KOMİSYON KONUŞMASI

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Evet, Sayın Bakanıma ve heyetine teşekkür ediyorum. Komisyon Başkanımıza ve üyelerine de teşekkür ediyorum.

Benim de çok uzun zamandır çalıştığım alanlardan olduğu için özellikle bugün de gelmek, hem kendi bilgilerimi güncellemek hem de bu konuyla ilgili sorularım var, onları sizlerle paylaşmak istedim. Daha önce yaptığımız bir çalışmada bende bir veri var, yanlışım varsa beni lütfen düzeltin, tekrara da girmek istemiyorum yani aynı şeyleri tekrar söylememek adına: Koruyucu önleyici tedbirlerin suçun maliyetine yani suçun ortaya çıkmasından sonra oluşan maliyete karşı oranına bakıldığında 1'e 6 bir orandan bahsedilir yani 1 birim koruyucu önleyici tedbire bir maliyet uyguladığımızda aslında 6 birim suçun ortaya çıkmasından sonraki maliyeti bertaraf ettiğimizle ilgili. Bunu özellikle kayda geçirmek istiyorum bu 6'ya 1 oranını önemsediğimi söylemek adına.

Burada, tabii, bu alanı çalışan hemen herkes bilir ki "güçlü aile" ve "güçlü birey" kavramında aslında bir mutabakat da sağlamamıza gerek olduğunu düşünüyorum çünkü "güçlü aile" dendiğinde çok farklı kavramlar, farklı ifadeler kullanılıyor. Aslında aile sosyologlarının ifade ettiğine göre güçlü aile "sorun çözebilen, çözüm üretim kapasitesi yüksek aile" demek. Sorun insanın olduğu her yerde var, çocuğunuz varsa, ergen varsa, işte, çiftler varsa ama bu sorunu çözüp ilerleyebiliyor mu? Ailenin gücünü aslında böyle ölçüyoruz; bu, birey için de geçerli. Onun için, bu koruyucu önleyici tedbirler kapsamında ailenin güçlendirilmesine yani sorun çözme kapasitesinin artırılmasına yönelik programları çok önemsediğimi ifade etmek isterim; bunu özellikle yapmamız gerektiğini düşünüyorum yani bu parametrelerin içinde olması gerektiğini.

Bir diğer konu da şu: Bizim kuşağımıza, bizden bir sonraki kuşağa ya da bizden önceki kuşağa baktığınızda çocuğun birinci referansı ya ailesi, aile çevresi ya da okulu ya da okul çevresi olurdu. Şimdi uyaranlar o kadar çok ki -özellikle sosyal medya, işte, televizyon ve diğer mecralarla- aile ve okul çocuğun birinci referansı değil; hatta üçüncü, beşinci referansı oluyor. Birinci referansı, işte, tabletinden, telefonundan ulaştığı kaynaklar, çocuğa ulaşan kaynaklar oluyor.

Geçtiğimiz günlerde yazacağım bir yazı vesilesiyle bir araştırma yaptığımda gördüm, 14 ila 18 yaş grubu çocuk için sosyal medya mecralarında özel algoritmalarla -bu kavram literatüre geçmiş bir kavram, ben üretmiyorum- kitle manipülasyonu yapıldığıyla ilgili çalışmalar var yani özellikle 14-18 yaş grubu çocukların, işte, hayata bakışlarını sorgulayan, yaşam amaçlarını sorgulayan, ailesiyle ilişkisini sorgulayan, ona güvensiz dünya hissini yaratan algoritmaların özellikle çocukların önüne düşürüldüğüyle ilgili çalışmalar var. Burada özellikle bir medyanın yani bu araçların -medya dediğimde, lütfen, ne olur, tüm sosyal medyayı anlayın- sosyal öğrenme etkisini ve ikincisi de kitle manipülasyonu etkisini görmemiz gerekiyor; özellikle Bandura ve Neil Postman'ın bunda çok detaylı çalışmaları var. Burada, gençlerin ve çocukların birinci referansının bu kaynaklar olduğu hasebiyle bu konuya dikkat çekmek istiyorum.

Tabii, teknolojiyi üreten teknolojiyi kullanıyor; vekilimin de söylediği gibi, oyunu üreten oyunu kuruyor ve o şekillendiriyor o çocuğu. Burada, tabii, teknoloji üretmemiş olmamız bizim bu alanın dışında kalmamız anlamına gelmiyor yani bizim kültürel kodlarımıza ya da değerler eğitimine ait -ne derseniz, çok geniş bir perspektiften söylüyorum ama- içerikler üretilebilir. Burada temel sorunun içerik üretmek olduğunu düşünüyorum, mesleki açıdan da.

Şöyle de bir yanılsama var yani sosyal medyayla bizim gerçeklik algımız da bozuldu yani tüm dünyanın, sadece bizi, bizim çocuklarımızı kastetmiyorum. Sanal ailemde olan bir şeyi başka bir boyut gibi algılıyorlar; hâlbuki gerçek hayatta suç olan orada da suç, gerçek hayatta mahrem olan orada da mahrem yani bu bilinç dünyada da gelişmediği için... Bununla da ilgili -Akışkan Modernite, Bauman- pek çok yayınlar var, onları da buradan kayda geçirmek isterim.

