KOMİSYON KONUŞMASI

SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri, Türkiye Varlık Fonunun değerli yöneticileri, basınımızın güzide mensupları, Devlet Denetleme Kurulu üyelerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, insanın konuşası da gelmiyor yani zaten şu anda bir denetim faaliyeti gerçekleştiriyoruz ama adı denetim faaliyetiyse. Şimdi, Türkiye Varlık Fonu 2016 yılında kurulan bir fon. Bu Fonun kurulması AK PARTİ iktidarı döneminde birçok kez gündeme gelmiş fakat o dönem ekonomi yönetiminin başında olan Sayın Ali Babacan'ın ısrarlı engellemeleriyle kurulamamış bir fon. Zaten hemen Sayın Ali Babacan ayrıldıktan sonra ilk kurulan, ilk yapılan işlerden biri de bu Varlık Fonunun kurulması. Zaten Ali Bey'in bu tür şeylere engel olmasından dolayı da Bakanlar Kurulunda ismi fren Ali'ye çıkmış. Tabii, biz gurur duyuyoruz yani hayra motor, şerre de fren olmaktan gurur duyuyoruz. Şimdi, diyeceksiniz ki: "Ya, bu Varlık Fonu şer mi? Niye öyle konuşursunuz?" Ya, şimdi, bu çok da iktidarın böyle övünerek anlattığı bir fon değil açıkçası ve şu anda -bilmiyorum, hiç anket filan yaptırıyor musunuz, burada iletişim biriminiz filan da var- halka "Türkiye Varlık Fonu" deyince halk da Varlık Fonunun algısı çok kötü bir durumda yani sanki böyle karanlık bir fon, karanlık işlerin yapıldığı bir fon, örtülü bir fon gibi. Peki, bunun sebebi ne? Yani gereksiz mi bu algı? Şimdi, bakıyorsunuz, bu Fon 1 Ağustos 2016 yılında Meclise geliyor ve Mecliste kuruluyor. Ne zaman? Ya, 15 Temmuz hain darbe girişimi olmuş, daha ortalık toz duman, neyin ne olduğu belirsiz, on beş gün sonra nasıl hemen, nerede hazırdı yani Meclise getirip de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra on beş gün içinde kurulması... "Hayırdır." diyor insan acaba bu gündem darbeyken, daha meydanlarda demokrasi nöbeti tutuluyorken, millet daha meydanlardan ayrılmıyorken yani ne oldu da bu kanun böyle alelacele... Ne acelesi vardı? Bir soru işareti. Bunun da cevabı eğer varsa sizde -niye bu kadar aceleydi- onu da almak isterim açıkçası.

Diğer taraftan, bu kurulan Fon kamunun fonudur yani devredilen şirketler kamu malıdır ama Fon özel hukuk kurallarına tabidir. Bu da enteresan yani mal kamunun ama hukuk kuralları özel hukuk kurallarına tabidir.

Diğer bir yine olumsuz algıya sebep olan şey: Fon ilk kuruluşunda, biliyorsunuz adı birtakım yolsuzluk iddialarına karışmıştır. İşte, bazı fonların gelmesiyle, yüzde alınması vesaire gibi, böyle örtülü ödeneğin kullanılması gibi -burada girmeyeceğim- biliyorsunuz. Direkt zaten algı olumsuz, bir de bu olunca insanlarda şu anda gerçekten vatandaşa soralım: "Türkiye Varlık Fonu nedir?" "Yani kamunun malını sanki ipotek edip dışarıdan borçlanmaya, peşkeş çekilmeye yarayan bir fondur." denir ya, şu anda isterseniz vatandaşa soralım.

Şimdi, bu anlamda Varlık Fonuna baktığınız zaman çok kısa bir yasası vardır ve bu yasa kısaca şöyledir: "Bu fon aklına geleni yapar, kimse de hesap soramaz fonudur." O şekildedir. Sayıştay denetleyemez ve Varlık Fonunun maalesef Türkiye'deki ekonomik sistemde böyle büyük bir karanlık yanı vardır.

Peki, fonun uluslararası anlamda bir prestiji var mıdır? Benim gördüğüm kadarıyla Fitch uluslararası derecelendirme kuruluşu B ve BB- vermiş yani nedir? "Spekülatif" demiş Fona yani şu anda Türkiye Varlık Fonunun uluslararası kredi derecelendirme şeyi spekülatiftir. Bu da olumsuz bir şey. Niye yani? Bizim bir tane Varlık Fonumuz var, niye uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları buna BB- veriyor?

Şimdi, dünyaya baktığımız zaman, evet, başarılı varlık fonları var ama bu varlık fonları genellikle bütçe fazlası olan, petrol ya da doğal kaynak gelirlerini geleceğe taşımayı amaçlayan ülkelerde var yani bizim gibi ne bütçe fazlası veren ve kamu borcu olan ülkelerde genellikle başarılı bir varlık fonundan bahsedemezsiniz. Yani bu temele de baktığınız zaman zaten bizim paramız yok ki o anlamda. Şirketlerimizin bakıyorsunuz, kârlılıklarına, vesairesine. O zaman diyorsunuz ki: "Ya, bu Fon niye kuruldu?" Akılda soru işareti taşıyor maalesef.

