| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Sayın Başkan, teşekkürler.
Kıymetli milletvekilleri, kıymetli bürokratlar, değerli basın emekçileri; hepinizi selamlıyorum.
Şimdi, ülkenin içine sürüklendiği derin yoksulluk krizini çözmekten fersah fersah uzak bir teklifle karşı karşıyayız tekrar; en düşük emekli aylığının 20 bin liraya tamamlanmasını görüşüyoruz.
Şimdi, "derin yoksulluk krizi" derken farazi konuşmuyoruz, her gün yoksullukla ilgili yeni bir insanlık dramı haberi önümüze düşüyor. Geçtiğimiz aylarda otel odalarında kalan emeklileri konuştuk, ne oldu? Unutuldu gitti ama bugün neyi konuşuyoruz? Trajik bir şekilde yaşamını kaybeden Cemal Ertürk'ü konuşuyoruz. Kağıthane'de, 66 yaşındaki Cemal Ertürk kirasını ödeyemediği için ev sahibi tarafından sokağa atıldı ve gece gidecek yeri, sığınacak bir sosyal devleti olmadığı için hurda bir otomobilin içinde yaşamaya çalıştı ve otomobilde çıkan yangında can verdi. Cemal Ertürk'ün ölümü, emeklilerin barınma krizinin ve sahipsizliğinin en acı örneklerinden biri, kanıtlarından biri.
Değerli Komisyon üyeleri, önümüze getirdiğiniz teklifle en düşük emekli aylığını 20 bin liraya çıkarmayı öneriyorsunuz. Evet, TÜRK-İŞ verilerine göre açlık sınırı 30 bin, yoksulluk sınırı 98 bin. Siz, emekliye açlık sınırının üçte 2'sini reva görüyorsunuz.
Bu rakamlar genel bir sefaleti yani toplumun genelinde bir sefalet yaşandığını bize gösterse de asıl sefaletin yükünü taşıyan kadınlardan ve görünmeyen kesimden bahsetmek istiyorum ben bugün.
Türkiye'de yoksulluk; yaşlılık ve cinsiyet eşitsizliğinin kesiştiği noktada derin bir uçuruma dönüştü, dönüşüyor. Yaşlı kadınların yoksulluğu, yaşam boyu süren patriyarkal sömürünün, ekonomik şiddetin ve yok sayılan emeğin âdeta tezahürü. Bakın, verilere bakalım hep birlikte: Türkiye'de yaşlı kadınların tam yüzde 32'sinin yani her 3 yaşlı kadından 1'inin kendine ait hiçbir geliri yok. Bu oran erkeklerde sadece yüzde 3. Değerli milletvekilleri, lütfen aradaki uçuruma bakın; aradaki bu devasa uçurum sizin "sosyal devlet" yani "Sosyal devlet içerisinde yaşıyoruz." dediğiniz o iddiayı yerle bir ediyor.
Kendine ait bir geliri olan şanslı azınlığın durumu da pek iyi sayılmaz. Geliri olan yaşlı kadınların yarıdan fazlası kendi emeklilik hakkına sahip değil, eşinden veya babasından kalan dul ve yetim aylıklarına yani türev haklara mahkûm edilmişler. Bu ne anlama gelmekte? Bu, kadınların ömürleri boyunca bir erkeğe veya aileye bağımlı yaşamak zorunda bırakılması demek. Bir kadın düşünün, gençliğinde babasına, evliliğinde kocasına, yaşlılığında ise ya kocasına ya da çocuklarına el açmak zorunda. Sizin kurduğunuz sistem, kadını birey olarak görmeyen, onu ailenin bir eklentisi olarak kodlayan bir sistemdir. Boşandığında veya eşi vefat ettiğinde bu kadınlar sosyal güvence sisteminin dışına itilmektedir ya da sefalet ücreti düzeyindeki dul ve yetim aylıklarıyla hayatta kalmaya çalışmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, buradan sormak istiyorum: Bu kadınlar hiç çalışmadı mı, yıllarca hiç emek harcamadı mı? Hayır, erkeklerden daha çok çalıştılar ancak onların emeği fabrikada değil, kurumlarda, kamuda değildi; tarladaydı, mutfaktaydı, ev içindeydi yani görünmeyen alanlardaydı, emeklerinin görünmez kılındığı alanlardaydı. 65-69 yaş grubundaki bir kadın bugün bile günde ortalama 4 saatini karşılıksız bakım emeğine harcıyor; torun bakıyor, hasta bakıyor, yaşlı eşine bakıyor; devletin yapması gereken bakım hizmetini kadınlar sırtlanıyor. Sizin "kutsal aile" dediğiniz yapı, güzellediğiniz o yapı, "aile" dediğiniz yapı aslında kadınların ücretsiz emeği üzerinde yükseliyor. Kadınlar, çalışma hayatına bakım yükü nedeniyle ara veriyor, prim günlerini dolduramıyor. Bugün Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 35,8 iken erkeklerde bu oran yüzde 72,2. Tarımda çalışan kadınların yüzde 91'i kayıt dışı yani güvencesiz çalışıyor. Şimdi, bizim sosyal devletimiz, kadının ev içinde harcadığı emeği iş olarak görmediği için onu yaşlılığında cezalandırıyor. Bakım emeğiyle geçen bir ömür, yaşlılıkta prim eksiği olarak kadının karşısına çıkıyor. Bir kadın, birine bakmak sorumluluğu yüzünden kendi yaşlılığı için birikim yapamıyor, üstelik yaşlandığında, bakıma muhtaç hâle geldiğinde satın alma gücü olmadığı için yine aile içerisindeki başka bir kadının bakım emeğine muhtaç oluyor. Bu, nesilden nesle aktarılan bir yoksulluk döngüsü.
