| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Komisyonun çalışma konularına, çalışma takvimine, Komisyonda görevlendirilecek uzmanlar ile Komisyona davet edilecek kişi, kurum ve kuruluşların tespitine ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .05.2026 |
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kahramanmaraş'ta hayatını kaybeden 9 öğrencimize ve 1 öğretmenimize Allah'tan rahmet diliyorum. Durumu kritik olan çocuğumuz başta olmak üzere tüm yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.
Tabii, sizler de söylediniz, maalesef, Türkiye'de çocuk ölümleri münferit konular değil. Kahramanmaraş milletvekillerimiz hassasiyetlerini dile getirdiler. Acının düştüğü yer Kahramanmaraş ama mesele Türkiye'ye ait bir mesele. Acı Kahramanmaraş'a düştü, bu başka bir ilde de olabilirdi, Kahramanmaraş'la ilgili bir mesele değil. Dolayısıyla hassasiyetlerini anlıyorum. Nitekim o günden bugüne kadar bu ölümler devam etti yani Türkiye'de çocukları koruyamıyor olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ben bu konuşmayı 16 Nisanda yaptığımızda, Sayın Genel Başkanımıza da not verdiğimde 37 kişi bu dönemde, Eylül 2023'ten bu yana okullarda ya da eğitimle ilgili alanlarda hayatını kaybetmişti, bugün itibarıyla 42 oldu, bir ay geçmeden 42 oldu. 2 öğrencimiz, biri Malatya'da, biri İskenderun'da MESEM öğrencisi olarak öldü. 2 çocuğumuz Diyarbakır'da okulda paratoner olmadığı için yıldırım çarpması sonucu öldü. Bir çocuğumuz Almina Ağaoğlu yaralandığı için vefat etti. Bu arada siz de söylediniz, başka illerde saldırılar oldu, dün Diyarbakır Ergani'de pompalı tüfekle saldırı oldu. Bu yaşadığımız acı nedeniyle daha hassas olunduğundan çabuk müdahale edildi, belki orası da öyle olacaktı. Şanlıurfa ile Maraş arasında bir fark var. Şanlıurfa'da baskını yapan öğrenci eğitimli değildi, silahı profesyonel değildi; Maraş'taki eğitimliydi, silahları vardı, çok profesyonel silahları vardı; yoksa Şanlıurfa'da da 16 kişi yaralı, hatta içinde öğretmenler var, öğrenciler var, görevliler var. Dolayısıyla sürekli kendini tekrarlayan bir süreçle karşı karşıyayız Türkiye'de, bunu söylememiz lazım. Birinci söyleyeceğim bu. Ben hayatını kaybeden, o günden bugüne hayatını kaybeden Almina Ağaoğlu'yla birlikte Serkan Yıldırım'a, Kasım Yıldırım'a, MESEM öğrencileri Engin Tuncay ve Mahir Buğra Karagön'e Allah'tan rahmet diliyorum.
Şimdi, hâl böyleyken, bunun neden olduğunu, neden gerçekleştiğini, neden koruyamadığımızı buluyor olmamız lazım. Tabii, biz okul saldırılarının nedenlerini araştırıyoruz, bunu araştırmaya devam edeceğiz, bu Komisyonun görevi bu fakat çocuklar Türkiye'de çok farklı gerekçelerle ölmeye devam ediyor. Örneğin, Kartalkaya'da bir yangın oluyor, 38 çocuk ölüyor, örneğin Aladağ'da yine devlete emanet edilen bir yurtta çocuklar ölüyor, tren kazası oluyor, Çorlu tren kazası oluyor, 7 çocuk ölüyor ya da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının düzenli olarak -Sayın Bakanın açıklamasıyla- 18 kez gittikleri bir evde 1 ile 5 yaş arası 5 çocuk yanarak ölüyor. Demek ki bütün bunlara ekosistem açısından baktığımız zaman korumaya dair bir zafiyet var ortada çünkü o işi yapanlar da diyorlar ki: Aslında biz gittik, oradaydık. Demek ki burada şunu çok doğru buluyorum Sayın Başkanım, ilk toplantıda söylemiştim: Kamu kurumlarının bize sunumları kıymetlidir elbette ama bir yere kadar çünkü günün sonunda zaten işler yapılabiliyor olsaydı bu hâle gelmezdi yani bunu yaşamıyor olurduk. Doğal olarak, bürokrat arkadaşlarımız kendi bütçe kısıtlılıklarıyla, insan kaynakları kısıtlılıklarıyla, siyasi tercihlerle, idari zafiyetlerle birtakım işler yapıyorlar ve oradan açıklamalar yapıyorlar. Şimdi, bunlarla ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum mesela, bu sorunu yaşadık.
Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanının 20 Nisanda bir konuşması var, orada çok sayıda önlemden bahsediyor. Şimdi, bunu bir siyasi tespit olarak söylemek istemiyorum ama yirmi dört yıllık bir iktidarın geldiği bir noktada, Sayın Cumhurbaşkanı olaydan hemen sonra çok sayıda önlem almamız gerektiğini söylüyor. Demek ki yapısal bir sorun var. Ben bu meseleye buradan bakıyorum. Bence doğru şeyler söylüyor Sayın Cumhurbaşkanı. Bireysel silahlanma da var içerisinde, sosyal politikalarla ilgili konular var, rehber öğretmen eksikliğiyle ilgili konular var yani inanılmaz bir tespitler bütünü var, bir kere bunu söyleyeyim. İki, İçişleri Bakanımızın 23 Nisanda bir açıklaması var. 23 Nisanda okul güvenliğiyle ilgili 7 madde açıkladı Sayın Bakan. Doğal olarak, güvenlikten sorumlu olduğu için onun üzerinden bir açıklama yaptı. Tabii, burada başka bir şey söyleyeyim. Yine, İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğünün bir açıklaması var, hemen olayın akabinde Emniyet Genel Müdürlüğü diyor ki: "Okullarda polis bekliyor. 307 hesap yöneticisiyle ilgili işlem yaptık, 411 şahsı gözaltına aldık, "C31K" diye bir platform var, bu platformun içinde 111 ayrı kanal var, bir tanesinde 100 binden fazla üye var." Ya, bir ülke ancak bu kadar uyuyabilir yani. 111 kanal, birinde 100 bin üye var ve C31K kapatılmış. Şimdi, bu olay yaşandığı için kapatıldı. Demek ki bunu önleyecek bir dijital güvenlik mekanizmasına ihtiyaç var. Adamlar orada yazıyorlar bu arada. Bu arada yeni de değil, vekilimle çok beraber çalıştık, yavrumuz Ahmet Minguzzi'nin davasına beraber gittik. Ya, Ahmet Minguzzi'yi öldürmüşler, anasını, babasını da düzenli tehdit ediyorlar bu kanal üzerinden. Doğru mu? Utanmaz adamlar yani. Düzenli tehdit ediyorlar, "Seni de öldüreceğiz." diyorlar, mezarına saldırıyorlar yani bu derece insanlıktan çıkmış bir güruhla aynı yerde yaşamak durumundayız. İş buraya gelmiş, yüz binlerce üyesi olan yerlere gelmiş. Demek ki yine korumayla ilgili, denetlemeyle ilgili, vekillerimin söylediği gibi sorunlar var. Hemen akabinde Torbalı'da 8 kişi, Samsun'da 7 kişi "Biz de yapacağız." dedikleri için bir gece baskınıyla alınıyorlar, 2'si ev hapsi Torbalı'da, 1'i Samsun da ev hapsi, 8 kişi de adli kontrolle serbest bırakılıyor. Demek ki bu yaygın bir durum, devam ediyor, olmaya devam ediyor. Üzüntü yok mesela, "Biz de yapacağız." diyenler var. Bu olaylardan sonra tekrar başkaları da aynı şekilde oldu.
