KOMİSYON KONUŞMASI

YILMAZ HUN (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başkan, bu demokratik tutumunuzdan dolayı sizleri tebrik ediyoruz, umarız sonuna kadar böyle devam ederiz.

Urfa Siverek'te ve Maraş'ta yaşanan iki acı olay hepimizi elbette derinden üzmüştür. Tekrardan hayatını kaybeden öğrencilere ve öğretmenlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun, kolaylıklar diliyorum hepimize.

14 Nisan 2026'da Siverek'te, Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde gerçekleşen silahlı saldırıda çok sayıda kişi de yaralandı, ağır yaralılarımız da var, saldırgan da yaşamını yitirdi. Henüz bu yaralar sarılmamışken ertesi gün içinde Maraş'ta Ayser Çalık Ortaokulunda gerçekleşen saldırıda 9 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetti. Bu iki olayın bu kadar kısa sürede, bu kadar benzer biçimde yaşanması bu olayların münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça göstermiştir. Şimdi, dışa vuran bu olayın birçok boyutunun olacağı kesindir. İşin sosyolojik, psikolojik, ekonomik, siyasal ve toplumsal boyutları vardır. Eğitim felsefesi ve eğitim içerikleriyle de alakalı olduğunu düşünüyoruz. Türkiye'de son yıllarda şiddetin gündelik yaşamın sıradan bir parçası hâline geldiği bir toplumsal iklim oluşmuştur. Bu iklimde, gençler geleceksizlik, eşitsizlik, değersizlik duygusuyla büyürken şiddet çoğu zaman bir ifade biçimi olarak görünür hâle gelmiştir, özellikle medya ve popüler kültür bu sürecin önemli taşıyıcılardan biridir. Mafya, suç örgütleri ve silahlı güç ilişkilerinin yücelten diziler, güçlü olanın hayatta kaldığı, adaletin değil gücün belirleyici olduğu bir dünya tahayyülünü sürekli, yeniden üretmektedir. Bu anlatılar yalnızca ekranla sınırlı kalmamaktadır, toplumsal bilinçaltını şekillendirecek şiddeti meşrulaştıran zemin yaratmaktadır. Urfa'da ve Maraş'ta yaşanan iki acı olay, çocukların nasıl bir toplumsal ve eğitimsel ortamda büyüdüğünü sorgulamayı gerektiren bir meseledir çünkü açıkça ifade etmek gerekir ki, uzun süredir uygulanan eğitim politikaları çocukların gelişimini merkeze alan bir anlayıştan uzaklaşmış; eşitlikten, kamusallıktan ve bilimsel temelden kopmuştur, eğitim alanı giderek daha fazla ideolojik yönlendirmelere açık hâle gelmiştir, aynı zamanda piyasa ilişkilerinin etkisi altına sokulmuştur. Okullar çocukların kendilerini güvende hissettikleri alanlar olmaktan çıkmıştır; dışlanmanın, eşitsizliğin ve yalnızlaşmanın yoğunlaştığı mekânlara dönüşmüştür. Okullarda yaşanan şiddet olaylarının yalnızca bir güvenlik sorunu olarak ele almak, bu yapısal dönüşümü görmezden gelmek anlamına gelir.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; bu Komisyonun en kritik sorumluluğu, meseleyi dar bir çerçevede ele almamak ve yaşananları tekil olaylar olarak değerlendirmek olmamalıdır çünkü bu tür olaylar yalnızca bireysel davranışların sonucu değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve siyasal koşulların da bir yansımasıdır. Yoksulluk, eğitimde fırsat eşitsizliği, ayırımcılık, toplumsal kutuplaşma ve kamusal destek mekanizmalarının zayıflaması, çocukların yaşam dünyalarını doğrudan etkileyen ve onları şiddetle karşı karşıya bırakan temel sorunlardır. Bu nedenle, Komisyonun çalışmalarının temel yönelimi bu olay anına ya da failin özelliklerine odaklanmak olmamalıdır; çocukları şiddete sürüklen ya da şiddeti olağanlaştıran koşulları bütün boyutlarıyla ortaya koymak olmalıdır. Bu açıdan, Komisyonun çalışma yaklaşımının da buna uygun şekilde kurgulanması gerekmektedir.

DEM PARTİ olarak Komisyon çalışmalarını altı ana başı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Birincisi, bu mesele güvenlikçi reflekslerle çözülebilecek bir mesele değildir. Okullara daha fazla güvenlik görevlisi yerleştirmek, teknik gözetim araçlarını artırmak ya da disiplin mekanizmalarını sertleştirmek sorunun köküne inmez; aksine, okulları daha fazla denetim ve baskı altına alan alanlara dönüştürür, oysa olması gereken, çocukların kendilerini güvende, eşit ve değerli hissettikleri bir okul ortamıdır. Bu nedenle, Komisyon "Nasıl daha fazla kontrol ederiz?" sorusuna odaklanmadan "Şiddeti doğuran koşulları nasıl ortadan kaldırabiliriz?" kök nedenlerine bakmak ve ona odaklanmak gerektiğini düşünüyoruz.

