KOMİSYON KONUŞMASI

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hoş geldiniz değerli bürokratlar.

Yani bu emeklilik meselesini burada her konuştuğumuzda son derece can sıkıcı bir konuya değindiğimizi aslında hepiniz biliyorsunuz. Bugün Türkiye'deki emeklilik sistemi eğer bir yapboz tahtasına dönüşmüşse ve çok ciddi yapısal sorunlar yaşanıyorsa bu konuda, bunun bir müsebbibi de aslında AK PARTİ iktidarıdır. Yani bunca yıl içinde "Emeklilik sisteminde reform yapılması gerekir, emeklilik sisteminde değişim yaratılması gerekir." diye tartışıldı, konuşuldu ama aynı sistemi AK PARTİ de devam ettirdi. Bugün, en düşük emekli maaşlarını konuşuyoruz fakat sorun sadece en düşük emekli maaşları değil. Bu, elbette ki büyük sorun baktığımızda ama onun dışında bir bütün olarak emeklilik sistemi, bu emeklilik rejimi son derece tutarsız düzenlemelerle dikiş tutmaz hâle gelmiştir, esas mesele bu ve bu konuda herhangi bir düzenleme yapacak, bir reform adımı geliştirecek perspektife de anlayışa da sahip olmayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunun sonucunda ne oluyor? Emekli olan vatandaşlarımızın gündelik yaşamı her gün daha fazla çekilmez hâle geliyor. Şimdi, bakın, rakamlar ortada, çok seviyor AK PARTİ iktidarı rakamlarla oynamayı ama ortada. Emeklilerin bütçeden aldığı pay her yıl azalıyor. Birkaç rakam vereceğim biraz sonra. Ülkenin büyümesinden aldıkları pay da çok ciddi bir biçimde düşüş gösteriyor yani sıfırlanıyor demeyeyim ama çok ciddi bir düşüş gösteriyor. Yani emeklilerin yaşadıkları en büyük sorunlar bunlardan kaynaklanıyor.

Artan emekli yoksulluğu... Hepimiz biliyoruz, hiç konuşmaya gerek yok, aslında bunu size anlatmaya gerek yok çünkü bu da ortada, bildiğiniz bir şey. Bunun sonucunda ne oluyor? Emekliler yeniden iş piyasasına dönmek zorunda kalıyorlar, ya iş aramak zorunda kalıyorlar ya son derece kötü koşullarda çalışarak hayatlarını idame ettirmek zorunda kalıyorlar. Emeklilerin haklı taleplerine iktidarınızın verdiği yanıt ise "Kaynak yok." B

Bilinmeyen Konuşmacı - u kadar. Yani hâlbuki kaynak var, yanlış politik tercihler ya da yanlış, bize göre yanlış politik tercihler ama size göre doğru politik tercihlerinizin sonunda emekli yurttaşlarımız bu yoksulluğu, bu adaletsizliği yaşıyor, sizin politik tercihlerini yüzünden yaşıyor ve kronikleşmiş enflasyon sorunu, yoksulluk, geçim sıkıntısı, işsizlik, artan borçluluk, düşük ücret, emek sömürüsü, hayat pahalılığı, sefalet, açlık, bunların hepsinin en kötü yaşandığı, en çarpıcı biçimde yaşandığı yer emeklilerle görünüyor. Yani gerçekten emekliler hiç hak etmedikleri bir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalıyorlar emekli olduktan sonra. Bunun da nedeni yanlış politik kararlar, çok açık biçimde söyleyelim. Sabit gelirliler için de böyle ama emekliler için katbekat böyle. Alım gücü her gün düşüyor emeklilerin. Bugün yani biz tartışıyoruz işte "20 bin lira en düşük emekli maaşı, bu artış çok ayıptır, utanç verici bir durumdur, vicdansızlıktır." diye, bu bile... Siz görüyorsunuz bunu, alım gücünün her gün düşmesinden kaynaklanan bir durumu sözde giderebilmek için makyaj yapıyorsunuz; olacak iş değil bu sonuç olarak. Yani bu yılın sonu itibarıyla baktığımızda, sizin sevmediğiniz sayılar, TÜRK-İŞ'in her ay yayınladığı sayıları açısından baktığımızda açlık sınırı 30 bin lira olmuş vaziyette, 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 98 bin liraya ulaşmış vaziyette ve bu koşullarda 5 milyon emekli sadece 20 bin liraya mahkûm ediliyor getirdiğiniz şu teklifle birlikte; 5 milyon kişiden bahsediyoruz.

