KOMİSYON KONUŞMASI

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında, bugün karşı karşıya kaldığımız durum, özetleyecek olursak şu: İktidar önce emekliye bıçağı saplıyor, daha sonra "Gel, ben seni ufak ufak pansuman edeyim, iyilik yapayım." diyor. "Bak, ben seni pansuman etmezsem yaşamını yitirebilirsin." gibi bir anlayışla karşı karşıyayız. 16.881 liradan 20 bin liraya çıkarılmasının mantığı kabaca bununla ifade edilebilir.

Emekli maaşlarındaki artış son dönemlerde iktidarın ayrıntılı ve zaman alan karmaşık çalışmalarıyla mümkün olan asgari tutarda yapılmaktadır. Bu durumun uzun bir sürece yayılması, emeklilerin ciddi bir şekilde hayat standartlarının düşürülmesi, artık, geçinmenin ötesinde, yaşam mücadelesi vermelerine yol açmaktadır. İktidar, emekli maaşlarında mümkün olabilecek en az artışı yapmayı amaçlamaktadır her seferinde. Bunun için TÜİK'i devreye alıyor ve ondan referanslar, kararlar çıkararak bunu yapıyor.

Emekli maaşlarındaki kamuoyundaki tartışma ve eleştiriler de genelde en düşük emekli maaşı tutarı üzerinden olduğundan, anılan tutarın artık sıradan cep harçlığı seviyesine geldiği konusunda herhâlde hepimiz hemfikiriz. Oysa sorun aynen devam etmekte ve her geçen yıl emeklinin çilesi daha vahim hâle gelmektedir. İktidarın emeklileri topluma üretim katkısı olmayan bir yük olarak görmesi maaş artışlarını gereksiz bir bütçe gideri olarak değerlendirmesine yol açmaktadır. Yapılan uygulamanın, çok da uzun olmayan bir süre sonunda tüm emeklilerin asgari ücret tutarına sabitlenmiş, aynı tutarda maaş almasına yol açacağı açıktır. Zira, günümüzde en düşük emekli aylığı, ortalama emekli aylığı, asgari ücret tutarı birbirine çok yakındır.

Emekli maaşları aktif çalışma dönemlerinde kişilerin ödedikleri zorunlu primleri hayatlarının son kısımlarında bir gelir olarak almalarına dayalı bir sistemdir aslında. Toplanan primlerin yerinde ve verimli olarak kullanılmaması, emeklilik yaşı konusundaki hukuka aykırı uygulamaların sonuçları, sosyal hukuk devletinin göz ardı edilmesi emeklilerin sorunu değildir elbette. Bu durum iktidarın sorumluluğundadır ve yapması gerekir. Bunun ceremesini emeklilere yüklemesi de büyük bir haksızlıktır. Ülkemizde emekli maaşları artık tahammül edilemez bir seviyeye geriletilmiştir. Emekli olarak hayatını sürdüren 16 milyondan fazla insan, bakmakla yükümlü oldukları kişiler için de çile hâlini almıştır.

Dünya örneklerine baktığımızda, 19'uncu yüzyılın sonlarında aslında emeklilik diye bir hak doğmuş. Çalışmak zorunda olan geniş halk kitleleri elden ayaktan düşüp çalışamaz hâle gelinceye kadar işine devam etmekte, sonrasında ise hiçbir güvenceye sahip olmadan yakınlarının yardımıyla hayatını tamamlamaktaydı. Bugünkü Türkiye'de yaşanan durum da buna denk düşüyor. Elden ayaktan düşene kadar çalışıyor, en sonunda, çalışamaz hâle geldiği zaman yakınlarının desteğiyle yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nde yerleşik danışmanlık firması Mercer'in 2024 yılında hazırladığı Küresel Emeklilik Endeksi'nde 48 ülkenin emeklilik gelir sistemi 50'den fazla kriterle bilimsel olarak incelenmiş ve bir sıralama yapılmıştır. Türkiye 48,3 endeksiyle 45'inci yani sondan 4'üncü ülke olmuştur. Türkiye'nin altında Filipinler, Arjantin ve Hindistan yer almaktadır. Dünyanın emekli maaşları konusunda en berbat ülkeleri arasında yer aldığımızı gösteriyor bu durum. Bu işte bir tersliğin olduğu anlamına gelmiyor mu? Elbette geliyor ama iktidarın durumu, iktidarın emeklilere yaklaşımı farklı bir şey.

