| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Bilişim Suçları ve Çevrim İçi Dolandırıcılıkla Mücadele Şube Müdürü Erden Şahin ve Profesör Doktor Hatice Ferhan Odabaşı'nın yaptıkları sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 05 .03.2026 |
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Evet, teşekkür ederiz.
Başka soru ya da söz talebi olan var mı sayın vekillerimizden? Yoksa ben birkaç şey söyleyeceğim.
Peki, ben de çok teşekkür ediyorum hem sayın hocama hem sayın müdürümüze. Benim de bazı sorularım var, notlar almıştım.
Ben kıymetli hocama şunu sormak istiyorum, aslında toplantı öncesinde de konuştuğumuz konuyu gündeme getireceğim: Yani ben aslında dijital risk faktörlerini düşününce farklı farklı riskler var ama şunu düşünmeye başladım: Yani çocukların mesela internet ortamında çok zaman geçirmesi de tabii ki bir problem, bağımlılık ya da işte da fiziksel olarak inaktif olması vesaire, bir sürü problem var ama bir de bir şeyin, bir girdabın içine giriyor gibi hissediyorum ben çocukları; sadece çocukları değil, büyükleri de yani hepimizi. Kültürel bir değişimi de yaşadığımızı fark ediyorum. Daha önceki Komisyon toplantılarımızda da bahsettim "Bu suçlar artık Amerikanlaşıyor." diyorum kendimce bir tabirle, çok korkunç suç tipleri çıkmaya başladı karşımıza. Yani bizim çocukken hiç tahayyül edemeyeceğimiz şeylerin çocuklar faili oluyor. Yani mesela birkaç kişiyi aynı anda işte bıçaklamak, öldürmek. Yani Amerika'daki bu "..."(*) gibi olayların, şeylerin sanki ön semptomları gibi. Bana öyle geliyor ki yani şu ana kadar tartıştığımız risk faktörlerinin en korkuncu bu dijital mecralar ve dijital alanlar. Siz bu konuda hemfikir misiniz? Yani, bu konuda ne yapmak lazım? Bir taraftan, işte bir şeyler yapmaya, bazı inisiyatifler almaya çalışınca hemen sansürcü olarak etiketleniyorsunuz. Ne bileyim Netflix falan filan gibi işte bir sürü şeylerde birçok tartışma çıktı. Hâlbuki bu mecraların aslında ne kadar korkunç şantaj çetelerinin elinde olduğunu falan da öğrendik, biraz yeni bir uyanış dönemine de geçtik son zamanlardaki gelişmelerle. Yani hakikaten ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Koruyucu en büyük mekanizmamızın da aile olduğunu düşünüyorum. Yani şu ana kadar birçok uzman ve kurum dinledik yani geldiğim en büyük risk faktörü dijital mecralar. Hani siz dediniz ya, eskiden biz çalışırken köylerden işte birileri geliyordu, bilgeydiler, bilgili değillerdi, bir şekilde çocuğu büyütüyorlardı. Şimdi çocuklarımızı korkunç çetelerin yönettiği korkunç dijital alanlar, girdaplar büyütüyor. Yani en koruyucu mekanizmanın da aile, ikincil olarak da okul olduğunu düşünüyorum. Sizin bu konudaki görüşlerinizi, önleyici neler yapılabiliri... Dijital alanda şu anda, biliyorsunuz, yasal yeni bir inisiyatif var, 15 yaşın altına sosyal medya yasaklanacak. Yani çok ütopik bir şey de söyleyebilirim ama 15 yaşın altına acaba akıllı telefon da yasaklanmalı mı mesela, bunu tartışan ülkeler var mı? Yani çocuğun güvenliği için iletişimi temin edecek tabii ki bir telefonu olsun da...
