KOMİSYON KONUŞMASI

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Teşekkür ederim.

Ben her iki Bakan Yardımcımıza, kurumlarımızın temsilcilerine, Komisyonumuza dışarıdan gelerek katkıda bulunan değerli milletvekillerimize, yine bizlere değerli birikimleriyle katkı sağlayan uzman arkadaşlarımıza ve tabii Komisyonumuzun asli üyesi milletvekili arkadaşlarımıza ve Komisyon çalışanlarına selamlarımı iletiyorum.

Şimdi, bu anlaşma uygulaması ve içeriği açısından çok sayıda tartışmalı hususu barındırmaktadır. Bu hâliyle yürürlüğe konması durumunda ülkemizin ulusal çıkarlarına zarar veren sonuçlar doğuracağı açıktır. Anlaşma ilk bakışta Türkiye'ye yabancı yatırım getiren sıradan bir iş birliği girişimi gibi görünse de detaylı incelendiğinde gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti gerek ülkemizin yerli güneş enerjisi yatırımcıları açısından yanıtlanması gereken çeşitli soruları ortaya çıkarmaktadır. Anlaşmada yabancı yatırımcıya sağlanması öngörülen tavizlerin fazlalığı iktidarın, AKP iktidarının son on yıldır kendilerine ağır vergiler yüklediği yerli güneş enerjisi yatırımcılarının içinde bulunduğu şartlarla kıyaslandığında bu anlaşmanın yabancı sermayeye alan açarken yerli sermayenin önünü kesmesi açısından gerçek bir kapitülasyon niteliği taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye avantajlı coğrafi konumu nedeniyle güneş enerjisi yatırımlarının yoğun biçimde gerçekleştirildiği bir ülkedir. Ülkemizin kurulu güneş enerjisi gücünün çok büyük bir bölümü de kendi üreticilerimiz ve tedarikçilerimiz tarafından inşa edilmiştir, az önce de açıklandı. Bu anlaşmada Türkiye'nin toplam güneş enerji kapasitesinin yüzde 10'unu aşan bir diliminin bir yabancı işletmeye üstelik alım garantili olarak teslim edilmesi vardır. Hükûmet az önce de söyledim yerli üreticilerden çok ağır miktarda vergiler almakta, üreticinin kârının neredeyse yüzde 70'ine el koymaktadır. Mevcut tarifeye göre güneş santrali sahipleri aşağıdaki ödemeleri devlete yapmak yükümlülüğündedir; sistem kullanım bedeli kilovat başına 208 kuruş, gelir vergisi yüzde 25, KDV yüzde 20, yıllık işletim ücreti.

Son düzenlemelerle Hükûmet hâlihazırda güneş enerjisi yatırımlarından ticari gelir elde eden firmalara baskılarını bireysel tüketicilere kadar da indirmiştir. Kendi özel konutunda ihtiyaç fazlası güneş elektriği üreten şahıslara dahi neredeyse ceza kesilmekte ve "fazla üretim bedeli" başlığıyla konutlardan para talep edilmektedir.

Uluslararası anlaşmanın kabulüne dair kanun teklifi metninin gerekçesinde yer alan "Böyle bir dönemde ülkemiz enerji arz güvenliğinden taviz vermeden enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak ve net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasını temin edici politikalar yürütmektedir. Bu politikaların önde gelen unsurlarından biri yenilenebilir enerji kaynaklarından azami düzeyde faydalanılmasıdır. Başta güneş, rüzgâr olmak üzere bu kaynakların ulusal enerji tüketimindeki payının artırılmasıyla yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılması hedeflenmektedir." ifadeleri gerçekleri yansıtmamakta, Hükûmet sadece üreticiyi değil, tüketiciyi dahi caydırıcı politikalar izlemektedir.

Böyle bir ortamda çok sayıda vergi muafiyetiyle Türkiye'de güneş enerjisi santrali kurma iznine sahip olması bir şirketin Hükûmetin kendi üreticilerinin aleyhine bariz bir çifte standarda işaret etmektedir.

