| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | Komisyon Başkanı Vedat Bilgin'in, Türkiye’deki sendikal haklara, kıdem tazminatının kaldırılmasına yönelik girişimlere ve (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nde yer alan düzenlemelere ilişkin açıklaması |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 12 .03.2026 |
BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Tabii, bizim Komisyonumuzun çalışmaları esas itibarıyla Türk devletinin sosyal devlet hüviyetiyle ilgili çalışmalardır. Bunun için aynı zamanda elbette ki anayasal bir görev yapıyoruz ama Türk devletinin sosyal devlet kimliğini yansıtan bir geleneğin de temsilcisiyiz. İmparatorluktan günümüze sosyal devlet vasfını Türk devletinin hep koruyageldiğini, zaman zaman sorunlar yaşansa da en kötü zamanlarda bile, erken zamanlarda bile sosyal politika uygulamalarına hassasiyetle riayet edildiğini, bunları gerçekleştirdiğini biliyoruz. Mesela, yeryüzünde çok az ülkede görülen bir dönemde maden işçilerini koruyan düzenlemeyi Türkiye yapmıştır. Cumhuriyetin başlangıç yıllarından bugüne işçi haklarını, işçileri koruyan, özellikle o yıllarda kamu sektöründe ağırlıklı olmak üzere birçok düzenleme yapılmıştır, bunlar bir gerçektir. Fakat yapılan bütün sosyal düzenlemelerden rahatsız olan bazı çıkar çevreleri her zaman karşımıza çıkmaktadır. Bunlar sık sık yapılan düzenlemeleri eleştirmektedirler, hatta bazıları eleştirinin de ötesinde saldırı mahiyetinde ifadeler kullanmaktadırlar. "Neden?" diyeceksiniz. Bu çıkar gruplarının içerisinde bütün iş adamlarımız yok tabii, bazı iş adamları, çıkarları öncelikli... Emeği, emekçiyi, emekliyi âdeta yok sayan, üretimin esas unsuru olan insanı inkâr eden bu eleştiriler veya bu salt eleştiri boyutunda kalırsa anlayabiliriz, cevap veririz ama saldırı niteliğini taşıyan bu ifadelere bizim elbette sosyal devletin savunucuları olarak vereceğimiz cevaplar vardır. Esasen onların bu tür saldırılara hakları da yoktur, hadleri de yoktur. Bu konuda özellikle aklımıza hemen şu soru gelebilir: Neden saldırıyorlar? Bunların en önemli problemlerinden biri kıdem tazminatı meselesidir. İşçilerin kıdem tazminatı alması, Türk devletinin emekli olan işçilerin kıdem tazminatı hakkını koruması onları rahatsız etmektedir. Zaman zaman yükselen periyotlarda kıdem tazminatı aleyhinde kampanyalar yaparlar. Oysa kıdem tazminatı, işçinin emeğinin hakkıdır, adı üzerindedir; emeğinin, kıdeminin tazmin edilmesidir, değil mi? Bu rahatsızlıkları sizler de duyuyorsunuzdur, bunlar zaman zaman karşımıza çıkıyor. Tabii, bunların uyguladığımız sosyal projelerde, sosyal reformlarda, devletin keyfî olarak sanki hesapsız vesairesiz yaptığını düşünüyorlar. Oysa devlet -içimizde bakanlık yapan çok değerli arkadaşlarımız var, ben de bir dönem yaptım, yüksek bürokratlarımız var, onlar da biliyorlardır- her projede, her sosyal projede hesap yapar. Kim yapar bu hesabı? Hangi bakanlık bu projeyi getiriyorsa onun teknik çalışmaları yapılır, onunla da yetinilmez; Maliye, parayı ödeyen orası olduğu için Maliye hesap yapar; onunla de yetinilmez, Mecliste çalışmalarda Plan ve Bütçe, onun dışındaki çalışmalarda da planlama teşkilatı, bütçe planlama teşkilatı hesap yapar dolayısıyla devlet hesabını bilerek yapar. Bunlar tesadüfen olan şeyler değildir. Hele büyük projelerde, büyük uygulamalarda bunlar gerçekleştirilir fakat çıkar çevrelerini tatmin etmek mümkün değildir, onlar çıkarlarından başka bir şey düşünmezler. Onun için onların iş yerlerinde sendika olmaz, sendika yoktur. Bu tür eleştirileri yapanları araştırın, iş yerlerinde sendika yoktur, sendikal haklara saygısızdırlar ama tabii ki Türkiye'deki iş adamlarının önemli bir kısmı, hatta yüz binlerce işçiyi çalıştıran işletmeleri temsil eden TİSK gibi kuruluşlar bunun dışındadırlar, onlar işçiye de emeklisine de emekçisine de saygı gösteren kuruluşlardır; onları ayrı tutmamız lazım.