Şimdi, burada, Sayın Cumhurbaşkanının, 2014'te Başbakanken bir konuşması var, diyor ki: "Bu ülkenin Başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki Dicle'nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır." Ben çok sağlıklı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. O yüzden, Meclisin de yürütme görevi olan bakanların da bu sorumluluğu üzerine alması gerekir.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - O, Hazreti Ömer'in sözü yalnız, onu söyleyeyim.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sayın Cumhurbaşkanı da "Ben de aynı yoldayım." diyor, elbette onu biliyorum Başkanım ama Sayın Cumhurbaşkanının söylemiş olmasını kıymetlendiriyorum, elbette öyle olduğunu biliyorum tarihsel olarak.
Sonuç itibarıyla, devlet yönetmek demek sorumluluk almak demektir. Şimdi, bugüne kadar olanları görmeyen bir perspektifle ilerleyemeyiz. Yani neyi yanlış yaptınız? O yüzden, kamu kurumlarının ne yaptıklarından ziyade ne yapmadıklarını ve neden yapmadıklarını ya da yapamadıklarını araştırmamız lazım. Sonuçta Millî Eğitim Bakanlığının... Bu arada, Sayın Yusuf Tekin bir basın toplantısı yaptı 24 Nisanda, ona yönelik eleştirimi şu: Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanından önce Millî Eğitim Bakanının açıklaması yapması gerekir. Bunu bir siyasi eleştiri olarak söyleyeyim ama sonuçta o da bir açıklamada bulundu. Şimdi, bakın, sayın milletvekilleri, bu T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, T.C. İçişleri Bakanlığı, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ve Türkiye Belediyeler Birliği arasında çocukların eğitim süreçlerinin güvenliğine ilişkin koruyucu ve önleyici hizmet ve tedbirlerin artırılmasına yönelik iş birliği protokolü. Bakın, bu, kapsamlı protokol. Tarih 20 Haziran 2022 Sayın Başkan. Bu protokol ilk protokol değil, bu protokolün "yürürlükten kaldırılan hükümler" maddesinde aynı protokolün 2018'de, aynı protokolün 2016'da ve daha önce örneğin Sayın Beşir Atalay Bakanken de çeşitli protokoller var, 2006'da var, 2007'de var, 2010'da var, böyle devam ediyor, geliyor ve bayağı da görevler var -tek tek sayarak zamanınızı almayacağım- Millî Eğitim Bakanlığına tanımlanmış görevler var. Mesela bugün konuştuğumuz konular var ya, okullara kamera koyalım, var burada; rehberlik hizmetlerini arttıralım, var burada. Bu protokolü incelemenizi rica ediyorum. Ben şu sorunun cevabındayım, bunu merak ediyorum: Ülkemizin üç tane güzide Bakanlığı ve Türkiye Belediyeler Birliği birçok eksiği tespit ederek bugün yapılacağı söylenen işleri protokole bağlamış 2016'da, 2018'de, 2022'de, neden yapamamışız? Protokole bağlamak güzel bir şey.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Bir kısmında var kamera.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Evet, bir kısmında kamera da var, bir kısmında yok. Şöyle: Görevim gereği işin siyasetine çok girmeye eğilimli olabilirim çünkü ben benim partimin dünyadaki bazı örnekleriyle gölge Millî Eğitim Bakanıyım, başka ülkelerde de var dolayısıyla ben oradan daha çok eleştiri yaparım ama ben orasında değilim Sayın Vekilim, ben şurasındayım: Devletin bakanlıkları protokol üstüne protokol imzalıyorlar, bir kısmında kamera var, bir kısmında yok, işte, güvenlikle ilgili işler falan fakat buradan bir şey çözülemiyor, olmamış yani. Demek ki buralara bakmamız lazım bizim, burada yapılan eksiklikler var. Şimdi, lütfen bakın, bunun içerisinde kamera gibi çok fazla konu var, işte birtakım çözülmesi gereken işler. 2024'ün Ağustosunun 26'sı, Okullarda Şiddetin Önlenmesi Genelgesi'ni Millî Eğitim Bakanlığı okullara göndermiş, bir yığın madde var içinde; şunlar yapılı, bunlar edili. 2 Eylül 2025 yani bu eğitim öğretim yılının başlangıcında yine Bakanlık adına gönderilmiş tüm illere, oradan da valilikler okullara göndermişler, yürümüş. Şimdi, bu çok kapsamlı bir sorun fakat bunları çözebilmek için davranış değişikliğine ihtiyacımız var.
