| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 15 .01.2026 |
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Bugün kanun teklifinde en düşük emekli aylığının 20 bin TL'ye çıkarılmasını öneren bir madde içeren teklif başta olmak üzere bir kanun teklifini görüşüyoruz. Tabii, gündem emekliler olduğu için, en büyük sorun da emekliler içerisinde olduğu için şu anda ana gündem emekli. Şimdi, bugünkü teklifle beraber 18.938 TL olan en düşük emekli maaşı aylığının 20 bin TL'ye yükselmesi öneriliyor. Biz bugün ne için toplanmış oluyoruz? Sadece en düşük emekli aylığına 1.062 TL zam yapmak için bu kadar konuşmayı yapıyoruz. Şimdi, aslında ben bir milletvekili olarak bugün bu maaşı, 20 bin TL maaşı ve 1.062 TL zam yapılması teklifini görüşmekten utanıyorum arkadaşlar. Yani Gazi Meclisin bir üyesi olarak, bir milletvekili olarak bugün emeklilerimiz için, 1.062 TL için böyle toplanmaktan gerçekten de utanıyorum, utanıyorum. Şimdi, biz burada 20 bin TL'nin geçim için yetip yetmeyeceğine aslında birbirimizi ikna etmeye çalışmamalıydık ya, çalışmamalıydık. Yani buradaki herkes biliyor ki 20 bin TL'lik bir maaş bir emekliye yetmez, rakamlar ortada. Yani biz burada neyi tartışıyoruz, onu anlamıyorum. Neyi tartışıyoruz biz? Ortada tartışılacak bir şey yok. Birazcık hayat bilen, birazcık matematik bilen bu maaşın yetmeyeceğini biliyor; yetmiyor da zaten, çevremizde de görüyoruz bakın.
Şimdi, dedim ya "Bir milletvekili olarak utanıyorum." diye, sahada da bir emekliyi gördüğümüz zaman vallahi yanına gitmekten utanıyoruz, "Nasılsın?" demeye utanıyoruz, bankta oturan bir emekli gördüğümüz zaman "Nasılsın amca, nasılsın teyze?" demeye vallahi utanıyoruz. Ne soralım ya? Ne desin adam, ne desin? Bazen inşaatlara gidiyoruz, orada 65-70 yaşında kalıp ustası olarak çalışan amcaları görüyoruz, emeklilerimizi görüyoruz; vallahi utanıyoruz. Ya, bu milletin emeklisi 70 yaşında çalışır mı ya? Basına yansıdı, bakın, son günlerde çalışan emeklilerden iş kazasından dolayı birçok vefat eden de oluyor, görüyorsunuz. 75 yaşındaki kişi inşaattan düşüyor, 60 yaşındaki, 65 yaşındaki emeklilerimiz iş kazalarında vefat ediyor; basında görüyorsunuz ya. Ya, bu utanç verici bir şey. Bu adamların artık el melekeleri, enerjileri kalmamış ve iş kazasına en açık, hem fiziken hem biyolojik olarak en açık kişiler şu anda en tehlikeli işlerde çalışıyor, en tehlikeli ya. İşte, basında ölüm haberlerini iş kazalarından görüyoruz, o da basına yansıyanlar; basına yansıyanları görüyoruz. Gerçekten de utanıyorum bunları konuşmaktan ve bir de bunu biz kendi aramızda tartışmamalıyız.
Şimdi, 20 bin yetmez, yetmiyor. "20 bin düşük en düşük emekli aylığı" diyoruz, 16 milyon emeklimiz var, şu anda yani 2025 rakamlarıyla 25 bin TL'nin üzerinde emekli maaşı alan sadece 640 bin; 16 milyondan sadece 640 bin kişi 25 bin TL'nin üzerinde alıyor. Yani aslında 16 milyon emeklimizin çoğu 20 bin ve çevresinde maaş alıyor. E, şimdi, akıl var, mantık var, matematik var; bu maaş yeter mi? Yetmez. E, peki, biz neyi tartışıyoruz o zaman, ya, neyi tartışıyoruz? Biraz matematik bilen, biraz vicdanı olan, biraz vatandaşını düşünen bir hükûmet "Kardeşim, benim kaynağım bu kadar, ben anca en düşük emekli maaşına işte 20 bin TL veririm, asgari ücrete 28 bin TL veririm." diyemez arkadaşlar; bakın, net söylüyorum, diyemez. Bir hükûmet, vatandaşına açlık sınırının altında bile bile maaş veremez ya, böyle bir şey olamaz yani olamaz, olamaz! Şimdi, bir babanın 3 çocuğu var, şunu diyebilir mi: "Vallahi ben ancak birinize bakabilirim, ikiniz de ne hâliniz varsa görün." diyebilir mi yani diyebilir mi? "Tamam, evet, geçinemeyeceksiniz ama siz de artık başınızın çaresine bakın." diyebilir mi? "İnşaatta mı çalışırsınız, sokakta mendil mi satarsınız, dilenir misiniz?" diyebilir mi ya? Diyemez. Bir hükûmet her ferdine geçinecek asgari maaş vermek zorundadır, zorundadır "Kaynak yok." diyemez. Bakın, "Kaynak yok." diyemez. Gidecek, bütçeye koyduğu 2 trilyon 740 milyar faizden kesecek, verecek; gidecek kamu-özel iş birliğiyle müteahhitlere verdiği transferlerden kesecek, gidecek 5'li çeteye aktarılan ihalelerden kesecek, 5 maaş alanlardan kesecek, işe gitmeden maaş alan bankamatikçilerden kesecek, holdinglere peşkeş çekilen kredilerden kesecek, medya patronlarına aktarılan paralardan kesecek, rant kazananlardan kesecek, geliri artıracak, verimliliği artıracak bu maaşı verecek arkadaş, bunun başka yolu yok. Ha, diyorsa ki "Kaynak yok, veremiyorum." o zaman bırakın işi bilenler gelsin kardeşim, o zaman bırakın ekonomiyi yönetenler, bu işi bilenler gelsin, şu vatandaş adam gibi yaşasın; şu emekli son yaşında huzur içinde yaşasın kardeşim, vallaha, bırakın yani bırakın, işi bilenler gelsin bu ülkenin başına. Yoksa, ben veremiyorsam... Bırakacaksın abi. Şimdi, bir şirketi düşünün, patron diyor ki: "Vallahi ben maaşları veremiyorum." Ne yapacak? Bırakacak, bırakacak, bir yönetci bırakacak.
