KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii, biraz önceki tartışma konusunda da sonuç normal. Neden normal? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Hatay'ın iradesiyle milletvekili olmuş Can Atalay'ın Anayasa Mahkemesi kararına rağmen, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin gönderdiği, Türkiye Büyük Millet Meclisine tehditvari bir üslupla gönderdiği karara uyup Anayasa Mahkemesi kararına uymamakla, zaten Can Atalay kararına uymamakla o zaman da kendisini göstermişti, şimdi de aynı şekilde, Adalet Komisyonu üyesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak ismi görüldüğü yerde, 22 no.lu İç Tüzük maddesini ihlal etmesi de Anayasa'yı ihlal, Anayasa kurallarını ihlal açısından da aynı şekilde doğrultusunu devam ettirdiğini gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, elimizde Anayasa var, Anayasa’nın 2'nci maddesi var. 2'nci maddesi açık ve net: "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." diyor. Şimdi, bu 2'nci maddeyi neresinden tutalım? Bakıyoruz "sosyal bir hukuk Devletidir." Hukuk devleti olmanın şartı ne? Hukuk devleti olmanın şartı Anayasa'ya uymak, Anayasa'daki kurallara uymak, yasalara uymak ve bu çerçevede, yasa ve Anayasa çerçevesinde uygulamanın yürümesini sağlamak.

Şimdi, bakıyoruz, önümde birçok veri var, birçok veri var. Anayasa’nın 153'üncü maddesi var, Anayasa’nın 11'inci maddesi var. Anayasa'nın 11'inci maddesi tüm yasama, yürütme ve yargı kurallarının bağlayıcılığına ilişkin; 153'üncü maddesi var, Anayasa Mahkemesine uyulmasına gerek gerektiren; 90'ıncı maddesi var, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden kaynaklanan, AİHM kararlarına uyulmasına ilişkin yani birçok, birçok kural var, yasa var ama önümüzde bir gerçek var. Arkadaşlar, gerçek şu: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine göre 2025'te aleyhinde en fazla dava başvurusu bulunulan ülke Türkiye arkadaşlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2025'e ilişkin verdiği istatistiklerde 2025'te hakkında en fazla dava başvurusu bulunan ülke Türkiye ve 2025'te toplam 53.464 şikâyetin 18.464'ü Türkiye kaynaklı hak ihlali iddialarından oluşuyor yani her 3 davadan 1'i Türkiye'den. Bunlar neler? Adil yargılanma hakkı ihlalleri, özgürlük ve güvenlik ihlali ilk sırada; 2'nci sırada ise ifade özgürlüğü ihlalleri var. Şimdi, adil yargılanma hakkı ihlalleri çok önemli. Adil yargılanma hakkı ihlali nerede oluyor arkadaşlar? Adil yargılanma hakkı ihlalleri mahkemelerde oluyor. Adil yargılanma hakkı ihlalleri Anayasa madde 36'da korunan hak arama özgürlüğü çerçevesinde mahkemelere başvuran vatandaşın hakları ihlal edildiği için oluyor.

Sonra, bakıyorum, Anayasa Mahkemesi istatistiklerine bakıyorum, Anayasa Mahkemesi istatistikleri de çok net. Derdest dosya sayısı geçen yıl ocak ayı itibarıyla 91.686; 91.686 derdest dosyamız var bireysel başvuru hakkından kaynaklanan. Bu 91.686 dosya neyi anlatıyor? Mahkemelerde hakkını alamamış, hak ihlalleri iddiasında bulunan vatandaşımızın başvurusunu ortaya koyuyor ve Anayasa Mahkemesi on üç yıl süresince 82.753 dosyada hak ihlali kararı vermiş. Bir sıkıntı var yani bir sıkıntı var. Bunlar neler? Makul sürede yargılanma hakkı ihlali, ifade özgürlüğü ihlali, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ihlalleri, kötü muamele yasağı ihlali; yaşam hakkına ilişkin, sendika, örgütlenme hakkına ilişkin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin ihlal kararları var. Demek ki bir sıkıntı var arkadaşlar.