Şimdi, bu Komisyonun çalışmalarıyla ilgili olarak Sayın Başkanın çalışmayı yürütme biçimine teşekkür ediyorum, umuyorum sonuna kadar böyle devam ederiz, bunu çok kıymetli buluyorum. Üzülerek Komisyonun Başkanlık Divanının bu ruhla oluşturulmadığını söylemek durumundayım ve dün de bir yasa teklifi getirdik. Ben bunu vermiştim eylül ayında ancak 37'nci maddeden getirebiliyoruz, 65 bin güvenlik görevlisi ve bu güvenlik görevlileriyle birlikte 100 bin temizlik görevlisi... Şimdi, bakın, Sayın Bakanın açıklaması var -tedbir alacağız ya, tedbirler alıp birtakım işler yapacağız sonrasında- Sayın Bakan 2 Mayısta şöyle bir şey söylüyor: "Adı ne olursa olsun, okul polisi veya başka bir isim, eğer bir polis olacaksa bu polisin formasyonu itibarıyla bu konularda eğitilmiş kişilerden seçilmesi ve farklı bir kadro ihdas edilmesini savunuyoruz." Bu arada, Sayın Bakan, maalesef bu olay yaşanmadan önce "Böyle bir şeye gerek yok." diyordu, ilk defa diyor ki: "Böyle bir kadro ihdas edilmesini savunuyoruz." Üzülerek ve sevinerek söylüyorum, ben de iki buçuk yıldır bunu savunuyorum zaten. Böyle, okula üniformalı uzman çavuşlar sokmak değil, uzman çavuşluk, erbaşlıktan gelen, bu ülkeye canıyla mücadele etmiş... Kendilerine yasayla verilen bir hak var, yedi yıl boyunca çalıştığınızda siz başka bir yerde devlet memuru olarak devam edebilirsiniz. Nerede devam edecek, nerede devam edebilir? Ancak belediyelerde edebiliyorlar, başka bir yerde edemiyorlar. Peki, 150 bin kişi var, bunları almak mümkün mü bu tarafa bütün belediyelere? Mümkün değil. Peki -güvenlik meselesinden- ülkenin en iyi yetiştirilmiş evlatları yedi yıl terörle mücadele etmişler. Peki, bu arkadaşların bu becerisi var. Yeter mi bu? Yetmez. Ne lazım bunun yanına? Bu arkadaşlar bir kere çocukla çalışabilecek durumdalar mı değil mi çünkü yan etkileri olabiliyor. İki, bu arkadaşlara çocukla çalışma konusunda bir eğitim verilebilir, çocuk pedagojisiyle ilgili eğitimler verilebilir. İşte tam da Sayın Yusuf Tekin'in söylediği farklı bir kadro ihdas edilmesini savunuyoruz. Dün bunu reddettik Mecliste, olmadı. Reflekslerimiz sürekli "Muhalefetten mi geldi, iktidardan mı geldi?" üzerine devam ettiği sürece bu sorunu çözemeyiz. Ben de bunu söylemek zorundayım çünkü daha dün teklif etmişim, umutla insanlar beklemiş ve Mecliste reddedildi. Ben bunun için çok üzgün olduğumu söylemek zorundayım.
