| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Değerli arkadaşlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ciddi anlamda sıkıntılı maddeleri peş peşe sıralamış; işte, 7, 8, 9, bunlar önemli maddeler. Şimdi, önümüzde duran 8 ve 9'uncu maddeler bu kanun teklifinin en sorunlu, en tehlikeli maddelerinden diyebiliriz çünkü bu maddelerle yalnızca bir idari düzenleme yapılmıyor; çevre danışmanlık faaliyetleri alanında baştan sona idarenin takdirine bırakılmış, sınırları belirsiz, yaptırımı ağır ve ekonomik sonuçları son derece sarsıcı bir idari rejim kuruluyor.
8 ve 9'uncu maddeleri birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tablo şudur: Yetkilendirme, denetim, yaptırım ve ekonomik koşulların tamamı kanunla açıkça belirlenmek yerine büyük ölçüde Bakanlığın düzenleyici işlemlerine bırakılmaktadır yani kim yetkilendirilecek, hangi fiil yaptırıma tabi olacak, yaptırım hangi ölçülere göre uygulanacak, meslek hangi sınırlar içerisinde sürdürülebilecek; bunların hiçbiri kanun düzeyinde açık ve net, öngörülebilir şekilde düzenlenmemektedir. Hukuk devleti demek, yurttaşın ve meslek sahibinin hangi davranışının hangi sonuçları doğuracağını önceden bilmesi demektir aynı zamanda; burada ise tam tersine belirsizlik üzerine kurulu bir sistem yaratılmaktadır, üstelik bu konu Anayasa Mahkemesi içtihadıyla da son derece nettir. Buna rağmen teklifin 8'inci maddesiyle ağır idari yaptırımlar öngörmekte, 9'uncu maddesiyle de mesleğin ekonomik koşulları, hizmet bedelleri ve yükümlülükleri tamamen idarenin takdirine bırakılmaktadır. Burada çok temel bir hukuki çelişki var. Yetkilendirme ölçütlerini açıkça belirlemeden yaptırım rejimi kuramazsınız diyoruz. Hangi davranışların hangi yaptırımı doğuracağı kanunda yazmıyorsa bu artık hukuk değildir, açıkçası keyfîliktir yani kanunda neyin hak, neyin hak olmadığı yazmıyorsa o zaman ben keyfime göre davranırım, ona göre de karar alırım; sizin de yaptığınız tam olarak budur.
9'uncu maddeyle getirilen asgari hizmet bedeli düzenlemesi ise ayrıca üzerinde durulması gereken son derece ağır bir müdahaledir. Bakanlık tarafından belirlenecek asgari hizmet bedeli, çevre danışmanlık faaliyetlerini yürüten serbest meslek sahiplerinin ekonomik koşullarını doğrudan sınırlandırmaktadır. Bu, yalnızca bir fiyat düzenlemesi değildir; rekabeti ortadan kaldıran, sözleşme serbestisini daraltan ve çalışma özgürlüğünü ciddi biçimde sınırlayan bir müdahaledir. Şunu açıkça söyleyelim: Bir mesleğin hangi bedelde, hangi koşullarda yapılacağını idarenin tek taraflı takdirine bırakmak serbest meslek faaliyetleriyle bağdaşmaz. Bu yaklaşım, Anayasa’nın 48'inci maddesinde güvence altına alınan çalışma ve sözleşme özgürlüğüyle açıkça çelişmektedir. İnsanların emeği üzerinden nasıl bir ekonomik düzen kuracağı yönetmelikle değil açık ve net kanun hükümleriyle belirlenmelidir. Burada, çevrenin korunmasından çok, çevre alanında faaliyet gösteren meslek sahiplerinin baskı altına alınması, disipline edilmesi ve ekonomik olarak denetlenmesi hedeflenmektedir. Denetim adı altında güvencesizlik üretilmektedir. Yetkilendirme adı altında bağımlılık yaratılmaktadır. Bu hâliyle, 8 ve 9'uncu maddeler hukuk devleti ilkesine aykırıdır, çalışma özgürlüğünü zedelemektedir ve düzenleme yetkisinin sınırlarını aşmaktadır. Anayasa'ya açık aykırılık iddiaları bu kadar netken bu maddelerin Komisyon aşamasında tartışılmaya devam edilmesi dahi doğru değildir. Bu maddeler bu hâliyle geçerse bunun sorumluluğu da yaratacağı hukuksuzlukların ve mağduriyetlerin vebali de bu düzenlemeye evet diyenlerin üzerinde olacak diyorum. Dolayısıyla, bunu da bu şekliyle ifade edeyim.
Teşekkür ederim.