KOMİSYON KONUŞMASI

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri, kıymetli katılımcılar; sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi vatandaşlarımızın yaşadığı 2/B arazileriyle ilgili sorunların çözümü için önemli bir adım olabilir. Ancak torba kanun tekniğinden vazgeçmeyen iktidar, yine, birbiriyle alakası olmayan birçok kanunu tek bir torbaya koyarak değişiklik yapıyor. Tarım arazilerinin korunmasından alkol satış kurallarına, mülkiyet uyuşmazlıklarından hayvancılığa, Atatürk Orman Çiftliği Kanunu'ndan Devlet Su İşleri düzenlemelerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan kanunlarda değişikliğe gidiyor.

Ayrıca, Adalet ve Sanayi ile Plan ve Bütçe Komisyonları tali komisyon olarak atanmasına rağmen, teklif hiçbir Komisyonda görüşülmeden doğrudan bizim önümüze getiriliyor; bu durum Meclis denetimini zorlaştırıyor, her düzenlemenin ayrı ayrı tartışılmasını engelliyor ve şeffaflığı da maalesef azaltıyor. Muhalefet olarak torba kanun tekniğine karşı olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli üyeler, önümüzde duran bu 29 maddelik torba kanun teklifi maalesef Türkiye'nin üretim ekosistemine, mülkiyet hukukuna ve sosyal barışına yönelik ağır bir mali ve idari kuşatma metnidir. "Düzenleme" adı altında getirilen bu maddeler, yol gösteren ve çözüm üreten bir devlet anlayışı yerine vatandaşın hata yapmasını bekleyen ve hata yaptığında onu ekonomik olarak cezalandıran bir anlayışın ürünüdür. Bu kanun teklifi her ne kadar verimlilik ve bürokrasiyi azaltma ambalajıyla önümüze getirilse de özünde tarımsal üretimin geleceğini ipotek altına alan ve mülkiyet hakkını esneten tehlikeli boşluklar barındırıyor. Özellikle tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına kapı aralayan maddeler ile mülkiyet uyuşmazlıklarındaki belirsizlikler yerel üreticiden ziyade büyük sermaye gruplarının önünü açacak nitelikte.

Maddelere geçildiğinde hepsini tartışacağız ama teklifin geneline baktığımızda, bu teklif hukuk tarihimizde görülmemiş orantısızlıkta cezalar içeriyor. Toprak Koruma Kanunu'nda ceza katsayıları bir gecede 250 kat artırılıyor. Hayvancılıkta bir belgesi eksik diye hayvan başına 7.863 TL ceza kesilmesi öngörülüyor, veteriner hekimlere 600 bin TL'ye varan cezalar veriliyor. Özellikle, Şeker Kanunu düzenlemeleri büyük sıkıntı içeriyor. Stratejik bir gıda ürünü olan şeker pancarını sözleşmesiz eken çiftçinin üzerine jandarma ve polisle gidiliyor. Çiftçiye hasat ettiği ürünün bedeli kadar ceza kesiliyor. Kendi toprağında üretim yapan köylüye, çiftçiye, üreticiye kaçakçı muamelesi yapılıyor. Orman Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle "küresel iklim değişikliği" gibi süslü kavramların arkasına sığınılarak devlet ormanları "karbon piyasası" adı altında şirketlerin kullanımına açılıyor. Bu teklifte, mevcutta Devlet Su İşlerinin sorumluluğunda olan ancak halkın fiilen kullandığı binlerce kilometrelik yolun altı ay içinde belediyelere ve il özel idarelerine devredilmesi emrediliyor yani Devlet Su İşleri yollarının bakım yükü zaten zor durumda olan belediyelere yıkılıyor. Bu düzenleme, kamu harcamalarını merkezî bütçeden yerel bütçeye kaydırma operasyonunun bir parçasıdır. Devlet servis yollarının bakım yükümlülüğünden kurtulurken belediyeleri teknik ve mali olarak zor bir duruma sokuyor. Belediyeler ve il özel idareleri altı ay gibi kısa bir sürede planlamadıkları devasa bir yol ağının bakım, onarım, asfalt ve karla mücadele sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacak. Bu durum yerel yönetimlerin hizmet kalitesini düşürür ve diğer yatırımların da durmasına neden olur. Ayrıca, kooperatiflerin tarım arazilerini mülkiyet edinmesinin de yasaklanması gibi bir durum var. Düzenleme sadece tarımsal amaçlı faaliyet gösteren kooperatifler için açık kapı bırakıyor ancak bunu da Bakanlık iznine bağlıyor. Bakanlığın "tarımsal amaçlı" tanımını nasıl yapacağı ve hangi kooperatife izin verip hangisine vermeyeceği ucu açık bir takdir yetkisidir. Bu durum, kooperatifler arasında ayrımcılık yapılmasına veya siyasi bürokratik yakınlıklarına göre izin süreçlerinin işlemesine zemin hazırlayabilir, izin süreçlerinin uzaması tarımsal yatırımları da maalesef geciktirebilir. Bu teklif, alkol yasaklarını da mutlak bir görünmezlik seviyesine taşımayı hedefliyor. Bu düzenleme, sadece doğrudan reklamı değil her türlü çağrışımı, isim benzerliğini ve kurumsal kimlik kullanımını da yasak kapsamına alıyor, firmalara yeni maliyet kalemleri oluşturuluyor.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak önümüze getirilen bu teklif hukuki güvenliği yok etmekte, mülkiyet hakkını aşındırmakta ve gıda güvenliğini riske atmaktadır. Bu metin bir reform değil bir ceza ve tahsilat metnidir. Bu hâliyle yasalaşması durumunda sahada üretim yapan çiftçi, esnaf ve veteriner hekim maalesef kalmayacaktır. Gelin, bu torba cezayı olduğu gibi geri çekin ve üreticiyi yaşatacak, doğayı gerçekten koruyacak düzenlemelerin üzerinde hep birlikte çalışalım.

Teşekkür ederim.