Şimdi, biraz önce Nurettin Alan Vekilimiz çıktı konuşmaya başlarken ve konuşmasının sonunda "'Türkiye Yüzyılı, Adaletin Yüzyılı' şiarıyla yola çıktık." dedi. Evet, "Türkiye Yüzyılı, Adaletin Yüzyılı" şiarıyla yola çıkıldı; geldiğimiz nokta bu. Sayın Alan, geldiğimiz nokta bu; AİHM ve Anayasa Mahkemesi istatistikleri. Ya, arkadaşlar, bu yola çıktık da bu şiarla yola çıktık da uygulamada siz diyorsunuz ki: "İktidarda ilki 2009, 2'ncisi 2015, 3'üncüsü 2019, 4'üncüsü 2025 yılında açıklanan toplamda 4 tane Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklandı, 4 tane ve 2 ayrı da İnsan Hakları Eylem Planı oluşturuldu ve 11 yargı paketinden sonra bugün de 12'nci paket geldi." Sonuçta ne oldu? Sonuçta, baskıcı, otoriter muhalifleri baskılayan, insan hakkı ihlalleriyle dolu, antidemokratik, yargıyı siyasi amaçlar için araçsallaştıran bir düzen geldi. Açık ve net. Şimdi savcıyı taraf, hâkimi memur yaptınız ne yazık ki arkadaşlar, savcıyı taraf yaptınız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Türkiye Cumhuriyet Başsavcısı gibi çıkıyor, Adana'dan, Aydın'dan, Antep'ten, her yerden operasyonlar yapıyor, İstanbul'a bağlayıp ondan sonra Türkiye Cumhuriyet Başsavcısı olmaya özeniyor. Hâkimi memur yaptınız, özlük haklarını bir kenara itin, hâkimin coğrafi teminatı yok, sürgün kararnameleriyle, siyasi kararlarda siyasi iktidara uygun kararı vermeyen hâkimlerin görevden alınması, sürülmesi ve birçok baskıyı ortaya koyan olaylar gündemde. Yani yirmi dört yıllık iktidarda yargının geldiği nokta, yargı bağımsız değil, yargı tarafsız değil, yargı ve yasama tamamen yürütmeye bağlanmış durumda, yürütme ne derse o oluyor. Değerli arkadaşlar, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek daha iki ay önce açıkladı "On ikinci yargı paketini yukarıya gönderdik, Beştepe'ye gönderdik, Külliye'ye gönderdik, ondan sonra Adalet Komisyonuna gelecek, Adalet Komisyonundan Genel Kurula gidecek." dedi. Bunu söylemedi mi? Anayasa’nın 88'inci maddesi ne diyor? Açık ve net. Kanun tekliflerini kim hazırlıyor? Milletvekilleri hazırlıyor. "Cumhurbaşkanı hükûmet sisteminde artık bundan sonra tasarı yok, bakanlıktan gelen tasarı yok, Hükûmetten gelen tasarı yok, milletvekilleri kanun teklifi verecek." diyen sizler değil miydiniz? Nurettin kardeşimi tebrik ediyorum "Bu 30 madde içerisinde bir tek maddeyi ben hazırladım." dedi; bravo yani, bravo! İlk imzacı ama "Bir maddeyi ben hazırladım." dedi. Tebrik ediyorum...

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Süleyman Ağabey, hepsine çalıştım, hepsine çalıştım.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Tebrik ediyorum yani, tebrik ediyorum.

Arkadaşlar, Mehmet Uçum'un Başkan Vekili olduğu, saraydaki Hukuk Kurulunun hazırladığı, Adalet Bakanının hazırladığı ve Adalet Bakanı Akın Gürlek'in de ikrar ettiği "İlk önce Külliye'ye gönderip ondan sonra Adalet Komisyonu, sonra Genel Kurula göndereceğiz." dediği on ikinci yargı paketini kim hazırladı, kim hazırladı? Sormak istiyorum bunu, sormak istiyorum.

