| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 24 .06.2026 |
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Ben de herkesi selamlıyorum Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri.
Bu Komisyona açıkçası bu maddenin kendisi, bu paketin kendisi çokça bir beklentiden sonra geldi. Her ne kadar bu beklentiye ilişkin şu an toplum bu görüşmeleri izliyor ve bu konuda çokça eleştiriler olsa da aynı zamanda çokça beklenilen bir paket ve bu kanun yapma tekniği -çokça kürsüden de söylüyoruz- tam bir kısır döngüye dönmüş durumda. Çünkü bu önümüze gelen on ikinci yargı paketindeki meseleler de yeni hakların tanındığı, toplumda toplumsal krize dönüşen adalet krizlerinin beklentisinde yaratıldığı bir reform paketi değil, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenlemelerin kanunlaştırıldığı çoğunlukla belki de bir tamir paketi ya da "hukuki boşluk" diye addettirdiğiniz ama boşluğu boşlukla doldurmaya çalıştırdığınız bir paket hâline geldi. Çünkü toplumun dertlerine çözüm üretilmesi gereken yerde, bu Mecliste, bu Komisyonda daha önce yapılan anayasal yanlışların ardından hazırlanan bu yeni tamir paketine tekrar bir zaman ve emek harcamış oluyoruz. Çünkü bugün bu on ikinci yargı paketinde de bolca iktidarın kendi eliyle ürettiği bu Anayasa'ya aykırılıkların Anayasa Mahkemesi iptal ettikten sonra bize yeniden paketlenmesi üzerinden görüyoruz.
Bu konuda 2002 yılından bu yana, AKP'nin iktidara geldiği tarihten bu yana kadar aralıksız sürdürülen bir reform iradesi, aralıksız sürdürülen bir reform, hukukun üstünlüğü, öngörülebilir adalet, insan odaklı hizmet anlayışından söz edilmesi ancak bunun karşılığında ortaya çıkan pratik hukuki ve yargısal olarak gerçeği göstermiyor. Anayasal yanlışları ve iptal kararlarını tekrar tekrar yaparak bu ifade edilen hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün değil. "Gecikmeyen ve öngörülebilir adalet" deniyor kanunun genel gerekçesinde fakat yurttaşın hakkı yıllarca geciktiğinde hangi kuralın ne zaman iptal edileceği konusunda da büyük bir belirsizlik yaratılıyor. Sadece Anayasa, iptal kararı, yasa yapımı şeklinde değil toplumun belirlilik, öngörülebilirlik ve hak talebi meselesinde de ciddi bir belirsizlik ortaya çıkarıyor.
Belki ilerleyen maddeler kısmında değineceğim ancak teklif girişinde yer alan ve -tırnak içerisinde- bir hedef ve süsleme olarak görünen kısımlara girmek istiyorum. Teklife bakınca "merkezde yurttaşı gören, insan odaklılığı gören" kavramının birkaç kere tekrar ettiğine hayret ediyorum açıkçası çünkü süslü cümlelerden çok düzenlemenin idarenin kolaylığını gözeten, yürütmenin bitmeyen kontrol, güç ve kendine göre dizayn etme iştahı var. Burada insan odaklı bir anlayıştan söz etmek mümkün değil.
Çokça söylendi; çek kanunu, ehliyet affı bekleyenler, esnaf, kamuoyunda IBAN mağdurları TCK-158, bugün barış ve demokratik toplum sürecinde hapishanelerden tutalım demokratik siyaset yasalarına kadar binlerce yurttaş aylardır yapılacağı söylenen düzenlemeleri bekliyor. IBAN mağdurlarına ilişkin çokça söylendi, hem Adalet Bakanının açıklaması burada hem de yine Komisyon Başkanımız Sayın Cüneyt Başkanın yapmış olduğu kısa zamanlı açıklama burada. Bu da büyük bir haklı beklenti yarattı ancak bu haklı beklentinin bugün bu pakette karşılanmadığını görüyoruz. İnsanlar, toplum bu açıklamalara güvenerek bekledi, umutlandı ancak ceza tehdidi altında olan ya da cezaevinde tutulan binlerce genç için hâlâ bir çözüm gerçekleştirilmedi. İnsanların adalet beklentisini erteleyerek ya da belirsiz zamanlara bırakarak açıkçası sorumluluktan kaçınamayacağını özellikle iktidara söylemek gerekir.