Anlaşmanın 2'nci maddesi (3)'üncü fıkrasında belirtildiği üzere Suudi Arabistan'dan gelecek yatırımcı şirketin kuracağı her iki güneş enerjisi santralinin kapasitesi ve sonraki fazlardaki hedefleri mevcut gücün yüzde 10'una tekabül etmektedir. Yine (4)'üncü fıkra üzerinde anlaşıldığı takdirde 3 bin megavata kadar artırılabilecek faz 2 projelerinin yapılmasına izin vermektedir. Üstelik 2'nci madde (5)'inci fıkrada aktarıldığı üzere faz 2 projelerinin kurulması sonrası yapılacak alımlarda aradan geçen zamanda elektrik piyasasındaki dönüşümler dikkate alınmadan anlaşmanın yürürlüğe girdiği ilk dönemin şartları ve tarifeleri esas alınacaktır. Bu hükmün ileride Türkiye'yi zararına alım yapmak durumunda bırakacağından endişe duymaktayız.

Güneş enerjisi santrallerini inşa edecek geliştirici şirketin statüsünü ve haklarını tanımlayan 4'üncü maddenin (1)'inci fıkra (a) bendi geliştirici firmanın Suudi Arabistan şirketi olarak muamele göreceğini beyan etmekte, geliştirici üzerinde Türk hukukunun ve Türkiye'nin yargı organlarının denetimini tartışmalı hâle getirmektedir. (C) bendi ise Suudi Arabistan tarafına geliştirici şirketi tayin etme yetkisi vermekte fakat Suudi Hükûmetine bu şirkete ait yükümlülüklerden muafiyet tanımaktadır. Hükme göre Türk tarafı sadece kendi takdirine bağlı olarak geliştiricinin onaylanmasına ilişkin kararını Suudi Arabistan tarafına bildirecektir. Ticari esaslara göre faaliyet gösteren geliştirici Suudi tarafını temsilen hareket etmeye yetkili değildir. Burada Türk tarafının geliştirici şirketi seçme hakkı bulunmadığı gibi, bu şirketi reddetme hakkının yer alıp almadığı da muğlaktır. Türk tarafının Suudi Hükûmeti tarafından tayin edilen geliştirici şirketi hangi şartlarda reddedebileceği, reddetmesi durumunda yeni bir şirketin ne şekilde belirleneceğine dair hükümler de bulunmamaktadır.

5'inci maddenin (4)'üncü fıkrası geliştirici Suudi firmasını Türkiye'de enerji piyasasında ileride oluşacak değişikliklerden muaf tutacak bir düzenlemeyi içermektedir. Yerli üreticiler için her geçen yıl üretim ve satış şartlarını zorlaştıran, vergileri arttıran Hükûmetin bu kararı Suudi firmasına verilen ayrıcalıkları daha da ileri taşımaktadır. Aynı maddenin (5)'inci fıkrası "Her bir Santral ile ilişkili çevresel katkılar, ilgili Ulusal Mevzuata bakılmaksızın, her bir Proje Şirketi ile Alıcı arasında geçerli maliyetler ve vergiler düşüldükten sonra net, elli-elli esasına dayalı, eşit olarak paylaşılacaktır." hükmüyle Türk tarafı aslında tamamını geliştiricinin üstlenebileceği bir sorumluluğun yarısını üzerine almaktadır. (6)'ncı fıkra içerisinde yer alan hükümler Türk tarafı ve Suudi geliştirici arasındaki her bir yatırım anlaşması, arazi sözleşmesi, elektrik satın alma sözleşmesi kapsamında yaşanabilecek uyuşmazlıkların uluslararası tahkim yoluyla çözülmesini öngörmektedir. Normal şartlarda yabancı yatırımcılar hususundaki uyuşmazlıkları tahkimde çözmek makbul olsa da Türk tarafının Suudi yatırımcılara bu kadar avantaj ve muafiyet tanıdığı bir anlaşmada Türkiye'nin kendi sınırları içerisindeki yatırım konusunda söz sahibi olmaması dikkat çekici, uyuşmazlıkların taraflar arasında dostane diplomatik görüşmeler yoluyla çözülmesi opsiyonunun neden tercih edilmediği merak konusudur. Bu ilke antlaşmanın 11'inci maddesinde belirtildiği üzere, anlaşmanın yorumuna dair uyuşmazlıkların çözümü söz konusu olduğunda geçerli olup asıl maddi uyuşmazlıklar söz konusu olduğunda devre dışı bırakılmaktadır.