16 milyon emekli için yaşam son derece zor bir şekilde sürdürülüyor. Bu durumu değiştirmek için ne yapacaksınız? Politik tercihlerinizi değiştirmeniz gerekiyor öncelikle, bunu yapmıyorsunuz. Bakın, birçok emekli raporu yayınlanıyor. Bu raporlarda verilen hem emekli dernekleri hem sendikalar bu raporları yayınlıyor, araştırmalar yapıyorlar, çeşitli akademik araştırmalar yapılıyor. Bunların sonucunda ortaya çıkan tablo emekliler açısından şu: Emeklilerin nüfus içindeki payı artarken pastadaki payı düşüyor, pastadaki payı düşüyor. Türkiye'de ortalama emekli aylığı -geçmişle karşılaştırma yapmayı çok seviyorsunuz ya- 2003'te asgari ücretin yüzde 36 üzerinde imiş ortalama emekli aylığı, günümüzde asgari ücretin yüzde 22 altında ortalama emekli aylığı. Tablo bu, tablo bu. Şimdi, 2002'de ortalama emekli aylığının kişi başı gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 46,4 iken 2025'te bu oran yüzde 29'a gerilemiş, Hani, 2002 ile bugünü karşılaştırmayı çok seviyorsunuz ya, buyurun, emekliler açısından karşılaştıralım. Emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 9,8; Türkiye'de 3,7; hani, Avrupa, kıskanan Avrupa var ya. Emekliler açısından baktığımızda durum bu -yani emekliler ve onların hak sahipleri- işçilerden sonra Türkiye'nin en büyük toplumsal grubundan bahsediyoruz. 2024 itibarıyla emekli ve hak sahipleri Türkiye nüfusunun yüzde 18,5'unu şunu oluşturuyor. Bu kadar büyük bir orandan söz ediyoruz. Yani bu açıdan da baktığımızda toplumun bu kadar büyük bir kesimi son derece zor koşullarda yaşamak zorunda kalıyorlar. Emekliler kimseden bir lütuf istemiyor, bir bahşiş de istemiyor, "Bize bir kıyak yapın." da demiyor; yıllarca çalışmışlar emekliler, yıllarca prim ödemişler, katma değer üretmişler, bu ülkenin zenginleşmesi, bu ülkenin refahının artması için alın teri dökmüşler ama, istedikleri, bu yaşadıklarının emekli olduktan sonra hayatlarını kolaylaştıracak bir noktaya gelmesi; bunu istiyor emekliler yani bir lütuf istedikleri yok, haklarını talep ediyorlar, sosyal haklarını talep ediyorlar esas itibarıyla yani çalışarak kazandıklarını ve primlerini ödeyerek hak ettikleri "İnsanca yaşam hakkımızı teslim edin." diyorlar ya, istedikleri bu emeklilerin, başka bir şey değil. Dolayısıyla, bugün gelinen noktada, iktidar artık emeklilerin bu sosyal haklarını hak olmaktan çıkardı ve bunun sonucunda, insanların, milyonlarca insanın yaşlılık dönemi yoksullukla, güvencesizlikle ve hayatta kalma mücadelesiyle özdeş bir hâle getirildi. Mesele bundan ibaret. Yani bu kadar vahim bir durumla karşı karşıyayız.

