| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Evet, Sayın Başkan, değerli vekiller, Komisyon üyeleri; önümüze getirilen Tapu Kanunu'yla ilgili bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin üzerinde genel bir değerlendirme yapacağım.
Bu kanun teklifi, aslında barınma hakkından mülkiyet güvenliğine, afet yönetiminden yerel yönetimlerin özerkliğine kadar geniş bir alanı etkileyen ancak özünde halkın değil, bürokrasinin ve sermayenin işini kolaylaştırmayı hedefleyen düzenlemeler içermektedir.
Bu teklifteki temel bazı sakıncalara gelince, teklifinin 11'inci maddesiyle sosyal konut alanı olarak belirlenen yerlerde Bakanlığa acele kamulaştırma yetkisi verilmektedir. Acele kamulaştırma savaş ve olağanüstü durumlarda başvurulması gereken bir yöntemdir ancak iktidar, mülkiyet hakkını ve halkın rızasını bir kenara iterek bu yöntemi hız gerekçesiyle bir kural hâline getirmek istemektedir. Halkın barınma ihtiyacı mülksüzleştirme operasyonlarına kalkan yapılmaması gerekiyor.
Diğer bir madde, 19'uncu madde; bu atıl durumdaki Hazine taşınmazlarının değerlendirilmesinden elde edilecek gelirin paylaşımı düzenlenmektedir. Burada gelirin bir kısmının Bakanlık ve bağlı kuruluşlarına aktarılması, barınma hakkının piyasacı bir döngüye hapsedilmesidir.
Bu kanun teklifinin yarattığı tehlikeleri daha iyi anlamak için seçim bölgem olan Bitlis'teki somut örneklerin bir iki tanesine bakmak istiyorum. Halkın rızası alınmadan kamu yararı kılıfıyla mülksüzleştirme politikaları burada tam gaz devam etmektedir. Güroymak ilçemizde enerji sermayesi için acilen kamulaştırma olayına baktığımızda, daha yeni 1 Mayıs 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararla Bitlis'in Güroymak ilçesinde kurulacak olan Depolamalı Rüzgâr Enerji Santrali Projesi için EPDK'ye acele kamulaştırma yetkisi verilmiştir. Bu bölge halkının tarım arazilerinin ve geçim kaynaklarının halka sorulmadan sermayeye devredilmesidir. Acele kamulaştırma istisnai bir yol olmaktan çıkmış, Bitlis'te enerji şirketlerinin önündeki engelleri kaldırma aracına dönüşmüştür. Buna benzer birçok örnek vardır.
Yine, Bitlis merkezde "dere ıslahı" adı altında mülksüzleştirme yapıldığı, merkezde bulunan Atatürk, Devrim, Gazi Bey, Hersan ve Muştakbaba Mahallelerinde dere yatağı üzerinde bulunan 158 taşınmaz için 6300 sayılı Kanun kapsamında acele kamulaştırma kararı verildi.
Teklifin 17'nci maddesine baktığımızda, mahalli idarelerin şirket kurmasının veya kooperatiflere ortak olmasının Cumhurbaşkanı iznine tabi tutmaktadır. Bu düzenleme yerel demokrasinin ve özerkliğin tabutuna çakılan son bir çividir. Belediyelerin halka hizmet etmek için kuracağı her türlü iktisadi teşebbüsünün merkezî yönetimin onayına sunulması yerinden yönetim ilkesini tamamen ortadan kaldırmaktadır. "Denetim" adı altında getirilen bu kısıtlama aslında yerel yönetimleri işlevsizleştirme çabasıdır.
Yine, şimdi görüştüğümüz teklifin 1'inci maddesiyle değerlendirme raporlarının Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne gönderilmesi zorunlu kılınmaktadır. Bu verilerin piyasa değerleriyle uyum sağlaması teoride makul görünse de verilerin nasıl kullanılacağı ve halkım taşınmaz değerlerinin hangi siyasi saiklerle belirleneceği konusunda ciddi şeffaflık noktalarında endişelerimiz bulunmaktadır. Ayrıca, 16'ncı maddede yanılma sınırı yani tecviz tanımı yapılarak kadastro hatalarının resen düzeltilmesi öngörülmektedir. Bilimsel standart getirme iddiasındaki bu düzenleme, tapuda kayıtlı alanı ile gerçek alanı arasındaki fark olan binlerce vatandaşımızın mağduriyetine yol açmaktadır. Nihayet bununla ilgili, biliyorsunuz, Türkiye'de birçok sınır anlaşmazlıkları oldu, en basit örneklerinden biri de bu anlaşmazlıktan kaynaklanan Bismil'deki 8 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaydı. Hak ve nesafet kuralları gereği vatandaşın aleyhine olacak bu tip teknik düzenlemelerde mülkiyet güvencesi öncelenmelidir.
Yine, teklifin 6'ncı maddesinde de kooperatiflerin tüm inşaatlar tamamlanmadan tapu devri yapılması yasaklanmaktadır. Bu durum, etaplar hâlinde inşaat yapan ve bir an önce evine geçmek isteyen dar gelirli kooperatif ortaklarını ciddi şekilde cezalandıracaktır. Kötü niyetli yönetimleri engellemek için tüm sistemi kilitlemek halkın öz kaynaklarıyla konut sahibi olma çabasını baltalamaktadır
Sonuç olarak, Türkiye'nin deprem kuşağında olması retoriği bu Meclisin belki de en uzun soluklu cümlelerinden birisinin girişi niteliğindedir fakat Türkiye'de niteliksiz ve kaçak yapı stoku, yanlış yer seçimi ve planlama kararları, imar afları, olumsuz sosyoekonomik koşullar, afet kültürünün ve farkındalığının gelişmemiş olması gibi nedenlerle olağan bir doğa olayı gibi büyük bir felakete dönüşmekte, ortaya çıkan can ve mal kayıplarıyla bir insanlık trajedisi yaşanmaktadır. Dolayısıyla doğa olayının felakete dönüşmesinin nedeni merkezî ve yerel yönetimlerin yanlış politikaları ve uygulamalarıdır. 1939 yılında 32.968 insanın yaşamını yitirdiği Erzincan depremi ve 99 yılında 17.480 kişinin yaşamını yitirdiği Kocaeli Gebze depreminin acı ve önemli bir tecrübe olarak karşımızda durmasına rağmen bu yönlü önleyici bir tedbir alınmamıştır henüz.
1939 yılından 2023 yılına kadar gelen tüm iktidarlar depreme karşı etkin ve etkili bir deprem yönetim sistemini hayata geçirememiştir; doğal afetler karşısında semptomatik çözümlerle süreçleri geçiştirerek, kalıcı bir risk azaltma sistemi inşa etmemiştir.
Bu kanun teklifi de aynı yaygın hastalığın devamı niteliğindedir. Türkiye'nin yapı güvenliğini artırma bahanesiyle merkezî yönetiminin mülkiyet üzerindeki kontrolünü pekiştirme hamlesidir. Belediyelerin yetkilerinin tırpanlaması, halkın mülkiyet hakkının acele kamulaştırma gibi yöntemlerle ihlal edilmesi, depremzedelerin barınma hakkının ticari bir meta gibi görülmesi ciddi problemler olarak önümüzde durmaktadır diyerek teşekkür ediyorum.