| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Burdur Milletvekili Mustafa Oğuz ile 64 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3669) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .05.2026 |
KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakanlık yetkilileri, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu torba yasa teklifiyle aslında son on sekiz yılda 8'inci defa varlık barışı uygulaması gündeme taşındı. Bu varlıkla ya da kayıt dışı servetle neden barışılıyor? Bununla ilgili birçok milletvekili söz kurdu, araştırmalar da yapıldı ve 8'inci defa bu iktidar tarafından yapılıyor olması tabii ki hepimizi düşündüren bir durum.
Teklif yasalaşırsa gerçek ve tüzel kişiler yurt içi ve yurt dışında bulunan kayıt dışı varlıklarını 31 Temmuz 2027 tarihine kadar beyan ederek sisteme alabilecektir. Düzenleme kapsamına para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarıyla giriliyor. Şartların sağlanması hâlinde bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbir surette vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacağı öngörülüyor, bildirilen varlık için uygulanacak vergi oranları da sabit olmayacak. Teklife göre, oran, bildirilen varlığın vadeli hesaplar, devlet iç borçlanma senetleri veya kira sertifikaları gibi belirli finansal araçlarla ne kadar süre tutulacağı taahhüt edilmesine bağlı olarak yüzde sıfır ila yüzde 5 arasında değişecektir. Bu yapı kayıt dışı servetin yalnızca sisteme alınmasını değil, aynı zamanda belirli finansal araçlara yönlendirilmesini de teşvik ediyor. 2027 yılında belirli tarihlerden sonra yapılacak bildirimlerde ise vergi oranları yarım ila 1 puan arasında artırımlı uygulanacak.
Türkiye'de 2008 yılından bu yana giderek daha sık başvurulan varlık barışı uygulamalarına böylece bir yenisini eklemiş olacak bu iktidar ancak uzmanlara göre asıl soru, bu düzenlemenin içeriğinden çok, neden tekrar tekrar gündeme geldiğidir. Hükûmet varlık barışını kayıt dışı varlıkların millî ekonomiye kazandırılması olarak tanımlıyor ama, teklifin gerekçesinde de amaç kayıt dışı varlıkların sisteme alınması ve döviz girişinin artırılması olarak ifade ediliyor ancak uzmanlara göre bu uygulamayı esasen Türkiye'nin kronikleşmiş döviz ihtiyacının kısa vadeli kaynak yaratma aracı olarak kullanıyor, Türkiye daha fazla dövizi ülkeye çekmeye çalışıyor. Türkiye'de başlangıçta istisnai bir araç olarak sunulan bu varlık barışının 8'incisinin gündeme gelmesi uygulamanın artık olağanüstü bir durumdan değil, olağan bir araca dönüştüğünü bir kez daha teyit ediyor. Ekonomistlere göre bunun arkasında yüksek dış finansman ihtiyacı yatıyor, zayıf doğrudan yatırım akışı ve yapısal reformlar yerine, hızlı likidite yaratacak araçların tercih edilmesi olduğu söyleniyor. Bu tabloyla doğrudan yatırım gelmiyor, içerdeki yatırımcı ya batıyor ya kaçıyor, sıcak para bile gelmiyor aslında, kısaca özetleyecek olursak. Bu nedenle, ekonomi yönetimi alternatif kaynak girişi kanallarına yöneliyor.
Varlık barışının en çok eleştirilen yönü ise beyan edilen servetin kaynağına ilişkin sınırlı denetim mekanizmasıdır. Bu noktada, temel sorun kaynağı belirsiz varlıkların sisteme alınmasında risk şu: Bu neyin parası, hangi kaynağın parası; uyuşturucu mu, bahis mi, diğer varlıklar mı?
Teklifte, şartlara uyulması hâlinde bildirilen varlıklar için vergi incelemesi yapılmaması da öngörülüyor, bu da kaynağı açıklanmayan servetin belirli bir vergi ödenerek veya bazı şartlarda hiçbir vergi ödemeden sisteme dâhil edilebilmesi anlamını taşıyor ancak Hükûmet bu düzenlemenin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne bağlı Mali Eylem Görev Gücüne ait olan standartlara uyumlu olduğunu savunuyor ama iddia tam aksine.
Yeni varlık barışı düzenlemesi Türkiye'nin kayıt dışı sermayeye yaklaşımına ilişkin daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Eleştirilerin merkezinde, devletin bir yandan kaynağı sorgulanmadan varlık girişini teşvik etmesi, diğer yandan ise vergi kaçışını sınırlandırmak için elindeki bazı araçları etkin biçimde kullanmaması yer alıyor. Bunun en çok tartışılan örneklerinden biri vergi cennetlerine ilişkin düzenlemelerdir. Türkiye'de vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelere yapılan transferlere yönelik özel vergilendirme hükmü bulunmasına rağmen bu mekanizmanın işletilebilmesi için gerekli liste yıllardır açıklanmadığı için düzenleme fiilen uygulanmıyor. Bu tablo, devletin kayıt dışı veya yurt içindeki serveti içeri çekmek için kolaylaştırıcı düzenlemeler yaparken sermayenin off-shore merkezlere yönelmesini sınırlayacak mekanizmaları aynı şekilde, aynı etkinlikte işletilmediği eleştirilerine yol açıyor.
Gri liste riski devam ediyor ve en çok üzerinde durulması gereken noktalardan bir tanesi de bu. Türkiye kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede eksiklikleri nedeniyle gri listeye alınmıştı; 2018'de alındı, 2024'te çıktı diye biliyorum. Bu yeni varlık barışının ilerleyen döneminde yeniden gri listeye girme ihtimali bulunuyor mu, bulunmuyor mu? Burada yeniden gri listeye girme riski daha sonraki dönemlerde risk olarak karşımıza çıkacak. Buna rağmen düzenlemenin gündeme getirilmesi kaynağın yok olmasından kaynaklanıyor.
