| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyeleri, bugün burada önümüze getirilen 5'inci madde ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi sunuluyor. Sanki yalnızca bir oran değiştiriliyor, sanki küçük bir kolaylaştırma yapılıyor gibi sunuluyor. Oysa gerçekte bu madde milyonlarca insanın evine, yaşamına ve mülkiyet hakkına doğrudan müdahale eden son derece kritik bir düzenlemedir. Toplu yapılarda yönetim planının değiştirilmesi için aranan karar yeter sayısı 5'te 4'ten 3'te 2'ye düşürülüyor. Peki, yönetim planını nedir? Yönetim planı esasında bir iç yönerge değildir. Yönetim planı kat maliklerinin mülkiyet hakkını nasıl kullanılacağını belirleyen temel belgedir. Aidatların nasıl belirleneceğini, ortak alanların kimler tarafından ve hangi koşullarda kullanılacağını, hangi harcamaların zorunlu sağlayacağını ve gündelik yaşamın nasıl şekilleneceğini düzenler yani bu belge doğrudan insanların cebine, evine ve yaşam düzenine dokunur. Böylesine hayati bir belgenin daha düşük bir çoğunlukla değiştirilebilir hâle gelmesi azınlıkta kalan kat maliklerinin haklarını açıkça zayıflatmak anlamına gelir. Bugün bu maddeyle yapılan şey yönetimi kolaylaştırmak değil, güçlü olanın iradesini daha da güçlendirmektir. İtiraz nedeni ise daha da korunmasız hâle gelmektedir. Şunu açıkça sormak gerekiyor: Bu düzenleme kimin sorununu çözüyor? Aidatını ödemekte zorlanan emeklinin mi, toplantılara katılamayan yaşlıların mı, yoksa site yönetimlerini fiilen kontrol eden şirketlerin, profesyonel yöneticilerin ve büyük ekonomik güce sahip grupların mı? Sorunun nerede olduğunu hepimiz biliyoruz, daha doğrusu ben de bu sorunu yaşayanlardan biriyim. Sorun bugüne kadar yönetim planlarının değiştirilmemesi değildi; sorun kat maliklerinin yeterince bilgilendirmemesiydi; sorun toplantıların formaliteye dönüşmesiydi; sorun denetim mekanizmalarının işlememesiydi, katılımın düşüklüğüydü, şeffaflığın olmamasıydı. Siz bu yapısal sorunları çözmek yerine en kestirme yolu seçiyorsunuz ve azınlığı, elindeki son koruyucu mekanizmayı da ortadan kaldırıyorsunuz, her zaman yaptığınız şeydir maalesef, temel sorunu çözmüyorsunuz; en kolay, en işinize geleni çözüyorsunuz. Şimdi, demokrasi çoğulculuğun her istediğini yapabilmesi değildir; demokrasi çoğunluk karar alırken azınlığın haklarının güvence altına alınmasıdır. Beşte 4 gibi yüksek bir karar oranı işte tam da bu nedenle vardı; keyfî kararların, dayatmaların ve zorlamalarının önüne bir güvenceydi. Şimdi bu güvence bilinçli olarak zayıflatılıyor. Bu değişikliğin pratik sonuçlarını da görmek zor değil. Bu maddeyle birlikte yüksek maliyetli tadilat kararları, fahiş aidat artışları ve özellikle kentsel dönüşüm gibi geri dönüşümü olmayan kararlar çok daha kolay dayatılabilir hâle gelecektir. "Bugünkü çoğunluk sağlandı." denilerek alınacak bir karar yarın insanların yıllarca altından kalkamayacağı borçlarla evlerini terk etmek zorunda kalmalarına yol açabilir. En çok kim etkilenecek? Geliri sınırlı olduğu için hukuki mücadele veremeyen dar gelirli yurttaşlar etkilenecek elbette. Azınlıkta kaldığı için sesi bastırılan kat malikleri etkilenecek yine. Bir sabah kapılarına bir tebligat bırakılacak ve denilecek ki: "Çoğunluk karar aldı, aidatınız arttı. Çoğunluk karar aldı, dönüşüme giriliyor. Çoğunluk karar aldı, bu yükümlülük sizin de sorumluluğunuz." Bu, mülkiyet hakkının özüne müdahaledir aslında. Bu, hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen bir yaklaşımdır. Bu, sosyal devlet anlayışıyla da bağdaşmaz aynı zamanda. Eğer gerçekten demokratik ve adil bir yönetim anlayışı hedefleniyorsa yapılması gereken bellidir: Kat maliklerinin bilgilendirmesini güçlendirin, denetimi etkin hâle getirin, şeffaflığı artırın, katılımı teşvik edin ama siz bunların hiçbirini yapmıyor, bunun yerine çoğunluk oranını düşürerek sorunu görünmez kılmaya çalışıyorsunuz. Bu nedenle bu maddeyi kabul etmemiz mümkün değildir.