Şimdi, bunun altını çizmek istiyorum, o yüzden durakladım.
Değerli arkadaşlar, bu yoksulluk döngüsünün başmimarı ne yazık ki sizsiniz. AKP iktidarının 2008 yılında hayata geçirdiği 5510 sayılı mezarda emeklilik yasası bu emeklilik meselesini hak olmaktan çıkardı, tamamen sosyal güvence sistemini bir yük olarak kodladı ve böyle görülmesini sağladı. Aylık bağlama oranlarını düşürdü, güncelleme katsayılarını kuşa çevirdi. Özellikle 2008 sonrası sistem kadınları daha da mağdur etti. Kadınların kesintili çalışma hayatları, düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmaları yeni sistemde emekli aylıklarının erkeklere göre çok daha düşük bağlanmasına neden oldu.
Bugün getirdiğiniz 20 bin liralık teklif kadınların içinde olduğu bu yapısal eşitsizliği asla gidermiyor, daha da derinleştiriyor çünkü bu rakam kadınların büyük çoğunluğunun aldığı dul ve yetim aylıklarına tam olarak yansıtılmıyor. Kök aylık garabeti yüzünden milyonlarca kadın aslında hiç zam almıyor, hazine yardımıyla yapılan tamamlamalarla sefalette eşitleniyorlar.
Emekli aylıklarının gayrisafi yurt içi hasıladan aldığı pay Avrupa ülkelerinde, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 9,8 iken Türkiye'de yüzde 3,7'ye düşmüş yani ülkenin büyümesinden emekliyi, özellikle de kadın emekliyi tamamen dışladınız. "Kaynak yok." diyorsunuz, evet, hepimiz biliyoruz ki kaynak var ama sizin politik tercihleriniz nedeniyle kaynaklar garanti ödemelerine, mevduatlara, sermayeye aktarılıyor; emekliye gelince "Bütçe dengesi..." diyorsunuz ama kadınlar pazar alışverişi yaparken artık topluyorlar ya da daha az çürük olan ve ucuz olan sebze ve meyveyi alıyorlar; burada kimse bütçe dengesini düşünmüyor.
Yaşlı kadın yoksulluğu aynı zamanda bir demokrasi ve eşitlik sorunudur. Kadınların ekonomik bağımsızlığının olmadığı bir toplumda özgürlükten bahsedilemez. Feminist iktisatçıların da belirttiği gibi, sosyal politika sadece bir düzeltme aracı değildir, patriarkalla da mücadele etme alanı olmalıdır ancak sizin bu sosyal politikanız kadını aileye hapsetmek, eve hapsetmek ve erkeğe bağımlı kılmak üzerine kuruludur. Boşanan kadınları cezalandıran, nafaka hakkına göz diken bir anlayışla yaşlı kadınları yoksulluk cenderesine sıkıştıran bu sistem değişmek zorundadır. Bu, devlet eliyle yani bu sistem devlet eliyle ne yazık ki ayrımcılığı derinleştirmektedir.
Şimdi, biz DEM PARTİ olarak ne diyoruz? "Elbette ki bu torba yasa bir yaraya merhem olmaz." diyoruz. Bu, pansuman bile değil, kangren olmuş bir yaranın üzerine yara bandı yapıştırmaktan öteye geçmez. Bizim taleplerimiz ve çözüm önerilerimiz nettir: En düşük emekli aylığı bugün 98 bin lirayı aşan yoksulluk sınırının en az yarısına yani 50 bin liraya yükseltilmelidir. Yaşlı kadın yoksulluğunu bitirmek için acilen temel yurttaşlık geliri hayata geçirilmelidir. Primi olsun veya olmasın, belli bir yaşın üzerindeki tüm kadınlara kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecekleri bir gelir bağlanmalıdır. Ev içi emeğin emeklilik hesabında dikkate alındığı, bakım emeğinin sigorta primi olarak sayıldığı bir düzenleme şarttır. Dul ve yetim aylıklarındaki kesinti oranları kaldırılmalı, bu aylıklar en düşük emekli aylığı seviyesine tamamlanmalıdır. İşini kaybeden bir kadın, bir de devlet tarafından yoksullaştırılmamalıdır. Emekliliği bir hayal hâline getiren, aylık bağlama oranlarını düşüren 5510 sayılı Yasa değişmelidir. İntibak Yasası çıkarılarak 2000 sonrası emeklilerin mağduriyetleri giderilmelidir. TÜİK'in çarşıyla, pazarla ilgisi olmayan, sahte verileriyle değil, halkın hissettiği gerçek enflasyon rakamlarına bağlı olarak maaş artışları yapılmalıdır.
Son söz olarak, bu Meclisin görevi Cemal Ertürklerin hurda araçlarda yanarak ölmesini engellemektir, bu Meclisin görevi ömrünü bir topluma bakım emeği vererek adamış milyonlarca kadının yaşlılıklarında bir lokma ekmeğe muhtaç edilmesinin önüne geçmektir. Emeklilik, bir yurttaşlık hakkıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Son sözüm, bitiriyorum ve selamlayacağım.
Biz DEM PARTİ olarak kadınların ve emekçilerin insanca yaşayacağı eşit ve adil bir düzen kurulana dek mücadeleye devam edeceğimizin sözünü veriyoruz ve hepinizi saygıyla selamlayarak bitiriyorum.
Teşekkür ederim.