Elektrik satın alma anlaşmalarını düzenleyen 7'nci madde mevcut hâliyle yalnızca Suudi tarafına avantaj sağlayan, Türkiye'ye maddi açıdan külfet oluşturabilecek birçok unsur içermektedir. Öncelikle anlaşma kapsamındaki Faz 1 Projeleri incelendiğinde Sivas ve Taşeli Güneş Enerjisi Santrallerinin planlama dâhilinde olduğu görülmektedir. Her biri bin megavat kurulu güce sahip olacak bu santraller için euro bazlı ve otuz yıl süreli bir alım garantisi sunulmaktadır. Ödeme yapısı çerçevesinde ilk beş yıl için daha yüksek, takip eden yirmi beş yıl içinse daha düşük bir fiyatlandırma modeli öngörülmüştür. Buna göre, Sivas GES için ilk beş yıl boyunca megavat başına 47,5 euro, sonraki yirmi beş yıl için ise 23.415 euro alım fiyatı garanti edilmiştir. Taşeli GES projesinde ise ilk beş yıl için 47,5 euro yine, sonrasında ise 19.950 euro olarak belirlenmiştir.

Burada bir ara vererek Sayın Bakan Yardımcısının dikkatini bir konuya çekeceğim; belki görmüştür, basında da yer aldı. Şimdi, elimde Enerji Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar'ın 3 Şubat tarihli basın açıklaması var, bu anlaşmanın, bahsettiğiniz anlaşmanın Suudi Arabistan'da imzalandığı gün. Bu anlaşmada Sayın Bayraktar diyor ki Sayın Bakan: "Biz yirmi beş yıl boyunca bu fiyattan elektrik alacağız; Taşeli için 1,995, Sivas için 2,3415." Yirmi beş yıl boyunca elektrik alımı yapılacağını söylüyor yani şubat ayında Sayın Bakanın Suudi Arabistan'da Türkiye'ye, dünyaya açıkladığı metinde yirmi beş yıl boyunca alınacak fiyattan bahsedilmekte ama bizim önümüze gelen anlaşmada otuz yıllık bir anlaşmadan bahsediyoruz ve ilk beş yılında Sayın Bakanın bahsettiği rakamlar bulunmamakta, tam tersine, yüksek rakamlardan bahsediliyor. Bu noktada, Türk kamuoyuna açıklarken, "Tarihî anlaşma." diye açıklama yapılırken ortaya çıkıyor ki tarihî bir ek fatura var. Sayın Bakanın açıklaması mı doğru, önümüze getirdiğiniz metin mi doğru? Buna da yine muhtemelen söz aldığınızda şey yapacaksınızdır çünkü siz de bulabilirsiniz, Bakanlığın sitesinde de olduğunu tahmin ediyorum bu açıklamanın. Burada beş yıl için verilecek ilk beş yılın fiyatları Sayın Bakan tarafından duyurulmamıştır. Bilinçli midir, bilinçsiz midir, sonradan mı eklenmiştir, ben bunu bilemem ancak bir milletvekili olarak bunu sormak benim zaruri sorumluluğumdur. İnşa edilecek santrallerden üretilecek elektrik enerjisi otuz yıl süreyle EÜAŞ tarafından satın alınacak, bu alım işlemi al ya da öde esasına dayalı olacak yani ihtiyaç olmasa da ödeme yapılacaktır.

Kolaylaştırıcı hükümleri düzenleyen 8'inci maddenin (4)'üncü fıkrası proje şirketleri "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mümkün ve mevcut olduğu ölçüde yerli iş gücü, mal ve ulusal hizmetlerin kullanılmasına azami gayret gösterecek ve yerlileştirme fırsatlarını araştıracaktır." şeklinde bir hüküm içeriyor olsa da geliştirici Suudi şirketinin personel seçiminde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tercih etmesi hususunda bağlayıcı nitelik taşımamaktadır.

Bir yabancı yatırımcıya azami düzeyde kolaylık sağlandığı bir durumda Türk...

BAŞKAN FUAT OKTAY - Utku Bey, müsaadenizle ben tekrar bir şeye gireyim. Zaten bunların birçoğunun tamamının üzerinden geçtik aslında yani ilave varsa...

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Tabii ama bir derli toplu kayda geçsin diye...

BAŞKAN FUAT OKTAY - Yoksa Semra Hanım oradan isyan ediyor bak "Sıra bana ne zaman gelecek?" diye.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Tabii; gelecek, gelecek.

