| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Öncelikle, bu maddeyle ilgili "Zaten vardı, biz sadece kanunun dolanmasını engellemeye çalışıyoruz." diyorlar, "Somut bir örnek nedir?" dediğimizde "örneksiz, farazi" diyebiliyorsunuz ama bunu somutlaştırmanız lazım. Bunun çok tesadüfi bir kanun metni olmadığını, çok tesadüfen buraya konulmadığını ve meselenin sadece var olan bu kanun hükmünün dolanmasının engellenmesine izin vermeyeceğini; tam tersine, uygulamada her ne kadar "Geçmişe dönük değil." diye ifade etseniz de kapsamını ve etkisini çok daha genişletme gibi bir riskle karşı karşıyayız bir yönüyle. Öncelikli olarak -sayın vekilimiz söyledi- yerel yönetimlerin "idari ve mali özerkliği" diye bir şey bırakmadınız zaten, yok. Bugün belediyeler en ufak bir işçi alımı mülakatını bile mülki amirlikten onaylatmak zorunda kalıyor. O mülakat listeleri oraya gidiyor ama DEM PARTİ'li ise CHP'li ise muhalefetteyse olabildiğince zorlayalım, her şeyi yapalım, AKP'liyse şekil şükul sadece lafta var, gerçekte yok. Şimdi getireceğiniz bu pakette hedeflenen kesimin AKP olmayacağı açık, istediği kadar bağış alsın, istediği kadar kanunu dolasın, bunu kim denetleyecek? Eminim ki ne siz ne de oradaki Bakanlık, hiç kimse denetlemeyecek. Bu kadar risk barındıran bir meselede biz bunu nasıl kabul edelim? Söyledi, ulaşım, temizlik, barınma, yemek, ekmek, yurttaşın faydasına olabilecek her meselede buna gelip takılmayacağının bir garantisi var mıdır? Yoktur. O zaman, somutlaştıralım, bir çerçevesini çizelim, bir meselesini belirleyelim, Kaldı ki -örnek veriyorum- şimdi Diyarbakır Belediyesi sosyal konut projesi başlattı, ne olacak? Cumhurbaşkanı merkezden "TOKİ, TOKİ" deyip "sosyal konut" deyip buradaki harcı da muhalefeti de kamulaştırmayı da sonsuz izinlerle verdiğiniz TOKİ... Ama belediye yaptığında Cumhurbaşkanı "Hayır, ben vermiyorum" diyecek. Nerede kaldı vatandaşın hakkı? Nerede kaldı yerinden yönetim? Bu risk bu kadar açıkken bizden bu maddenin böyle saf, çok temiz, çok hukuksal, şekilsel bir şey olduğunu görmemizi beklemeyin, bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ne hedefi gösteriyorsunuz, ne örnek veriyorsunuz, ne ortadan çıkarıyorsunuz? Bu mesele hem Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na -bilhassa yerindelik meselesi- hem de Anayasa 127'ye aykırı olduğu için kabul etmemiz mümkün değil.
Deprem ailelerinin bizden istediği bir mesele var, ben 11, 12'de konuşmak istiyordum ama bir bütünen Komisyonun genel havası, Başkanının süre baskısı, buradaki tartışmama zemini açıkçası bunu engelliyor. Bilhassa, burada kanunu savunması gereken bir kimsenin muhalefetten birinin sözüne, bir kadına karşı memleket ve cinsiyet üzerinden şekil şükul ya da had bildirmeye varabilecek bir söz kurması bir kadın olarak kabul edeceğimiz bir mesele değil. Burada gerçeklik ne memleketle ne cinsiyetle örtülemez. Eleştirinin her türlüsünü kabul etmek; varsa bir gerekçeniz cevap vereceksiniz, yoksa bir gerekçeniz o zaman susacaksınız. Bu şekilde bir tutumu kabul etmemiz mümkün değil.
12'nci madde oylanıp geçildi ama deprem mağduru ailelerin şu an mevcut devam eden davalarla ya da Allah korusun deprem kuşağındayız, henüz deprem olabilir diye ifade ediyoruz. Olabilecekleri bir risk barındırıyor ve tehlike olarak görüyorlar. Nedir bu mesele? 12'nci maddede yapı denetçilerinin isimlerinin ruhsatta alınmaması ve ruhsatın her seferinde yenilenmemesini ifade edip, zaten Bakanlıktaki elektronik hizmette bu listelerin görülebileceğini, ayrıca ruhsatlarda yer vermeyelim diye bir madde getirmişsiniz. Bunun görünürde hız, kolaylık üzerinden bir gerekçelendirilmesi var ancak o ruhsatta isim olması o yapının kim tarafından, hangi aşamada, hangi yetkiyle, hangi tarihte yapıldığı konusunda bir bağlayıcılık ve kayıt demek. Bu sadece bir bürokratik ayrıntı olarak ifade edilip ismin varlığını bir gecikme denklemi içerisinde eksik kurulmasını bilinçli bir tercih olarak biz bu yönüyle okuyoruz. Çünkü oradaki isim olmaması hâli ceza sorumluluğuna, davalardaki kişinin tespitine, mesleki yaptırımına, açılacak tazminat davalarındaki adli takip sürecini yavaşlatacak. İdarenin işlem kapasitesi diye ifade ettiğiniz mesele hukuki iz silme, kişilerin yaratabileceği sorumluluğundan kaçınmaya sebep olabilecek bir mesele. Çünkü şu oluyor: Denetçiyle yapı arasında doğrudan resmî bağı koparılıyor; binada bir kusur çıktığında sorumluluk kimden çıktı, ne zaman çıktı, Bakanlığa sorulabiliyor. Bakanlık ne zaman cevap verecek, tespit edecek mi, ettiğini kayıracak mı, nasıl bir belirsizliğe sebep olacağı konusunda ailelerin kaygıları var. Zaten yürütülen davalarda sorumluluğu tespit etmeme, izin vermeme, hiçbir siyasi memur hakkında soruşturma vermemiş olan bir bakanlıkla ilgili, idareyle ilgili böylesi bir yetkiyle kişilerin sorumluluklarını ortadan kaldıracak isim silme meselesini aileler kabul etmiyor. Hukuk devleti hız için sorumluluğu ortadan kaldıramaz, azaltamaz, tam tersine hız, ihtiyaç varsa idare güçlendirilir, denetim güçlendirilir, kayıt silmez. Türkiye'nin acı tecrübesi maalesef bize gösterdi, her depremde ilk buharlaşan şey sorumlular ve isimler oldu. Denetim zincirinin görünmemesine sebep olabilecek daha en baştan buharlaşmayı hukuken güvence altına almış olacaksınız. 11'inci yargı paketi daha yeni geçti, ailelerin oradaki nöbeti ve adalet arayışı hepimizin hâlâ hafızasında, bir ortaklaşma sağlandı, kısmen geri çekildi. Ancak bu paketin getireceği mesele her ne kadar "Geriye dönük işlemeyecek." deseniz de şimdiden bunun önünü kesiyor. Biz bu nedenle bu düzenlemenin niyetini bir zihniyetin aynı iz düşümleri olduğunu ve bu şekilde kabul etmeyeceğimizi 12'nci yargı paketine şerhimiz olarak tutanaklara geçmesini istiyoruz.