İkincisi, çocukların bu süreçte edilgen bir konumda değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Çocuklar yalnızca hakkında konuşulan bireyler olarak değerlendirilemez. Çocuklar deneyimleri ve yaşadıklarıyla bu sürecin önemli özneleridir. Bu nedenle, onların görüşlerinin, deneyimlerinin ve ihtiyaçlarının doğrudan dinlenmesi ve sürece dâhil edilmesi de önem arz etmektedir.

Üçüncüsü, farklı alanlarda uzmanlar da mutlaka dinlenecektir, dinlenmelidir. Komisyonun çalışmalarının disiplinlerarası bir zeminde yürütülmesi gerekmektedir. Eğitim alanında yaşanan bu tür sorunlar yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda sosyolojik, psikolojik ve ekonomik boyutları olan sorunlardır. Bu nedenle, farklı alanlardan uzmanların katkısıyla çok boyutlu bir değerlendirme yapılması kaçınılmazdır. Komisyonun çalışmalarında mutlaka yerinde inceleme çalışmalarının sürecin ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesi gerekmektedir. Farklı bölgelerdeki okullarda yapılacak gözlemler, psikososyal destek mekanizmalarının durumu, rehberlik hizmetlerinin yeterliliği ve öğrenci katılım süreçlerinin varlığı gibi konular da somut veriler sunacaktır, bu da Komisyonun daha sağlıklı sonuçlara ulaşmasını sağlayacaktır.

Beşincisi, dijital alan mutlaka değerlendirilmelidir. Komisyon çalışmalarında dijital alan etkisi kapsamlı şekilde ele alınmalıdır çünkü çocukların yaşamı yalnızca okulla sınırlı değildir. Dijital ortamlar, sosyal medya ve medya içerikleri çocukların davranışlarını da doğrudan etkilemektedir ancak bu alanın değerlendirilmesi yasaklayıcı ve sınırlayıcı bir yaklaşımla değil, bilinçlendirici, koruyucu ve önleyici bir perspektifle yapılmalıdır.

Sayın Başkan, altıncısı, Komisyonun yeni temelli bir çalışma yürütmesi büyük önem taşımaktadır. Okullarda yaşanan şiddet olaylarının dağılımı, rehberlik hizmetlerinin durumu, okul terk oranları, akran zorbalığı ve ayrımcılık vakaları gibi konular somut verilerle ortaya konulmadan yapılacak değerlendirmeler eksik kalacaktır.

Değerli Komisyon üyeleri, bütün bu süreçlerin sonunda ortaya konulacak raporun içeriği de büyük önem taşımaktadır. Bu rapor daha fazla denetim ve cezalandırma öneren bir yaklaşımla düzenlenmemelidir; aksine, çocukların üstün yararını esas alan, koruyucu ve önleyici mekanizmaları güçlendiren bir anlayışı yansıtmalıdır. Bu kapsamda, okullarda psikososyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi, rehberlik ve sosyal hizmet birimlerinin yaygınlaştırması, okul içi demokratik katılım süreçlerinin verilerle birlikte okul-veli iletişiminin artırılması, geliştirilmesi, çatışma çözümü ve onarıcı şiddet mekanizmalarının uygulanması, çocuk yoksulluğunu azaltacak sosyal politikaların hayata geçirilmesi, eğitimin kamusal, eşitlikçi ve bilimsel bir temelde yeniden yapılandırılması gibi başlıklar temel öncelikler arasında yer almalıdır. Şiddetin olmadığı bir okul ortamı ancak adaletin, eşitliğin ve demokrasinin güçlendiği bir toplumsal yapıyla mümkündür. Daha fazla baskı ve kontrol güvenlik getirmeyecektir, aksine yeni sorunlar üretecektir. Eğer bu Komisyon gerçekten kalıcı bir çözüm üretmek istiyorsa cesur olmalı ve sorunun kök nedenlerine odaklanmalıdır. Ancak, o zaman çocukların güvenli büyüyeceği bir eğitim ortamının inşa edileceği bir rapor ortaya çıkabilir. Ayrıca, Sayın Başkan, dinlemesi gereken kişileri, önerilerimizi ve görüşlerimizi yazılı olarak Komisyona bildirdik diyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, kolaylıklar diliyorum.