| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 02 .04.2026 |
SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Sayın Başkan, uzun süredir söz istiyoruz. Herkes çok yoruldu biliyoruz ama bunu bugün bitirmek bizim fikrimiz değil. Yasama faaliyetinin çok önemli bir aşamasını oluşturuyor buradaki çaba ve...
BAŞKAN VEDAT BİLGİN - 2 maddemiz kaldı Hocam.
SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Ne yapayım, konuşmayayım mı?
BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Yok, yani "Bitirmeyelim." diyorsunuz da problem değil, zamanımız var yani.
SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Teşekkürler, müsaade çıktı.
Şöyle Sayın Başkan, gerçekten, bir biçimde rahatsızlık yaratan bir işleyiş oldu bu şeyde yani özel bir sataşma falan değil, bir durum tespiti yapmak isterim. Çok farklı alanlarda çok önemli konular görüşülüyor ve bir güne sıkıştırıyorsunuz. Yasama faaliyetine eğer gerçekten önem veriyorsak bunun müzakereci bir yönü olduğunu atlayamayız. Bizim bu müzakereyi yapabileceğimiz komisyonlarımız dışında hiçbir yerimiz yok. Genel Kurula bir kez geldikten sonra o bir müzakere olmuyor, üzerine birbirinden ilişkisiz beşer dakikalık konuşma haklarımız var. Dolayısıyla buranın en iyi biçimde değerlendirilmesine imkân tanımanız gerekir. Bizim sözlerimizden sonra söz alıp son sözü söylediğinizde, bize tekrar söz dönmediği için söylediğimiz haklı şeyler de açıkçası geçersizleşiyor. Mesela "Onun onunla ilgisi yok, bunun bununla ilgisi yok." diyerek birçok şeye müdahalede bulundunuz. Her şeyin her şeyle çok ilişkisi var, bu maddeler teknik birer madde olarak alınıp geçilecek şeyler değil. Bir bağlamda cereyan ediyor bütün olay. Sosyal medyaya nasıl bir yaklaşım var? 2020'den bugüne bu alanda yapılan düzenlemelerle ne yaşamışız, nasıl sonuçları olmuş? Bunu gördüğümüz zaman biz o geriye dönük olarak hangi tecrübeyle ilişkilendiriyoruz? Böyle olmaması için ne yapmak gerekir? Biz bunu konuşmak istiyoruz. Ben hiç bunları tekrar tekrar hatırlatmak istemiyorum ama bu komisyonlarda kendimi böyle bir pozisyonda buluyorum. Bu alanda profesörlük aşamasındayken ihraç edilmiş bir barış imzacısıyım. Medya ve iletişim alanında çalışıyorum -siz de sanırım biliyorsunuz- ve bütün çabamız gerçekten çocukları korumak. Çocukları korumak sadece sizlerin uhdesinde olan bir şey değil, bunu da başka bir iki komisyonda söyledim, bazen mahcubiyet duyuyorum. Yardımcı doçentliğimin üç senesini RTÜK'de bugün kullanılan akıllı işaretler, çocuklar için görsel, işitsel iletişim alanındaki rehberlik sisteminin geliştirilmesine verdim ve bir gönüllü akademisyen olarak tam üç yıl çalıştık. RTÜK o zamanlar bilim alanından insanlara yer açıyordu. Hâlâ sayfaya gittiğinizde bilim kurulundaki üç elemandan biri olarak görülürüm. İletişim bilimci, psikiyatr ve psikolog olarak üç kişiyiz. Yani üç yılımı genç yaşta, çoluk çocuğum yokken -ki hâlâ yok- bu işe verdiğime göre çocukları korumak gibi bir derdimiz var hepimizin, korumak istiyorum.
Şimdi, bu yasaklar dünyanın her yerinde var. Bence teknik kısımda önemli açıklamalar yaptı arkadaşımız. Avustralya'da, Finlandiya'da, Danimarka'da; bu genelleme değil, aslında genelleme bütün bunlar bilimsel değil demektir. Bu ülkelerde var diye hepsi aynen bizde olabilir mi? Olamaz. Ülke bağlamları çok farklı. Finlandiya'da bir çocuğun internet erişimini sınırladığınız zaman onun önüne bir dünya açabilirsiniz. Burada bir çocuk, bir gitar öğrenme fırsatı bulamaz. Bir bisikleti yoktur milyonlarca çocuğun. Dolayısıyla, bu sosyal medyanın düzenlenmesi gerçekten gerekli, vahim şeyler oluyor sosyal medyada. Ancak bu yasakçı şey... Yasaklamak da gerekebilir, ben, böyle, basitçe çocukları özne olarak görmemektir falan diye bakan biri değilim. Çocuklar belirli yasakları aşama aşama katederek büyürler ve belirli yasaklar da uygulamak gerekir. Ancak bugünün koşullarında Türkiye'de şiddet bu kadar yüksekken, şiddet üreten koşulları sonlandırmazken, adalete olan güven yerle yeksan olmuşken, toplum güvenli bir yer değilken buraya bir yasak koyduğunuzda ekonomik koşulları nedeniyle başka hiçbir alana erişimi olamayan birçok çocuk ile aile arasında aile barışını bozan bir etki yaratmış olursunuz. Aile barışını kökten sarsan bir şey çünkü çocuk o yasağı aşmanın bir yolunu muhakkak bulacaktır, buna ikna olmayacaktır, aileler de ikna olmayacaktır. Çocuğu sokaktan ve başka tehditlerden korumanın çok sınırlı ve ucuz bir yolu internet. Dolayısıyla barkod sistemi, evet, gerçekten kişisel verilerin korunması adına bir güven alanı açıyor gibi görünüyor ama barkodlar da kopyalanabiliyorlar, şifre ve değişim sıklığı çerçevesinde çok dikkatli olunmazsa hiçbir güvenli alan oluşturmuyorlar. Ayrıca da kişiyle eşleşiyor e-devletten geçtiği zaman ve aslında o verileri yeniden de üretebiliyor. Hadi, bütün meselemizin bu olmadığını düşünelim. Çocuklara, 15 yaşın altına bir şekilde tümden yasakladığınızda belki de bunları birbirinden ayırt etmek için herkesin barkodunun olması gerekecek, bütün toplum izlenecek. Bir barkod borsası bile olabilir. Eğer aileyi ikna etmiyorsa başka yerden erişebilir. Gerçekten hiç öngörmediğimiz riskler oluşabilir. Şimdi, bunların teknik detaylarına çok girmek istemiyorum.
