KOMİSYON KONUŞMASI

ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; sizler de hoş geldiniz.

Evet, şimdi, genel tespitlerden sonra ben şu sorunun cevabını aramak istiyor: Bu emekli aylıkları meselesini çok tartışıyoruz, gerçekten emekliler bu toplumda bir yük mü, emeklilere çok mu para veriliyor, emeklilerin maaşını artırma konusunda niye bu kadar zorlanıyoruz, kabahat emekli tarafında mı, bunlar az prim ödediği için mi bu iş oluyor veya sayıları çok olduğu için mi, yoksa kabahat ülkenin yönetilme tarzında mı? Ben biraz bu soruların cevabını aramaya çalışacağım.

Şimdi, tabii, en düşük emekli maaş üzerinden bir şeyi konuşmak bir defa başlı başına bu ülke açısından çok ayıp yani işte, ücreti asgarisinden konuşuyoruz, asgari ücreti konuşuyoruz, en düşük emekli maaşını konuşuyoruz, her şeyin en kötüsü, en düşüğü neyse onun üzerinden bir şey konuşuyoruz, onun üzerine hak talep ediliyor; bu bir defa başlı başına ülkenin aslında geldiği durumu, geldiği noktayı gösteriyor, bu olmamalı. Eğer bu ülke kalkınıyorsa, büyüyorsa, biz yüksek gelirli ülkeler grubunda geçtiysek bir şeyin en küçüğüne, en düşüğüne razı olmamız lazım, en düşüğü üzerinden de bir tartışma veya talep yürütmememiz lazım normal şartlarda ama maalesef böyle. Yani şu anda 20 bin lira en düşük emekli maaşı oluyor ve 16.881'den 20 bin liraya çıktığı zaman da 907 bin kişi buraya yeni ilave katılıyor ve toplam 4,9 milyon, yaklaşık 5 milyon insan -20 bin lira olması durumunda- en düşük emekli maaşı alacak. Şimdi, 20 bin lira işte, böyle, bir sürü yapıldı, edildi, formülasyondan gelen 18.939 liraydı, yaklaşık 1.060 lira ilave verildi ve 20 bin lira yapıldı ama arkadaşlar, bu 20 bin lira dediğimiz şey TÜRK-İŞ'in açlık sınırının bugün itibarıyla 10 bin liradan fazla altında. Bu 20 bin lira en asgari bir defa hazirana kadar sabit kalacak, o zaman 13 bin lira altında olacak yani en düşük emekli maaşı açlık sınırının üçte 2'sinin altına düşüyor. Biz biliyoruz ki 5 milyon kişi var yani yüzde 5 üzerinde olan... Bakın, o 19 bin lira ile 20 bin lira arasında yüzde 5'lik bir artış farkı var yani yüzde 5'ten yaklaşık 1 milyon kişi geldi, muhtemelen diğer yüzde 5'te de 1 milyon kişi daha gelecek yani en düşük emekli maaşının yüzde 10 üzerinde alan da yaklaşık 7-8 milyon insan. Dolayısıyla hani en düşüğü konuşuyoruz da diğerleri de en düşükten daha yüksek falan da değil.

Şimdi, meseleyi böyle görünce arkadaşlar, bu insanlar geçinmek durumunda. Bunların hepsinin evi falan da yok. İşte, bunun için istatistikler var yani bütün çalışma hayatı boyunca bir ev sahibi olamamış bir sürü de emekli var, bir sürü kirada oturan emekli var. Ne olacak? Bu insanların konut fiyatlarının, kira fiyatlarının, kiraların nerelere geldiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, burada başka şey yapmak gerekiyor. Bir defa Cumhurbaşkanının seyyanen sözü var, memurlar için daha doğrusu memur emeklileri için bu söz tutulmadı. 2023 11 Mayısta "tweet"i var, "tweet" hâlâ duruyor. Ya, bir Cumhurbaşkanı söz verir de tutmaz mı? Böyle bir şey olabilir mi, bu kabul edilebilir mi? Ama söz verdi ve seçime gitti, oy aldı ama o söz tutulmuyor. Zaten bunu da başlı başına kabul etmek mümkün değil. Dolayısıyla, bütün emekliler için sadece memur emeklileri için de değil ama memur emeklilerine verilen o sözün bir defa tutulması lazım yani bir Cumhurbaşkanının sözünün yere düşmemesi lazım ama maalesef Cumhurbaşkanının tabii kendi saygınlığını kendisi düşünmesi lazım yani sadece bizim düşünmemizle bu iş olmuyor.

Şimdi, biraz istatistiklere bakalım. Şimdi, arkadaşlar, mesela bununla ilgili sendikaların çalışmaları var, DİSK-AR'ın çalışmalarından alacağım ben bir kısım verileri.

