KOMİSYON KONUŞMASI

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, bu tartışmalardan bizim anladığımız kadarıyla hâlihazırda kayyum politikaları uygulanan bir yerde, bu halkın mahallî idarelerden uzaklaştırılması gibi bir misyonunuz var çünkü biliyoruz ki Cumhurbaşkanı kayyum atamak için gerekçe oluşturulan belediyelere kayyum atama yoluyla el koyduruyor sizlere, bunun ortağı oluyorsunuz, bunca hukuksuzluğu siz kendi kucağınızda buluyorsunuz; kayyum atama gerekçesi bulunmayan belediyelere de yetkilerini gasbetmek, halktan uzaklaştırmak, halkın taleplerine göz kapatmak gibi bir misyon yükleyerek aslında belediyeleri çalıştırılamaz hâle getiriyorsunuz. Bu, sizin politikanız olduğu için bu maddeye itiraz ediyoruz. Aslında, siz eğer hukuka uygun iş ve işlemler yapsaydınız, hukuka uygunluğa ilişkin bizim itirazlarımız olmasaydı, o zaman bu kanunu kendi çerçevesi üzerinden tartışabilirdik, kendi çerçevesi dâhilinde tartışırdık. Ama bugün görüyoruz ki hâlihazırda Türkiye'de kayyum gibi bir garabet var. Bu garabet örtülmediği sürece yerel idarelerin, mahallî idarelerin yetkilerinin alınıp Cumhurbaşkanlığına bağlanması, bu politikanın devamı olma niteliğinden başka bir amaca hizmet edemez.

Size bir örnek vereyim: Geçmiş dönemlerde, kayyum atanmış olan belediyelerde, belediye eş başkanı arkadaşlarımız, kendileri dosyalardan, vareste tutulma dâhil, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar almalarına rağmen, hatta hatta beraat etmelerine, beraat kararları kesinleşmesine rağmen görevlerine iade edilmedi. Bu uygulama zaman içerisinde sistematikleştirildi. Daha dün Erzurum İdare Mahkemesi ilk defa kayyum pratiğinin hukuka uygun olmadığına, belediye eş başkanlarımızın görevden uzaklaştırılmasına ilişkin verilen kararın iptaline hükmetti. Biz bugün hâlâ idare tarafından bir karar alınmamasını burada eleştiririz. Burası bir Meclis Komisyonu. Siz Meclise bir kanun getiriyorsanız, kamu yararını gözeteceksiniz. Kamu dediğimiz, kişinin, toplumun uhdesinde de vatandaş vardır. Biz vatandaşın hakkını savunmak için burada söz alıyoruz. Yoksa bunlar kendi itirazlarımız değil, bireysel itirazlarımız değil. Cumhurbaşkanı ne kadar belediye meclislerine güvenmiyorsa, Cumhurbaşkanı ne kadar seçilmiş iradeyi tanımıyorsa bizler de Cumhurbaşkanının adil davranacağına ilişkin o kadar şüpheliyiz. Şüpheli olduğumuz için de itiraz ediyoruz.

Şimdi, 17'nci maddeyle, mahallî idarelerin bağlı kuruluşlarının ve bunların çoğunluk payına sahip oldukları şirketlerin ve kooperatiflerin kurulması, ortak olunması ve sermaye katılımı yoluyla hizmet üretmeleri Cumhurbaşkanının iznine bağlanmaktadır. Oysa belediyeler açısından, şirketler kadar kooperatifler de özellikle sosyal konut, yerel kalkınma ve dayanışma temelli hizmetlerin yürütülmesinde temel araçlardan biridir. Bu araçların tamamının genel ve istisnasız biçimde merkezî izne tabi kılınması yerel yönetimlerin hizmet üretme kapasitesini ciddi biçimde daraltmaktadır. Anayasa’nın 127'nci maddesi, mahallî idarelerin görev ve yetkilerini idari ve mali özerklik içinde yerine getireceğini açıkça hükme bağlamaktadır. Belediyelerin yerel ihtiyaçlara göre şirket kurabilmesi kadar kooperatifler yoluyla yurttaşlarla birlikte üretim ve hizmet süreçlerine katılması da bu özerkliğin doğal bir sonucudur. Seçilmiş belediye meclislerinin yerel halkın yararına kooperatifleşme yoluyla alacağı kararların dahi merkezî yürütmenin onayına bağlanması yerel demokrasiyi zayıflatan ve katılımcı yönetim anlayışını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaktadır. Bu düzenleme mevcut kayyum rejimiyle birlikte değerlendirildiğinde çok daha ağır bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlar eliyle belediyelerin yönetildiği bir ülkede belediyelerin şirket ve kooperatif kurma yetkilerinin de merkezî izne bağlanması seçilmiş iradenin tamamen işlevsiz hâle getirilmesi anlamına gelmektedir. Özellikle kooperatifler, yerel halkın doğrudan katılımını esas alan yapılar iken bu alanın da merkezîleştirilmesi demokratik meşruiyeti zedelemektedir. Kayyum uygulamalarıyla fiilen askıya alınmış olan yerel demokrasi bu tür düzenlemelerle hukuki zeminde de daraltılmaktadır. Belediyelerin şirketleri ve kooperatifleri aracılığıyla yürüttüğü sosyal konut, tarım, ulaşım ve yerel hizmet projeleri merkezî izin mekanizması altında gecikecek ya da tamamen engellenebilecektir. Bu durum, yerel temsil hakkının ve yurttaşların yönetime katılma imkânının sistematik biçimde aşındırılmasıdır. Bu nedenle, 17'nci maddeye karşı çıkışımız yerel özerkliğin, seçilmiş iradenin ve kooperatifler yoluyla halkın yönetime katılmasının savunusudur. Kayyum rejiminin yarattığı tahribat ortadayken bu rejimin merkezinde yer alan yürütme organına belediyelerin şirket ve kooperatifler dâhil tüm ekonomik ve kurumsal kararlarının belirleme yetkisi tanınması kabul edilemez.

Bu gerekçelerle 17'nci maddenin teklif metninden çıkarılması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.