Bugüne kadar... İşte, önümüze bu geldiği zaman bizim bu tutanaklara geçirmemiz gereken şeyler var. Bize yarın bir gün diyecekler ki: "Siz orada değil miydiniz bütün bunlar oradan geçerken?" Şimdi sosyal medya alanında Ekim 2020'de 5651 sayılı Yasa'yla yapılan düzenlemenin sonuçlarını hepimiz biliyoruz. İşte, bu sosyal medya yasası olarak bilinen yasa çerçevesinde sosyal medya platformlarına getirilen yükümlülükler vesaire. 8/A maddesi biliyorsunuz, yine oradandır ama o 8/A maddesi çerçevesinde bakıyorsunuz, işte, Instagram'ın kapatılması aklıma geliyor benim. Hangi kapsamda, neden kapatıldı, neydi? Bunu bile hiç bilmediğiniz son derece keyfî uygulamalar karşımıza çıktı. Bugün baktığınız zaman, diğer Dezenformasyon Yasası'yla birlikte gündemimize gelen 217/A. O yasa geldikten bugüne yüzde 80 oranında gazeteciliğe yönelik olarak işlevselleştirilmiş ve bu da hep muhalif gazetecilere olmuş. Bu alanda yapılan "Dezenformasyonu önlüyoruz, sosyal medyaya düzen getiriyoruz." dediğiniz iki temel uygulama tamamen medya ve ifade özgürlüğü alanını daraltmak üzere kullanılmış. Ve giderek sıkıştığımız tek mecra... Ana akım medya çoktan elimizden gitti, muhalefet olarak toplumsal muhalefet, siyasal muhalefet olarak buradayız ve işte, 217'ye bakıyorsunuz, Tolga Şardan'dan başlayıp İsmail Arı'ya kadar bütün gazetecileri hapse tıkmanın bir yolunu oluşturmuş. Şimdi, bu önümüze geldiğinde "Çocukları koruyacağız." diyebileceğimiz bir güven ilişkimiz zaten yok. Mesele bunlara onay verip geçmek değil, bunları kayıtlara geçirmek bizim için önemli bir şey hâline geliyor. Dolayısıyla bu konuşmalara alan açılması gerekiyor. Biz bu yasayı dört günde niye konuşmuyoruz? Yani "Çok acil, çok acil." ama sonuçta bir günde bitecek kadar acil değil. Dört günde bunu düşünürüz, her birimiz bu tehditler nasıl aşılır? Benim aile barışını şu yollarla bozar dediğim şeyi belki daha detaylandırmak isterim. Bir başkası, başka bir şey söylemek ister. Hep çok genel bir düzlemde kalıyoruz, o genel düzlem de bugüne kadar iktidarın bize gerçekten -sözü baskılamak dışında- bu düzenlemelerle hiçbir şey sunmamasıyla ilişkili. "Olumsuz örnek yine olumsuz olacak anlamında değil." diyorsunuz. Gördüğümüz budur ve bunu söylemek zorundayız.
Bunun dışında, adalete olan güven o kadar yerle bir olmuş ki artık siyaset alanında değil adli alanda da hiçbir şekilde adalete erişimin mümkün olmadığı bir sürü "case"yi bir sene içinde görüyoruz, vahim şeyler oluyor. Sosyal medyada mütemadiyen mahkemeler kuruluyor; kişileri zan altında bırakan, etiketleyen, asla temizleyemediğiniz dezenformasyon yayan ve bütün yargıyı baskı altına alan. Şimdi, bütün bunlar böyle, bununla mücadele edemiyoruz ama biz çocuklara yasak getiriyoruz. Bu anlamda, buna esastan; bu aceleciliğe ve bu güvensiz ortamda bunun bu şekilde ilişkisiz bir Komisyonda önümüze getirilmesine karşı olduğumuzu ifade etmek isterim.
Teşekkür ederim.