TCK-158 nitelikli dolandırıcılık meselesini on birinci yargı paketi tartışmalarında da çokça ifade etmiştik. Mesele sadece mağdurların sayısı üzerinden ortaya çıkan bir mesele değil. Gerçek anlamda adalet ve suç failine erişme konusunda da ciddi bir sorun yaratıyor çünkü Yargıtay kararları var, çelişkili yerel mahkeme kararları var. Bu konunun değişikliği üzerinden ciddi bir toplumsal beklenti hâli var çünkü bu suçun işlenme biçimleri türlü türlü. Hesabını çaldıranlar, suç kastı olmayarak kullananlar, özellikle 18'ine yeni girmiş üniversite öğrencileri, turizm amaçlı başka şehirlerde çalışmaya giden genç yaştaki işçiler şu an otuz yıl, kırk yıl, elli yıl gibi yüksek cezalarla yargılanıyor. Peki bu dosyalarda dolandırıcı çetelerinin kendisine ulaşabiliyor muyuz? Hayır. Bugüne kadar o kadar bize ulaşan insanlar oldu, hepsinin dosyalarını sorduk. Asıl dolandırıcılığa sebep olan "sigorta şirketi" denilen kişiye, avukatlık bürosu olarak kendini tanıtan kişilere ulaşılabiliyor mu? Hayır. Profesyonel dolandırıcılar dışındaki öğrenciler, üniversiteye yeni girmiş ya da kayıt sürecindeki kişiler, dar gelirli yurttaşlar, özellikle anne ve babaların belli bir yaştan sonra teknik olarak üzerine açılan ama kullanılmayan hesapların hepsi bugün bu mesele üzerinde duruyor ve hepsi şunu bağırıyor: "Asıl fail ben değilim, asıl fail dışarıda, yargılama devam ediyor, bunun üzerinden onlarca, yüzlerce yıllarla yargılanıyoruz." Onuncu yargı paketi geçti, on birinci yargı paketi geçti. Özellikle on birinci yargı paketinde burada Sayın Selman Hoca vardı, Anayasa 38'deki suç ve cezada şahsilik meselesi üzerinden, suç ve cezada kişisel kusur üzerinden çokça değerlendirme yapmıştık ancak buna rağmen, bu kadar süreye rağmen hâlen bir hazırlık yapılıp getirilmemesini biz buradan eleştiriyoruz. Burada uzlaşma kapsamına alınacak mı, alınmayacak mı? Bir af getirilip getirilemeyecek mi? Etkin pişmanlık olacak mı? Asıl fail ya da dolaylı faillik üzerinden bir ayrım gidecek mi? Bu ayrıntılara girmiyorum ancak gerçek şu ki gerçek suçluyu yok sayan, aklayan değil, suçsuzu 2'nci kere mağdur -aslında bugün yargılananlar da dolandırıcı suçunun mağduru konumunda- bunlar açısındaki adalet talebinin yerine getirilmesi gerekiyor. Burada TCK, CMK ya da yargılama usulü bakımından Yargıtayın son verdiği kararlara uygun bir biçimde düzenleme getirilmeli. Cezada adaleti ancak adil yargılanma hakkıyla sağlayabiliriz diye ifade ediyorum.
Kamuoyunda yapılan söz konusu bu açıklamalara, bir hafta önceki açıklamalara ne oldu da... Hukuki ve sorumluluktan kaçınacak şekilde gereği yapılmadı diye bugün hem komisyon üyeleri olarak bizlere -çünkü bizler de bu insanlara bu şekilde açıklama yapma durumunda kaldık- hem de toplumun kendisine açıklanması ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz çünkü adalet beklentisiyle kimseyi beklenti içine sokmaya kimsenin hakkı yok ve hiçbirimiz, kusura bakmayalım, bu beklentiler yaratıldıktan sonra unutulduğu bir yer hâline getirilecek bir komisyon olmasını da açıkçası istemiyoruz. Bu nedenle, iktidarı, komisyonu, burada bulunan tüm partileri yurttaşa umut dağıtma ihtimalinden, iktidarın kendisini özellikle, Adalet Bakanlığı ve Komisyon Başkanımıza verilen bu sözü ve yaratılan bu haklı beklentiyi ve umudun sorumluluğunu taşımaya davet ediyoruz.
