| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Kıymetli Komisyon üyeleri, milletvekilleri, bürokratlar ve basın mensupları; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün yine bir "torba kanun" adı altında birbirinden tamamen kopuk düzenlemelerin bir araya getirildiği, âdeta ortaya karışık bir teklifi daha konuşuyoruz. Bu teklifin kamuoyuna sunuluş biçimine baktığımızda, emekliler bahane edilerek aslında eksik kalan düzenlemelerin tamamlanması gibi görüyorum ben. Neden böyle düşünmüyorum? Çünkü emekli maaşlarına yapılması teklif edilen artış burada saatlerce tartışılacak, kamu vicdanını rahatlatacak bir artış değil, sadece ve sadece 1.062 liralık bir artıştan söz ediyoruz bugün burada. Bu rakamı telaffuz ederken bile insanın içi sızlıyor çünkü bugün bir market sepetinin, bir doğal gaz faturasının, bir çocuk harçlığının bile karşılığı olamayan bu rakamın milyonlarca emekliye zam diye sunulmasını biz kabul etmiyoruz.
Öncelikle, çok net bir gerçeğin altını çizmek istiyorum: Emekli maaşı kesinlikle bir lütuf değildir. Emekli maaşı, insanların çalışılabilir yaşlarında çalışıp kazancına göre prim ödeyerek belli bir yaştan sonra hayatını çalışmadan idame ettirebilmesi için hak ettiği bir gelirdir. Bu, sosyal güvenlik sisteminin de özüdür, sosyal devletin temelidir. Vatandaş ortalama yirmi beş-otuz yıl boyunca gelirinin bir kısmını devlete emanet eder, bu parayı harcamaz, biriktirmez, başka bir yatırım yapmaz, devlete güvenir ve zamanı geldiğinde kendi parasını, kendi alın terini, kendi emeğini de geri almak ister, geri almayı bekler. Günümüz finans dünyası gözüyle bakacak olursak, bu ödenen primlerin aslında bir fırsat maliyeti de vardır. Yani ne demek istiyorum? Bir kişi maaşından prim ödeyeceğine bu miktarla altına alabilir, borsada pozisyon alabilir vesaire vesaire; belki böyle yaptığında daha çok bile kazanabilir ama insanlar hiç bunları hesap etmeden, direkt devlete güvenerek primlerini ödeyip karşılığını almaya çalışıyor. Dolayısıyla "Emekli maaşıyla geçinemiyor." diye bir kavramı kabul etmek mümkün değil. Hatta, biz "Geçinemiyor." demiyoruz, biraz avam olacak ama maalesef, insanlar artık sürünüyor noktasına geldi. Bu da bu sistemin iflas ettiğinin aslında bir itirafı, bu sosyal devletin çöktüğünün de bir göstergesi.
Burada bu emeklilerle ilgili çok konuşmalar oldu, Cumhur İttifakı vekilleri de hep yapısal sorunlardan, hatta ta bu sorunların 1980 sonlarına dayandığından da bahsediyor. Doğru, yanlış da değil ama 2002'den beri bu memleketi yöneten bir iktidar yani yaklaşık yirmi üç yıl, hatta daha fazla bir süreyi konuşuyoruz, kendinden önceki yapılanları düzeltebilmek için yirmi üç yılın ben çok yeterli, gerekli bir zaman olduğunu düşünüyorum. Hatta, kendinden önceki yapılan tüm hataları bir daha konuşulmamak üzere kapatılacak kadar uzun bir zaman olduğunu düşünüyorum. Acaba bu yirmi üç yılda bu problemler üzerine ne kadar kafa yoruldu, nasıl hesaplamalar yapıldı ya da ne planlar yapıldı, onu da işin açıkçası duymak, dinlemek istiyorum. Yani sadece, işte arada bir periyodik aralıklarla, böyle sanki o da bir lütufmuş gibi, emekliye böyle devamlı bir gelir artırımı yapmak için böyle bir kanun çıkarmaya çalışılmasını da işin açıkçası çok doğru bulmuyoruz.
Bugün emeklilerimizin geldiği durumun, hatta sadece emeklinin değil Türk milletinin ekonomik olarak geldiği durumun da tek bir açıklaması olduğunu düşünüyorum. Bu da çok basit, açık ve net; yanlış yönetim, yanlış yönetim, yanlış yönetim. Bunu açmak gerekirse çok genel bir örnek vereceğim. Mesela, kur korumalının maliyeti bu millete 2,5 trilyon lira oldu. Kur korumalının sebebi neydi? Hani, kimsenin cebinden bir kuruş çıkmayacak diye ortaya atılan bir şeydi. Yine, aynı kur korumalıyı ortaya sunan zihniyetin Türkiye'nin borçlanma enstrümanlarını değiştirmesiyle, bugün, bu sene Türkiye Cumhuriyeti devletine kur korumalının maliyeti 2,5'tu galiba, öteki, 2,7 trilyon gibi bir faiz ödeyeceğiz. Yani bunlar çok ciddi rakamlar ve bu rakamların, bu maliyetlerin de tek sebebi var, gerçekten doğru görülemeyen ve yanlış yönetilen bir ekonomi. Emekliye bugün konuşulan rakam artışının maliyetini de AK PARTİ Grup Başkan Vekili 50-60 milyar lira olarak söyledi. Demin söylediğim rakamlar ile bu maliyeti kıyasladığımızda zaten AK PARTİ iktidarının kimden yana olduğu da gayet açık bir şekilde ortadadır. Bütçede de bunu çok konuştuk yani bir bütçe o hükûmetin neyi hesapladığının ya da neye göre harcama yapacağının bir göstergesidir, orada da en çok faizin ödeneceği gayet açık. Burada, maalesef, milleti düşünen, gerçekten ekonomik sıkıntı altında ezilen milleti düşünen bir adımı, bir iyi niyeti biz göremiyoruz.