Şimdi, bakın, emekli aylıkları 2002-2026 yılları arasında -en düşük emekli aylığı açısından bakıyorum- 78 kat artmış, 2002'den bugüne kadar. Yine sizin hesaplarınıza göre, kişi başına millî gelir 164 kat artmış. Bu ne anlama geliyor, bu aradaki fark? Bunun anlamı şu: Ekonomik büyümeden emekliler haklarına düşen payı alamıyorlar. Bu kadar açık. Yani büyümenin meyveleri emeklilerden sistematik olarak uzak tutuluyor, yansıtılmıyor büyümenin meyveleri. Hani, "büyüme" dediğiniz şeyin meyvelerinin kime yansıtıldığını burada çok konuştuk, tartıştık; emekçiye değil, emekliye değil, asgari ücretliye değil, dar gelirliye değil, orta sınıfa değil ama sizin çok sevdiğiniz, orta sınıfın üstünden en üste kadar giden yerlere yansıtılıyor bu büyümenin payları yani Türkiye'nin en zengin yüzde 20'sinin aldığı payla, en yoksul yüzde 20si'nin aldığı pay oranlarını burada defalarca tartıştık, çok açık, belirgin bir şekilde görünüyor. Yani sosyal güvenlik sizin bu anlayışınızla hak olmaktan çıkartılmış vaziyette, siz bunu bir yük olarak görüyorsunuz, yük. Sorun burada, zihniyetinizde bir gariplik var. Sosyal güvenlik bir haktır hâlbuki, yük değildir. Siz, emeklilerin bu taleplerini, emeklilerin bu durumlarını bütçeye, ülkenin ekonomik durumuna bir yük olarak görüyorsunuz. Acayip laflar ediliyor çeşitli kişiler tarafından, hani, şimdi tekrar etmek istemiyorum bunların bir kısmını ama yani emeklileri bu topluma yük olarak gören anlayış günün birinde kendisinin de emekli olacağını unutmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Şimdi, yapılması gereken birçok şey var yani mesele sadece "Ya, 20 bin olmasın da şu kadar olsun." tartışması değil. Yine 2002 ile bugünü karşılaştırdığımızda, ekonomik koşullar açısından karşılaştırdığımızda, işte, büyüme, enflasyon vesaire gibi oranlarla karşılaştırdığımızda, bakın, o günkü en düşük emekli aylığının oransal olarak bugüne yansıtılmasının sonucunda ortaya çıkan rakam 39 bin liradır, 39 bin lira yani 2002'deki koşulları korumak anlamına gelir bu 39 bin lira, iyileştirmek anlamına gelmiyor; en düşük emekli aylığından söz ediyorum. Bugün durum ne? 20 bin lira yani arada çok büyük bir kayıp olduğu emekliler açısından çok açık bir şekilde görünüyor.

Yapılması gereken birçok iş var, dediğim gibi, sadece mesele 20 bin değil de 39 bin olması değil, sadece o değil, onun dışında yapısal adımların atılması gerekiyor ve bu yapısal adımların da emeklilik rejiminin yeniden düzenlenmesine yol açması gerekiyor esas itibarıyla ama bunları yapacak cesaretiniz, siyasi cesaretiniz de yok, o tür bir politik tercihiniz de yok.

O nedenle, lafı çok uzatmadan bir kez daha söyleyeyim: Bizim söylediğimiz, talep ettiğimiz, mücadelesini verdiğimiz konu, emekçilerin, emeklilerin insanca yaşayabileceği adil ve kamusal bir sosyal güvenlik sisteminin hayata geçirilmesi meselesidir; bu kadar açık ve nettir. Bu olmadığı müddetçe de, işte, burada "20 bin mi olsun, 22 bin mi, 25 bin, 35 bin mi olsun?" tartışmalarının hepsi palyatiftir, makyaj olmaktan öteye gitmeyecektir, sistemde çok ciddi bir yapısal reforma ihtiyaç vardır; bunu da söylemiş olayım.

Teşekkür ediyorum.