Şimdi bu paket mantığıyla geldiğimiz nokta bu. Paket mantığıyla geldiğimiz nokta, 2 ayrı İnsan Hakları Eylem planıyla, 4 ayrı Yargı Reformu Strateji Belgesi'yle geldiğimiz nokta bu. Şimdi, TDK'ye baktım, Türk Dil Kurumuna baktım, bu "Yargı Reformu Strateji Belgesi" diyorsunuz ya, reform nedir diye. Reformun anlamı düzeltme demekmiş. Bu ne demek? Hep düzeltme, düzeltme, düzeltme... 4 düzeltme, 2 İnsan Hakları Eylem Planı düzeltme, sonra cezaevlerine bakıyorsunuz, şu anda cezaevleri, 300 bin kapasiteli cezaevlerinde şu anda 430 bin kişi kalıyor arkadaşlar. Sekiz yıldan beri milletvekiliyim, infazla ilgili birçok yasa teklifi geldi, dolduruyoruz, boşaltıyoruz, dolduruyoruz, boşaltıyoruz, sorun ne? Millet bas bas bağırıyor "IBAN'la ilgili Sayın Adalet Bakan açıklama yapmıştı. Sayın vekillerim, IBAN'la ilgili, IBAN mağdurlarıyla ilgili düzenleme yok mu?" diyor. Adalet Bakan açıklamada bulundu, on ikinci yargı paketinde var mı diye bir baktık, paketin içinde IBAN'la ilgili bir şey yok. Sonra bakıyoruz, ehliyet affıyla ilgili, bakıyoruz, KHK mağdurlarıyla ilgili, bakıyoruz, birçok, en önemlisi pandemiyle ilgili aynı günde, aynı zamanda, aynı suçu işlemiş, daha sonra da farklı mahkemelerde kararları gecikmiş 2 farklı infaz adaletsizliğini yaşamadık mı burada arkadaşlar? Yaşadık. Düzeltebildik mi? Düzeltemedik. Yamalı bohça gibi pansuman tedbirleriyle bu işi yürütmeye çalışıyoruz. Arkadaşlar, infazda eşitlik ve adaletin sağlanabilmesi torba kanunlarıyla olmaz. Yargı reformlarıyla, o paketlerle yargı reformu olmaz. İlk önce şunu söyleyeceksiniz: "Kuvvetler ayrılığı olmadan yasama, yürütme ve yargı kuvvetler ayrılığı olarak ayrılmadan, yargı bağımsız, tarafsız olmadan, yasama etkin olmadan, yürütme ise denetlenebilir olmadan, denge-denetleme olmadan bu ülke demokrasiye gelmez, hukuk devleti olmaz." "Yaptım, oldu."yla, "Bitti."yle bu işler olmaz. Ne olur? Mülakat mağduru özel okul öğretmenleri gelince, Meclisin önünde o Millî Mücadele Parkı'nın önünde yaka paça, kadın öğretmenler dahi sürüklenerek arabaya bindirilir; yer altında çalışan işçiler, parklarda, Güvenpark'ta gaz yer, cop yer ve Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi, Türkiye'nin 31 Mart 2024'te yüzde 38'le 1'inci olup iktidara giden yolda bütün anketlerde 1'inci olan partiye saraydan, sarayın etkilediği, sarayın yargı aparatlarıyla birlikte mutlak butlan atanır, ondan sonra Cumhuriyet Halk Partisinin kapısı kesilir, bizler orada halkın milletvekilleri gaz yeriz, kurşun yeriz ve Türkiye'nin 1'inci partisine polis girer. İşte, geldiğimiz nokta bu. Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu kumpas davalarıyla, İBB kumpas davalarıyla on sekiz aydan beri cezaevinde tutsak bir şekilde, diğer belediye başkanlarımız ve diğer yol arkadaşlarımızla birlikte haklarında birçok iddialar sürülür.