Bu düzenleme azınlık maliklerinin, yaşlıların ve dar gelirlilerin mülkiyet üzerindeki söz hakkını zayıflatmaktadır; toplu yaşam alanlarında adaleti değil, dayatmayı büyütmektedir. Bu gerekçelerle demokratik meşruiyeti zedeleyen ve mülkiyet hakkını güvencesizleştiren 5'inci maddenin kanun teklifinden çıkarılması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN ADİL KARAİSMAİLOĞLU - Evet, beşte 4' niye üçte 2'ye düşürdünüz Ömer Bey?
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKAN YARDIMCISI ÖMER BULUT - Sayın Başkanım, tabii öncelikle biraz önce Meclisin hazırladığı kanundan bahsederken belki arada bir kelime kullandım, onu Meclisin hazırladığını ifade etmek için kullandım yani orada benim başka bir maksadım yoktu. Dolayısıyla bir ifade yanlış olabilir, ben özür diliyorum.
Şimdi, tabii, biz üçte 2 ya da beşte 4 meselesini oturduk, buradaki arkadaşlar ya da Bakanlıktaki arkadaşlarla karar vermedik yani nihayetinde toplumda böyle genel bir beklenti var yani neden? Çünkü bu olmayınca aslında karar almaksızın -işte, Sayın Vekilimin dediği gibi- bazı usulsüzlük, şeyler de oluyor yani yönetim planında yok ama bir uygulamayı yapmış, geçmiş. Dolayısıyla, şimdi, zaten hani, azınlık-çoğunluk kısmı burada, bence zaten komşuların arasında yönetim oluşmaması gereken bir durum. Nihayetinde o üçte 2 insanlar bile karar alırken o yönettikleri siteyle ilgili uygun kararlar almak zorundalar dolayısıyla. Aldıkları kararları zaten o sitenin faydasına olacak şeyler.
Şimdi, dolayısıyla, bu üçte 2 meselesi... Sayın Başkan, beşte 4 artık uygulanamaz hâle gelmiş yani bir karar da alamıyor ama karar alınmadan işte, esas sıkıntı orada güçlünün karara gerek kalmadan bazı şeyler yapmasına sebebiyet veriyor. Biz de diyoruz ki: Bu, en azından üçte 2'sinin istediği oradaki oturanlar tarafından bir teyit edilsin. Dolayısıyla, ihtiyaç olmasaydı biz bunu getirmezdik ama bu durup dururken bizim bürokratların ya da Bakanlıktaki kişilerin bir araya gelip verdiği karar değil; bu, toplumun ekseri çoğunluğuyla tartışılıp ve bunun daha faydalı olacağını düşündüğümüz için yani üçte 2 çoğunlukta ya da... Çoğunluk ya da azınlık demek değil kararı almak için yeteri kadar bir çoğunluk olarak düşünüyoruz Sayın Vekilim.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Bir soru sormama izin verin lütfen.
Şimdi, ben örnek vereyim, çok somut bir şey vereyim, özellikle kentsel dönüşümde çok önümüze çıkan bir şeydir: Ben dairemin kentsel dönüşüme girmesini istemiyorum ama örneğin 2 üst katımda biri "Ben dairemin kentsel dönüşüme girmesini istiyorum." diyor ama benim ne buna...
ADEM YEŞİLDAL (Hatay) - Bu başka...
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKAN YARDIMCISI ÖMER BULUT - O başka...
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Bir dakika...
Ama o kararı alıyor, site yönetimi bu kararı alıyor ama. Bu karar belli bir yönetmelik çerçevesinde...
ADEM YEŞİLDAL (Hatay) - O ayrı.
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKAN YARDIMCISI ÖMER BULUT - O ayrı.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Öyle, öyle. Aidat öyle, diğeri öyle, hepsi böyle.
Dolayısıyla...
ADEM YEŞİLDAL (Hatay) - İşletmeyle yapım ayrı şeyler.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Mesela diyor ki: "Ben binayı bu edeceğim ama benim buna şeyim yok." İşte, üçte 2 karar verince herkes uygulamak durumunda kalıyor. Dolayısıyla, bunun böyle değil de daha iyileştirici... Yani siz zorlaştırmak yerine, bu kararların daha derinlikli, nitelikli tartışılması, ortaklaşılması, kolektif bir kararın çıkması yerine siz onun hakkını ondan alıyorsunuz. Evet ama yargı yolları bunun için ona açıktır, siz bu yolu da ona kapatmış oluyorsunuz. Öyle değil mi?
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKAN YARDIMCISI ÖMER BULUT - Sayın Vekilim, üçte 2 belki rakamsal olarak 3 kişiyken 2 kişi bir taraf olduğu zaman karar alıyor ama bunu böyle düşünmeyin.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Ben 3 kişilik bir apartmanda yaşıyorum örneğin, 3 katlı.
ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKAN YARDIMCISI ÖMER BULUT - Şimdi, 100 kişide üçte 2 düşünmek lazım; tamam mı? Yani 75 kişinin istediği ya da 70'e yakın kişinin istediği yani... Ya, şimdi, üçte 2 deyince biraz rakam şey olarak görülüyor ama 100 kişiden 67 kişinin istediği ama 33 kişinin hiçbir şey yaptırmadığı ortama dönüşüyoruz. Yani inanın, bu, toplum açısından beklentiden bir şey olmasaydı bu kanun teklifi hiç gündemde olmazdı.