KOMİSYON KONUŞMASI

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Hoş geldiniz, sunumlarınız için teşekkür ediyoruz.

TÜİK'le başlayacağım, birkaç yorum ve sorum var, ardından Adalet Bakanlığına geçeceğim.

Bir kere öncelikle bir ana muhalefet partisi milletvekili olarak TÜİK'le ilgili zaten tek adam rejimine geçildiğinden beri aslında kurumunuza dair yapılabilecek tüm eleştiriler yapıldı, söylenecek her söz söylendi yani bu kurumun özerk bir kurum olmadığını bir kere daha vurgulamak istiyorum. Burada aslında bir veri mutfağı var, sarayın veri mutfağı; bunu not ederek başlayacağım. Enflasyondan işsizliğe, yoksulluğa, eğitimin verilerine kadar bu verilerin ne hâlde olduğunu vatandaşlarımız da hepimiz de yaşayarak görüyoruz.

Şimdi, çocuklara dönersek verilerinize göre suça sürüklenen çocuk sayısı 2023'te 179 binlerde, 2024'te 202 bine yükseliyor, yüzde 13'lük bir artış söz konusu ama suça sürüklenen bu çocuklarımızın aile gelir düzeyleri ve ebeveyn işsizliği gibi hayati korelasyonlarını aslında şeffaf bir şekilde yayımladığınızı göremiyoruz. Bunları yayımlarsanız aslında toplumsal sorunun kökenine de inmek mümkün olacak ama bunlar yayımlanmayarak bunun kökenine inilmesi engelleniyor; bunu söylemem lazım.

2023 yılı verilerinize göre güvenlik birimlerine gelen ya da getirilen çocuk sayısı bir önceki yıla oranla yüzde 10 artıyor, 606 binlere ulaşıyor, bu çocukların 242 bin civarı suça sürüklenme nedeniyle geliyor. Sizin verileriniz. Bu artış, aslında yoksulluk ile suç arasındaki doğrudan bir korelasyonun gizlenemez bir sonucu. Türkiye, çocuk yoksulluğunda Avrupa 1'incisi olmuş durumda değerli milletvekilleri. EUROSTAT verilerine göre Türkiye, yüzde 41,3'le Avrupa ülkeleri arasında yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındaki çocuk oranının en yüksek olduğu ülke ve bu oran Avrupa Birliği ortalamasının 2 katı; Avrupa Birliği ortalaması yüzde 24'lerde ve ilginç şekilde, TÜİK'in kendi verilerinde dahi -2023- çocukların yüzde 31,3'ünün şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşadığını görüyoruz.

Şimdi, bunu niye anlattım? Çünkü biz, suç ile yoksulluk arasında bir bağ olduğunu söylüyoruz, denklem de çok basit; aileyi açlığa, sosyal yardımların insafına mahkûm ederseniz o çocuğun suça sürüklenmesinin önüne de geçmeniz zor; umudu, geleceği yani hayalleri çalınan bu çocuklar hayatta kalma refleksini mafyatik ilişkilerde, uyuşturucu çetelerinde, illegal ilişkilerde arayabiliyorlar ve arıyorlar da. Maalesef, TÜİK de verileri çarpıttıkça biz de bu devasa sorunun köküne inemiyoruz; enflasyondan, işsizlikten... Bu verilere tekrar girmeye gerek yok; veriler gizleniyor, veriler karartılıyor ama bunu yapmaya devam ettikçe bu suçun ortağı olmaya da TÜİK devam ediyor.