Bir de şunu söylemek isterim: İngiltere örneğini dinledik burada, suça bulaşan çocukların telefon ya da işte diğer dijital aygıtlarının "..."(*)sinin saklanmasını zorunlu kılan bir yasal mevzuatları var. Yani mesela, biz giriyoruz bazı suçlarda, bakıyoruz, çocuk telefonunu silmiş; belki bunun büyüklerde de olması gerekiyor, çocuğa özel bir durum tabii ki değil. Bu konuda ne düşünürsünüz? Çünkü böyle bir etik kaygılar da var. Biz bir taraftan diyoruz ki kurumlar birbirleriyle veri paylaşmıyor çünkü diyorlar ki kişisel bilgilerin korunması gerekiyor. Fakat bazen de bu kurumların paylaşmadığı bilgiler sonucu bir etik kaygıyı giderirken çok daha korkunç etik kaygılar ortaya çıkabiliyor; o çocuğu kaybedebiliyoruz, hatta bir cana kıyabiliyor vesaire vesaire. Bu konularla ilgili toparlayıcı yorumlarınız ve cevaplarınız olursa çok memnun oluruz.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Sayın Vekilim, çok güzel öngörüleriniz var, hepsine katılıyorum, katılmamak mümkün değil ama dediğimiz gibi, bizim değiştirebileceklerimizle uğraşmamız, oraya odaklanmamız lazım.
Şimdi, biz Amerikanlaştık tabii. Dediğim gibi, önce o cahil kadınların elinde bizim çocuklarımız görgüyü bıraktılar, adabı bıraktılar yani birtakım höt zöt çocuklar hâline geldi. Sonra biz, Amerikalılara uyduk, çocukları bıraktık, çocuklar kontrollerini, sınırlarını da bitirdiler. Çocuklar bu şeylerin başına geçtikten sonra, tabii TRT döneminde büyüyen çocuklar sansürlüydü, TRT'yle büyüdük biz yani. Ama şimdi baktığınız zaman, Amerika milleti, İngiliz milleti de çok rahat küfrederler. Yani o kadar rahat ki mesela biz arkadaş ortamında öyle küfredemeyiz. Yani onlar arkadaşlarıyla beraberken çok... Yani yabancılarla birlikte çok oldum, biliyorum.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - İki kelimenin biri küfür ve bu bize de bulaştı.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Her lafının başı küfürle başlar, şimdi bizimkiler öyle oldular, aynı şekilde, onları izleye izleye... Bakın, bir dolu şey var, diyorlar ki: Her gün buluştuğunuz 5 kişinin ortalamasısınız. Bu çocukların her gün buluştuğu 4 kişi değilse de 1 kişi burada, burası 1 kişi. Bu çocuklar küfürleri leblebi gibi harcıyorlar. Ben böyle utanıyorum yani; kızı, erkeği; trenle gidip geliyorum her yere, trendeki küfürler. Ya, biz o toplum değiliz, onların böyle küfürlerini... Mesela, onların Cumhurbaşkanı bile küfrediyor, başkalarının yanında küfrediyor çünkü onların toplumu kaldırıyor öyle bir şeyi. Yani bizim Cumhurbaşkanımız öyle bir küfretse biz kendimizi nasıl hissederiz yani düşünün. Çok farkımız var ama burası ele geçirilmiş durumda, Amerikanlaşmış vaziyetteyiz bir dolu yerde. Bunlar o zaman ne oluyor? Çiğ duruyor bizim toplumumuzda, rahatsız edici duruyor. Yani aynı toplum da olsak... Ayağını çocuklar masaların üzerine koyarlar Amerikan filmlerinde, biz bunu görmedik, biz öğretmenden sakınmayı gördük. Bizim toplumumuz böyle güzeldi, büyüğümüzü sayıp küçüğümüzü sevmeyle büyüdük biz. Şimdi, o toplum böyle yapınca dejenere oluyor tabii, yozlaşıyor çünkü yakışmıyor yaptığı. Yaptığı, kendinin içinde büyüdüğü bir toplumun özellikleri değil ki üzerinde sırıtıyor o şey yani. Bir şeyi değiştirirsiniz, giydirirsiniz, o kıyafet onun üstünde sırıtır ya yani onun gibi sırıtıyor ve bizi de rahatsız ediyor. Şimdi, ben diyorum: Biz, bezelye prenses olduk. O meşhur masal vardır ya hani "Ben prensesi bulacağım, oğlumu onunla evlendireceğim." diyen kraliçe 7 kat yatağın altına bezelye koyar, kızlar yatar kalkar "Oo, çok rahat." Bir gün birisi gelir, der ki: "Ben uyudum, teşekkür ederim ama bir şey sırtıma battı durdu, böyle küçük." deyince anlar ki o, prenses. Şimdi, biz hepimiz bezelye prenses olduk, hepimizi rahatsız ediyor toplumda bir dolu şey yani hepimiz rahatsız olmaya başladık. Bir başkası normal karşılıyor "Sen burada neye taktın şimdi?" diyor "Ama böyle olmaması lazım." diyorsun. Yani yaşım büyük olduğu için değil, benim kızlarımı da rahatsız ediyor aynı şey. Yani onların yaşı daha küçük, daha gençler, bana bakarak daha modernler ama onları da rahatsız ediyor "Bu ne biçim şey böyle?" diye ama onlar da beş gün girsin, onlara da olur. Yani çocuklar küçükken...