Şimdi, gelelim şuraya. Biz bu ülkenin çok değerli bir evladı olan Hrant Dink'i kaybetmiştik. Türkiye'nin her kesiminden insanlar buna üzüldüler. Sokak ortasında vuruldu Hrant Dink ve eşi Rakel Dink bir eşin gösterebileceği en büyük olgunlukla dedi ki: "Bir bebekten bir katil yaratan karanlık nedir, buna bakmamız lazım." Değil mi? O silahın tetiğini çeken çocuk da bir gün bir bebekti, büyüdü, geldi, bir suikastçı oldu, işin siyasi tarafını bırakın, bir suikastçı oldu. Bu çocuk geldi, bir katliam yaptı, öbür çocuk beceremediği için olmadı, başka birisi okula giremediği için olmadı. Dolayısıyla bizim meseleye çok genel bir yerden bakabilmemiz lazım. Şimdi şunu söylemek durumundayım: Bazı konularda -biraz önce söylendi dil birliği yapmaya ihtiyaç var diye- bazı kabullere ihtiyacımız var, ben ona inanıyorum. Bu konuşmayı da bütün sürecin başında olduğumuz için yapıyorum Sayın Başkan ve olabildiğince kendim açısından siyasallaştırmamaya çalışarak ama şunu da söyleyeyim: Hayatta her şey siyasetle ilgili bir mesele. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kaynaklarını nereye harcayacağınız, konulara nasıl baktığınız, kadroları ne şekilde kullanacağınız, politikaları nasıl belirleyeceğiniz, tamamı siyasetle ilgili konular. Burada "siyasetüstü"nden kasıt şu: Partimize yönelik bir çalışma yapmayalım, ülkenin sorununa yönelik bir çalışma yapalım, bunu da kabul ediyorum.
Şimdi, bakın, şu konuda bir anlaşmamız lazım: Sayın Cumhurbaşkanının koruma ekibi var, olmalıdır, tüm dünyada var; Mecliste var, olmalıdır, korumamız gerekir; bakanlıklarda var, il, ilçe millî eğitim, sağlık, tapu, nüfus, hepsinde var; hastanelerin kapısında var, AVM'lerin kapısında var, değil mi, her yerde var. Şu iddia doğruysa: "Efendim, okulları kapısında güvenlik görevlisiyle koruyamayız." O zaman her yerden çekin çünkü çocuğu korumak gibi bir önceliğiniz yoksa vallahi bizi de kimse korumasın yani. Eğer kapıda bir güvenlik görevlisi olmadığı için bir sorun olmayacaksa buraya da koymayın. Zaten Meclisin girişini biliyorsunuz, İçişleri Bakanlığına bakan bir girişi var; beş ayrı büyük kapı, açın kapıyı, vatandaş gelsin, vekiliyle buluşsun, öpüşsün; hiçbir sorun olmaz. Bunu bir şey olarak, popülist bir söylem olarak söylemiyorum ama Anayasa diyor ki: "Çocukları koruyacaksınız." Şimdi, dolayısıyla çocukları bir kamusal alanın içinde korumakla mükellefiz. Buna uygun eğitim almış insanlarla -her iki açıdan hem güvenlik hem de çocukla çalışma açısından- korumak durumunda olduğuna inanıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.
Bir başka şeyi söyleyeyim. Şöyle sözler var: Efendim, birisi gelseydi bir güvenlikçi olsa ne olacak? Ya, bir güvenlikçi olduğu zaman... Meseleye sadece bu kadar büyük katliam olarak bakmayın. Biri okula giriyor, çocuğun harçlığını alıyor, müdür yardımcısı müdahale ediyor, diyor ki: "Ne yapıyorsun?" Müdür yardımcısının kafasını kırıyorlar. Yaşandı bu ülkede. Sürekli gelip gelip öğretmenlere saldırıyorlar, veliler saldırıyor, diğerleri saldırıyor. Demek ki güvenlik meselesi sadece bu derece büyük bir mesele olduğunda değil. Dolayısıyla okulların fiziksel güvenliğinin sağlanması lazım. Mesele sadece kamera meselesi değil, bir bu.
