| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 13 .05.2026 |
ZUHAL KARAKOÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ediyorum.
Sayın hocalarım, öncelikle çok kıymetli sunumlarınız için teşekkürler.
Ben de 13 yaşında bir çocuk annesi olarak aslında konuşmak istiyorum. Özellikle onların dünyasına şu dönemde çok hâkim olduğum için bazı şeyleri çok net gözlemleme imkânım olduğu için... Artı ben de sizler gibi bir akademisyenim ama ben aynı zamanda Millî Eğitim Bakanlığında uzun yıllar hem Daire Başkanlığı hem eğitimin farklı kademelerinde görev yapmış da bir insanım.
Şimdi, bizim "bütüncül yaklaşım" derken şunu göz ardı etmememiz gerekiyor: Evet, bazı planlamalar yapılıyor, akademi çok güzel çalışmalar yapıyor fakat sınıf bambaşka bir şey dolayısıyla bu eğitim içerikleri de düzenlenirken.... Şimdi ben bunu, hep eğitim içeriklerinde ve ders planlarında müfredatta yaşadım bu sıkıntıyı. Kırk dakikaya göre planlanır, üniversitede hocalarımız çok güzel planlar bunu oysa hiçbir ders kırk dakika değildir çünkü öğrenci nefes nefese girer içeriye, dışarıda top oynamıştır, koridorda koşmuştur, zil çaldığı anda böyle bir sihirli değnekle herkes sırasında oturmaz, her ders en az sekiz, dokuz dakika geç başlar dolayısıyla biz otuz dakikaya göre planlamalıyız. Örnek veriyorum; şimdi sınıftaki öğretmenin bakış açısı yani realiteyle kurgu idarede olması gereken birbirinden çok farklı şeyler, aynı şey çocukların o dönemdeki psikolojisi için de geçerli.
Şimdi, ben ergen annesiyim diye boşuna başlamadım çünkü gerçekten çok güzel çalışmalar var, harika çalışmalar var fakat çocuklarımızı koparamadığımız bir dünya, bir realite de var. Ben bunu şuna benzetiyorum: Hani yel değirmenlerine savaş açmak gibi Don Kişot'un, işte, hani zamanında bunun örnekleri verilir ya çağa ayak uydurmak ya da zamanda Sanayi Devrimi'ne karşı olmak gibi, sonuçta teknoloji kazanır, çağın gereksinimleri kazanır. Ben hep şunu söylüyorum, siz de aslında çok güzel söylediniz: Yasak çözüm değildir, kapatmak çözüm değildir.
Ben Milliyetçi Hareket Partisi adına Genel Kurulda bu konu hakkında konuşma yaparken de ifade ettim, biz teknolojinin karşısında değiliz, biz içeriği düzenlemek istiyoruz, bazı sakıncalı içeriklere karşıyız dedim. Hani teknolojiden, dijital çağdan kaynaklı bunlar; bunlar hep, işte internette sanal oyunların bunların suçudur demek çocukları bizden daha çok koparıyor aslında çünkü ben bunu yaptığım zaman... Bire bir, ev deney ortamı gibi aslında görüyorum, "Sen beni anlamıyorsun." şeklinde çocuk sizden daha çok kopmaya başlıyor. Dolayısıyla teknolojiye savaş açmak doğru bir yaklaşım olarak bizim elimizde bir yöntem olarak olmamalı. Bizim içerikleri düzenlememiz gerekiyor fakat sadece akademi değil, sadece Millî Eğitim değil, bütüncül olarak. En önemlisi, ben bunu çok elzem görüyorum son zamanlarda; Türkiye Büyük Millet Meclisi bu anlamda kanunları yeniden düzenleyici ki bu Komisyondan en büyük beklentim bu açıkçası; bazı şeyleri bizim artık kanunlaştırmamız gerekiyor.