Sayın milletvekilleri, beni üzen bir başka nokta da Türkiye fakir bir ülke değil, Türkiye'nin potansiyeli çok yüksek, topraklarımız çok verimli, üç tarafımız denizlerle çevrili, hayvancılığa çok elverişli, yer altı kaynakları var, genç nüfusu var ama bugün bakıyoruz ki bu millet, maalesef, tek kelimeyle varlık içinde yokluk çekiyor. Peki, bunun sebebi ne? Tabii ki yine doğru yönetim değil, doğru yönetilememe, plansızlık, israf; bu başka bir şekilde açıklanamaz. Burada daha önceki vekiller de söyledi; bu Diyanetin açıkladığı fitre rakamına bile baktığımızda, günlük 240 TL'lik rakama bile baktığımızda, biz emekliye beş günlük fitre rakamı artışını öngörüyoruz hem de Ramazan öncesi; bu bile mantıklı değil. Bari 240'ı 30'la çarpıp onu eklese, basit bakkal hesabı, belki bir iyi niyet hissedilebilir.
Türkiye'de yaklaşık 16 milyon emekli, özetle nüfusumuzun yüzde 19'u gibi bir rakam en fazla hakkı yenmiş, en büyük refah kaybı yaşamış bir kesim hâline geldi. Şayet bu kanuni düzenleme yapılmasaydı da zaten son altı aylık enflasyona göre yine bir zam yapılacaktı yaklaşık yüzde 12 gibi, bu da en düşük emekli aylığını 18.932 liraya çıkaracaktı. Dolayısıyla, burada bir düzeltme de yapılmış değil.
AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin yine açıkladığı rakamlar, bugün 4 milyon 11 bin emekli en düşük emekli aylığı alıyor ve bu düzenlemeyle bu rakam 4 milyon 917 bine çıkıyor yani yaklaşık 900 bin emekli daha en düşük aylığa mahkûm ediliyor. Nasıl ki çalışanlarımız az asgari ücrete sıkıştırılıyorsa emekliler de giderek her sene daha fazla sayıda en düşük aylık almaya sıkıştırılıyor. Biz bunu alenen sistematik olarak bir yoksullaştırma politikası olarak açıklıyoruz. Aslında bu sistem herkesi en altta eşitleyen ve bir sefalet düzenini kuran bir anlayışı gösteriyor. Çalışma süresi, ödenen prim, alın teri artık hiçbir şekilde önem ifade etmiyor dolayısıyla insanlarda git gide kayıt dışılığa kayma, yüksek prim ödememe eğilimlerinin artacağını görüyoruz. Bu sistemin işin açıkçası sürdürülebilirliği yok. Bu sistemle ilgili çok ciddi adımlar atılması gerekiyor, onunla ilgili de adım atılacak gibi gözükmüyor. O yüzden bu vatandaşın bu sıkıntısı maalesef giderek artacak gibi duruyor.
Bunun dışında, ben bu skuterlerle ilgili konuya biraz değinmek istiyorum. O benim ilgi alanım olan, üzerinde çalıştığım bir konu. Uyuyan kapasiteyi, paylaşım ekonomisini Türkiye'ye kesinlikle kazandırılması gerektiğini düşünüyorum ve inanıyorum. Evet, siz şimdi bu paylaşılan... Skuterleri Ulaştırma Bakanlığından belli bir şey almasını düzenlemişsiniz ama bu tarz paylaşım ekonomisi yani her şeyin paylaşımı... Çünkü Türkiye'de -demin Sayın ÜMİT Özlale de söyledi- insan da atıl, bir sürü kaynak da atıl yani araba atıl, traktör atıl, ekilemeyen arazi atıl, boş duran ev atıl, bir sürü şey atıl; bunları bir şekilde ekonomiye kazandırabiliyoruz, işte bunun Türkiye'de en çok uygulanan örneği paylaşılan Skuter ve Uber ama mesela Airbnb'le ilgili bir kanun teklifi gelmişti, onunla ilgili de görüşmüştük. Türkiye pek bunun önünü açma taraftarı değil, aksine bunu devletin gözetimi altına alıp, böyle yasal sorumlulukları arttırıp daha da oradaki teşvikin önüne geçme şeyini güdüyor. Bunu biz doğru bulmuyoruz. Aksine, mesela, Uber ile BMW kıyaslayacak olursak üç-beş yılda Uber gibi bir şirket milyar dolarlık hâle geliyor, yüz yıllık BMW'nin yüz yılda ondan daha az piyasa değeri var şu anda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Bu paylaşılan ekonominin gerçekten ekonomiye katkısı çok fazla. Türkiye de ne yapacağını düşünüp hep bir yol arayan bir ülke olduğu için hem hızlı bir gelir kazancı hem hızlı bir istihdam sağlayacak hem de herkese çok kolay bir iş kapısı açacak bir alan olduğu için bu konuda daha verimli çalışılması gerektiğinin altını da çizmek istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.