İki, okullar toplumun yansıması. 15,5 milyon devlet okullarında, toplamda 18 milyon üniversite öğrencimiz var; 1 milyon öğretmenimiz var, 60 bin okulumuz var. Şimdi, bu öğrenciler bu okula geldiklerinde kendi yaşamlarını da beraber getiriyorlar, değil mi? Yoksulsa yoksulluğuyla geliyor, açsa açlığıyla geliyor, sevgi görmüyorsa sevgisizliğiyle geliyor, şiddet görüyorsa etkilenmiş hâliyle geliyor. Okul aslında bunların buluştuğu bir pota. Eğer bir okulda okul sosyal hizmet programı yoksa yani bir çocuğun dışarıda yaşadığı meseleleri bir sosyal politika perspektifinden düzeltemiyorsanız okula şiddet olarak yansıyor, akran zorbalığı olarak yansıyor, akademik başarısızlık olarak yansıyor, psikolojik gelişmeyle ilgili sorunlar olarak yansıyor, biyolojik gelişmeyle ilgili birtakım işlerle yansıyor. Dolayısıyla bir okul sosyal hizmet programına ihtiyacımız var.
Üç, bu çocukların her biri birey, bunlar bireyler. Bu bireylerin her birisinin de psikososyal desteğe ihtiyacı var. Sayın Cumhurbaşkanı da söylemiş, bunu Sayın Mahmut Özer de söylemişti. Şimdi, işin eleştiri kısmıyla söyleyeyim: Sayın Mahmut Özer 2023 seçimlerine giderken dedi ki: "Her 100 öğrencinin olduğu okulda 1 rehber öğretmen olacak." Sonuç: "Bu sözü ben vermedim." dedi Sayın Bakan. Şimdi, bugün Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Rehber öğretmen ve psikososyal destekle ilgili problemimiz var. Ben okulları geziyorum, öğretmenlerle konuşuyorum. Bir rehber öğretmen olduğunuzu düşünün, sorunu tespit ediyorsunuz, rehberlik araştırma merkezine gönderiyorsunuz, bunu konuşacağız, alacaksınız, sonra tekrar okula gönderiliyor, diyorlar ki: "Siz bunu takip ederseniz iyi olur." Şimdi, sorunu tespit eden kişiye ve sevk eden kişiye sorunu çöz diye geri döndürdüğün zaman hiçbir anlamı yok. Dolayısıyla güçlü bir psikososyal destek mekanizmasına ve o psikososyal destek mekanizmasının bağlı olduğu psikolog, psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanı, rehber öğretmenin olduğu daha güçlü bir rehberlik araştırma mekanizmasına ihtiyacımız var.
Dört, biraz önce söylendi, etkin okul yönetimi ve öğretmenin güçlendirilmesine, etkinleştirilmesine ihtiyacımız var. Maalesef yanlış yaptık. Çocuk eğitimde odaktır, doğru ama eğitim süreçlerinin asıl aktörü öğretmendir. Okulun aktörü idarecidir. Çocuklar bireysel gelişimleri açısından odaktılar ama topyekûn eğitim sektörü açısından öğretmenin güçlendirilmesi gerek. Maalesef öğretmenler velilerden o kadar çok baskı görüyorlar ki ciddi bir şekilde sorunu da çözemedikleri için ve devreye girseler de çözüm alamadıkları için biraz gerilemiş durumda. O yüzden, burada sendikaları uzun uzun dinlemeliyiz, her görüşten sendikayı dinlemeliyiz. Bence çok büyük 8-10 sendikayı dinlememiz lazım, önerimiz o yönde olacak çünkü Türkiye'nin 1 milyon öğretmeni var, 200 bin de özel okullarda var. Bunların tamamını dinlemeliyiz.
