| Komisyon Adı | : | İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU |
| Konu | : | Çocuk Hakları Alt Komisyonunun Dijital Mecralarda Çocuklarımızı Bekleyen Tehditler ve Riskler Raporu hakkında görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 03 .02.2026 |
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Bakanım, ben de hem raporu hazırlayan arkadaşlarımıza hem sizlere hem kıymetli milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum, saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bu çocuk eğitimi, çocuk konusu hem nicelik itibarıyla hem nitelik itibarıyla ülkemizin geleceğinin inşası açısından hayati önem taşıyor. Cumhurbaşkanımız da nüfusun düşmesiyle alakalı "Bu, beka sorunudur." diyor. Belki bir dönemler işte "En az 3 çocuk..." dendiği zaman Cumhurbaşkanımıza "Ya, işte, buraya da karışma." diye alay konusu olan bu husus gerçekten bugün hepimizin çok çok değer vermesi gereken bir noktaya kadar gelmiş oldu. Sadece sayı olarak çocuğun olması da yetmiyor, çocuklarımız doğduktan sonra bunların geleceğini inşa etme noktasında da bizlere büyük yükümlülükler düşüyor. Tabii, hızla gelişen bir çağ içerisindeyiz. Bizlerin, bizim yaş grubuna baktığımız zaman her türlü hayatı görmüşüz; elektriksizlikten gaz lambasına, gaz lambasından elektriğe, elektrikten internete yani öyle bir hayat içerisindeyiz ama bizim çocuklarımız bizim gördüklerimizi görmeden, bu anlamda daha geniş imkânlarla tüm dünyadaki olanı biteni görebilen, izleyebilen bir konumdalar. Bu bakımdan da bizim çocuklarla alakalı başta eğitiminden buraya gelişine ilişkin bir analiz yapmamızda fayda var. Biz Türkiye şartlarında -aşağı yukarı dünya da böyle- bir çocuğumuzu 6 yaşında sisteme teslim ediyoruz, üniversiteyi de sayarsak 23 yaşında alıyoruz. On yedi yıl boyunca bir çocuğumuzu bir sisteme teslim ediyoruz, on yedi yıl sonra alıyoruz, karşımıza koyuyoruz: "İngilizce biliyor musun?" "Yok." "Arapça biliyor musunuz?" "Yok." "Matematiği tam biliyor musun?" "Yok." "Fiziği tam biliyor musun?" "Yok." "Türkçen nasıl?" "Yok." "O nasıl?" Şimdi, bakıldığı zaman, belki her şeyden biraz biliyoruz ama tam anlamıyla zaman ve insan öğüten bir yapı oluşmuş. Dünyadaki eğitim sistemlerinin de geldiği nokta burası. Burada belki zaman öğütmeyi değil de insan yetiştirmeyi baz alacak bir sistemi inşa etmemiz gerekiyor. Yani, anneye saygıyı, babaya saygıyı, işte, Allah korkusunu, Allah sevgisini, vatan ve bayrak sevgisini integrali bilmeden daha fazla öncelememiz gerektiğini düşünüyorum; artık belki fiziği bilmeden, başka şeyleri bilmeden, buraları, bu maneviyatı, bu hissiyatı çocuğumuza verebilecek bir sisteme doğru bir geçiş yapmamız gerektiğini düşünüyorum ben. Alıkonulan, on yedi yıl boyunca bir yerde bekletilen bir sistemden beceri dolu topluma gönderilen bir sisteme bizim bunu götürmemiz lazım.
Zaman zaman hepimiz rastlıyoruz, görüyoruz, lokantaya gidiyoruz, ailecek gittiğimiz oluyor, tek başımıza gittiğimiz oluyor, arkadaşlarla gittiğimiz oluyor; 1 yaşında bir çocuk, hemen lokantadan bir tane çocuk arabası isteniyor, çocuğu oturtacakları yer. Anne-baba ne yapıyor? İlk yaptıkları şey çocuğa telefonu vermek. Çocuğa telefonu veriyorlar. Niye? Çocuk orada bununla eğlenirken kendileri orada yemek yiyecek. Hepimiz anne-babayız yani bir başka anne-baba yapıyor da biz yapmıyoruz anlamında değil, böyle bir düşünce oluşmasın. 1 yaşından itibaren biz çocuğu zaten buraya entegre etmişiz, çocuğu bunun içine alıyoruz, fanusun içine alıyoruz, ondan sonra "Çocuğu buradan nasıl kurtarabiliriz?"in metotlarını aramaya çalışıyoruz. Bu anlamda, belki tek başına burada bir sınırlamaya gitmek yetmez ama en azından her şeyden önce çocuklara bir fayda sağlayacağına ben inanıyorum. Aile eğitiminin, anne-baba eğitiminin de çok önemli hâle geldiğini, çok önemli olduğunu, belki eğitim müfredatlarımızda bunu artık her alana koymamız gerektiğini düşünüyorum. Tarih öğretiyoruz, mesela Osmanlı tarihi, çok iyi biliyoruz ama Osmanlı