Yine, DİSK'in emekli maaşlarındaki sorunları vurgulayan son derece ayrıntılı çalışmaları Temmuz 2025 yılında yayınlandı. Buna göre, emeklilerin nüfus içindeki payı artarken pastadaki payları düşmektedir. Emekli sayısının artmasına karşın emeklilerin aldıkları maaşlarının gayrisafi millî hasıla ve bütçe içindeki payı sürekli düşmektedir. Yine, Türkiye'de emekli aylıkları dibe doğru eşitlenmektedir. 2019 yılında ortalama emekli aylığı en düşük aylığın yüzde 109 fazlası iken Mart 2025'te ortalama emekli aylığı en düşük emekli aylığından yüzde 23 fazla olmuştur. Ortalama emekli aylığının en düşük emekli aylığına oranı sürekli olarak düşmeye devam etmiştir. Türkiye'de ortalama emekli aylığı 2003'te asgari ücretin yüzde 36 üzerinde iken günümüzde asgari ücretin yüzde 22 altına geriletilmiştir. Emekli aylıkları asgari ücret karşısında giderek düşmeye başlamış ve 2018 yılında uygulamaya başlayan başkanlık sisteminin ardından asgari ücretin altına gerilemiştir. Bunun anlamı, asgari ücret artışı nedeniyle daha fazla prim geliri elde eden SGK'nin emeklilere daha az aylık ödemesidir. Emekli aylıkları asgari ücret kadar artırılmadığı için ortalama emekli aylığı asgari ücretin altına düşmüştür. Aynı adaletsizlik memur emeklileri için de geçerlidir. Bir yıl önce emekli olan bir memur maaşının yüzde 71'ini alabiliyorken bugün emekli olacak biri yalnızca yüzde 41'ini alabilecektir. Bu durum hem genç istihdamını engellemekte hem de kamusal hizmetlerin niteliğini kökten bozmaktadır. Yine, 2002 yılında ortalama emekli aylığının kişi başına gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 46'larda iken 2025'te yüzde 29'a gerilemiştir. Emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı AB ülkelerinde ortalama 9,8 iken Türkiye'de 3,7'dir, üçte 1'i. 2009 ile 2024 yılları arasında Sosyal Güvenlik Kurumunda yapılan bütçe transferleri bütçe ve gayrisafi gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ciddi biçimde düşmüştür. SGK'ye yapılan konsolide bütçe transferleri miktarlarının hem gayrisafi yurt içi hasılaya oranı hem de bütçeye oranı gerilemiştir. SGK'nin prim gelirlerinin emekli aylığı ve sağlık giderlerine yetmemesi nedeniyle bütçeden SGK'ye transferler yapılmaktadır ancak kamuoyunda konsolide transferler olarak yansıyan bu harcamaların önemli bir bölümü emekli aylıklarıyla ve sağlık giderleriyle bir alakası yoktur, bunların büyük bir bölümü görevlendirme giderleridir. Görevlendirme giderleri doğrudan emekli aylığı ve sağlık harcamalarıyla ilgisi olmayan ve SGK'ye mevzuatla verilen görevlerin sonucudur. Bu görevlendirmeler gereği Hazine ve Maliye Bakanlığı SGK'ye kaynak aktarır ve SGK de bu kaynakları ilgili yerlere öder. Örneğin, 2024 yılında konsolide SGK transferlerinin bütçe harcamalarına oranı 13,9'muş ancak bunun yüzde 7,2'si görevlendirme giderleri ve yüzde 6,7'si SGK'ye emekliler için yapılan transferlerdir. Dikkat çekici husus, bütçe içinde görevlendirme giderlerinin oranı 2009'da yüzde 4,7 iken 2024'te 7,2'ye yükselmesidir. SGK'ye hazine yardımlarının oranı ise yüzde 15'ten 6,7'ye düşmüştür.

Diğer bir husus ise emeklilerin -ve onların hak sahipleri- işçilerden sonra Türkiye'nin en büyük toplumsal grubunda yer almalarıdır. 2024 itibarıyla emekli ve hak sahipleri Türkiye nüfusunun yüzde 18,5'ine tekabül ediyor. Nüfus yapısının değişmesiyle birlikte sadece prime dayalı sosyal güvenlik sistemi mümkün değildir, mutlaka anlamlı bir devlet katkısı da gereklidir bunun için. Bu nedenle, eski dönemlere özgü aktif-pasif dengesinden söz etmek anlamlı olmayacaktır.

Yine, 5510 sayılı Kanun sistematik bir yoksullaştırmanın miladıdır aslında. Emeklilerin bugün yaşadığı bu yangının faili aslında 5510 sayılı Yasa'dır. 2008 yılında yürürlüğe giren bu Kanun sosyal güvenlik sistemini güçlendirmek yerine âdeta tasfiye etmek için getirilmiştir. Bu yasayla aylık bağlama oranları düşürüldü, güncelleme katsayıları geriletildi, millî gelirden emekliye düşen pay dramatik bir biçimde azaldı.

Sonuç olarak, emekli maaşları son dönemde önemli ölçüde aşınmış, emeklilerin geçimlerini sağlamaları giderek daha zor hâle gelmiştir. Son yirmi yıldır emekli maaşlarının bütçe içindeki ve gayrisafi millî hasıla içindeki payı hızla düşmüştür. Maaş artış dönemlerinde son derece karmaşık formüllerle ve özellikle en düşük emekli maaşına odaklanarak ortalama emekli maaşları bilinçli biçimde sürekli aşındırılmakta ve alım gücü düşürülmektedir. Emekli maaşlarındaki ölçünün sürekli olarak asgari ücret tutarıyla karşılaştırılması önümüzdeki yıllarda gerçekleşebilecek durumun da göstergesidir, bu politikanın devam edeceği anlamına gelmektedir. Asgari ücretin insanca yaşam kalitesini sağlamaktan uzak oluşu ve ortalama ücretin de bu tutara çok yakın oluşu dikkate alındığında gidilecek yolun sonu da görülmektedir. İktidar emekliye herhangi bir gelir vermeyecektir. Bu politikanın sonuçları olarak önümüzdeki yıllarda ücretli olarak çalışan kitlenin büyük kısmıyla birlikte emeklilerin hemen hemen tamamı maaşların iktidar tarafından belirlenen asgari ücret tutarına sabitlemesi kimseyi şaşırtmayacaktır. Sonuç ise ülke halkının büyük kısmına sefalette eşitliğin layık görülmesidir aslında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Bir dakika daha veriyorum Sayın Tanhan.

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Emekliler artık geçinmenin ötesinde yaşam mücadelesi veriyor bu ülkede. Kısacası, iktidar şunu ifade ediyor: "İhtiyarlara bu ülkede yer yok." diyor.

Teşekkür ederim.