Bir başka şey: Demokratik okul mekanizmalarımız yok, öğrenciler okulda söz sahibi değiller ve bu sıkışmışlıklarını başka başka yerlerde itiraz ederek dile getiriyorlar. Yaşanan şiddet olaylarının ya da birtakım sorunların kökünde bu var. Demokratik okul temel kavram olması lazım. Mutlu, keyifli, sağlıklı, yaşayan okullara ihtiyacımız var. Ben bu örneği çok verdim, İstanbul'da geçtiğimiz aylarda bir okul yanıyordu; 5-6 çocuk yan yana duruyor, çocuklar görünmüyor, birisi de yandan kamerayla okulun yanmasını çekmiş Sayın Başkanım. Okul yanıyor, birisi de çekiyor, yanda çocuklar konuşuyorlar; çocuklardan birisi diyor ki: "Hamdolsun okulumuz yanıyor." Şimdi, çocuklarda bu duyguyu yaratan şey, okullarımızın bir tür çocuk hapishanesi gibi son derece sıkıcı, sadece akademik derslerin aktarıldığı, çocukların karar mekanizmalarında olmadığı alanlar olması yoksa sabah giriyor, akşam çıkıyor, günün büyük bir bölümünü orada geçiriyor. Dolayısıyla "Çocukları mutlu bir okul hayatına nasıl kavuştururuz?"a bakmamız lazım.
Sona doğru geliyorum... Bir sistem anlayışıyla meselelere bakmamız lazım. Oyuncaklar var ya, birinin kafasına vuruyorsun öbürü yerden çıkıyor, öbürüne vuruyorsun öbürü yerden çıkıyor; sorun bu. 20 milyon insanın olduğu bir yeri sistem anlayışıyla çözebilirsiniz.
Okul aile birlikleriyle iş birlikleri; çok üzülerek söylüyorum, okul aile birlikleriyle iş birliğimiz onlardan okula kaynak yaratmasıyla ilişkin yani Türkiye'de yaşayan herkes bunu biliyor. Çok kısıtlıdır diğer konular, çok istisnaidir oysa sağlıklı ebeveynlik diye bir şey var. Sağlıklı ebeveynlik; örneğin, İrfan Vekilimin biraz önce anlattığı, çocukla ilgili meseleler, doğruluğu yanlışlığının ötesinde bir ebeveynlik meselesi yok mu sürecin içerisinde? Var. Sağlıklı ebeveynliği nerede kazanacak ebeveynler? Okulun aslında onun sağlandığı bir ortam olması lazım. Çocuğu okula göndermek yetmez, aynı zamanda çocuğun diğer hayatını geçirdiği ortamlara da bakmamız lazım. Dolayısıyla, okul-aile-toplum iş birliği alanında yapmamız gereken konular var.
Akran zorbalığı ve bağımlılık en zor konulardan biri; çalıştınız, çalışıyorsunuz, Meclisin çok sayıda komisyonu var. O çocuklar gücü gücü yetene, gücü gücü yetene. Bu ortamı nasıl düzelteceğimize yönelik bakmamız lazım. Bunları niye söylüyorum? Buna göre insanları dinlememiz gerektiğine inandığım için söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu kadar çok boyutu olduğuna inandığımız için söylüyorum.
Tekrar söylüyorum, Sayın Cumhurbaşkanı söylemiş, Ali Vekil söyledi; milletvekili niye istediği kadar silah alsın? Bana bazen diyorlar ki "Vekilim, senin silah alma hakkın var, al." Ben almıyorum. Nedenini söyleyeyim, çünkü ben bireysel silahlanmaya karşıyım, böyle bir ilkem var benim. Yakınlarımdakiler bile diyor ki "Ya, öyle olmaz, bari 1 tane al." Diyorum ki: Niye alayım? Ben halkın silahlanmasına karşıyım, kendim nasıl silahlanacağım yani. Şimdi, çok güzel şeyler söylemiş Sayın Cumhurbaşkanı. Bireysel silahlanma Türkiye'nin kanseridir. Öyle Türkiye'nin kültüründe silah filan, cebine koy falan değil, burası kovboy memleketi falan değil. Bizim milletimiz savaşçı bir millettir; vatanı, milleti için canını verir ama ordu nizamında, ordu nizamında. Dolayısıyla, öyle herkesin silahlanıp birbirini vurduğu bir ülke değiliz biz. O yüzden de trafikte, hastanede, postanede, her yerde bunun sonuçlarını yaşıyoruz ve övülen bir şiddet kültürü var.