tarihindeki Ahilik kültürünün, Ahiliğin ne olduğunu bilmiyoruz. Tarihi biliyoruz ama mesela Ahiliği bilsek, oradaki o dayanışmayı, o ahlaki yapıyı bilebilmiş olsak aslında kendi esnaflık hayatımızda, kendi ticari hayatımızda belki birçok şeyi değiştirmiş olacağız. İşte, matematiği biliyoruz ama öbür taraftan başka şeyleri unutuyoruz. Bunu bir bütün olarak değerlendirmemiz gerektiğini ben düşünüyorum. Mesela, iletişim fakültesini okutuyoruz çocuğumuza, iletişim fakültesinden mezun olan gencimiz çıkıyor, trafikte ufak bir tartışma oluyor, trafikteki o ufak tartışmayı o iletişimle yönetemiyor, kavgalı, silahlı çatışmaya dönüyor. Ya, sen iletişim fakültesini bitirmişsin, tam da iletişimin lazım olduğu yerlerde burada alacaksın, o insanı bile senden özür diler konuma getirebilecek bir iletişim dilini yapman... Mühendisliği bitiriyor, "Gel, şu evde prizle ilgili bir problem var." denildiğinde prizi takamayan bir mühendisle karşı karşıya geliyoruz. Sayın Bakanım, bu alandan baktığımız zaman, eğer biz çocuklarımızı dijital mecraya teslim edersek 23 yaşına gelmiş, yemeğini hâlen yapamayan, ütüsünü hâlen yapamayan, hâlen annelerinin ütülerini yaptığı, hâlen annelerinin yemeklerini yaptığı, faturalarını bile annelerinin ödediği böyle bir yapıyla maalesef karşı karşıya... İşte IBAN. IBAN'la ilgili şu an toplumda tartışılıyor, işte TCK 158... Bizi aileler, anneler, babalar buluyor. Çocuk da pırıl pırıl ama vermiş birisine IBAN'ı, belki kandırıldı, belki düşünemedi, onu bile annesinin ya da babasının takip etmesi lazım "Aman oğlum, bak, IBAN'ını kimseye verme, bak, işte şu olur, bu olur..."
MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - İman ile IBAN'ı karıştırınca böyle oluyor.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - İşte, iman ile IBAN'ın kimde olduğu belli olmuyor ağabey yani öyle de bir durum var.
Velhasıl, Bakanım, aslında bu konuda... Daha önce de Radiye Başkanımız dijital ortamda da bu hususu bize iletmişti. Bu konuda her şeyden önce şöyle yaklaşmamız lazım: Her türlü öneriye, her türlü eleştiriye açık olarak... Zaten açık bir alandır. Burada her birimizin düşüncesi birimizin düşüncesinden daha etkili, daha faydalı olabilir ama çocuklarımızın geleceği açısından ortak bir noktada buluşup "Burayı nasıl iyileştirebiliriz?" diye... Asla siyasi kaygılar gütmeden, başka kaygılar gütmeden çünkü elden gidiyor yani toplum... İşte, tamam "Dünya da böyle." diyerek belki geçiştiriyoruz ama... Aile yapısının en güçlü olmasıyla övünüyoruz biz Türkiye olarak, hâlen öyleyiz çok şükür ama işte burayı daha fazla güçlendirecek argümanları bizim koymamız gerekiyor. Bu, yasaklamaysa yasaklama, kısıtlamaysa kısıtlama, bunun haricinde başka alternatifler üreteceksek başka alternatifler... Hani kelimelere takılıp "Ya, bunun faydası olmaz. Bu, şöyle olur, böyle olur." diyerek de uzak durmamak lazım. Ortak paydamız, geleceği kurtarmak; geleceği kurtarma adına da başta çocuklarımızı, 6 yaşından itibaren sisteme teslim ettiğimiz çocuklarımızı, 23 yaşında aldığımızda nasıl bir çocuk alıyoruzu da iyi hesap ederek, iyi sorgulayarak bu noktaya gelmemiz gerekiyor. Eğer burayı yapamazsak... Ben mesela geçen haberlerde izledim; bu yıl üniversite sınavına girip üniversiteyi kazanmayı hak eden, birtakım bölümleri kazanmayı hak eden 350 bin öğrenci kardeşimiz tercih yapmamış. Yani üniversiteyi kazanıyor, belki bölüm beğenmedi, belki daha iyisini kazanmak için yapmamış da olabilir ama önceki yıllara göre farkındalık olsun diye bir haber yapılmış; mesela bu dikkate değer bir haberdir, bunu alıp bunun üzerinde de inceleme yapmamız gerekiyor. Neden yapmadılar? Niye? Çünkü üniversiteyi bir iş kapısı olarak görmekten de vazgeçmemiz lazım, üniversiteyi aslında bir eğitim yuvası, bir tecrübe olarak görüp buna göre yolumuzu açmamız lazım diyorum.
Ben tekrar, raporda emeği geçen tüm milletvekili arkadaşlarımıza, uzman arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. İnşallah hayırlara vesile olur diyorum.