Şimdi ben cevabını biliyorum bu soruların ama -bazılarının- yine de sormak istiyorum: Neden çocukların suça sürüklenme nedenleri ile ailelerin gelir düzeyi, konut durumu ve ebeveyn işsizliği arasındaki korelasyonu şeffaf bir şekilde yayınlamıyorsunuz ya da buna dair bir çalışma neden yapmıyorsunuz? Yaptıysanız açıklayın lütfen. Yine, Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre MESEM kapsamında çalışan öğrenci sayısı 1,5 milyonu aşmış durumda. "MESEM" adı altında maalesef çocuk işçiliği yasalaştırılmış durumda ve bu sistemden kaç çocuk sokağa ve kaç çocuk suça düştü; bununla ilgili bir çalışmanız var mı? Okuldan kopan her çocuk sizin bu istatistiklerinizin bir parçası hâline geliyor ve bu çocukların eğitim durumunu neden ayrıntılı olarak TÜİK de yayınlamıyor? Derin yoksulluk verileriniz nerede? TÜİK'in sefalet sınırını, açlık sınırını "hesaplama yöntemi değişikliği" adı altında gizlemesi. aslında çocukların tabağından çalınan ekmeğin üstünü örtmektedir. Bakın, PISA verilerine göre Türkiye'deki öğrencilerin yüzde 19,3'ü, yaklaşık her öğrenciden 1'i para yokluğu nedeniyle haftada en az 1 kez öğün atladığını beyan ediyor. Bu veri, ekonomik krizin doğrudan çocukların gelişim hakkına ve aslında eğitimde fırsat eşitliğine vurduğunun bir kanıtı. Bugün, Türkiye'de her 5 çocuktan 1'i okulu aç gidiyorsa yani gerçekten bu çocukların suça sürüklenme riski ne düzeyde etkileniyor acaba? Bunu da hep beraber sormamız lazım.

Dolayısıyla, güvenlik birimleriyle ilgili, güvenlik birimlerine gelen çocuk istatistiklerini -verdiniz burada rakamları, internet sitenizde de var ama- neden gecikmeli olarak açıklıyorsunuz, neden zamanında, her yıl başında, yıl sonunda açıklamıyorsunuz ki biz de siyasiler olarak politika önerileri geliştirelim ya da Hükûmet görevini yapsın ve politika geliştirsin?

2024-25 yılı verilerinde çocukların karıştığı suç türlerinde özellikle madde kullanımı, çete bağlantılı suçlarda yaşanan artış neden seyreltiliyor? Bu rakamlar hangi filtrelerden geçirildikten sonra mesela bu Komisyonun önüne geliyor?

Dolayısıyla, TÜİK "Yoksulluk düştü." diyor, "Yoksulluk düştü." dedikçe, cezaevlerindeki çocuk koğuşları dolup taşıyor. TÜİK'i bir istatistik kurumu olmaktan çıkarmak, iktidarın veri ofisi hâline getirmekten çıkarmamız gerekiyor çünkü bugün anıldığı gibi de yoksa bu Kurum halkın vicdanında "gelecek hırsızı" olarak anılmaya devam edecek.

Şimdi sunumunuzda 40'tan başlayalım: Uyuşturucu madde kullanımı ve uyarıcı madde kullanmaktan dolayı işlem yapılan çocuk sayısının 2024 yılına göre, bir önceki yıla göre pardon, 2 kat arttığını söylüyorsunuz. Şimdi, bu artış belirli bir sosyoekonomik grupta mı yoğunlaşıyor yoksa toplumun geneline yayılan bir yaygınlaşma mı söz konusu? Birincisi bu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

İkincisi; çocukların en fazla yaralama ve hırsızlık suç birimlerine getirildiğini görüyoruz. Gençlerin şiddete eğilimi ve yoksulluk arasındaki bağ hakkında bu ne anlatıyor yani bununla ilgili ne söylüyorsunuz?

Yine, bahsettiniz göçmenlerden ama sizin verilerinizde suça sürüklenen ya da mağdur olarak belirtilen çocukların ne kadarı göçmen ya da geçici koruma altındaki çocuklar? Bunu da bir açıklamanızı rica edeceğiz.

Yine, uyuşturucuyla ilgili suçlarda görülen 2 katlık artışın göçmen çocuklar arasındaki yansıması nedir? Bunu da bir rica edelim.

Son olarak da "2024'te -41'inci sayfa sunumunuzda- 279.620 çocuk mağdur olarak güvenlik birimlerine getirilmiştir." deniliyor. Bu mağduriyetin ne kadarı acaba aile içi şiddet, ne kadarı siber zorbalık ya da istismar kaynaklı; buna ilişkin bir veriniz var mı? Varsa lütfen açıklayın ama pek de olduğunu zannetmiyorum. Yoksa da lütfen bununla ilgili çalışma yapın.

TÜİK'le ilgili yorumlarım bu, Adalet Bakanlığa devam edeyim mi? Devam edeyim, peki.