GSYİH içerisinde emekli aylığının payı... Tablo 2010'dan başlıyor; yüzde 6,8 yani emeklilere ödenen paranın millî gelir içerisindeki payı yüzde 6,8. Ve bakın, bu rakamın 2010'dan 2020'ye kadar 7'ye çıktığı da olmuş ama ortalama 6,8-6,9 civarında yani emekli aylıklarının millî gelire oranı yüzde 7 civarında. 2021'den sonra bir düşüş gözüküyor. Rakamlara güvenmek pek mümkün değil ama o düşüşün nedeni, buralara yapılan şey nedir? Biliyorsunuz, enflasyon yanlış ölçüldü, emekli aylıkları ciddi bir şekilde aşağı çekildi. Ondan sonra dolayısıyla millî gelir içerisindeki payı düştü. Yani yoksa sistemin iyileşmesinden kaynaklanan bir şey değil ama en son 2024 yılı itibarıyla emekli aylıklarının millî gelir içerisindeki payı yüzde 6,1. Bakın, burada hani "EYT" falan deniliyor, EYT'ye suç bulunuyor. EYT'ye rağmen -eğer EYT bir yükse size göre- emekli aylıklarının millî gelir içerisindeki payı düşmüş, düşmüş çok net, bu hesaplara siz de bakın. Bir kısım arkadaşlar rakamlara bakmadığı için, öyle bir alışkanlığı olmadığı için, AK PARTİ Grubu için söylüyorum, kusura bakmayın çünkü böyle bir konuşma yapma ihtiyacınız olmadığı için muhtemelen de çalışmıyorsunuz. Ama çalışıyorsanız vicdanınıza sesleniyoruz o zaman, bu rakamları sizin de biliyor olmanız lazım arkadaşlar. Yani düşüyor, emekli aylıklarının millî gelir içerisindeki payı düşüyor. Dünyanın neresinde düşüyor? Ya, nüfusumuz yaşlanıyor, nüfus yaşlanırken bunun normal şartlarda artması lazım. Ha, artması iyi, kötü ayrı bir şey ama bunu düşürüyorsak biz burada bir problem var demektir. Neye rağmen düşüyor? Emeklilerin nüfus içerisindeki payı 2010 yılında -nüfus payı bu sefer- yüzde 12'ymiş, şu anda 2024'te yüzde 18,5'e gelmiş yani nüfus içerisindeki payı artıyor fakat pastadan aldığı pay düşüyor. Bunun anlamı nedir arkadaşlar? Bu sefalete mahkûm etmekten başka bir şey değil, başka hiçbir veriye bakmaya ihtiyacımız yok bizim aslında. Burada hani "Emeklilere çok para veriyoruz artık bu sürdürülebilir olmaktan çıktı." filan değil. Emekli sayımız evet artıyor oransal olarak; normal. Her ülkede artar bu ama baktığımızda... Mesela, mukayese edelim. Bizde yüzde 18,5 olan oran yani emeklilerin toplam nüfus içindeki payı Almanya'da yüzde 29, Fransa'da yüzde 30,9, İtalya'da yüzde 26,7. Elbette, şunu kabul ediyorum: Avrupa ülkeleri bizden daha yaşlı, onlardan daha fazla olması lazım ama arada 12, 13, 14 puan fark var. Yani şimdi, bakıyorsunuz, Almanya'nın 84 milyon nüfusu var, bizim 86 milyon nüfusumuz ama bizde 16 milyon emekli var ama Almanya'da 24 milyon emekli var. Böyle baktığınız zaman da böyle çok fevkalade emekli sayımız çok fazla olmuş da bu oranlar bize çok yük getirmiş, o zaman bunların maaşını sınırlı tutalım diye bir analiz doğru bir analiz değil. Neresinden bakarsanız bakın, doğru bir analiz değil.

Şimdi, biraz devam edelim. Ortalama emekli aylığı ve asgari ücret ilişkisi. Buna niye bakıyoruz? Çünkü toplumda bir denge olması lazım arkadaşlar. Zaten herkes asgariden geçinmeye çalışıyor emekli de olsa. "Efendim, o çalışıyor, öbürü emekli." O da zamanında çalışıyordu, prim ödedi, prim yatırdı ve şu anda hakkını istiyor sizden, başka bir şey istemiyor.

Arkadaşlar da ifade etti ama tekrar söyleyeceğim. Demek ki anlaşılıyor bunlar ki ısrar ediyorsunuz hâlâ. Birazdan parmaklar emeklinin aleyhine kalkacak burada.