Değerli arkadaşlar, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek Çağlayan'da daha Ağır Ceza Mahkemesi Başkanıyken, ben bunu her zaman söylüyorum, Sözcü davası, Canan Kaftancıoğlu davası, Türk Tabipleri Birliği davası, Demirtaş davası, Sırrı Süreyya Önder davası ve Enis Berberoğlu davası olmak üzere birçok toplumsal ve siyasal davada karar veren hakimdi, reisti. Sonra ne oldu? Getirdiniz, Bakan Yardımcısı yaptınız, yargı mensubunu Bakan Yardımcısı yaptınız, yürütmeye aldınız, sonra aldınız, getirdiniz, yine Ekim 2024 operasyonuyla Cumhuriyet Başsavcısı yaptınız İstanbul'a, sonra operasyonlara başladınız. Şu anda vatandaş "İstanbul'da Büyükşehir Belediyesine yönelik yapılan Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanlarına yapılan, Cumhurbaşkanı adayımız, 15 buçuk milyon dayanışma oyuyla seçilen Ekrem İmamoğlu'na yapılan operasyon siyasi operasyondur." diyor ama Akın Gürlek ne diyor, Akın Gürlek? Bakınız, Akın Gürlek diyor ki: "Yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyası bu." dedi. Akın Gürlek 1 Eylülde adli yıl açılış töreninde gazetecilere mülakat veriyor ve diyor ki: "Biz kuyumcu terazisi hassasiyetiyle iş yapıyoruz." diyor, sonra diyor ki: "Etkin pişmanlık kapsamında ifadeler mutlaka avukatlar eşliğinde alınıyor." diyor, "Her şeye rağmen biz zorlamıyoruz, biz baskı yapmıyoruz, tam tersine, onlar etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyenlere baskı yapıyorlar." diyor. Yahu, arkadaşlar, çöktü, çöktü, dava tel tel çöktü! Etkin pişmanlıktan yararlanma konusunda çıkıp da birçok etkin pişmanlıktan yararlanmak için gerekçe vermiş olan birçok sanık şu anda açıklama yapıyor "Çocuğumuzla, eşimizle karımızla, kocamızla biz orada tehdit edildik." diyor, "Vermiş olduğumuz ifadeler doğru değildir." diyor. Çöktü, dava çöktü, dava çöktü! İpek Hanım, Medya AŞ'nin Genel Müdürü, İpek Hanım Afyon'a gönderildi, Afyon'a giderken sekiz saat ters kelepçeyle gönderildi, on iki ay, on üç ay orada yatırıldı, yerde yatırıldı. Gene, Medya AŞ'nin Genel Müdür Yardımcısı hakkında çıplak arama uygulandı. Uygulandı, çıplak arama uygulandı. Gazeteci İsmail Arı'ya çıplak arama uygulandı. Yazık değil mi? Hangi hukuk devletinden bahsediyoruz? Hangi demokrasiden bahsediyoruz? Milletvekillerinin güvenliği yok, milletvekillerinin hukuku yok. Hangimizin sokağa çıktığımız zaman milletvekillerinin dokunulmazlığı... Ne dokunulmazlığı? Her an Karma Komisyona gelecek fezlekelerden, her an Karma Komisyondan sonra Genel Kurula gelecek milletvekilliği dokunulmazlıklarından bahsediliyor. Nerede bahsediliyor? Bir gün önce, iki gün önce bahsediyorlar, ondan sonra üçüncü gün geliyor. Nerede? Yandaş birçok kanalda. Biz artık birçok olayı, birçok şeyi, Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğine yönelik, Ana Muhalefet Partisinin kurumsal kimliğine yönelik, milletvekillerine yönelik, belediye başkanlarımıza yönelik birçok şeyi haber sitelerinden, yandaş haber sitelerinden öğreniyoruz; "Şu, şu atılacak; şu, şu cezaevine girecek; şu, şu gözaltına alınacak, aynı gün Silifke ve Adalar Belediye Başkanlıklarına operasyon yapılacak." Hukuk bu mudur arkadaşlar, hukuk bu mudur? Nerede TCK 258? Nerede soruşturmanın gizliliği? Nerede bu ifadelerin çarşaf çarşaf televizyonlarda yayınlanması? Bu memlekette, Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı olmak ya da muhalif olmak, bu memlekette iktidara karşı açıklamalarda bulunmak suç mu? İşte geldiğimiz nokta, ifade özgürlüğü; geldiğimiz nokta, örgütlenme özgürlüğü; geldiğimiz nokta, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ihlalleriyle geldiğimiz nokta.