Özellikle koruyucu önleyici tedbirlerin içinde Bakanlığın çok önemsediğim bir konusu var; SED uygulamanız. Bunun yeterince anlaşılmadığını da düşünüyorum; iyi de bildiğim bir uygulama, kendi şehrimde de çok sık müracaat ettiğim bir alan. Yani ailede -tırnak içinde- yoksulluktan kaynaklı -iflas olabilir, işte, boşanma, ölüm olabilir- geçici bir sıkıntı varsa aileyi ekonomik olarak güçlendirmek açısından ve çocuğu ailenin yanında tutarak -yani sağlıklı bir aileden bahsediyorum tabii- o anlamda SED'in önemli bir geçici tedbir olduğunu söylemek isterim, aileyi güçlendirmek açısından.

Bir şeyi daha özellikle ifade etmek istiyorum: Bu risk gruplarından bahsederken 39 parametre konuşuyoruz, bir sürü şey sayıyoruz -bazen ben de bu hatayı yaptığımı fark ediyorum- işte "boşanmış aileler" diyoruz, "alt gelir grubu" diyoruz ama aslında bir anlamda da kullandığımız dille ötekileştiriyoruz. Yani her alt gelir grubunda olan işte bu gruba mı giriyor, bu çocuklar mı?

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Değil, kesinlikle değil.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Hâlbuki çok onurlu; çocukları çok öz güvenli, çok şerefli yetiştiren, eğitime çok önem veren aileler de var. O anlamda, buradaki dilin özel bir dil olması gerektiğini düşünüyorum, bunu özellikle ifade etmem lazım.

Mesela bir örnek vereyim sosyal medyayla da ilgili: TikTok Çin'in icat ettiği ve sahibinin Çin olduğu bir uygulama fakat bizim bugün Türkiye'de ya da başka ülkelerde kullandığımız TikTok versiyonu Çin'de kullanılmıyor, kendi ülkesinde bu versiyonu kullanmıyor; kendi ülkesinde sadece derslere yardımcı kaynak olarak kullanılıyor; onun için, yapılacak çok şey var o anlamda. Bu konuda cesur adımlar atmamız gerektiğini düşünüyorum çünkü araç kullanırken bile -yani otomotiv- bugün bir baktığınızda 15-16 yaşında, gelişmiş bir erkek çocuğu o aracı fiziken kullanabilir ama vermiyoruz ehliyeti, 18 yaşını doldurması gerekiyor. Onun için, burada -şekli ve formatı ayrı bir konu ama- mutlaka bir düzenleme gelmesi gerektiğini söylüyorum.

Son söz olarak: Uyuşturucu ve bağımlılık konusu bütüncül olarak ele alınıyor; madde bağımlılığı, işte, teknoloji bağımlılığı, alkol bağımlılığı ya da davranış bağımlılığı gibi -işte, öfke kontrolü falan- ama bunların içinde uyuşturucu diğerlerinden ayrılıyor. Diğerleri çok suç unsuru oluşturmuyor ama uyuşturucunun her kademesi suç; onun için, burada sadece romantik tedbirlerden öte, başka şeyleri konuşmamız gerekiyor.

Son söz olarak, Şengül Vekilimin de atıf yaptığı bir konuyu söyleyerek kapatacağım. Bu, Mersin'de yaşanan olay yani Bakanlığın kurumunda yaşanan olay; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ÇEM'de yaşanan, bugün sabahtan beri medyada okuduğumuz olay ya da Kahramanmaraş'ta hastanede bir bebeğe beş günlükken uygulanan şiddet gibi konular var önümüze düşen. Burada şunu belki gündemimize almak gerektiğini düşünüyorum: Çocuklara istismar genellikle çocuğa en yakın kişiden geliyor; bu, öğretmen olabiliyor, aileden biri olabiliyor, komşu olabiliyor ya da çocuğa hizmet sağlayan bir hizmet üreticiden olabiliyor yani servis şoförü, kantindeki bir personel gibi. Belki genel olarak çocuğa hizmet sağlayan tüm sektör ve mesleklerde kamu kurumu-özel sektör ayrımı yapılmaksızın bir mekanizma kurarak yeterlilik akreditasyonu yapmamız gerekiyor. Yani okuldaki kantinciye de servis şoförüne de işte kreşteki öğretmene, bakıcıya kadar ya da hastanedeki çocuk servisindeki hemşireye kadar çocukla temas sağlayan tüm kamu ve özel sektör görevlilerine bir akreditasyon yeterliliği getirmek gerekir kanaatindeyim. Tabii, zor bir işten bahsediyorum ama bu da gündemde olursa yani en azından kayıtlara geçerse, Başkanım, memnun olurum; onun için ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum. Tekrar ayağınıza sağlık. Ben de epey bir veri güncelledim.

Teşekkür ediyorum, sağ olunuz.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Sayın Ayşe Keşir'e çok teşekkür ediyoruz.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Başkanım, size de teşekkür ediyorum sabrınızdan dolayı.