Bakın, 2002 yılı ortalama emekli aylığı asgari ücretin yüzde 122'siymiş yani yüzde 22 üzerindeymiş, şu anda yüzde 0,78'e düşmüş. Yani ne oluyor? Yüzde 22 altına gelmiş. Şimdi, buna ne hakkımız var? Ha, bu, asgari ücreti çok yüksek arttığı için mi oldu? Hayır, değil. Asgari ücretli de hâlâ açlık sınırının altında. Asgari ücret 28 bin lira, açlık sınırı bugün 30 bin lira. Asgari ücret yıl sonuna kadar 28 bin olarak kalacak. Mehmet Şimşek'in enflasyon hedefi tutarsa yıl sonunda açlık sınırı -enflasyonu yaklaşık yüzde 21 almış olsak, işte, 30'un üzerine yüzde 20'sini koyun- 6 bin daha koyun, 36; bileşikle gittiği için biraz daha fazla, 37-38 bin olacak. Yani neredeyse asgari ücretli yılın sonunda açlık sınırının 10 bin lira altına gelecek.

Asgari ücreti çok artırdığımız için değil, emeklinin durumunu çok daha fazla bozduğumuz için bu rasyo bozulmuş. Yani siz iktidara geldiğinizde emekliler asgari ücretten yüzde 22 fazla alıyormuş -ortalama emekli aylığı için söylüyorum- şimdi yüzde 22 altına düşmüş. Yani bu emeklinin kabahati ne, bunu anlamak mümkün değil. Bunu nasıl kabul ediyorsunuz? Hâlâ neye istinaden bunu yapıyorsunuz? Bu tavrı anlamak mümkün değil.

Devam edelim. Bir de şimdi, az önce dedik ya her şeyi asgariden konuşursak, arkadaşlar, en düşük emekli maaşından... SGK Başkanı burada. Sayın Başkan, şimdi, her şeyi en düşük emekli maaşından konuşursak siz SGK olarak nasıl prim toplayacaksınız? Ben niye yüksek miktardan prim vereyim? Niye yüksek gün sayısından prim yatırayım? En düşüğü neyse oradan yaparım. Yani ister istemez insan böyle yapar. Zaten herkesin durumu iyi falan da değil, değil mi? Yani dolayısıyla en düşük emekli maaşı üzerinden konuşmak zorunda kalıyoruz. Bunun üzerinde bıraktılar bizi.

Ama şunu ısrarla söylüyoruz: En düşük emekli maaşında yapılan artış, bir defa, mutlak surette bütün emeklilere yapılmalıdır rakam ne olursa olsun. Öğleden sonra bizim de önergelerimiz olacak buna ilişkin. Mutlak surette bütün emeklilere yapılmalıdır. Yani zamanında 9000 gün, 10000 gün ve yüksek miktarlarda prim ödemiş insanların suçu ne? Şimdi, bakıyorsunuz, bakın, rasyo ortada arkadaşlar, her şey, rakamlar ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - Geriye bile gitmeye gerek yok, 2019 Ocağında alınmış bu. Ortalama emekli aylığının en düşük aylığa oranı, bakın, altı yılda nasıl bozulmuş: En düşük emekli aylığı 100'se ortalama emekli aylığı 209'muş; 2,1 katıymış bundan altı yıl önce, şimdi 1,2 katına düşmüş. Yani görüyor musunuz? Artık, ortalama emekli aylığı bile en düşük emekli aylığına bu kadar yaklaşmış. Siz bu sistemi nasıl sürdüreceksiniz? Bakın, bunlara bir yıl, iki yıl diye bakmayın, bu sistem, bu işler -biz planlamadayken öyle yapıyorduk; şimdi yapılıyor mu yapılmıyor mu, bilmiyorum- en az elli yıllık çalışılır sosyal güvenlik sistemi, bu anlayış içerisinde. Herkes böyle düşünürse, "Nasıl olsa günün sonunda hepimiz en düşük emekli aylığı alacağız." derse insanlardan nasıl prim alacaksınız? Alamayacaksınız. Bu da zaten sistemi, kendi kendini sürdüremez hâle getirecektir.

Dolayısıyla, tekraren söylüyorum, mutlak surette, yani diğer emeklilere de sadece... En düşük emekli aylığını artırmamız lazım, insanca bir seviye getirmek gerekiyor tedricen. Bir anda gelmeyeceğini biz de biliyoruz çünkü Türkiye çok kötü yönetildi, kamu maliyesi çok bozuldu, bu ülkede yolsuzluk, arsızlık almış başını gitmiş. Birkaç tane örneği daha çok sıcak verdik. Şimdi "Kaynak nerede?" diyenlere de o kaynağı göstereceğim. Orada el kaldırın, gelin kaynağı bulalım beraber; var kaynak burada ama hırsızlık yapmaktan kaynak kalmıyor arkadaşlar. Bu kadar çok hırsızlığın olduğu bir memlekette gidip gidip emekliden kesiyorsunuz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bunu da aç. Nedir bu?