Ben şunu şiar edinmişimdir hep: Özgürlük üzerine en büyük yazar kimdir? John Stuart Mill; yazmış, "Özgürlük Üzerine" diye şöyle bir kitabı var, orada diyor ki: "17 yaşın altına gelince -çocuğa gelince-özgürlük biter." Çocuğu kontrol etmek... Özgürlük değildir yani çocuğu rahat bırakmak özgürlük değildir. Çocuğunu kontrol edeceksin, çocuğun arkasından dolaşılacak. Niye 17 yaş konmuş yani?
Şimdi, mesela bir dolu şeylerde rahatsız oluyoruz. Torunlarım olduğu için bir dolu şeyi onlarla beraber yeniden izliyorum. Vallahi bir din dersi kitapları var, o din dersi kitabından kimse dinini öğrenemez; kusura bakmayın. 11 yaşındaki çocuğa yani 11 yaşında, daha yaşamadığı, akil baliğ olmadığı, vücudun ona yaşatmadığı şeylerin abdestini öğretiyor. E, durun daha, bir durun yani bir yerde bir mola verin. Yani "Bütününü öğreteceğim, sınavda soracağım." diye, böyle olmaz.
Ben mesela değer eğitimine de karşıyımdır; değer eğitimi verilmez, yaşanır yani aileden...
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Yaşanarak öğrenilir.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Yani "Boydan olmaz, soydan olur." dedikleri yani ailede görecek ki çocuk içselleştirecek. 8-9 yaşındaki çocuğu oturtup da "Hadi gelin, bugün merhamet nasıl edilir, onu öğreteceğiz. Komşunuza, şuna, bunu alın." demekle olmaz. O çocuğa onu vermek için annenin 10 tane komşuya bir şey vermiş olması lazım ki o çocukta merhamet duygusu oluşsun. Öyle, bunlar değerler. Tolerans... Öyle şey değil. O çocuğun annesinin kendilerinin seviyesinden aşağıda birine "Olur." dediğini görmüş olması lazım, babasının kendi sınıflarına uymayan birisini evine alıp beslemesi lazım o çocuğun tolerans ve farklılaşmayı öğrenmesi için. Öyle kolay değil bunlar yani.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Hocam, okullarımızı disiplinsiz buluyor musunuz?
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Çok, çok.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Mesela bu aşırı özgürlükçü, öğrenci odaklı eğitim yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Benim gözlemim bu yönde. Şunu söyleyeyim: Mesela, biz öğrenciyken saçımızı iki örmek zorundaydık. Mesela bizim çılgınlıklarımız, işte, saçımızı arkadan toplamaktı yani disiplin suçu olarak. Yani o zaman bir şeyi aşıyorduk ama zararsız bir şey yapıyorduk; sonuçta delikanlıyız yani çocuğuz, genciz, biraz da otoriteye karşı bir şeyler yapma ihtiyacını küçük şeylerle tatmin edebiliyorduk. Şimdi, mesela, bu okul formalarımız... Mesela ben Çamlıca Kız Lisesi mezunuyum; müdire hanım şöyle bir dolanırdı bizim Çamlıca Kız Lisesinin bahçesinde, hepimiz böyle askerî disipline girerdik. Daha sonra mezun olduğum okula gittim, gerçekten tanıyamadım; herkes eşofman gibi bir şey, saçlar...