Şimdi, bakıyoruz, bu ülkede açlık sınırı 30.143 TL. Şimdi, bunu hep üstü kapalı geçiyoruz. "Ya, o, işte, gerçek mi, değil mi; belli değil." TÜRK-İŞ'in açıkladığı rakam. Abi, belli değilse o zaman TÜİK gitsin, bir açlık sınırı açıklasın, görelim. Hükûmetler endekslerle yönetilir, hükûmetler endekslerle yönetilir, her şeyin bir endeksi vardır, o karneye göre yönetilir. Bakın, Amerika'da, Avrupa'da her şeyin bir endeksi vardır, her şeyin. O zaman siz açıklayın bir endeks "Hayır, açlık sınırı şu değil de bu." deyin ama verilen maaşlar onun da altında kalacağı için o da açıklanmıyor. Şimdi, bakın, size rakamları söyleyeyim: Şu anda verdiğimiz 20 bin TL, önerilen 20 bin TL 30.143 TL olan açlık sınırından 10.143 TL daha düşük. Zaten yoksulluk sınırı bu ülkede lüks oldu yani yoksulluk sınırını konuşmuyoruz, yoksulluk sınırı 98.188 TL, ondan 78 bin lira daha düşük. Bekâr çalışan yaşam maliyeti bu ülkede, bekâr çalışan yaşam maliyeti 39.123 TL, şu anda önerdiğimiz rakam ondan 19.123 TL daha düşük, asgari ücretten 8.75 TL daha düşük. Ortalama kira İstanbul'da 25 bin olarak açıklandı, İstanbul'daki ortalama bir kiradan 5 bin TL daha düşük verdiğimiz aylık maaş. Şimdi, ben gerçekten de rica ediyorum ve gerçekten siyasetüstü konuşuyorum: Ya, akıl var, mantık var, bulalım, buluşturalım, ne yapalım, şu emekli maaşını artıralım. Bakın, vicdan var ya! Zaten hiçbir arkadaşım bu maaşla geçinilir demiyor, kimse savunmuyor yani herhâlde, şimdi göreceğiz, kimse... "Bu maaşla geçinilir, emeklimiz en azından kendini geçindirir." diyen ben daha görmedim, öyle bir matematik yok. Emekli geçinmek için, işte, inşaatlarda çalışıyor, bekçilik yapıyor son yaşında. Arkadaşlar, ana caddelerdeki kafelere baktığınız zaman her şey güllük gülistanlık, önlerinde lüks arabalar var, bir kahve 250, 300 TL; pasta-simit 50 TL, 100 TL ama o ana caddelerin arka caddelerinde var ya çok büyük dramlar yaşanıyor ya, çok büyük dramlar yaşanıyor; bunu kalben söylüyorum. Bakmayın, ülkede basın kalmadı da bunlar gözükmüyor; bir basın mensubu Ulus'un arkası okullarındaki otelle gitti, gördük işte, yaşananları gördük. Günlük 200 TL'lik otel odalarında 4 kişi kalanları gördük, günlük 600 TL'ye kalanları gördük, gördük. Bakın, bir basın mensubu... Hayat ana bulvarların değil; o arkalarında, o inşaatlarda, o gecekondulara bakın, çok büyük dramlar yaşanıyor çünkü matematik yalan söylemez. Bu matematiğe göre bu ülkede her şey yaşanır ki çünkü insanlara geçinemeyeceği bir asgari ücret veriyorsunuz, insanlara geçinemeyeceği emekli aylığı veriyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Tamamlıyorum Başkanım.
Diyorsunuz ki: "Başının çaresine bak." Ya, bir iktidar bunu yapamaz, "Başının çaresine bak." diyemez. Bir iktidar şunu diyemez: "Ya, bu adam neyle geçiniyor? Benim verdiğim maaşla, bu matematikle geçinemez." "Neyle geçiniyor?" diye sormadan iktidar olunamaz ya, olunamaz. Bunun vebali ağırdır. Dolayısıyla, burada değerli milletvekillerinin vicdanlarına sesleniyorum: Bakın, gelin, bu maaşı en azından yaşanabilir bir seviyeye çekelim. Bu vicdanen de kamu vicdanı olarak da ve sosyoloji olarak da gereklidir, bakın, sosyoloji olarak da gereklidir. Sonra diyoruz ki: "Bakın, bu ülkede uyuşturucu kullanımı niye arttı, ahlaksızlık niye arttı?" Arkadaşlar, ekonominin çöktüğü yerde, maaşların yetmediği yerde her türlü ahlaksızlık artar. Bu, sosyoekonominin genel kuralıdır. Parası olmayanın, cebinde parası olmayanın, evinde yakacak odunu olmayanın, evine, çocuğuna yiyecek ekmek götüremeyenin arkadaşlar, ilkesi olmaz, olamaz. Dolayısıyla, sizlerden ricam, gelin, hak edilebilir yaşamı, hak edilebilir maaşı emeklilerimizden esirgemeyelim diyorum.
Sizleri saygıyla selamlıyorum.