ERHAN USTA (Samsun) - Bakın, şimdi, "Ortalama emekli aylığının kişi başı millî gelire oranı -tamam mı- arttı." diyorlar ya, 17 bin dolar oldu, "17 bin dolar olacak kişi başı gelir." diyor Cevdet Yılmaz; bakalım buna: 2002 yılında...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bunu aç, aç yani aç.

ERHAN USTA (Samsun) - Açacağım. Ya, EPDK'yi burada saatlerce anlattım. Başkan 2 defa "Cevap ver." dedi EPDK Başkanına. Cevap verebildi mi? Beraber yaşadık burada. Neyi "aç... aç..." diyorsun!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - 53 milyar dolarlık vurgun var.

ERHAN USTA (Samsun) - Daha ne açacağım! 53,1 milyar dolar hırsızlık yapıldı! Konuşabildi mi? Yanında oldu ya! Yanında oldu! Konuşabildi mi EPDK Başkanı, bir tane cevap verebildi mi? "Excel dosyalarını göndereyim." dedim. Ne konuşuyorsun sen! Benim canımı sıkma! İnsanın canını sıkma!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Bu ne biçim tavır ya.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar...

ERHAN USTA (Samsun) - "Aç... aç..." diyorsun. Beraber yaşadık ya! Başka yerde söylenmiş bir şey değil, beraber yaşadık burada.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Hâlâ konuşuyorsun!

ERHAN USTA (Samsun) - Konuşma!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta...

ERHAN USTA (Samsun) - Benim canımı sıkma!

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bir milletvekiline yakışmayan tüm üslup var sende, tüm üslup var!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta... Değerli arkadaşlar...

ERHAN USTA (Samsun) - Sende var değil mi! Canımı sıkma benim!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar, bakın...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sen oradayken düzgün geldi, buraya gelince her şey yamuk öyle mi?

ERHAN USTA (Samsun) - Burada hesap ortaya koyuyorum kardeşim ben, hesap ortaya koyuyorum. Ya kafan çalışmıyor ya da bilerek yapıyorsun, böyle bir şey olamaz!

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O zaman suç duyurusunda bulun. Madem öyle, suç duyurusunda bulun.

ERHAN USTA (Samsun) - Hâlâ ne diyor? "Detay ver, detay ver." Daha ne detayı vereyim!

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Suç duyurusunda bulun.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar...

ERHAN USTA (Samsun) - Konuşma! Suç duyurusunda mı bulunayım? Hukuk bıraktınız değil mi!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli milletvekilleri...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Karşındakileri kendin gibi görüyorsun sen!

ERHAN USTA (Samsun) - Bu para hepimizin parası.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta...

ERHAN USTA (Samsun) - Bu para hepimizin parası. Sadece benim param çalınmıyor, hepimizin parası çalınıyor. Bak, gitti, emekliyi buna mahkûm ediyorsunuz. Olmasın istiyorum ben, onun için konuşuyorum, onun için gırtlak patlatıyorum.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli milletvekilleri...

ERHAN USTA (Samsun) - Oradan çıkıp bana hâlâ "Detay ver, detay ver." diyorsun.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Ama itham ediyorsunuz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - İtham ediyorsun.

ERHAN USTA (Samsun) - İtham ediyorum tabii! Çaldınız diyorum ya, çalıyorsunuz diyorum ya! Daha nasıl denilebilir?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sen çalmıyordun değil mi?

ERHAN USTA (Samsun) - Çalıyorsunuz denilir.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O zaman çalanların içinde sen de vardın.

ERHAN USTA (Samsun) - Trendyol işte, Trendyol, en yakını burada, 1,5 milyar dolar...

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli milletvekilleri, lütfen...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sen çalınca buradaydın, buradaydın ya!

ERHAN USTA (Samsun) - Konuşma! Susturun şunu Allah aşkına ya!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar... Değerli milletvekilleri...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Git suç duyurusunda bulun o zaman.

ERHAN USTA (Samsun) - Hukuk var değil mi?

CAVİT ARI (Antalya) - Meclisin tutanaklarına geçen bir konu var, gelsin işlem yapsınlar, ne suç duyurusu?

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - İsmail Ağabey, Bakan savunamadı EPDK Başkanını ya!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli milletvekilleri...

CAVİT ARI (Antalya) - Gelsin işlem yapsınlar.

ERHAN USTA (Samsun) - Daha açık nasıl söylenebilir? Burada tane tane hesap etmiş, ortaya koymuşum...

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar...