Değerli arkadaşlar, buradan çıkarak şunu söylemek istiyorum: Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Adalet Komisyonu Grup Sözcüsüyüm, otuz beş yıllık ceza avukatıyım. Silivri Cezaevindeki Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem Başkana ve... Silivri Cezaevinde tutsak olan Onursal Adıgüzel, Ekrem İmamoğlu, Ömer Güler, Resul Emrah Şahan, Hasan Akgün, İnan Güney, Utku Caner Çaykara, Şerafettin Can Atalay, Buğra Gökçe, Selçuk Kozağaçlı, Tayfun Kahraman ve Hasat Doğukan Kurnaz'la 12 Haziran Cuma günü görüşmek için Adalet Bakanlığına vermiş olduğum dilekçeye üç gün sonra bizzat bana gelen telefonla olumsuz görüş bildirilerek görüşmem engellenmiştir. Ben Adalet Komisyonu Grup Sözcüsü, Aydın Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinin hukukçu bir milletvekili olduğum hâlde hangi hakla, hangi yetkiye Adalet Bakanın yetkileri benim görüşmemi engellemektedir? Bunu sormak istiyorum, açık ve net sormak istiyorum. Değerli arkadaşlar, bu, açıkça Türkiye'nin bir milletvekilinin geldiği noktada milletvekiline yapılan açık bir ihlaldir. Bakınız, arkadaşlar, Hükümlülerin ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkındaki Yönetmelik'in 40'ıncı maddesi açıktır, idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmadan milletvekillerince talep edilen görüşmeleri yerine getireceğini yazmaktadır. Adalet Bakanlığı yetkilileri hangi hak ve hukukla bir milletvekilinin talebini reddedebiliyorlar? Anayasa’nın 144'üncü maddesi açıktır. Gerekçeyi söyleyeceksin, idarenin vermiş olduğu kararlarda gerekçe önemlidir. Gerekçe nedir? Bir milletvekilinin görüşme hakkının ortadan kaldırılmasının gerekçesi nedir? Sonra, bakıyorsunuz Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı o gün açıklamada bulunuyor "'Ekrem İmamoğlu ile milletvekillerinin görüşmesi yasaklandı.' diye haberler çıkmıştır. Ekrem İmamoğlu'nun milletvekilleriyle görüşmesinin yasaklandığına ilişkin paylaşımlar yapıldığı görülmüştür. Ceza infaz kurumlarımızda kalan tüm tutuklu ve hükümlülerin ziyaret hakları mevzuat çerçevesinde eksiksiz şekilde kullandırılmakta olup -bakın, mevzuat çerçevesinde eksiksiz şekilde kullandırılmakta olup- belirtilen paylaşım içerikleri gerçeği yansıtmamaktadır. Paylaşımın yapıldığı sosyal medya hesaplarının kullanıcıları hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca TCK'nın 217/a maddesi kapsamında soruşturma başlatılmıştır." diyor. Aynı gün, benim talebimi reddedildiği gün. Benim milletvekili olarak Ekrem İmamoğlu Başkanımla görüşmem Adalet Bakanlığı tarafından engellenmiş açık ve net, demek ki çıkan haberler doğruymuş, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı doğruyu söylemiyor. Adalet Bakanlığı tarafından tutuklu Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'na tecrit uygulandığı haberlerinin gerçek olduğu açıkça anlaşılıyor. Hangi hukuktan bahsediyoruz? Hangi adaletten bahsediyoruz? Değerli arkadaşlar, bu konuda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı hakkında işlem yapılacak mıdır? Adalet Bakanlığında, bizimle, milletvekilleriyle görüşme görüşme izni vermeyen yetkililer hakkında işlem yapılacak mıdır? Burada açık ve net soruyorum, Bakan Yardımcısı var, burada yetkililer var.

Değerli arkadaşlar, bir şey daha söyleyeyim: İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı mutlak butlan kararından sonra, 20 Mayısta verilen mutlak butlan kararından sonra Cumhuriyet Halk Partisinin 4-5 Kasım 2023 38'inci Kurultay delegelerinin bir günde 1.003 imza toplamasına müteakip hemen bir açıklamada bulundu "1.200 delegenin, eşlerinin ve çocuklarının banka hareketleri hakkında MASAK raporlarıyla bir inceleme başlattık." dedi. Ya, sen kimsin ya, kimsin sen! Ben kurultay delegesiyim. Sen Ceza Muhakemesi Kanunu 160 gereğince kuvvetli bir şüphe olmadan benim, eşimin, çocuklarımın banka hesapları hakkında nasıl inceleme başlatırsın? 1.200 kişi paket midir? 1.200 kişinin şahsi sorumluluğu yok mudur? Böyle savcılık mı olur, böyle yetki mi olur? Hukuksuzluğun en büyük örneklerinden biri budur. 1.200 kişiyi nasıl ayırdın ya da ayırmadan haklarında soruşturma yapıyorsun? Ben de bir delegeyim. Suçun şahsiliği prensibi gereği benim, çocuklarımın, eşimin hakkında MASAK incelemesince kuvvetli suç şüphesi yoksa nasıl soruşturma açarsın? Ondan sonra Cumhuriyet Başsavcılığından bahsediliyor, AİHM kararlarından bahsediliyor, başka kararlardan bahsediliyor.

