KOMİSYON KONUŞMASI

AYLİN YAMAN (Ankara) - Sayın Bakanım, ben konuya geçmeden önce, geneli üzerinde konuşmadan önce 3 konuyu gündeme taşımak istiyorum bu Komisyonun sorumluluğunda olan çünkü bir mağduriyet yaşanıyor şu anda bunlarla ilgili. Bir tanesi hatırlarsanız, YÖK Başkanı Sayın Özvar, buraya geldi, tıp eğitimiyle ilgili bizi bilgilendirdi. Hatta o sırada yaşanan sorunları da konuştuk ve o zaman denmişti ki: "Sağlık Bakanıyla da görüşüp buraya bir kanun teklifi sunacağız." Bunu şunun için dile getiriyorum: Çok sayıda vakıf üniversitesi tıp fakültelerindeki öğrencilerden çok sıkıntılı mesajlar geliyor. Eğitim alamadıklarına dair, evde oturarak ihtisaslarını devam ettirdiklerine dair ya da türlü türlü, çok yüksek puanlarla girilmiş ama eğitimin devam ettirilemediğine dair. O yüzden bunu bir kez daha kayda almak istiyorum. Bu konunun bir aciliyeti var.

İkinci konumuz, Anayasa Mahkemesi Türk Tabipleri Birliği Kanunu'nun disiplin cezalarını düzenleyen 39'uncu maddesini iptal etti. 29 Nisan 2025'te yayınlandı bu ve dokuz aylık bir süre tanıdı, bu dokuz aylık süre bu yıl 29 Ocakta sonlandı. Türk Tabipleri Birliği yöneticileri tüm partilerin, tüm grupların grup başkan vekillerini, bizleri ziyaret etti. Buradaki sıkıntı şu Sayın Bakanım: Bu boşluk, doğan hukuki boşluk nedeniyle birçok disiplin süreci durdu. Mesela, biz, işte birçok arkadaşımızla Yenidoğan Çetesi Komisyonundaydık, orada verilmesi gereken disiplin cezaları şu anda bu hukuki boşluk nedeniyle yerine getirilemiyor. Mesela, dün akşam farklı bir kanun görüşülürken yine doğan hukuki bir boşlukla ÖTV muafiyetiyle ilgili bir madde araya sokuldu ve o mağduriyet giderildi. Aynı şekilde, bunun da mutlaka bu mağduriyetin giderilmesi açısından derhâl bir önlem alınması gerekiyor; ikincisi buydu.

Üçüncüsü de Emekli Sandığı emeklisi olan tıp doktorları için özel sağlık kuruluşlarında çalıştığında o ek ödemenin kesilmesiyle ilgili -o zaman da dile getirmiştik- bir kesinti nedeniyle diğer hekimlere göre farklı ücretlendirmenin de bir kanuni değişiklikle dile gelmesi gerekiyor.

