, Adalet Bakanlığı ne yapıyor? Adalet Bakanlığı gerçekten de bu kolluğun keyfiyeti karşısında bir tutum geliştiriyor mu, cezasızlık zırhını ortadan kaldırma yönünde bir girişimi var mı, hakikaten bunları merak ediyoruz. Yine, buna başka bir örnek gösterecek olursak, dün yine 241 yurttaşa yönelik gözaltı kararı verildi. Orada da yine işkence, gözaltına şahitlik yaptık, bütün Türkiye, bütün dünya şahitlik etti. İşte, buradaki temel mesele kolluğun kendini her şeyin üstünde gören, işkence yapmayı kendine hak gören, kendine verilen talimatı sorgulamadan yerine getiren ve tüm bu kolluğun marifetlerini cezasızlık zırhıyla koruyan bir yargı mekanizması, bir Adalet Bakanlığı. Adalet Bakanlığı aslında buna karşı ya da Hâkimler Savcılar Kurulu bu yapması gereken görevi yerine getirmeyen hâkim ve savcılara karşı görevlerini yerine getirmiş olsa aslında bu sorunları yaşamıyor olabilirdik.

Yine, aynı şekilde, bundan güç alan, keyfî şekilde davranarak hukuku hiçe sayan, toplumu hiçe sayan bu kolluk görevlileri yargıdan, Adalet Bakanlığından güç almıyor olsaydı, o cezasızlık zırhından güç almıyor olsaydı bugün yaşanan diğer sorunlardan biri olan ajanlık girişimleri söz konusu olmayabilirdi. Buna yönelik olarak biz hem Kürt gençlerine yönelik hem de sosyalist gençlere yönelik yoğun bir baskı olduğunu sürekli dillendiriyoruz ama sürekli dillendirmemize rağmen maalesef tamamen cezasızlık zırhıyla korunan bir durumdan söz ediyoruz. Muhbirlik ve jurnalcilik geleneğinin izlerini yok etmek üzere yargının bir an önce devreye girmesi gerekiyor ama bunu gerçekleştirmediğine de yine hep beraber şahitlik ediyoruz.

İşte, bu kadar sorunlar varken, bu kadar problem varken bunlar çözülmeyecek de; Bakanlık bunlar üzerinde bir çözüm geliştirmeyecek, Yargıtay çözmeyecek, Meclis çözmeyecek. Peki, bu sorunların nasıl çözüleceği hususunda oturup konuşmak lazım, tartışmak lazım.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Teşekkür ederiz.

ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Daha da uzatacağım o zaman Halil Bey.

Ve bu ülkede artık şunu da kabul etmek gerekiyor: Adalet baştan sona nefessiz bırakılmış durumda. Yurttaşların başvurabileceği etkin ve işlevsel bir adalet mekanizması maalesef ki bulunmuyor.

Toparlayacak olursam... Yargısal süreçleri hızlandırmak yerine yargı ve adalet, yargı ve demokrasi ilişkisini doğru temelde kuracak yeni sistemler üzerinde tartışmamız gerekiyor, bunun inşası için mücadele etmemiz gerekiyor. Adaletsizlikleri giderecek hızlı yaklaşımları ortaya koymamız gerekiyor. Bugün İnfaz Yasası'nda yaşanan artık o kaotik durumu aşmak, yamalı bohça hâline dönen İnfaz Yasası'nı ortadan kaldırmak gerekiyor; adil ve eşitlikçi, ayrımcı olmayan bir İnfaz Yasası düzenlemek gerekiyor. Ağır hasta tutsakları bugün hâlâ cezaevlerinde, hapishanelerde tutan o Adli Tıp Kurumunun yapısına yönelik bir bakmak gerekiyor çünkü tamamen keyfiyet ve işkenceye varan bir tutum geliştirmiş durumda.

Yine, paralel mahkemeler görevi gören idare ve gözlem kurullarının kaldırılmasını hızlı bir şekilde gündemimize almamız gerekiyor. Bu gardiyanların... Burada tabii "bazı" diyeceğim çünkü gerçekten de özlük hakları noktasında sıkıntı yaşadıklarını biliyoruz ama öbür tarafta Adalet Bakanlığı da buradayken hatırlatmak gerekiyor, yine Mevzuat Daire Başkanımız da burada. Kendisini hukukun, kendisini Bakanlığın, ceza ve tevkif evlerinin ve dairenin, yönetimin üstünde gören, işkenceye varan tutum ve eylemler geliştiren gardiyanların ve idari personellerin de olduğunu bilmek, buna göre tutum geliştirmek gerekiyor. Özellikle idareyi, hukuku tanımayan birçok personele yönelik biz daha önce defalarca örnek verdik, önergeler verdik ama maalesef bu sorun çözülmüyor. Biz artık Bakanlığın bu yönlü bir çalışma yürütmesi gerektiğini ısrarla söylemiştik, tekrar ediyoruz.

Yine, keyfî kararlarla, keyfî bir şekilde alınan kararlarla, disiplin cezalarıyla cezaevlerindeki mahpusları disiplin süreçleriyle birlikte şartlı salıvermeden yararlanma haklarının gasbedildiğini her seferinde söyledik, yine söylüyoruz. Bu hakkın da bir an önce yerine getirilmesi için bu Komisyonun yine disiplin cezalarının affı yönünde bir gündemi önüne alınması gerekiyor çünkü bu yönüyle toplumun çok kuvvetli bir şekilde beklentisi var. Tabii, bu süreç işletilirken siyasi tutsaklara yönelik daha farklı şekilde yürütülen bir süreçten bahsediyoruz çünkü 3 hücre cezası alan tutsaklarla ilgili hiçbir şekilde şartlı salıvermeden yararlanamadıklarını biliyoruz. Disiplin cezalarının affı noktasında bir an önce inisiyatif geliştirilmeli.

Yine, öğrenci affıyla ilgili toplumun bir beklentisi var. Öğrenci affıyla ilgili düzenlemeyi ne zaman gündeminize alacaksınız? Burada, kanunun sunucularından, imzacılarından olan Nurettin Bey'in kendisine söyledim, belki kendi yapısı içerisinde, partisi içerisinde bunu tekrar tartışır, öğrenci affı meselesi de gündeme alınır.

Yine, daha önce sık söyledik, TCK 158 maddesi, buna yönelik bir çözüm iradesinin artık gelişmesi gerekiyor. Bu yönüyle de bir çözümün gelişmesi artık toplumun gerçek anlamda bir beklentisi. Tabii, bu yapılırken burada esas olan, bu 158'de bahsettiğimiz dolandırıcılık, IBAN kullandırma meselesinde daha somut, daha belirgin bir düzenlemenin olması, cezalarda indirim olması, yine aynı şekilde uzlaşma kapsamına alınması ve geçmişe yönelik olarak bir düzenlemenin yapılması önemlidir diyor; bu noktada toplumu sesine kulak vermek gerektiğini söylüyoruz.

Son olarak buradan bir kez daha... Yargısal süreçleri hızlandırmak elbette önemlidir. Hantal işleyen bir yargısal süreç toplumda yaşanan adaletsizlik krizlerinin temel sebeplerinden biridir ama sadece buraya odaklanmak yeterli değildir. Yargısal süreçleri hızlandırmakla birlikte yargı-adalet, yargı-demokrasi ilişkisini de kuvvetlendirecek ve ülkeyi demokratikleştirecek adımların da atılması gerekmektedir. Bir kez daha ben buradan bütün Komisyonu selamlıyor, teşekkür ediyorum. Maddelere ilişkin olarak ayrıca söz alacağız.

Teşekkür ediyorum.