Burada biz şunu söylemek durumundayız: Biz, sendikal haklara, emekçilerin bütün özgürlüklerine, sosyal haklarına saygı göstermek zorundayız. Saygı göstermeyenlere de bizim yasal yetkilerimiz çerçevesinde Türk devleti bunun cevabını verir. Hele Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal olarak en üst kurumu olan yüce Meclisin onayladığı kararlara bunların -ben biraz önce de vurguladım- söz söylemeye hakları da yoktur, hadleri de değildir. Bunu şunun için söylüyorum: Zaman zaman bizim de karşımıza çıkıyorlar, kıdem tazminatının bir şekilde kaldırılmasına dönük arayışlarla ortaya çıkıyorlar, sendikal hakların kısıtlamasına dönük uygulamalar yapıyorlar. Tabii, işçilerin örgütlenme özgürlüğünü engelliyorlar, işten atıyorlar vesaire. Ben bunlarla görev dönemimde de epeyce mücadele ettim ama bunu her nerede bulunursak yüce Meclisin çatısı altında da savunmak mecburiyetindeyiz.
Biliyorsunuz, geçen hafta 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ydü. Emekçi Kadınlar Günü daha sonra birçok ülkede bizim ülkemizde de Çalışan Kadınlar Günü veya Kadınlar Günü'ne dönüştürüldü, öyle anılıyor; öyle anılması da güzel, daha kapsayıcı olabilir. Bugün bizim görüşeceğimiz çalışmalarımızın içerisinde kadınlarla ilgili çok önemli bir şey var. Doğum süresini, biliyorsunuz, sekiz haftadan on altı haftaya çıkarıyoruz; doğum süresindeki izni. Sekiz haftalık doğum öncesi izinle de bu birleştirildiği zaman yirmi dört haftalık, özellikle doğum yapan kadınlara dönük bir koruma tedbiri getirilmektedir, düzenleme önerilmektedir ki bu çok önemlidir. Dünya Kadınlar Günü'nü yaşadığımız geçen haftadan sonra böyle bir düzenlemenin önümüze gelmesini, Komisyonumuza gelmesini de ben çok anlamlı buluyorum. Bu, aynı zamanda bizim sosyal devlet kimliğimizin yansımalarından biri olarak değerlendirilebilir.
Tekrar hepinize saygılar sunuyorum.
Bu açılış konuşmasından sonra, şimdi gündeme geçmek istiyoruz. Önce çalışmalarımıza devam edeceğiz, bugün bitirmeyi düşünüyoruz, inşallah bitiririz. Bu çalışmalar süresi içerisinde görsel medyanın bu saatten sonra bizi çalışmalarımızla baş başa bırakmasını rica ediyorum. Kendilerine katılımlarından dolayı çok teşekkür ediyorum.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Bu uygulama da değişmedi Başkanım. Sonunda video çekiliyor, gene paylaşılıyor, biraz kaliteli çekim yapılmış olunur.
BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Fethi Bey, bu teklifinizi bir değerlendirelim.
AYLİN YAMAN (Ankara) - Sayın Bakanım, başlangıçta usule yönelik bir uyarım olacak. Usule aykırı bir iki şey söylemek istiyorum.
BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Görsel medyayı dışarı alalım arkadaşlar; ondan sonra, biz usulü de tartışma sürecimizi de nasıl yöneteceğimizi konuşalım.