ERHAN USTA (Samsun) - ...sen hâlâ diyorsun ki "İtham ediyorsun."

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli milletvekilleri, bakın... Sayın Usta... Sayın Güneş...

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Ya, operasyonları kim yapıyor ya!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Bir sakin olalım. Değerli milletvekilleri, bir sükûneti tesis edelim, müzakereye de devam edeceğiz.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - TMSF'yi kim şey yapıyor, bunlar hırsızlık değil mi ya? Ya, siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Usta, Sayın Türkeş...

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Böyle bir şey yok hakikaten!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar, bir saniye...

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Hırsızlık yapmışlar işte, biz mi yaptırdık!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Türkeş...

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Kim izin verdi kardeşim!

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Hırsızlık yapanın Allah belasını versin!

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Versin, versin!

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Türkeş...

Görüşmelere beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 11.23 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 11.33 BAŞKAN: Mehmet MUŞ (Samsun) BAŞKAN VEKİLİ: İsmail Faruk AKSU (İstanbul) SÖZCÜ: Orhan ERDEM (Konya) KÂTİP: Nilgün ÖK (Denizli) ----- 0 -----

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli milletvekilleri, 26'ncı Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sayın Usta, toparlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim.

Aslında şunu da söyleyeyim: Yani gerçekten böyle bir tartışmanın, böyle saçma sapan bir şeyin tarafı olduğum için de hakikaten çok canım sıkılıyor çünkü nihayetinde biz teknik konuşmaya çalışıyoruz, analiz yapıyoruz ama bazı arkadaşların ısrarla böyle saçma sapan karşı duruşları insanı belli bir şeyden sonra çileden çıkartıyor. Hazırundan da özür dilerim bağırmalar nedeniyle yoksa ona söylediğim hiçbir laftan geri adım atmıyorum.

Şimdi, Sayın Başkanım, bakın, yani rakamlar gerçekten ortada ya. Ortalama emekli aylığının kişi başı millî gelire oranı değil mi? TÜİK kişi başına millî gelir rakamı açıklıyor mu? Açıklıyor. Şimdi, ortalama emekli aylığı üzerinden yapılmış bir hesap 2002 yılı yüzde 46,4. Bunun daha sonra yüzde 51'e çıktığı dönemleri olmuş 49, 51, 49, 50, 49, 50, 48 diye gidiyor fakat sonradan özellikle 2014 2015 sonrası bir düşüş başlamış. Neyi söylüyoruz? Ortalama emekli aylığının Türkiye geneli için açıklanan kişi başı millî gelire oranı en son geldiğimiz nokta yüzde 28,9 yani yüzde 46-47'lerden -hatta 50 olduğu dönemler var- 50'lerden kabaca yüzde 28-29-30 diyelim, buraya gelmiş. Bunun anlamı ne? Eğer bu millî gelir rakamı doğruysa ortalama emekli aylığı rakamı doğru çünkü idari kayıt yani idarenin tuttuğu kayıtlardan elde edilen rakam, orada bir hata olması mümkün değil.

Ben tabii şunu da iddia ettim: 17 bin dolar hesabının da yanlış olduğunu iddia ediyorum yine, onu söyleyeyim ama "17 bin dolar var." diyorlar. 17 bin dolar, tabii 2025 burası da, 16 bin küsur dolara göre hesap edilmiş bir rakam. Yüzde 29'una gelmiş. Yani özeti şu: "Pasta büyüyor." diyor hükûmet ama pastadan emeklinin aldığı pay küçülüyor. Yani bu çok net işte, hesap ortada. Yani bunu nasıl izah edeceğiz? Bu küçülmeli mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - Yani "Emeklinin pastadan aldığı pay küçülmeli, evet, bu doğru bir trenddir." diyorsak tamam ama bu doğru bir trend değilse bunu düzeltmek de bizim vazifemiz arkadaşlar. İşte, o yüzden emekli aylıklarının bu kadar düşük olmaması lazım, belli ölçüde artırılması lazım diyoruz, onu artırmaya ilişki şeylerimizi söyleyeceğiz.

Şimdi, daha önceden de önerdim, tekrar öneriyorum: Son zamanlarda yaşadığımız bu sıkıntıların temelinde bu kadar düşüşün temelinde sadece emekli için değil, memur ve işçi maaşlarının da düşüşünün temelinde bir, enflasyonun yanlış ölçülmesi... Türkiye özellikle 2021 sonrası çok hızlı bir enflasyon yaşadı. Enflasyon bilerek, isteyerek yanlış ölçüldü. Yanlış enflasyona göre insanların aylıkları, maaşları artırıldığı için de bu sefalet durumu daha da arttı, bu bir.