BAŞKAN FUAT OKTAY - Herhâlde sayfa sayısı fazla ki sayfaları sayıyor.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Bir yabancı yatırımcıya azami düzeyde kolaylık sağlandığı bir durumda Türk tarafının karşı taraftan en azından belli bir yüzdelik oranda T.C. vatandaşının istihdamını talep etmemiş olması büyük eksikliktir. (5)'inci fıkra yabancı personel istihdamını mümkün kılmakta, yerli ve yabancı çalışanların sayısı ve oranına yönelik sarih bir hüküm belirtilmemektedir. Türk Hükûmeti Suudi Hükûmetinin bir mali sorumluluk üstlenmediği bu anlaşmada kamu eliyle otuz yıl boyunca alım garantili elektrik üretimi için kendi topraklarında bir Suudi girişimci firmaya güneş santrali kurdurmakta, kapasite tahsis etmektedir. Alım garantili sözleşmeden doğan alacakların EÜAŞ tarafından zamanında ödenmemesi hâlinde devlet sorumluluk alacaktır. 8'inci maddenin (7)'nci fıkrasına göre Suudi Hükûmetinin mali sorumluluk almadığı anlaşmada garantili elektrik alım sözleşmesi kapsamında proje şirketine ödenmesi gereken bedel vadesini otuz gün süre aştığı hâlde ödenmemişse ya da EÜAŞ özelleştirilmişse, iflas etmişse, tasfiye ya da yeniden yapılandırma kapsamına girmişse alıcı konumundaki EÜAŞ'ın mali yapısı, sahiplik oranı varlığı değişmişse Türk Hükûmeti devreye girecektir. Altı ay içinde Suudi şirketinin alacaklarının aksamaması için kredi itibarına sahip teknik ve finansal yeterliliği olan başka bir alıcı tüzel kişiyi EÜAŞ yerine atayacaktır.

Normal şartlarda ulusal çıkarlara uygun olduğu takdirde ticaret ve yatırım konularında bir yabancı ülkeye "en gözetilen ulus" statüsü tanınarak avantajlar sağlanabilir fakat yabancı yatırımcıya avantajlar sağlandığı durumlarda dahi yatırımcıya ilave maliyeti olmayan konularda ev sahibi ülkenin ihtiyaçlarını gözetecek düzenlemeler öngörülebilir. GES'lerin yatırım planında en azından gerekli malzemelerin Türkiye'de dünya standartlarında oldukça yüksek kalitede üretilen güneş panelleri bulunduğunu hatırlatarak Türkiye'nin yerli üreticilerinden tedarik edilmesini öngören bir maddenin dahi olmaması yine dikkat çekicidir.

Teşvikler, vergilendirme, döviz ve muhasebe hükümlerini düzenleyen 10'uncu madde yerli güneş enerjisi yatırımcılarının mahrum bırakıldığı yüksek avantajlı yatırım olanağını Suudi geliştirici firmaya sağlamaktadır. Öncelikle, anlaşma kapsamında yatırımı gerçekleştirecek Suudi şirkete ücretsiz arazi tahsisi yapılmaktadır. Proje şirketleri arazi haklarının temin edilmesi, kiralanması ve kullanımı için herhangi bir bedel ödemeyecektir. İrtifak, kamulaştırma, mera vasıf değişikliği ve orman izinleri gibi gerekli tüm arazi hakları EÜAŞ tarafından kendi adına edinilecek ve tescil edilecektir. Devlete ait taşınmazlar ile orman arazileri üzerindeki kullanım izinleri ise kırk dokuz yıl süreyle tesis edilecektir. Ayrıca, santral sahasının 500 metre yarıçapı dâhilindeki her türlü yapılaşma Türk makamlarının onayına tabi tutularak santralin operasyonel güvenliği koruma altına alınacaktır. Yatırımcı şirketlere yani standart süreçlerin oldukça üzerinde vergi avantajları da sunulmaktadır. Herhangi bir yatırım teşvik belgesi alınmasına gerek duyulmaksızın kurumlar vergisi teşviki doğrudan uygulanacaktır. Proje için ithal edilecek her türlü ekipman KDV, ÖTV'den muaf tutulacaktır, yedek parça ve sarf malzemesi dâhil. Ekipman ve malzemelerin yurt içinden temin edilmesi durumunda da KDV muafiyeti hakkı tanınmıştır. Projelerin geliştirilmesi, inşası ve işletilmesiyle ilgili belgeler ticari işletmeye geçiş tarihine kadar yine damga vergisinden istisna edilmiştir.