Örnek veriyorum, az önce Sayın Ali Öztunç'un dediği şeye kesinlikle katılıyorum: Mesela, "Sağlık raporunda çıkmasın." diye çocuk götürülmüyor. Oysa tedavi peşinde koşan bir aile hiç tedavi almamış bir çocuktan daha ön planda tutulmalı. Biz aslında çare arayan, biz aslında iyileşmeye çalışanı geri planda tutarak onu cezalandırmış oluyoruz. Tam tersine vurdumduymaz olanı, sorumsuz olanı diğerinin önünde başlatıyoruz yarışa. Şimdi burada, mesela, özellikle polislik, askerlik ya da kamu kurumlarında alınacak görevler kapsamında birtakım sağlık raporları isteniyor. Şimdi hepimiz, pek çoğumuz kamu kurumlarında çalıştık, bulunduk değil mi? Bu sağlık raporları gerçekten çok düzgün bir şekilde veriliyor mu? Ben yıllar önce öğretmenliğe başlarken -dürüst oluyorum- gittim, doktorlar "Kim var? Tamam, bir sorununuz var mı?" "Yok." "Tamam, sorun yoktur. İmzala, geç." Şimdi böyle bir sağlık raporu... Şu anda da çok farklı işlemiyor bu sistem. E, şimdi ben sağlık raporu mu almış oldum? "Yok." dedim, beyana dayalı. Anlatabiliyor muyum demek istediğimi? Dolayısıyla bizim önce bunu bir düzenlememiz gerekiyor. Zamanında sağlık raporunu almış, tamamlamış kişilerin artık bu konuda "Tedavi almıştır." belgesi hiçbir şekilde sisteme artık artık girmeyecek şekilde, bu çocukların geleceğini etkilemeyecek şekilde sistemden çıkarılmalı diye düşünüyorum ve biz bunları kanunlarla düzenlemeliyiz. Mesela, Maraş'ta karşımıza çıkan hakikatlerden maalesef bir tanesi çocuğun 32 kez rehberlik servisi tarafından -biliyorsunuz- "Psikiyatri görmeli." denmesine rağmen psikiyatriste gitmemesi ailenin ama burada bir yaptırım olmalı. Şimdi, biliyorsunuz, bir aşı yaptırılmadığı zaman sağlık ocağı arar sizi, o arar, bu arar, sürekli sistem sizi rahatsız eder, doğru olan da budur zaten, siz onu yaptırana kadar çünkü toplum sağlığıdır burada önemli olan fakat psikiyatri dediğimiz şey de aşı kadar önemli bir şey değil mi, toplum sağlığı değil mi, halk sağlığı değil mi aynı zamanda? Bunun bir yaptırımı olmalı. Yani çocuğunu bu şekilde götürmeyen bir aile topluma da zarar verme potansiyelini taşıyan bir suçtan yargılanmalı ve cezası olmalı, çocuğun sağlığa erişim hakkını engellediğinden dolayı yargılanmalı en başta ben böyle düşünüyorum açıkçası. Dolayısıyla, çok güzel konuşuyoruz, çok güzel önerilerimiz var ama hep "Bu böyle olmalı, bu şöyle olmalı." diyoruz, evet ama bu kanunlarla desteklenmeli, aksi takdirde inisiyatife bırakıldığı zaman gördük sonucu, maalesef, bu gibi durumlar maalesef ortaya çıkıyor.
Ben bir de şunu sormak istiyorum özellikle hocalarımıza, pek çok yönüyle incelemişsiniz, ellerinize sağlık, şöyle de bir durum var: Mesela, özellikle Amerika'da başta olmak üzere, işte farklı ülkelerde okul saldırıları gerçekleşti. Çocukların bunları örnek alma durumlarının ne kadar etkilediği, neden? Şimdi bu "YouTuber"lık "İnfluencer"lık şeyleri çıktı, biliyorsunuz, çocuklar isimleri duyulsun "Dünyaca meşhur olayım." şeklinde böyle enteresan tavırları var fakat meşhur olmayı burayı zor bulup... Şimdi amaç meşhur olmak çünkü artık onlar için, isminin ölümsüzleşmesi için bunu yapmayı düşünenler var. Mesela, Kahramanmaraş'ta düşünülmüş, işte acaba okulu şey mi yapsak diye hani bu acıyı hiç unutmayacağımız şekilde bir şeye mi dönüştürsek? Ama hayır, bu diğer çocuklara kötü örnek olacak. Neden? Bakın, o kahraman aslında -olumlu ya da olumsuz fark etmiyor- ismi sürekli anılacak ve dünyaca meşhur birisine dönüşecek şeklinde bir handikap var önümüzde ve evet, kesinlikle, doğru bir yaklaşım. Dolayısıyla bizim onun ismini ön plana çıkarmayacak ve onun adını unutturmayacak -saldırganın- şeylerden kaçınmamız gerekiyor. O yüzden, bu gibi konularda araştırmalarımızda var mı o çocukların illa hani işte aileden kaçma, kendini ispat etme falan tamam ama artık sosyal medyanın "İnfluencer"lara yaptığı şey, meşhur olma, maalesef ve işte gördük, tüm dünya tanıyor bu çocuğun her şeyini, bu da bir yandan farklı bir motivasyon aracı değil mi?
Çok teşekkür ediyorum tekrar.