İkincisi, enflasyon isterse doğru ölçülsün, burada tanımsal olarak bir yanlış var. Yani manşet enflasyon geliri çok düşük olan kesimin enflasyonunu yansıtmaz. Onların alım gücü her hâlükârda manşet enflasyona göre ayarlanırsa düşer. Buna ilişkin daha önce Çalışma Bakanlığı bütçesiydi zannediyorum, bunun rakamlarını paylaştı, akademisyenler yapmış. 2024 için manşet enflasyon yüzde 44,4 değerli arkadaşlar, Türkiye geneli için ama geliri en düşük olan yüzde 10'daki enflasyon yüzde 66. TÜİK rakamları... Yani yüzde 44'ün dağılımına baktığınızda sepet onların... Maaşı düşük olan, geliri düşük olan insanların harcamalarına göre sepeti yeniden ayarladığınızda enflasyonun çok daha yüksek olduğunu görüyorsunuz. Şimdi, yüzde 66 enflasyon yaşıyorum ben ama buna siz manşet enflasyon yüzde 44'e göre zam veriyorsunuz. Bu zaten tanımsal olarak "Ben senin reel olarak gelirini düşürüyorum." demek. Anlatabildim mi? Yani enflasyon doğru ölçülmüş olsa bile, zaten doğru ölçülmüyor, oradan dolayı bir sıkıntı var ama doğru ölçülse bile manşet enflasyon kriter olmamalı. Dolayısıyla, geliri düşük olan kesim için yeni bir yaşam maliyeti endeksini TÜİK'in oluşturması lazım ve bunun üzerinden yapmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - Başkanım bitireceğim.

Bundan sonra hükûmet şunu yapacak: "Kardeşim, bunu çalışanlar hak ediyor. Ben bunun bütçesini ayıracağım, kalan bütçeyi de ona göre kullanacağım." demesi lazım. Ama burayı hem yanlış ölçüyoruz hem bunları baskılıyoruz, gelir sürekli düşüyor, insanlara sıkıntı oluyor, tabii, kalan bütçe de başka yerde harcanıyor. Şimdi, çok merak ediyorlar arkadaşlar, söyleyelim, az önce ifade ettim o kızgınlık esnasında. Bakın, çok net bir hesap koyduk burada biz, Enerji Bakanlığının yaptığı ihale ile EPDK'nin yaptığı iş -ihale yapmadığı için "iş" diyorum arasındaki farktan dolayı- yirmi yıllık bu ülkeye maliyet net 53,1 milyar dolar. "Excell dosyalarına kadar verelim." dedik, bunu kimse talep dahi edemedi.

Şimdi, Trendyol... Burada konuştuk, Trendyol'a bir kıyak yapıldı, buradan bir kanun geçirildi, hiç kimse kanunu savunamadı, yıllık 1,5 milyar dolar Trendyol'un cebine para koyduk arkadaşlar. Bunu da al, bak bunlar sürekli olan. Hani ben bir defalık gelirle sürekli harcama yaratacak değilim.

Osmangazi Köprüsü on sekiz buçuk yıllık, toplam maliyet 10 milyar dolar. 10 milyar dolar kazık var. Bunun hesabını da detaylı bir şekilde koyduk. Bakın, bu üçünü de toplamış olsanız -bunlar yaklaşık yirmi yılın şeyi- yirmi yılda 93 milyar dolar 3 kalemden bir kamu zararı var. "Hırsızlık" deyince arkadaşlar alınıyor, hırsızlık yapmaktan çekinmeyenler "hırsızlık" denilince alınıyor niyeyse. Ama 93 milyar dolar, alın, bölün işte emekliye, alın size kaynak. Ve bunlar yapılabilir biliyor musunuz? EPDK'yi özellikle söylememin nedeni şu: Hâlâ bunlar ön lisans aşamasında, tamam mı? Sayın Cumhurbaşkanı bunu görsün, bu lisanslar iptal edildiği zaman 53 milyar dolar ileride gidecek olan para cebimizde. Yapmaya çalıştığımız şey bu. Dolayasıyla bu işin kaynağı da var ama bu bir tercih meselesi. Bu "Bütçede para yok." meselesi falan değil, tercih meselesi. Hükûmetin tercihi çalışandan yana değil, hükûmetin tercihi emekliden yana değil. O yüzden de emekli bugün bu sıkıntıları yaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - Detaylarını daha sonra maddelere geçince ayrıca ifade edeceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Kısacık, buyurun lütfen.

SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bugün kanun teklifinde en düşük emekli aylığının 20 bin TL'ye çıkarılmasını öneren bir madde içeren teklif başta olmak üzere bir kanun teklifini görüşüyoruz. Tabii, gündem emekliler olduğu için, en büyük sorun da emekliler içerisinde olduğu için şu anda ana gündem emekli. Şimdi, bugünkü teklifle beraber 18.938 TL olan en düşük emekli maaşı aylığının 20 bin TL'ye yükselmesi öneriliyor. Biz bugün ne için toplanmış oluyoruz? Sadece en düşük emekli aylığına 1.062 TL zam yapmak için bu kadar konuşmayı yapıyoruz. Şimdi, aslında ben bir milletvekili olarak bugün bu maaşı, 20 bin TL maaşı ve 1.062 TL zam yapılması teklifini görüşmekten utanıyorum arkadaşlar. Yani Gazi Meclisin bir üyesi olarak, bir milletvekili olarak bugün emeklilerimiz için, 1.062 TL için böyle toplanmaktan gerçekten de utanıyorum, utanıyorum. Şimdi, biz burada 20 bin TL'nin geçim için yetip yetmeyeceğine aslında birbirimizi ikna etmeye çalışmamalıydık ya, çalışmamalıydık. Yani buradaki herkes biliyor ki 20 bin TL'lik bir maaş bir emekliye yetmez, rakamlar ortada. Yani biz burada neyi tartışıyoruz, onu anlamıyorum. Neyi tartışıyoruz biz? Ortada tartışılacak bir şey yok. Birazcık hayat bilen, birazcık matematik bilen bu maaşın yetmeyeceğini biliyor; yetmiyor da zaten, çevremizde de görüyoruz bakın.

Şimdi, dedim ya "Bir milletvekili olarak utanıyorum." diye, sahada da bir emekliyi gördüğümüz zaman vallahi yanına gitmekten utanıyoruz, "Nasılsın?" demeye utanıyoruz, bankta oturan bir emekli gördüğümüz zaman "Nasılsın amca, nasılsın teyze?" demeye vallahi utanıyoruz. Ne soralım ya? Ne desin adam, ne desin? Bazen inşaatlara gidiyoruz, orada 65-70 yaşında kalıp ustası olarak çalışan amcaları görüyoruz, emeklilerimizi görüyoruz; vallahi utanıyoruz. Ya, bu milletin emeklisi 70 yaşında çalışır mı ya? Basına yansıdı, bakın, son günlerde çalışan emeklilerden iş kazasından dolayı birçok vefat eden de oluyor, görüyorsunuz. 75 yaşındaki kişi inşaattan düşüyor, 60 yaşındaki, 65 yaşındaki emeklilerimiz iş kazalarında vefat ediyor; basında görüyorsunuz ya. Ya, bu utanç verici bir şey. Bu adamların artık el melekeleri, enerjileri kalmamış ve iş kazasına en açık, hem fiziken hem biyolojik olarak en açık kişiler şu anda en tehlikeli işlerde çalışıyor, en tehlikeli ya. İşte, basında ölüm haberlerini iş kazalarından görüyoruz, o da basına yansıyanlar; basına yansıyanları görüyoruz. Gerçekten de utanıyorum bunları konuşmaktan ve bir de bunu biz kendi aramızda tartışmamalıyız.

Şimdi, 20 bin yetmez, yetmiyor. "20 bin düşük en düşük emekli aylığı" diyoruz, 16 milyon emeklimiz var, şu anda yani 2025 rakamlarıyla 25 bin TL'nin üzerinde emekli maaşı alan sadece 640 bin; 16 milyondan sadece 640 bin kişi 25 bin TL'nin üzerinde alıyor. Yani aslında 16 milyon emeklimizin çoğu 20 bin ve çevresinde maaş alıyor. E, şimdi, akıl var, mantık var, matematik var; bu maaş yeter mi? Yetmez. E, peki, biz neyi tartışıyoruz o zaman, ya, neyi tartışıyoruz? Biraz matematik bilen, biraz vicdanı olan, biraz vatandaşını düşünen bir hükûmet "Kardeşim, benim kaynağım bu kadar, ben anca en düşük emekli maaşına işte 20 bin TL veririm, asgari ücrete 28 bin TL veririm." diyemez arkadaşlar; bakın, net söylüyorum, diyemez. Bir hükûmet, vatandaşına açlık sınırının altında bile bile maaş veremez ya, böyle bir şey olamaz yani olamaz, olamaz! Şimdi, bir babanın 3 çocuğu var, şunu diyebilir mi: "Vallahi ben ancak birinize bakabilirim, ikiniz de ne hâliniz varsa görün." diyebilir mi yani diyebilir mi? "Tamam, evet, geçinemeyeceksiniz ama siz de artık başınızın çaresine bakın." diyebilir mi? "İnşaatta mı çalışırsınız, sokakta mendil mi satarsınız, dilenir misiniz?" diyebilir mi ya? Diyemez. Bir hükûmet her ferdine geçinecek asgari maaş vermek zorundadır, zorundadır "Kaynak yok." diyemez. Bakın, "Kaynak yok." diyemez. Gidecek, bütçeye koyduğu 2 trilyon 740 milyar faizden kesecek, verecek; gidecek kamu-özel iş birliğiyle müteahhitlere verdiği transferlerden kesecek, gidecek 5'li çeteye aktarılan ihalelerden kesecek, 5 maaş alanlardan kesecek, işe gitmeden maaş alan bankamatikçilerden kesecek, holdinglere peşkeş çekilen kredilerden kesecek, medya patronlarına aktarılan paralardan kesecek, rant kazananlardan kesecek, geliri artıracak, verimliliği artıracak bu maaşı verecek arkadaş, bunun başka yolu yok. Ha, diyorsa ki "Kaynak yok, veremiyorum." o zaman bırakın işi bilenler gelsin kardeşim, o zaman bırakın ekonomiyi yönetenler, bu işi bilenler gelsin, şu vatandaş adam gibi yaşasın; şu emekli son yaşında huzur içinde yaşasın kardeşim, vallaha, bırakın yani bırakın, işi bilenler gelsin bu ülkenin başına. Yoksa, ben veremiyorsam... Bırakacaksın abi. Şimdi, bir şirketi düşünün, patron diyor ki: "Vallahi ben maaşları veremiyorum." Ne yapacak? Bırakacak, bırakacak, bir yönetci bırakacak.