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Sınır olmayan yerde yozlaşma çok çabuk gidiyor maalesef.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Hani, böyle biraz muhafazakâr olmak aslında iyi bir şey mi diye de sormadan edemiyorum yani.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Şimdi, şöyle bir şey: Muhafazakâr olmak iyi bir şeydir.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Gelenekçi olmak.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Yani gelenekçi olmak iyi bir şeydir. Ben nice "muhafazakâr" diye adlandırılan insan gördüm, hiçbirisi ne muhafazakârdı ne edepliydi, adaplıydı. Yani onlara "muhafazakâr" denmesi beni üzer ama ben muhafazakârım; ben geleneğime, atama, aileme, memleketime, vatanıma saygılıyım. Bu vatanı üzecek herhangi bir konuda karar alma durumunda olmadım hiçbir zaman yani. Vatanseverim çünkü ben 9 yaşında babasını kaybetmiş, annesinin üç aylık maaşıyla okumuş bir çocuğum yani benim bu devlete çok borcum var, ben bunların karşılığını vereceğim.
Kıbrıs'ta yeni bir konuşmada onu söyledim: Eğer veliler okulları düzgün hâle getirmek istiyorlarsa önce kendilerini zapt edecek. Mesela, bir okulda "Benim çocuğumun yanında telefon götürmesi lazım, kendisini rahat hissetmiyor." diyor. Sen "Çocuğumun telefon götürmesi lazım." yerine başka bir yaklaşım belirlesen. Demin Sayın Vekilime de söyleyecektim aynı şeyi. Hocam, mesela şunu talep etmiyor veliler; diyecek ki zorbalık için: "Her teneffüste her koridorda 2 öğretmeniniz mutlaka duracak orada fiziksel bir şey olmadığını görmek için." Bunu demiyor, bunu talep etmiyor. Neymiş? Bilgi için, ya cep telefonu yardımcı olmaz ki, aksine düşman kazanıyor. Sen bunu itibar nesnesi hâline getirdiğin için bunu alamayan çocuk düşman oluyor ve zorbalığa başlıyor. Bunu yapmak yerine veliler -o kadar para veriliyor bu özel okullara, devlet okullarına- yani bu şartı koysun. Getirsin Millî Eğitim, desin ki: "Her koridorda, her teneffüste 2 öğretmen nöbetçi." Böyle, dolu öğretmenimiz var Allah'a şükür. Yani, hiçbir şey yapamazsan, bir müstahdem tayin edersin; yine o koridorda bir önleyicidir yani. Bunlar yapılamayacak şeyler değil, bunlar yapılamayınca ben üzülüyorum. Yapılamayacak şeyleri, zaten tamam çıkaramıyorsunuz, kanun elvermiyor, kanunun bilemem nasıl çıktığını ama 17 yaşından aşağı çocukları korumak için yapılacak bir sosyal medya düzenlemesinin, yani, bizi rahatsız etmesi de beni rahatsız ediyor açıkçası.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Evet, "17." diyorsunuz. Aslında yasa teklifi 15 altını...
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - 17.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - 17'yi mi öneriyorsunuz? Ben de 17'ye daha yakınım.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - 17'yi daha rahat buluyorum çünkü ben şunu diyorum çocuğun ön bloğu ile arka blok buluşmadıktan sonra o çocuğu zapt edemezsin, zor. Çok çabuk kayar her şeye.
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Belki bu konuda da bir öneri vermek gerekebilir yasa için.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Aman ortalığı bulandırmayalım da şimdi. Onlar "15." dedilerse 15'te kessinler, ben ona razıyım. Yani ne işi var çocuğun sosyal medyayla, ne işleri var?
Demin bir şey söylemişti mesela Sayın Vekilimiz: "Hangi oyunu en zararlı görüyorsunuz?" diye. Şahin Hocam da bilebilir belki. Mesela benim torunlarım çok kızıyorlar bana. Bugün Büyük Millet Meclisine geleceğim dedim "Anneanne, lütfen söyle, Roblox'u açsınlar." Yani en büyük temennileri o benim torunlarımın ama Roblox'da dönen olayları ben onlara nasıl anlatayım; bekliyorum büyüsünler. 13 yaşından önce cep telefonu yok, ailece öyle karar aldık. Bu maddiyatla ilgili bir şey değil, bu ahlakıyla ilgili bir şey, beyniyle ilgili bir şey; bu algoritmaların içine atmaya ne gerek var.