Adalet Bakanlığına gelirsek, aslında Komisyonumuzun da kurulma sebeplerinden biri, kamuoyunda bu suça sürüklenen çocuklar tartışmasını sosyal medyadaki tepkiler sonucu gündeme geldi. Hepimizin bildiği gibi, Minguzzi cinayetiyle birlikte yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Adalet Bakanlığımızın her zaman yaptığı gibi -Türkiye'de adalet- önce bir olay yaşanıyor, tepkiler büyüyor, kamuoyunda tepkiler olunca iktidar bir düzenleme yapılacağını söylüyor ve Adalet Bakanlığı bu tepkiler üzerine yargı paketleri getiriyor. Yine, hepimiz biliyorduk, on birinci yargı paketinin taslağında bir düzenleme yer aldı suça sürüklenen çocuklarla ilgili, aslında Minguzzi cinayetiyle birlikte bu tartışma yoğun bir şekilde başladı. Neydi bu düzenleme taslakta yer alan? Hatırlayalım: 15-18 yaş arasındaki çocuklara verilen hapis cezalarının artırılmasıyla ilgiliydi. Kamuoyundan tepkiler geldi, sosyal medyada çığ gibi tepkiler büyüyünce bu düzenleme şimdilik paketten çıkartıldı. O yüzden, biz diyoruz ki, Burada açık bir yaklaşım sorunu vardır; bir taraftan uzmanlar onlarca yıldır, yıllardır "onarıcı adalet" diyor, diğer taraftan Bakanlık "Daha çok ceza, daha çok hapis." diyor. O yüzden, ben çocukları yetişkinlerle aynı mantıkla yargılayan, onları cezaevlerine atan yani aslında kötü koşullarda suça daha da alışır hâle getiren kim? Sormak istiyorum ortaya.

Devam ediyorum.

Hepimiz biliyoruz, organize suç örgütleri, uyuşturucu ticareti, yağma, haraç, kaçakçılık, suçtan elde edilen gelirlerin aklanması, cinayet, yaralama gibi ağır suç alanlarında her geçen gün hem sayısal hem de coğrafi olarak organize suç örgütleri genişliyor, genişlemeye de devam ediyor. Mesela, İngiltere, çeteler tarafından uyuşturucu ve suç için kullanılan çocukları fail olarak değil, mağdur olarak tanımlıyor; polis çocuğu yakalandığında mesela kelepçelemek yerine onu sosyal hizmetlerin koruma şemsiyesi altına alıyor. Biz de ise suç örgütü liderlerinin bir bölümü serbestken çocuklarımız cezaevlerinde ağır cezalarla karşı karşıya kalıyor.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Bilgiye...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Yo, yo, tabir olarak söyledim, genel olarak. Anladım.

Ülkemizde bu yıl...

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Doğru bilgi verelim de. Bilgiye dayalı bir tartışma yürütelim.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Devam edeyim ben, siz cevap verirsiniz Sayın Başkan.

Bu yapılar, bu organize suç çeteleri sosyal medya aracılığıyla -az önce birisi sanırım sunumunda bahsetti- ciddi şekilde propaganda yapmaya devam ediyor ve bizim yoksulluk ve dışlanmışlık içinde yaşayan mahallelerdeki çocuklarımıza kolayca ulaşıyorlar ve suça yönlendiriyorlar. O yüzden, bu örgütlerin içine çekilen çocuklarımızın, gerçekten taslağınızda düşündüğünüz gibi ağır cezalara mahkûm edilmesi caydırıcı mı, yoksa adalet duygusuyla bağdaşır mı? Bunu da hep beraber sorgulamak lazım Komisyon çalışmaları içinde.

Bir diğer konu, cezaevleri. Biliyorsunuz, bir çocuk hakkında verilen her karar onun tüm hayatını belirliyor diyoruz. Çocuklarla ilgili istatistiklere baktığımızda da görüyoruz, çocuklar resmen adliye koridorlarında yani hapishanede büyür hâle geliyor ne yazık ki. Şimdi, sizin Kasım 2025 verilerinize göre Türkiye'de 4.600 küsur çocuk hapsedilmiş durumda. Bazı çocuklar yetişkin hapishanelerinde de tutuluyor değil mi? Az önce doğru duydum mu? Öyle bir veriniz de vardı. Ya da tutuluyor mu?

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Yaşı 18...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Biliyorum ama yer olmadığı için. Doğru mu?

CEZA VE TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRÜ ENİS YAVUZ YILDIRIM - Müstakil bölümlerde.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Tamam ama var. Ayrı olduğunu biliyorum ama var mı diye soruyorum.