Değerli arkadaşlar, Süleyman Demirel, hakkını helal etsin, hakkında çok konuştum. Turgut Özal, hakkını helal etsin, hakkında çok konuştum. Süleyman Demirel'in bir sözü var: "Camiye siyaset girerse ibaret biter. Adliyeye siyaset girerse adalet biter." demiştir. İşte, geldiğimiz nokta budur. Yargının siyasallaştığı, muhaliflerin sindirildiği, konuşanların cezalandırıldı, Aydın gibi yerde, Aydın gibi Yörük obasında Çine'de 4 bin kişilik cezaevinin yapıldığı bir memlekette hangi hukuktan, adaletten bahsediyorsunuz? Hangi adil yargılama hakkından bahsediyorsunuz? Rahmetli annem evden çıkarken, daha iki hafta önce "Oğlum fazla konuşma." diyordu. "Neden?" diye soruyordum "İçeri girersin." diyordu. Düşünebiliyor musunuz. Kuyucak pazarında dolaşırken domates satan, marul satan teyzem "Ya, oğlum "Ekrem Başkana selam söyle, Özgür Başkanın yanaklarından öpüyorum." dedi, sonra yanıma geldi, eğildi "Bir şey olmaz değil mi? Beni götürmezler oğlum." dedi. Düşünebiliyor musunuz, korkuya bakın ya, korkuya bakın, Türkiye'nin geldiği noktaya bakın. Esnafından tutun da işçisine kadar, pazarda satan teyzemize kadar korku iklimine gelinmiş, korkuya girilmiş durumda.

Değerli Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi getirdiğiniz pakette bazı olumlu düzenlemeler var ama anayasal aykırılıklar da var. Ya, bir şey var, Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, Anayasa Mahkemesi iptal ettikten sonra bir bakıyoruz düzenlemeler geliyor, Anayasa Mahkemesinin iptal kararına uygun bir yasa düzenlemesi yaptık. Yapmıyorsunuz, yapmıyorsunuz arkadaşlar, yapmıyorsunuz. Aynı ifadeyi cümlesini kelimesini döndürüyorsunuz gene Anayasa'nın iptal ettiği, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenlemenin aynısını getiriyorsunuz. Yani bunu neden yapıyorsunuz arkadaşlar? Size bir şey demiyorum, imzacı arkadaşlar bir şey demiyorum. Yahu, yeter artık! Bu saraydaki hukuk kurumu mudur, Mehmet Uçum mudur... Yeter artık! Artık Türkiye'nin gündemi bu getirilen paketteki, torba yasalardaki şeyler değildir; Türkiye'nin gündemi adalettir, özgürlüktür, cezaevleridir, hasta mahkûmlardır, Türkiye'nin gündemi İdare ve Gözlem Kurullarının yaptığı keyfîliklerdir arkadaşlar. İdare ve Gözlem Kurulları var. Bas bas bağırıyoruz "Getirin, bu konuda düzenleme yapalım." diyoruz, getirilmiyor, getirmiyorlar. Ne anlatayım? Cezaevleri İdare ve Gözlem kuruluları... Arkadaşlar, cezaevinde iyi hâlli olduğu iddia edilen birçok mahkûm var. Cezaevleri İdare ve gözlem kurulları keyfîliğe başlamış durumda. Hangisinden bahsedeyim? Birçok ihlal var. Büyük bir kısmı idare ve gözlem kurullarının keyfî tutumlarından kaynaklanıyor. Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı tahliye edilmesinin üzerinden yirmi dört saat geçmeden İdare ve Gözlem Kurulunun hukuksuz kararıyla yeniden cezaevine konuldu arkadaşlar. bir gün geçmedi cezaevine konuldu. Yerine kayyum atandıktan sonra tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı denetimli serbestlik kapsamında yaptığı tahliye başvurusu talebi İdare ve Gözlem Kurulunun keyfî kararıyla reddedildi. Gözlem kurulları kendisini mahkeme yerine koyarak mahpuslar hakkında... İyi hâlli olup olmama durumları hakkında değerlendirme yapan bu kurul birçok hukuksuzluğa imza atıyor ve atmaya devam ediyor. Yönetmelik yürürlüğe girmeden önceki dönemlere ait disiplin cezalarını gerekçe göstererek geçmişe yürüme yasağı ilkesine aykırı uygulamalarda bulunuyor. Subjektif kanaatlerle mahpusların özürlük umudunu baltalıyor, hiçbir somut ölçüt içermeyen değerlendirmeler yapıyor. Denetlenebilirliği yok, siyasi mahkûmların yazdığı makaleleri örgütsel faaliyet olarak nitelendiriyor. Yani "Bu konuda bir adım atacak mısınız?" diye sordum, gene bir şey yok yargı paketinde; yok. Yargı paketinde özgürlükler yok, yargı paketinde adalet yok, yargı paketinde vatandaşı soluklayacak, uygulamalarda hâkim ve savcıların siyasi anlamda baskısını ortadan kaldıracak hiçbir şey yok, yok. Olmayınca ne oluyor? Olmayınca da geldiğimiz noktada bu hâle geliyoruz.

