| Komisyon Adı | : | İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .01.2026 |
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Öncelikle, hoş geldiniz Sayın Bakan.
Evet, sunumumuzu daha önce de izlemiştim, tekrar izlemiş oldum; gerçekten, Türkiye'de özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığının şehircilik ve inşaat faaliyetleri Hükûmetin neredeyse en önemli, parlak faaliyetleri açısından sunuluyor ancak şöyle bir durumumuz var: Konu başlığı bağlamında değerlendirildiğinde, insan hakları açısından ele aldığımızda; evet, Anayasa’nın 57'nci maddesi hâlâ yürürlükte ve kamusal hak olarak da anayasal görevi olan bir kamusal faaliyetin yürütülmesi gerekiyor; barınma açısından bu çok önemli. Ancak incelediğimizde, gerçekten, bu barınma hakkının kamusal olarak yerine getirilmesi durumu sizin döneminizde çok daha gerilemiş gözüküyor. Örneğin 73 civarlarındayken ev sahipliği 56 civarına düşmüş Türkiye'de. Hatta öyle bir durum ki konut sayısı çok artmış durumda, şu anda konut fazlalığı var ancak hem maliyetler konusu hem de kira konusu insanların sağlıklı barınma hakkını yerine getirme konusunda mümkün gözükmüyor. TOKİ çok fazla bu konuyla ilgili bir inşaat sektörü hâline gelmiş durumda. Elbette hem Türkiye'de hem de dünyada inşaat sektörü neredeyse en önemli yatırım ve gelir aracı olmuş ama aynı zamanda, barınma meselesi piyasanın gerçek anlamda rant ilişkisinin ihtiyacına bağlı olarak gelişmeye başlamış durumda ve bu anlamda da mevcut asgari ücretin neredeyse 28 bin lira olduğu bir ülkede ortalama iyi bir evde kalma durumunun neredeyse 20-25 bin lira olduğunu düşündüğümüzde asgari ücretli gelirinin yüzde 70'ini kiraya vermek durumuyla karşı karşıya kalabiliyor. Bu, gerçek anlamda barınma hakkının güvence altına alındığını göstermiyor, tam aksine, barınma hakkının giderek azaldığını gösteriyor. Çok yaygın bir şekilde şunu görüyoruz: İnsanlar artık çocuklarıyla ayrı ayrı yerlerde kalmıyorlar, bir araya geliyorlar, aynı evde kalmaya çalışıyorlar maliyetlerden dolayı. Dolayısıyla, bunların hepsini biriktirdiğimizde, nasıl bakmamız gerektiği konusuna baktığımızda, bizim gördüğümüz durum şu: Türkiye'de giderek sosyal devlet politikası, kamusal olarak ihtiyacı karşılama konusu ortadan kalkmaya başlamış durumda. Avrupa'ya baktığımızda, Avrupa'da mesela hâlâ daha sosyal konut politikası çok belirleyici ve güvenceli konut açısından çok önemli, insanların, yarın başına ne geleceğini düşünmeden her yerde yaşayabilme olanaklarının temin edildiği gözüküyor. Avrupa'nın birçok ülkesinde bu mesele vatandaşın da katılımıyla kooperatifler vasıtasıyla çözülüyor, sosyal konutlar geliştirilmeye çalışılıyor. Ancak bizim ülkemizde kooperatiflerde yüzde 31,5 civarında bu alanda çalışma yapılan bir faaliyet varken sizin döneminizde yüzde 1,5'a düşmüş durumda. Yani siz aslında bakarsanız, vatandaşın kendi bünyesinde yapmak istediği kooperatif faaliyetleri yerine her bir şeyi merkezileştirerek TOKİ vasıtasıyla yapmaya çalışıyorsunuz. Bizim sizden ricamız şudur: Bu meseleyi sadece sizin cephenizden gördüğünüz boyutuyla söylemek yerine, gerçekliğin bütün yüzünü yani bardağın dolu tarafını, boş tarafını görerek özellikle böyle buluşmalarda üç dakikalık konuşmalarla durumu ifade etmenin mümkün olmadığını, bunun çok ciddi bir tarihsel sorun olduğunu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN DERYA YANIK - Buyurun.
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sadece deprem bölgesinde değil, örneğin İzmir'de bizim tespitlerimize göre, geçmiş dönemde depreme bağlı olarak yapılan tespitte 600 bin civarında konut, dayanıksız konut olarak gözüküyor yani dönüşüm yapılması lazım ama bu dönüşümü yapabilmek için gerçek anlamda yerel yönetimlerle iş birliği içerisinde planlama yapılması lazım. Ama son zamanlarda bu süreçte öylesine bir duvar örüldü ki siyaset, neredeyse çözüm aracı olmaktan çok, birbirlerini yenme aracı hâline gelmiş bir siyasal düzene çekilmiş oldu. Bunun sürdürülebilme ihtimali yok, Türkiye'nin bence siyaseten tıkandığı bir ülkede yaşıyoruz biz. Bu, her alanda, sadece konut alanında değil, her boyutuyla gerçekten tıkandığı alanda yaşıyoruz. Dolayısıyla, ben bir vekil olarak, her türlü sorunun muhatabı olarak çözüm unsuru olmak, denetleyici unsur olma konusunda kendimi kötü hissediyorum. Böyle bir vekillik yapılma hâlinin kabul edilmesi mümkün değil. Denetim yapamıyorsunuz, yasa çıkartamıyorsunuz, tamamen buradaki tartışmalarımızın suya yazılmış hâli var, saraydan gelen bütün kararları ve kanunları geçirmekle yükümlü bir vekil hâlinin benim açımdan onur kırıcı bir durum olduğunu söylemek istiyorum. Dolayısıyla, sizler vasıtasıyla, özellikle saraydaki ilişkiler açısından bakıldığında, bunun böyle sürdürülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Katılımcılık, demokrasi gerçekten Türkiye'nin yeni döneminin artık en büyük ihtiyacı. Bak, dün Davos'ta bir işadamının bir sözü var, diyor ki: "Bu sistem çöktü, bundan sonra bunu yürütebilmek mümkün değil. Çok az bir azınlık bütün sermayeyi ele geçirdi, diğerleri de gerçek anlamda yoksulluk yaşıyor; bunu sürdürebilmek mümkün değil." Biz bunu söylerken gerçeği belki başka türlü yapıyormuşuz gibi gözüküyor ama Davos'ta dünyanın en büyük sermaye grubunun sözcüsü olan vatandaş bunu söylediği zaman artık şunu gösteriyor ki: Bu dünyadaki bu sistem böyle sürdürülemez. O nedenle bizim ricamız şu: Bu ittifakı, bu ilişkiyi daha güçlü kılmaya ihtiyaç var; müzakere etmeye, çözüm üretme ihtiyaç var. Dolayısıyla, konut meselesi gerçekten çok önemli.
Hatay'a da gittim, İskenderun'a da gittim; orada başka gerçekler de var Sayın Bakan, size özellikle İskenderun'la ilgili dosyayı da verdim; orada gerçek anlamda acil bir çözüm bekliyor yurttaşlarımız, onu da değerlendirirseniz sevinirim diyorum.
Teşekkür ederim.