Şimdi, bakıyoruz, bu ülkede açlık sınırı 30.143 TL. Şimdi, bunu hep üstü kapalı geçiyoruz. "Ya, o, işte, gerçek mi, değil mi; belli değil." TÜRK-İŞ'in açıkladığı rakam. Abi, belli değilse o zaman TÜİK gitsin, bir açlık sınırı açıklasın, görelim. Hükûmetler endekslerle yönetilir, hükûmetler endekslerle yönetilir, her şeyin bir endeksi vardır, o karneye göre yönetilir. Bakın, Amerika'da, Avrupa'da her şeyin bir endeksi vardır, her şeyin. O zaman siz açıklayın bir endeks "Hayır, açlık sınırı şu değil de bu." deyin ama verilen maaşlar onun da altında kalacağı için o da açıklanmıyor. Şimdi, bakın, size rakamları söyleyeyim: Şu anda verdiğimiz 20 bin TL, önerilen 20 bin TL 30.143 TL olan açlık sınırından 10.143 TL daha düşük. Zaten yoksulluk sınırı bu ülkede lüks oldu yani yoksulluk sınırını konuşmuyoruz, yoksulluk sınırı 98.188 TL, ondan 78 bin lira daha düşük. Bekâr çalışan yaşam maliyeti bu ülkede, bekâr çalışan yaşam maliyeti 39.123 TL, şu anda önerdiğimiz rakam ondan 19.123 TL daha düşük, asgari ücretten 8.75 TL daha düşük. Ortalama kira İstanbul'da 25 bin olarak açıklandı, İstanbul'daki ortalama bir kiradan 5 bin TL daha düşük verdiğimiz aylık maaş. Şimdi, ben gerçekten de rica ediyorum ve gerçekten siyasetüstü konuşuyorum: Ya, akıl var, mantık var, bulalım, buluşturalım, ne yapalım, şu emekli maaşını artıralım. Bakın, vicdan var ya! Zaten hiçbir arkadaşım bu maaşla geçinilir demiyor, kimse savunmuyor yani herhâlde, şimdi göreceğiz, kimse... "Bu maaşla geçinilir, emeklimiz en azından kendini geçindirir." diyen ben daha görmedim, öyle bir matematik yok. Emekli geçinmek için, işte, inşaatlarda çalışıyor, bekçilik yapıyor son yaşında. Arkadaşlar, ana caddelerdeki kafelere baktığınız zaman her şey güllük gülistanlık, önlerinde lüks arabalar var, bir kahve 250, 300 TL; pasta-simit 50 TL, 100 TL ama o ana caddelerin arka caddelerinde var ya çok büyük dramlar yaşanıyor ya, çok büyük dramlar yaşanıyor; bunu kalben söylüyorum. Bakmayın, ülkede basın kalmadı da bunlar gözükmüyor; bir basın mensubu Ulus'un arkası okullarındaki otelle gitti, gördük işte, yaşananları gördük. Günlük 200 TL'lik otel odalarında 4 kişi kalanları gördük, günlük 600 TL'ye kalanları gördük, gördük. Bakın, bir basın mensubu... Hayat ana bulvarların değil; o arkalarında, o inşaatlarda, o gecekondulara bakın, çok büyük dramlar yaşanıyor çünkü matematik yalan söylemez.