Burada dinlemeliyiz; mesela, Türkiye'nin büyük dizi yapımcıları var, dinlemeliyiz burada. "Ya, kardeşim, siz niye sürekli, leblebi gibi adam öldürülen diziler çekiyorsunuz?" Ya, adamlar artık figüran bulamadıklarından maskeli figüran öldürüyorlar her hafta çünkü 30 yeni adam bulamayacaklarından sürekli maskeli adam öldürüyorlar. Ya, böyle bir ülke olabilir mi ya Sayın Vekilim? Nazım Vekilim Sinop Milletvekili, öyle bir çete varmış ki her hafta 15 kişi öldürüyorlar ama aile çok kıymetli bir aile olarak Sinop'ta yaşamaya devam ediyor. Gerçekte de böyle bir durum yok, olabilir mi böyle bir şey yani? Şimdi, böyle bir şey olamıyor ama topluma bu anlatılıyor. Dolayısıyla bununla ilgili dinlememiz gereken gruplar var.
Ve hukuk meselesi -Vekilim var, Mahmut Vekilim var- çocuk haklarıyla ilgili problemlerimiz var, cezasızlıkla ilgili problemlerimiz var, cezasızlığın üstüne yüzsüzlükle ilgili problemlerimiz var, çocuk çeteleri meselesi var. Nasıl bir hâle gelmiş? Vekilim de onu söylemeye çalışıyor; işte, bu karanlığı yaratan mesele odur. Dolayısıyla bunu anlamamız lazım, bunun nereye gittiğine bakmamız lazım, geleneksel ve dijital medyaya bakmamız lazım.
Çok kapsamlı bir sorunla karşı karşıyız. Biz bütün milletvekili arkadaşlarımla beraber gerçekten fark yaratacak işler yapmak istiyoruz ama şimdiden şikâyetimi söyleyeyim, iş yapış biçimimizi de değiştirmeye ihtiyacımız var. Sayın Başkanıma teşekkür ederim, iyi başladı ama üzülerek söyleyeyim, genelde hep iyi başlıyor, sonra sıkıntı oluyor; Başkanım, bunu da tatlı bir şey olarak alın. Ben burada verdiklerimizin hepsini dinleyelim istiyorum, siz de verin, onları da dinleyelim istiyorum. Buraya hocalar gelsin, dinleyelim; STK'ler gelsin, baroların çocuk hakları merkezleri gelsin dinleyelim istiyorum; Türk Tabipleri Birliğini dinleyelim istiyorum. Bir yığın akademisyen var, hepsini dinleyin; ben sıkılmadan dinlemeye hazırım. Sonra da bakanlıklara çok doğru bir tespitle "Ya, biz bu kadar insanı dinledik, neden olmuyor?" diyelim. Ben size şimdiden söylüyorum, eğer çalışma biçimimiz bu olursa ben "Neden yapmadınız?" diye böyle yüklenmeyeceğim buradan bakanlıklara çünkü yapmamış, yapamamışlar, bir nedenle olmamış, olsa burada olmayız zaten. Özel olarak söylüyorum, bir siyaset arayışında değiliz orada ama diyelim ki "Niye olmuyor?" çünkü o zaman anlatacak. 18 kere bir eve git, sonra engelleyeme; demek ki mevzuatla ilgili bir problem var. O yüzden bunları çözmek istiyoruz, hep beraber... Ben samimiyete inanıyorum bu arada, ben buradaki milletvekillerinin tamamının samimiyetine inanıyorum. Ama gerçekten bir tane çok yeni deneyimim var, ağzım yandı; on bir ay rapor bekledim...
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Aynen.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - On bir ay rapor bekledim, beraberdik yani. Ya, ben on bir ay niye rapor bekliyorum. Sonra da bana bir hafta zaman vermişler "Sen de muhalefet şerhi yaz." Yazdık, bitti, kitabı da çıktı; hayırlı olsun. Hayırlara vesile olsun da hayırlara vesile olması bizim gerçekten pratik işler yapmamızla mümkün, iş yapış biçimimizi değiştirmemizle mümkün. Tüm iyi niyetimle söylüyorum, umuyorum böyle devam ederiz.
Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.