Arkadaşlar, bir süreç komisyonumuz var. Var değil mi? Var. Süreç komisyonumuzun raporu var, o raporla ilgili Sayın Meclis Başkanıma sormak istiyorum: Ne yapıyorsunuz? Ne yaptınız? Bu Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonunun verdiği raporla ilgili ne yaptınız? O raporda ne var? Anayasa Mahkemesi kararları uygulanacak diyor, AİHM kararları uygulanacak diyor, toplumsal barışın inşası için ifade özgürlüğü, Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset ilkelerine uyulacak diyor. Ne yaptınız? Ne yapıyorsunuz? Ses yok. Komisyonu topla... Biz eski SHP'de siyaset yaparken bir konu da karar vermeyeceksek komisyon toplayalım derdik, aynı şey burada mı yapılıyor? Türkiye'nin demokratik bir topluma, hukuk devletine, demokrasi ve özgürlüklere ihtiyacı var. Türkiye'nin geleceği demokrasiden geçer, Türkiye'nin geleceği anayasal hak ve özgürlüklerin uygulanmasından geçer, yargı bağımsızlığından geçer, yargı tarafsızlığından geçer, kuvvetler ayrılığından geçer, denge ve denetlemeden geçer, hesap sorulabilir bir yönetim anlayışından geçer. Bunları yapamazsak, bunları birlikte yapamazsak AK PARTİ milletvekilinin de MHP milletvekilinin de DEM milletvekilinin de İYİ Parti milletvekilinin de Saadet Partisi milletvekilinin de hiçbirimizin güvenliği yok arkadaşlar, yok.

Değerli arkadaşlar, son olarak şunu söylemek istiyorum: Son geldiğimiz noktada biz İç Tüzük 38 gereği komisyonlar kendilerine havale edilen tekliflerin Anayasa'ya uygunluğunu tetkik etmekte yükümlüdür. Kanun teklifi hakkında Kanunlar ve Kararlar Başkanlığından Anayasa'ya uygunluk değerlendirmesi ve etki analizi görmedik. Bu konuda Adalet Komisyonu üyelerine etki analizi konusunda herhangi bir rapor da verilmediğini gördük. Bu itirazımız etki analizinin yapılması ve özellikle kanun teklifinin görüşüldüğü bu Komisyonun üyelerine verilmesi zorunludur. İç Tüzük hükümlerine uygun bir süreç yürütülmesi gerekiyor ve bu çerçevede bizler Anayasa 2, Anayasa 7, Anayasa 10, Anayasa 11, Anayasa 13, Anayasa 20, Anayasa 35, Anayasa 36, 38, 88, 123, Anayasa 124, Anayasa 138, Anayasa 153'e göre açıkça aykırı olan bu paketin, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, "Yönetmelikle düzenlenir." hükmünün kaldırılarak kanunilik gereği yasayla yapılması gerektiği denildiği hâlde -özellikle arka tarafta Adalet Akademisinden arkadaşlar var- yine bazı noktalarının yönetmeliğe bırakıldığı maddelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede, özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 13 Şubat 2026'da yaptığı "IBAN mağdurlar için on ikinci yargı paketinde yasal düzenleme yapmayı planlıyoruz, dolandırıcılık yöntemlerindeki teknolojik değişime karşı adım atacağız." dediği sözün de altında kalmamasını diliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak IBAN mağdurlarıyla ilgili yapılacak herhangi bir yasal düzenlemeye de katkı sunacağımızı burada ifade ediyoruz.

Beni dinlediğiniz teşekkür ediyorum, sağ olun.