Anlaşmanın hukuki mimarisi dikkatle incelendiğinde, otuz ile kırk dokuz yıl boyunca Türkiye'nin egemen düzenleme yetkisini, yargı yetkisini ve mali yükümlülük çerçevesini özel bir hukuki rejime tabi kılan bir yapıyla karşılaşılmaktadır. Anlaşma, yapısı itibarıyla bir enerji yatırımı sözleşmesinden çok daha geniş bir hukuki rejim inşa etmektedir. Anlaşmaya konu yatırımların doğrudan yabancı yatırım niteliği taşımasının hukuki ve politik sonuçlarına bakıldığında ikili yatırım sözleşmesiyle çok uluslu şirketlerin Türkiye'ye çekilmeye çalışıldığı görülmektedir. Çok uluslu enerji şirketlerini Türkiye'de yatırım yapmaya ikna edebilmek adına yatırımın ekonomik ve politik riskleri azaltılmaya çalışılmaktadır. Politik riskin azaltılması demek Türkiye'deki hukukun çok uluslu şirketleri ikna edebilmek adına esnetilmesi, bu şirketlere özgü istisnai rejimlerin inşası anlamını taşımaktadır. Anlaşma ulusal mevzuatın belirli alanlarda fiilen askıya alınmasını sağlayan bir hukuki istikrar parantezi, yatırımcı-devlet anlaşmazlık çözümünün tahkim yoluna tabi tutulması, otuz yıl boyunca döviz cinsinden sabitlenen bir tarife düzenlemesi, kamu arazilerinin bedelsiz tahsisi ile geniş çaplı vergi, harç, resim muafiyetleri, yasama denetimini büyük ölçüde dolanan değişiklik mekanizması ve yerli yatırımla iş gücü noktasında bağlayıcı olmayan hükümleriyle "dışa bağımlılığı azaltma" söylemiyle çelişmektedir ve sorunludur. Anlaşma kapsamında proje şirketinin yabancı yatırımcı olarak nitelendirilmesi sağlanarak iç hukukta yargı yolunun devre dışı bırakılmasının önü açılmaktadır. Bu husus, uluslararası yatırım hukuku kapsamında Türkiye'nin egemen düzenleme alanını daraltmaktadır. Literatürde "düzenleyici çekingenlik" olarak kavramsallaştırılan bu durum devletleri uluslararası uyuşmazlıklara yol açabileceği korkusuyla etkin düzenlemeler ve denetimler yapmaktan geri duracakları bir pozisyona itmektedir.

Anlaşmanın, yine, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kanunu ve bu Kanun'a ilişkin ikincil düzenlemeler hariç olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üreten santrallere ilişkin ulusal mevzuat, projelere ve her bir proje şirketine uygulanacak olması, Suudi şirketler lehine istisnai rejim öneren bu düzenlemeye göre YEK kanununun ikincil düzenlemeleri bu projelere uygulanmayacaktır.

BAŞKAN FUAT OKTAY - Arkadaşlar diyor ki: "Utku Bey eski performansını yakaladı."

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Aynı koşullarda Türkiye'de yatırım yapan diğer özel şirketlere 5346 sayılı Kanun ve bağlı mevzuat uygulanırken Suudi yatırımcılara kişiye özel hukuk düzenlenmektedir. Belirli bir yatırım için tahsis edilmiş, sadece o yatırıma uygulanacak özel bir hukuki rejim kurulmaktadır.