Şimdi, Yeni Zelanda modelinden... Beelki bu modellerde çalışılabilir yani. Yeni Zelanda modelinde çocuk, hâkim karşısına çıkmadan önce mağdur, aile ve sosyal hizmet uzmanlarıyla bir araya geliyor, ceza yerine çocuğun verdiği zararın nasıl telafi edileceği üzerine bir plan yapılıyor ve Yeni Zelanda, baktığınızda, çocukların cezaevine girme oranını ve mükerrer suç işleme oranını dünya genelinde en düşük seviyelere çeken ülkelerin en başında.

İngiltere ve İrlanda'ya bakıyoruz... Yani bunları niye anlatıyorum? Cezaları artırmak yerine 15-18 yaş arası, dünyadaki onarıcı adalet sistemiyle çocuklarımızı nasıl hapishanelerden çekip çıkarabiliriz, bunları tartışalım diye anlatıyorum. İngiltere ve İrlanda'ya baktığımızda, yine çocuk henüz suçla tanışmadan, 8-11 yaşları arasında risk grubunda tespit ediliyor ve çok paydaşlı bir ağla özellikle belediye, okul ve güvenlik gibi birimlerle hep birlikte destekleniyor yani biz bu ülkede "Cezayı artıralım." derken, dünya -dediğim gibi- "Çocuğu sistemden nasıl uzak tutarız." diye uğraşıyor.

Son örnek, Norveç ve İsveç. Bu ülkelerde de çocuk cezaevleri ve bakımevleri sadece bakanlıklar tarafından denetlenmiyor, bağımsız ve geniş yetkili çocuk ombudsmanları tarafından da denetleniyor.

Dolayısıyla, sanık odaklı, cezalandırıcı bir yaklaşımın bir sonucu olarak çocuklar biliyoruz ki hepsi hapishanelerde; istismara maruz kalan, fiziksel, psikolojik şiddete maruz kalan çocuklar var ve bu suçların mağduru olurken diğer yandan da maalesef suç örgütleriyle ilişkilenmelerine zemin hazırlandığı için de fail konumuna geçebiliyorlar. Bunu mağdur ve fail konumunun önemini vurgulamak için söylüyorum.

Az önce bahsettiğim, mesela, bu Norveç ve İsveç'teki çocuk ombudsman denetleme mekanizmaları... Neden mesela bizim çocuk cezaevlerindeki hak ihlalleri bağımsız heyetlerce denetlenmiyor? Böyle bir çalışma var mı? Olabilir.

Suça sürüklenen çocukların büyük bölümü yaralama suçundan geliyor ve bu çocukların kaçı rehabilite edilmiş, kaçı sokağa çıktığında yeniden eline bıçak almış, yeniden suç işlemiş? Bununla ilgili sizin bir veriniz var mı? Ve Adli Tıp ve sosyal hizmet entegrasyonu neden kurulamıyor?

Son olarak, son iki soru; Bakanlığınızın sunduğu veriler -şimdi sayfasını bulamadım ama- kurumlar arası -Sayın Başkan da söyledi- protokolleriniz var yani Aile Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı arasında çocukları suçtan uzak tutmak için kurumlar arası koordinasyon diyorsunuz ama baktığımızda rakamlara, ciddi artışlar da var, hani bazı dönemler arası azalmalardan bahsediyorsunuz ama bu artışın sorumluluğunu sadece yargı sistemine mi yüklüyorsunuz, yoksa acaba sosyal devlet politikasında da bir eksiklik görüyor musunuz?

Yine, Bakanlığınızın, Millî Eğitim Bakanlığı ile protokolleri çerçevesinde bu MESEM kapsamında çocukların sanayide ucuz iş gücü olarak kullanılmasının önüne geçecek hangi bağımsız denetim mekanizmaları mevcut ya da böyle bir mekanizmanız var mı? Onu da söylerseniz...

Son sorum da biraz siyasi ama. Bu çocuk tanımı olan 5395 sayılı Kanun'la 18 yaşını doldurmamış kişiyi çocuk olarak tanımlıyoruz ama MESEM uygulamasıyla bu çocukları erkenden işçi sorumluluğu yüklüyoruz. Bu kanunun ruhundaki çocuğun üstün yararı ilkesiyle sizce çelişmiyor mu?

