| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği temsilcilerinin ve İstanbul İnternet Kafeciler Esnaf Odası temsilcisinin yapmış oldukları sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 17 .02.2026 |
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum sunumlarınız için.
İnternet kafelerle ilgili olarak öncelikle işte "Denetimli ortam sağlıyor." dediniz, bununla ilgili de kalem kalem, yaştan içeriğe kadar ama siz de aslında sunumunuzun içinde bunun mümkün olmadığını itiraf ettiniz. Yani iki ay içinde bir çocuğun kafede izledikleri üzerinden dönüşümünü ifade ediyorsunuz. Orada işletmecilerin biraz vicdanı, insafı doğrultusunda bu denetim sağlanıyor olabilir ama onun dışında, o bahsettiğiniz bütün kontrol mekanizmaları günümüz teknolojisinde aşılabilir herkes için, hele hele çocuklar için.
Ben özellikle bu dijital bağımlılık paralelinde suça bulaşmış, karışmış çocuklar yani bu internet kafelerde bu oyunları oynayanlar ile evlerde ya da aile ortamında oynayanlar arasında karşılaştırma imkânı verecek bir araştırma yapılması gerekliliğine inanıyorum.
Bir de hafta sonu çok fazla böyle hem sahada gözlem yapma imkânı buldum hem de gayriresmî birçok görüşme yaptım, dijital bağımlılığın bu seviyede olduğunu bilmiyordum. Akademisyen bir anne babanın çocukları şu anda hastanede yatıyor yani bizim bildiğimiz madde bağımlılığı gibi yoksunluk krizine giren, titreme krizlerine giren ve bu sebeple şu anda hastanede yatarak tedavi gören ve kısa süre öncesine kadar da okulunda çok başarılı bir çocuk; çocuğa dair çok büyük hayalleri var ailenin. Gerçekten ben bu noktada olduğunu tahayyül bile edemezdim konuşmadan önce. Bambaşka bir başlık.
Yani Ayla Hanım ile Refia Hanım'ı dinlerken de biraz hayaller, hayatlar gibi oluyor bu sunumlar. Hemen hemen ben her Komisyon toplantısında benzer şeyleri soruyorum, tekrar etmek de istemiyorum ama yani aşamadığımız birkaç nokta var, aşamamaya devam ediyoruz gibi geliyor bana. Şimdi sizin söylediğiniz her şey, aslında, akademisyenlerin de hukukçuların da kurumların, kuruluşların da... Yani söyledikleriniz büyük oranda, işte, ilk suçtan sonra mükerrer suç işlenmemesi ve ilk suçtan sonra rehabilite edilmesi, topluma kazandırılmasına dair şeyler ve hemfikiriz hep beraber zaten, sunumlarınız da gayet bu konuda doyurucuydu. Ama bir de durum var karşı karşıya olduğumuz yani bu durum, mükerrer suçlara zaten karışmış çocukların daha büyük suçlar işlemeye başladıkları bir gerçeklik dolayısıyla bu noktada "Peki, bu çocuklar için ne yapacağız?"a ben, henüz doyurucu, tatmin edici bir cevap alabilmiş değilim yani önce bunu aşmamız gerekiyor, sıfırlamamız gerekiyor ki işte, o ideal toplum modelini sonra oluşturabilelim aslında hep beraber. Dolayısıyla, hâlihazırda mükerrer suçlara bulaşmış, hâlihazırda büyük suçlar işleyen, ağır suçlar işleyen çocuklarla ilgili peki ne yapacağız, nasıl ilerlemek gerekiyor?
Yine, Tekirdağ'daydım dedim. Yani yaklaşık on beş gün önce 16 yaşında bir çocuk, 16 yaşında başka bir çocuğu öldürdü Tekirdağ'da ve her iki çocuğun da 10'dan fazla suç kaydı var, her iki çocuğun babasının suç kaydı var, çocuklardan sadece birisinin annesinin suç kaydı yok, diğerinin annesinin de suç kaydı var. Dolayısıyla şimdi rehabilitasyona nereden başlayacağız, dönüştürmeye nereden başlayacağız? Böyle bir durum ve yine Tekirdağ'da yaptığım gözlemlerden... Yine, geçtiğimiz hafta çok kötü bir olay yaşandı. Şimdi "Bir çocuk, Veliköy'de bir imam-hatip ortaokulunda kız çocuğu, 13-14 yaşlarında, intihar etti." diye haber duyuldu ama sonrasında siz telefon ettiğinizde Sayın Başkanım, Sayın Bakana da ifade ettim peşine düşmek gerektiğini. Şimdi bu çocuk intihar etmedi, bu çocuk intihara sürüklenmiş yani hani bütün ilgili... İlk şeyde müthiş bir kayıt dışılık var, onu söylemek istiyorum ve her alanda yani çocuk resmen akran zorbalığı sonucu... Pırıl pırıl bir aile, pırıl pırıl bir kız çocuğu yani camdan atlamaya sürüklenmiş ama şimdi "Yüksekten düşme sonucu öldü." diye kayda geçtiğinde maalesef bu gerçek ortadan kalkmıyor. Şimdi burası var, bu kayıt dışılık. Benzer şekilde yine daha bu sabah bir esnafla kendi mahallemde konuşurken yani biz bazı genetik hastalıklardan, genetik rahatsızlıklardan falan söz... Bunların da ailelerce, işte, çocuğun geleceğine etkisi... "Otistik çıkabilir bu çocuk." diye yani kendi yeğeninden... Ama polis olmak istiyor dolayısıyla şimdi tedaviye sokmayı falan reddediyor yani sisteme sokmayı... Çok fazla başlık var eğilmemiz gereken yani bu hafta sonu kâbus gibi geçti benim için bire bir böyle yüzleşince birçok şeyle. Mükerrer suçlarla ilgili...
Bu STK'ler ve komite meselesi yani yetkilendirme... Az önce de soruldu yani yine hayaller, hayatlar oluyoruz. E, çünkü çok böyle sert duvarlar, kalın duvarlarla mahallelere ayrılmış, cepheleşmiş bir toplumda yaşıyoruz. Şimdi, bu yetkilendirme... Neye göre yetkilendirilmiş STK? İşte, herkesin kendi kafasındaki ideal STK ya da kamu yararına faaliyet gösterecek STK profili birbirinden apayrı. Toplumsal meşruiyeti yüksek oranda kazanmamış STK'ler üzerinden bu iş yapılırsa toplumun adalet duygusu nasıl o zaman sağlanmış, inşa edilmiş ya da okşanmış olacak? Hani dediniz ya "Türkiye gerçekliğine de uygun sistemler üzerinden gittik." yani işte, bir sürü sorular sorular... Uygulanabilirliği pratikte ne kadar mümkün? Yani kâğıt üzerinde, evet, çok güzel duruyor.
Bir de bu "suç" kavramıyla ilgili konuşurken yani "suça sürüklenmişten..." "hukukla çatışan çocuklar"a geçiliyor vesaire ama suçu bu kadar kavramsal olarak da dışarıda bırakırsak suç algısını nasıl oluşturacağız çocuklarda?
Bunlarla ilgili de cevaplarınızı rica edeceğim.
Teşekkür ediyorum.