Anlaşmanın tanımları içeren 1'inci maddesinin (31)'inci fıkrasıyla 5346 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesine atıf yaparak YEKA'lar tanımlanmış, (34)'üncü fıkrada ise sahalar YEKA'larda yer alan ve koordinatları yatırım anlaşmasına verilecek olan sahalar olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlardan hareketle anlaşmada öngörülen projeler YEKA'larda gerçekleştirilecek ancak 5346 sayılı Kanun'da bu alanların tahsisinde ve işletiminde uygulanması gereken rejim devre dışı bırakılacaktır. Böylelikle 5346 sayılı Kanun'un yatırımcıyı bağlayan hukuki yükümlülükleri yönünden istisna rejimi kurulmuştur. Söz konusu projelerin YEKA mevzuatından muaf olarak kurulmasının Suudi şirkete yukarıdaki maddelerde bahsedilen avantajların yanında rekabet ve ihalelerden muafiyet sağlaması, ileride iç hukuk açısından da Türkiye'nin ulusal çıkarlarına aykırı olumsuz emsaller yaratma potansiyeline sahiptir. Şayet YEKA mevzuatı uygulansaydı yatırımcı bu alanı ihale yoluyla ve en düşük tarifeyi sunması ihtimalinde alacakken anlaşmada sahanın tahsisi de dâhil birçok aşamada ihalesiz faaliyet imkânı öngörülmektedir. Suudi hükûmetinin belirleyeceği tek bir şirketin bu nitelikte bir yatırım yapması ticarette rekabeti düzenleyen hiçbir iç hukuk mevzuatıyla bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak, bu anlaşma enerji bağımsızlığı, kamu maliyesinin korunması, anayasal egemenlik, çevre adaleti ve demokratik denetim gibi birçok siyasi başlıkta sakıncalar içermektedir. Partimizin yenilenebilir enerji geçişinin yerli sanayi, enerji kooperatifleri, belediye yatırımları ve kamu üretimi temelinde kurulması gerektiği tezinin tam karşıtı bir mimari oluşturulmuş ve AKP iktidarının özel ilişkilere sahip olduğu bir ülkenin tek bir yatırımcı şirketine tahsis edilmek istenmiştir. Enerjide dışa bağımlılık olgusu sadece enerji kaynağı yönünden dışa bağımlılığa indirgenmemelidir. Enerji kaynağının kullanımı noktasında egemenlik ve yetki haklarına sahip olunabilmesi için finansman yönünden de bağımsız olmak gerekmektedir. Çok uluslu şirketler eliyle yönetilen bu süreç, yerli ekipman ve iş gücü kullanımını dışlarken hukuku dönüştürmekte ve idari mekanizmaları devre dışı bırakmaktadır. Rekabet koşullarının kaldırıldığı, hukukun esnetildiği ortamda döviz kuruyla alım garantileri yapılması temel bir kamusal hak olan elektriğe ucuz erişim hakkını da ihlal etmektedir. Anlaşma enerji bağımsızlığını güçlendirmek bir yana yeni bir dışa bağımlılık biçimi yaratmaktadır. Bu yönüyle Türkiye'de hâlihazırda gelişmiş bir yerli, yenilenebilir enerji ekipmanı üretim kapasitesi bulunması gerçeğiyle de örtüşmemektedir. Bu açıdan anlaşma sadece dışa bağımlılığı azaltmamakla kalmamakta, var olan yerli sanayi kapasitesinin gelişimini de sınırlamaktadır.

Yukarıda sıralanan hukuki, mali, çevresel ve egemenlik boyutlu itirazlarımız hep bir arada değerlendirildiğinde, bu uluslararası anlaşmanın mevcut hâliyle kabul edilmesi çok ciddi sakıncalar doğuracaktır. Daha önce milletvekillerimiz tarafından, gerek Sayın Namık Tan gerek Sayın Yunus Emre ve diğer sözcülerimiz tarafından vurguladığımız şekilde, bu anlaşmanın bir alt komisyon kurularak tüm hususları, özellikle de yerli üreticinin nasıl dezavantajlı duruma geldiği noktasında ve yine, yerli imkânlarımızın kullanımı -ekipman anlamında olsun, diğer imkânlarımız anlamında- incelenerek tekrar ele alınmasını gerekli buluyoruz; bu noktada, bir kere daha hatırlatıyoruz.

Yine, birkaç milletvekilimiz, Sayın Oğuz Üçüncü Milletvekilimiz de aslında vurgu yaptı, etki analizini ben bir kere daha hatırlatmak istiyorum, Komisyon üyelerimizin kafalarında yine sağlıklı bir bir kanaat oluşması anlamında hâlâ bir etki analizi önümüze konmuş değil. Aslında, keşke, anlaşmayla birlikte bize gönderilmiş olsaydı Bakanlık tarafından, gerek Dışişleri gerek Enerji Bakanlığı tarafından ama şimdi, yine, bu imkân bulunmaktadır. Bu etki analizinin de yine bize sunulması ve az önce ifade ettiğim, Enerji Bakanının yirmi beş yıllık fiyat açıklaması ile önümüze gelen anlaşmada özellikle de beş yılının daha yüksek oranda olduğu ve tabii ki maliyeti artıran bu çelişkinin de yine, 3 Şubatta Sayın Bakanın ortaya koyduğu alım taahhüdüne ilişkin elektriğin faturasının 1,9 milyar euro yani maliyetinin ama 30 Nisanda Meclisimize sunulan anlaşmada bu miktarın bahsettiğim beş yıllık artışlarla 2,73 milyar euroya çıktığı yönündeki değerlendirmelerin yani 1 milyar dolarlık bir ek faturanın, Sayın Bakanın açıkladığı rakamların dışına çıkan bir ek faturanın da izahı noktasında ben Sayın Bakan Yardımcılarımızdan bilgi talep etmekteyim.

Anlayışınız için teşekkür ederim.