Yine, genel gerekçelerde -bugün Sayın Alan'ın her ne kadar konuşmasının tamamına yetişemesem de- ifade edildiği gibi bir hukuk üstünlüğü, öngörülebilir adalet, insan odaklı bir hizmet ve adalet anlayışından bahsedeceksek ilk bakmamız gereken yerlerden bir tanesi hapishaneler. Bunu sadece TCK 158 bağlamında söylemiyorum çünkü hapishanelerde her gün devletin gözetimi ve denetimi altında bulunan insanlarla ilgili ölüm haberleri geliyor, buna doğal ölüm, intiharlar, şüpheli ölümler, bu yönüyle yıl içinde yüzlerce ölüm haberleri maalesef ki geliyor. Hasta mahpusların infazı yakılıyor, Adli Tıp Kurumunu konuşacağız, Adli Tıp Kurumunun vermiş olduğu tarafsızlıktan ve bilimsel bilgilerden uzak kararları var. Keyfî disiplin cezaları ve idari gözlem kurulları eliyle 2021'den beri aralıksız biçimde siyasi mahpusların özgürlükleri gasbediliyor. Bu konuda benim ve diğer vekillerimizin vermiş olduğu birçok kanun teklifi bu komisyonda bekliyor. Daha önce de söyledik, komisyonda bekletilen kanun teklifimizin hiçbir şekilde dikkate alınmaması, bu paketlerde hiçbir şekilde yer verilmemesi, tek yönlü iktidarın kendi yasa yapım tekniğini dayatması meselesinden yola çıkıyor. Peki, bu sorunları neden gündeme almıyoruz? Bugün özgürlük meselesini çokça konuştuk, on birinci yargı paketinde de çokça söyledik, 3 hücre disiplin cezası aldığı gerekçesiyle infazı altı yıl ya da ömür boyu uzatan mahpuslar var. Dönemin devlet güvenlik mahkemeleri tarafından hukuka aykırı biçimde yargılanan -bu konuda onlarca AİHM kararı var- müebbet hapis cezası almış ve otuz yılını hapishanelerde geçirmiş insanlara bu otuz yıllık süre içerisinde verilen, özellikle ifade özgürlüğü kapsamındaki bazı meselelerden dolayı hücre cezaları gerekçe gösterilerek müebbet hapis alan mahpuslar için otuz altı yıl hatta bazı mahpuslar için son Yargıtayın vermiş olduğu karar itibarıyla maalesef ki ölünceye kadar infaz yatmayla ilgili sorunlarla karşı karşıyayız. Bununla ilgili sadece Bolu F Tipi Hapishanesinde 13 mahpus var, koşullu salıverme hakkı gelmiş, otuz yılını tamamlamış ama 3 hücre cezası nedeniyle özgürlükleri gasbedilmiş. Düzce hapishanesinde 3 mahpus var. Daha yeni Karadeniz turundan geldik, Gıyasettin Aydın hakeza benzer durumda ve bu mahpusların çoğu da hasta mahpuslar, kanser hastası, engelli olanlar, ağır hastalıkları olanlar, kalple ilgili, birden fazla stent takmış ya da kalp krizi riski olan mahpuslardan bahsediyoruz. Şu ana kadar bizim bilebildiğimiz ya da tespit edebildiğimiz 250 mahpus infazları bu şekilde yakıldığı için otuz yılın üzerinde, otuz üç, otuz dört, otuz beşinci yılına giren mahpuslar var. Bunlardan biri de Şaban Saruhan, otuz üç yıldır içeride, ağır hasta mahpus, Bolu F Tipinde, bu konuda 2007 yılında Adalet Bakanlığına yazmış olduğu bir dilekçede "Sayın Öcalan benim irademdir." ifadesi nedeniyle aynı mesele üzerinden birden fazla hücre cezası almış ve bunun cezası şu an altı yıl gibi bir infaz uzatmayla karşı karşıya. Resmî makamlara verilen dilekçelerde inceleme hakkı olmayan infaz kurumları tıpkı bir örnekte olduğu gibi hem inceleme yapıyor hem hücre cezası veriyor ancak hukuken cezai olarak soruşturma makamı olarak savcılıklar bu konuda "Sayın" nedeniyle ceza veremiyor. Suç olmaktan çıkan bir mesele için altı yıllık ek bir hapis cezasına dönüşmüş durumda. Bu mesele çok acil, çok hayati ve kanun teklifimiz hâlen bekliyor, bu konunun dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.
Yine, Sayın Öcalan dışında açlık grevine girmek, insan onuruna aykırı durumları protesto etmek, cezaevlerinde gerçekleşen kötü muameleye karşı kapı vurma eylemleri yapmak mahpusların tahliyelerinin engellendiği bir yerde burada insan odaklı bir adaletten ve insan odaklı bir hassasiyetten bahsetmek mümkün değil.
Bugün Adalet Bakanı da burada, ilgili ceza mevzuat hükümlerinden yetkili de burada, Şaban Saruhan gibi benzer durumda olan mahpuslar kanun yararına bozma başvurusunda bulunarak bahsi geçen bu cezaların düşmesini ve hakları olan özgürlüğe erişmelerini istiyor ancak Şaban Saruhan ve yüzlerce mahpusun kanun yararına bozma başvurularına yıllardır ya cevap verilmiyor ya da mükerrer başvuru diye reddediliyor. Sağlığa erişememe yerlerde dönüşümlü...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Aslan, şimdi oylama başladı, Sayıştay oylaması. Oylama için yarım saat ara vereceğim, ondan sonra tekrar ilk söz sizin, olur mu?
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Tamam, peki.