Mesela Amerikalı bir motivasyon konuşmacısı var, Gerd Leonhard Hoca, Almanya'da şundan bahsediyor: Doğa yoksunluğu sendromu. Bizim çocuklarımızın da hepsi doğa yoksunluğu sendromu yaşıyorlar. Dağa gidiyorlar kayak yapmaya, ellerinde cep telefonu; denize gidiyorlar yüzmeye, ellerinde cep telefonu. Doğadan bihaberler, bahçedeki çiçekten, hayvanın nasıl ses çıkararak neye davet etmek istediğinden, öten ağustos böceğinden, hiçbirinden habersiz bu çocuklar. Yani bizde de var doğa yoksunluğu, adını koymadık sadece.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Hocam, o kadar da değil ama ya, yapmayın şimdi.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Var Hocam, inanın var.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Hayvan sevgimiz çocuklarla büyüdü.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Sizden dolayı büyümüştür Hocam.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Işıklara riayetimiz çocuklarla; mesela benim çocuğumun yanında sarı ışıkta geçtiğim zaman "Baba, niye sarı ışıkta geçtin?" diyor ya da bir köpeği gördüğü zaman "Niye ona bir şey vermedin?" ya da "Niye bagajında yem taşımıyorsun? Onlara verirsin." diyor. Çocuklar çok hassas aslında.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Sizden dolayı.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Birtakım paradokslar var tabii ama...
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ben de çok hayvanseverdim küçükken de ama kızımla birlikte daha farkındalığım arttı.
Hocam, dediniz ya "Okullarda değer eğitimi..." Ben de çok karşıyım yani bir müfredatla değer eğitimi verileceğini düşünmüyorum. O okulun ikliminin değerler eğitimini vermesi gerektiğini düşünüyorum. Yani gönüllülük projeleri, işte belki hayvanseverlik projeleri ya da işte fakir fukaraya yardım projeleri vesaireyle bunun fiilen yapılması gerektiğini düşünüyorum. Millî Eğitim Bakanlığımızla da Bakanımızla da görüşeceğiz, böyle faaliyetler var zaten.
PROF. DR. HATİCE FERHAN ODABAŞI - Çocuklarınızda olan her şey sizden ötürü, siz seviyorsunuzdur, ondan seviyorlardır; sizden görmüşlerdir bir hayvanı beslediğinizi, ondan ötürü onlar da aynı şeye dikkat ediyorlardır. Yıllardır şikâyet edersiniz çocuklara "Sakın çocuklar, dışarıya çöp atmayın." diye, ondan sonra haddinize mi düşmüş onların yanında dışarıya bir şey atmak. Yani çocuğa ne öğretirseniz çocuk onu alır, onunla büyür.
Ben böyle örnekli konuşmayı çok seviyorum akılda kalıcılık açısından, ailede ne var diye. Bizim yanımıza bir çocuk taşındı annesiyle ve babası yok, benim çocuklar da ha bire şunu anlatıyorlar: "Babam bizi bu hafta sonu pikniğe götürmüştü, orada şöyle yaptık, babam dedi ki..." Şimdi, ben de babasız büyüdüğüm için rahatsız oluyorum, çocuk da üzülür diye karşıdan kızların ikisine şöyle işaret ettim, böyle yaptım. Bu işareti hiç kullanmamışım o zamana kadar Sayın Vekilim. Bu işareti böyle yapınca "Anne, niye böyle böyle yapıyorsun?" dediler bana. Bunu kullandıysanız bilirler, bu işareti, kodlamayı yani bu kadar basit mesele, sizden dolayı yapar çocuklarınız.
"Asil azmaz, bal kokmaz." diye bir Kayseri atasözüyle bunu bitirelim ama aile, aile, aile...
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Peki, çok çok teşekkür ediyoruz Kıymetli Hocam ve Sayın Emniyet Müdürümüz, sağ olun.
Toplantıda başka bir soru, görüş talebi olmadığına göre kapatabiliriz toplantımızı.