Yine, bakıyorsunuz, Fonun en büyük dezavantajı denetime tabi olmaması. Ya, kamunun malının denetime tabi olmaması ya da kamu yönetiminin denetime tabi olmaması kadar kötü bir şey yok yani şu anda biz burada denetim mi yapıyoruz? Biraz önce siz sunum yaptınız, işte Devlet Denetleme Kurulu, diğer bir özel denetim şirketleri ve Meclis. Şu anda Meclis ayağını gerçekleştiriyoruz. Aslında biz şu anda bir prosedürü yerine getiriyoruz, denetim yapmıyoruz açık söyleyeyim ve ben bir milletvekili olarak bu durumdan utanıyorum. Şu anda ben Türkiye Büyük Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bir milletvekili olarak şöyle bir denetim yapmaktan utanıyorum. Utanıyorum açık söyleyeyim, eğer bunun adı denetimse. Denetimse utanıyorum dolayısıyla milyarlarca dolarlık kamu varlığı şu anda halkın adına değil, dar bir yönetim tarafından yönetiliyor. Sizleri tenzih ediyorum, biraz önce Sayın Usta da söyledi. Gerçekten de burada her bir öz geçmişi değerli arkadaşlarımızı görüyoruz yani bunları sizi tenzih ederek söylüyoruz yani biz bunları kurumun varlığı, kurumun ilkeleri, kurumun işleyişi anlamında söylüyoruz, lütfen üzerinize alınmayın. Ama bu kurum hesap verilebilirlik ilkesini ortadan kaldırıyor ve bu kaynakların nasıl kullanıldığı toplumdan bir şekilde gizleniyor dolayısıyla akla şu soru geliyor: Acaba Varlık Fonu yatırım yapmaktan çok bir borçlanma aracı mı? Şimdi, Sayın Genel Müdürüm, Varlık Fonunun bir hikâyesini de göremiyoruz, başarı hikâyesini. Şimdi, sizin burada anlattığınız birtakım stratejik şeyler var, o tik attığınız ama mesela Varlık Fonu keşke bizi şu KÖİ'lerden kurtarsa, keşke şu 5'li çete... Yani hastanemizi yapsa, böyle uluslararası bir otobana "Ya, bak, daha önce biz bunu yap-işlet-devretle yapıyorduk, pahalıydı. Bak, şimdi, ne güzel, kendi varlık fonumuz sermayeyi koydu dolayısıyla o büyük müteahhitlere muhtaç değiliz." desek. Keşke desek ki "Bak, şu şehir hastanesini görüyor musun? Eskiden bunu biz hazine garantili KÖİ üzerinden yapıyorduk, yap-işlet-devret üzerinden yapıyorduk. Eskiden müteahhitlere bunlar işte peşkeş çekiliyordu. Bak, şimdi, bizim varlık fonumuz var; bak, sermayesi var. BOTAŞ'ın, Halkbankın, Ziraat Bankasının, madenlerin, altın madenlerinin parası toplandı, kamuya harcanıyor." Bundan gurur duyarız ve benim hayalim bu. Aslında fonun amacı da budur. Siz sunumunuzda yine şey dediniz diğer ülkelerdeki varlık fonunu örnek verirken "Kamuyla uyumlu, kamu yatırımlarıyla uyumlu." Yani asıl amaç kamu ama biz burada bakıyoruz, "varlık fonu" deyince "Paramız yok, dışarıdan borçlanıyoruz, ne yapalım? Aman, şirketleri toplayalım, orada bir varlık gösterelim, bunu ipotek edelim, dışarıdan para alalım." mantığına geldi ama asıl amacı bunun bizi dışarıdaki o dışa bağımlılıktan kurtarmaktır. İnşallah o günlere gelir ama şu anda maalesef bunu şu andaki 2024 faaliyet raporunda da böyle bir başarı hikâyesi göremiyoruz dolayısıyla şunu da sormamız lazım: Fon bünyesindeki bankalar, limanlar, enerji şirketleri ve iletişim altyapısı sadece ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik açısından da stratejik bir öneme sahip. Bu varlıkların şeffaf olmayan bir yapı içinde borçlanmaya konu edilmesi Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığı açısından da ciddi riskler oluşturmaktadır. Varlıklara bakın, yüzde 80'i, 90'ı stratejik varlıklar bunların dolayısıyla bunların hani bu tür denetimlerden uzak bir şekilde yönetilmesi yine kamu vicdanını yaralıyor.

Yine, bugün baktığımızda Türkiye Varlık Fonu bütçeden kopuk, Meclisten uzak, halktan gizli bir yapı hâline gelmiştir ve burada milletvekili olarak şunu haykırıyorum, diyorum ki: Varlık Fonu millete hesap vermek zorundadır, Varlık Fonu Sayıştay denetimine girmek zorundadır, Varlık Fonu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından şeffaf bir şekilde denetlenmek zorundadır.

Ben teşekkür ediyorum.