Geçmiş uygulamaların etkisi ne oldu da bugün 8'incisini yapıyoruz? Hükûmet yeni düzenlemeyi savunurken geçmiş varlık barışlarını referans gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 2013 uygulamasında yaklaşık 50 milyar dolarlık varlığın sisteme girdiğini ifade ediyor. İlk varlık barışı 2008 yılında yürürlüğe girdi, bu düzenlemede yurt dışından getirilen varlıklardan yüzde 2 vergi alınıyordu. Resmî verilere göre, yurt içinden 20,4 milyar lira, yurt dışından da 27,8 milyar lira olmak üzere toplam 48,2 milyar lira varlık beyan edildi. Bu tutar üzerinden 1,6 milyar lira vergi tahakkuk edildi ve 1,69 milyon lira vergi tahsilatı yapıldı. 2'nci büyük düzenleme 2013 yılında yapıldı, yine Maliye Bakanı Mehmet Şimşek döneminde yapılmıştı, bu uygulamada da vergi oranı yüzde 2 olarak belirlenmişti. 2016 yılında çıkarılan düzenlemede ise farklı bir model benimsendi ve 6736 sayılı Kanun kapsamında yurt dışındaki varlıkların Türkiye'ye getirilmesine imkân tanındı ancak herhangi bir vergi alınmadı. Bu nedenle, teknik olarak bazı uzmanlar tarafından klasik anlamda bir varlık barışı değil, sıfır vergili bir varlık transferi düzenlemesi olarak değerlendirildi; bir varlık barışı değil, sıfır vergili bir varlık transferi düzenlemesi olarak değerlendirildi. Bu da aynen onu içeriyor diyebiliriz. Bu modelle Maliyeye kayıt bildirimi zorunluluğu da bulunmuyordu aslında, varlıklar doğrudan bankalara yatırılıyordu; 2018, 2019, 2020 ve 2022 yıllarında da yeni düzenlemeler hayata geçirildi. Böylece varlık barışları birkaç yılda bir başvurulan istisnai araç olmaktan çıkarılarak ekonomik sıkışma dönemlerinde tekrar eden bir politika hâline geldi ancak geçmiş uygulamaların kalıcı etkisine ilişkin kamuoyunda açıklanmış kapsamlı bir etki analizi bulunmuyor. Uzmanlara göre, sisteme giren kaynağın ne kadarının Türkiye'de kaldığı bilinmiyor, ne kadarının üretim ve yatırıma yöneldiği bilinmiyor, ne kadarının yeniden yurt dışına çıktığına dair detaylı bir veri yok. Yeni teklifte de beklenen kaynak girişine ilişkin bir etki analizi bulunmuyor.
Tekrar eden varlık barışları vergi adaleti açısından da eleştiriliyor. Düzenli vergi ödeyen mükellefler yüksek vergi yükü altında kalırken kayıt dışı servet tutanların düşük oranlarla sisteme dâhil edilmesi eşitsizlik tartışmalarını beraberinde getiriyor. Türkiye'nin en çok üzerinde tartıştığı ve itiraz ettiği noktalardan bir tanesi eşitsizliktir zaten. Uzmanlara göre, sık sık aralıklarla çıkarılan bu varlık barışları kayıt dışı sermayeye "İleride yeniden benzer bir düzenleme gelebilir." mesajı vererek vergi uyumunu zayıflatmıyor mu Sayın Bakan, sayın yetkililer?
Torba teklifi, yalnızca varlık barışını değil, Türkiye'ye yeni yerleşen ve son üç yılda Türkiye'de vergi mükellefiyeti bulunmayan kişilere yönelik geniş vergi istisnaları da içeriyor. Teklife göre, bu kişilerin yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratlar yirmi yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulacaktır. Teklifin gerekçesinde bunun Türkiye'ye döviz girişini artırma ve yabancı sermayeyle varlıklı kişileri ülkeye çekme amacı taşıdığı belirtiliyor. Bu düzenleme özellikle Avrupa'da yaşayan ve Türkiye'de yerleşmeyi düşünen Türkiyeliler açısından yeni bir vergi avantajı yaratıyor. Almanya'da yaşayan Türkler gibi yurt dışında gelir ve servet sahibi kişilerin Türkiye'ye taşınmaları hâlinde belirli şartların sağlanması durumunda bu gelirler için uzun vadeli vergi istisnaları uygulanabilecektir; bu, varlık barışıyla birlikte değerlendirildiğinde paketin genel yönünü de ortaya koymaktadır. Türkiye'nin yalnızca kayıt dışı varlıkları sisteme çekmeye değil yurt dışında geliri veya serveti bulunan kişiler için daha düşük vergili bir merkez olmaya çalıştığı yönünde eleştiriler var.
Varlık barışının 8'inci kez gündeme gelmesi uzmanlara göre bunun artık tek seferlik kriz önlemi değil ekonomik yönetimin düzenli başvurduğu araçlardan biri hâline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle, yeni varlık barışı tartışmaları yalnızca "Ne kadar para geldi?" sorusuyla sınırlı değil, asıl soru daha yapısal: "Türkiye neden her birkaç yılda bir kayıt dışı varlıklarla yeniden barışmak zorunda kalıyor?" Ve bu teklifin temel bir özelliği de şu anlama geliyor: "Ne olursan ol, nereden bulduysan, nereden nasıl elde ettiysen Türkiye'ye getir, biz vergilendirmeyeceğiz."
Teşekkür ediyorum.