Şimdi, bu kanun teklifinin geneline dair konuşacak olursak öncelikle şunu söylememiz gerekir: Bu kanun teklifiyle tüm maddelere baktığınızda aslında ülkedeki derin yoksulluğun da bir itirafı âdeta. Darülaceze maddesi çok ağırlıklı maddelerden bir tanesi. Darülaceze biliyorsunuz, yüz otuz yıllık, bizim değer verdiğimiz kurumlarımızdan bir tanesi. Ta Abdülhamit döneminden kalan ve bir nizamnameyle yönetilen bir yapı. Burada yaşlılar, düşkünler, güçsüzler, kimsesizler, engelliler hem bakım alıyorlar hem rehabilitasyon süreçlerine giriyorlar hem de korunmaları amaçlanıyor. Kendisine özel de bir bütçesi var. Şimdi, bu kanun teklifi birçok şey getiriyor, işte vergi muafiyeti, bağışları teşvik ediyor gibi birtakım özellikleri var ve ülke geneline ve ülke dışına çıkarılması planlanıyor. Şimdi, ben 2026 Aile Bakanlığı bütçesine geri dönmek istiyorum. 2026 bütçe görüşmelerinde, biliyorsunuz, şu anda nüfusun yüzde 11,1'i yaklaşık 9,5 milyon 65 yaş üstü vatandaşımız var yani hızla da Türkiye de yaşlanan bir nüfus, bunları konuştuk, doğurganlık hızımız düşüyor ve yaşlı nüfus oranı giderek artıyor. Bakım ihtiyacı olanları düşünecek olursak çünkü 65 ile 75 yaş arasında esas ağırlıklı yığılıyor, 75 yaş üzerinde de 3,5 milyonu aşkın, yaklaşık 3 milyon 600 bin yaşlımız var. Hatta 100 yaşını geçkin 8.290 kişi var yani oldukça yaşlanan bir nüfustan bahsediyoruz. Yaşlanan nüfus demek sosyal güvenlik sistemlerinin yeniden düzenlenmesi ve sağlık sisteminin de güçlendirilmesi demek oluyor aynı zamanda. Şimdi, bu bütçe görüşmelerinde dedik ki: "Nüfus yaşlanıyor, bakım ihtiyacı artıyor ve bu bütçenin artırılması gerekiyor." Total Aile Bakanlığına ayrılan bütçe yüzde 3'ü bile değil merkezi yönetim bütçesinin. Bunun içinde yaşlılara ayrılan bütçe yüzde 1 bile değil tüm merkezi yönetim bütçesinin. Hâl böyle olurken, bütçede hiçbir şey ayarlanmazken, hiçbir aktarım yapılmazken Darülaceze modelini yani bir nevi "Biz bütçe ayıramıyoruz ama sizin bağışlarla bu işi yaygınlaştıralım." modelinin tekrar masaya yatırılması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi, şu anda devlete ait 172 huzurevinde sadece 15 bin kişi hizmet alıyor ve bir sonraki yıl için sadece 800 kişi artırım hedeflendi. Yani bu, şu demek: Hadi 9,5 milyonluk yaşlı nüfusu da katmıyorum, esas ihtiyacı olan 3,5 milyonu katıyorum, 3,5 milyonda devlet sadece kamuda 15 bin kişiye bakıyor. Artık bu ekonomik göstergelerle ailelerin içinde bakımı da oldukça güçlenmiş vaziyette ve bu kişilerin de devlette kalan kişilerin de sadece yüzde 30'u ücretsiz kalıyor. Bunu takdirinize bırakıyorum. Yani bizim kamucu bir yaklaşımla yaşlımıza -gerçek bakım ihtiyacı olan 75 yaş ve sonrasından bahsediyorum- ekstra bütçe ayırmamız gerekirken bağışlarla sürdürülen bir modelle bunu yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Engelliler için bakıyorum, ülkede neredeyse yaklaşık 10 milyon engellimiz var -biliyorsunuz, onda da sayıyı bilmiyoruz tam anlamıyla- 106 devlet kurumunda şu anda sadece yatılı 6.879 engellimize bakım hizmeti veriyoruz. 10 milyonluk bir nüfusta sadece 6.879. Yani, şunu demek istiyorum: Kırılgan nüfus yani yaşlılar, engelliler, güçsüzler için bizim kamucu bir yaklaşımla bütçe ayırmamız gerekiyor. Bu, hayırseverlerin bağışlarıyla olan model İstanbul'da işliyor, bu yüz otuz yıllık bir gelenek, buna hiçbir itirazımız yok ama bunun yaygınlaştırmak demek âdeta bir itiraf. "Biz buna bir bütçe ayıramıyoruz, biz bu tür yöntemlerle bu ağı genişleteceğiz." demek. Bu felsefenin tekrar masaya yatırılması gerektiğini düşünüyorum.

Diğer maddelerle ilgili olarak da bütün kanun teklifinin genelinde bir merkezî izleme, veri toplama, özel hayatın gizliliği, mahremiyet, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili ihlaller var. Bütün maddelerde, her birini tek tek saymayacağım çünkü maddeler geldiğinde bunu konuşacağız. Genel olarak tamamen bu mahremiyet ve özel hayatın gizliliği kısmı göz ardı ediliyor kanun teklifinin genelinde. Ben Sümeyye Vekilime katılıyorum, biz burada genelini konuşalım ama maddeler için -bakın, sizin davet ettiniz sivil toplum kuruluşlarının listesine baktım, son derece yetersiz- sizin tarafınızdan daha geniş kitleleri kapsayacak bir davet programının da olması gerekiyor ve bizim bunları gerçekten detaylı bir şekilde ele almamız gerekiyor. Konuların her biri ayrı ayrı hassas, ayrı ayrı önem taşıyor. Yaşlımız, çocuğumuz, kimsesizimiz, koruyucu aileler yani bunların her biri başlı başına bir olay ve bunların çok daha detaylı izlenmesi gerektiğini söyleyip geneli üzerindeki konuşmamı bitiriyorum.