Teşekkürler.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Şimdi bir söz talebi de var, hemen sayın vekilimize söz vermeden önce küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Sayın vekilimiz elbette ki çok önemli sorulara, önemli konulara temas etti, önemli katkılarda yapmak ister. Biraz da tabii ki herkes heyecanlı ve bütün soruları bazen siyasi karar ya da... Bu komisyonun çalışmaları neticesinde ortaya çıkacak veriye dayandıracağımız politika önerilerini "Bunu düşünüyor musunuz, şunu düşünüyor musunuz?" diye sormak için daha başka muhataplar gelecek.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Nasıl konuşmak istediğimize biz karar veririz yani istediğimizi konuşuruz.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Tabii ki istediğiniz gibi konuşabilirsiniz fakat şöyle de bir durum var.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Yani burası bir üniversite değil ki. Burası siyasi bir yer yani.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Bu toplantının amacı...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Toplantının amacını ben biliyorum, nasıl konuşmak istediğime de ben karar veririm.

EROL KELEŞ (Elazığ) - Müsaade ederseniz konuşsun ama. Bakın, siz konuşurken hiç kimse sesini çıkarmadı.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - İstediğim gibi konuşabilirim.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Burası bir münazara kulübü değil.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - İstediğim gibi konuşabilirim, nasıl konuşacağımı size soramam.

EROL KELEŞ (Elazığ) - Ama lütfen müdahale etmeyin.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ama bir şey söyleyeceğim...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Polemik yapmak gerçekten istemiyorum.

EROL KELEŞ (Elazığ) - Biz de mi cevap verseydik yani!

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Ama nasıl konuşacağımıza biz karar verelim.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Metodoloji olmadan yani metodoloji olmadan netice alamayız yani bu öğretmenlik falan değil, bilimsel.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Nasıl konuşmak istediğimize biz karar vereriz yoksa çıkar gideriz yani.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Hani Atatürk'ün de bize önerdiği bilimsel düşünce var ya, işte o tam da bu hani muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracak, bilimsel düşünen, işte belli bir metodolojiyle çalışarak çocuklara fayda üretebiliriz. Sizin sorduğunuz soruları çok kıymetli buluyorum ama muhatabı...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - O yüzden dedim, Adalet Bakanı olsaydı daha rahat ederdik diye.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Adalet Bakanının geleceğini zaten size söyledim, Adalet Bakanının geleceğini zaten söyledim. Ama metodolojide dedik ki ilk iki haftayı risk faktörlerini ve durum analizini...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Konuşmayalım mı? O zaman biz gidelim, bize raporlasınlar o zaman.

ALİ İNCİ (Sakarya) - Bu kelimenin üzerine yapmayın Allah aşkına ya!

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ya, konuşun ama Sayın Vekilim, konuşun.? Sayın Vekilim, ben sizi saatlerce dinlerim, ne demek.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Tamam, nasıl konuşacağımızı söylemeyin.

ALİ İNCİ (Sakarya) - İyi de biz de varız burada ama.

ALİ İNCİ (Sakarya) -

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Rica ediyorum sizden.

ALİ İNCİ (Sakarya) - Ama gerek yok ki oraya dinleyeceğiz.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Biz nasıl konuşup nasıl soru soracağmızı...

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Biraz zamanı iktisatlı kullanmak ve mümkün olduğunca metodolojiye uymayı çalışmayı istirham ediyorum.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Bakın, şöyle yapalım: Bize bilgi notunu yollasınlar, biz onlara soru... Ben zaten soru önergesiyle soruyorum, hiç birine cevap alamıyorum ki bu hâle düşüyoruz.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Şu anda muhatabına sormuyorsunuz.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - E, tamam, o zaman gelmesinler, muhatabı yoksa biz burada niye varız ya! Yapmayın, rica ediyorum size ya!

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Bir metodoloji çerçevesinde bütün muhataplarınız gelecek, size anlattık.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Peki, şöyle yapalım: Siz bize hangi metodolojide, hangi soruları sormamız gerektiğini verin.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Soruları da verin.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Şimdi, tamam, küçük bir hatırlatma yaparak...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Cevapları da hazırlasınlar, öyle yapalım yani.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Sevgili Vekilim, lütfen...

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Siz beni şey yapıyorsunuz yani. Rica ediyorum sizden ya!

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ama siz de bizim hakkımıza giriyorsunuz. Bir metot dairesinde ilerlemek için bir ricada bulundum, burada sizin şahsınıza bir şey yok.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Lütfen, kimseye müdahale etmeyin, rica ediyorum, tarafsız davranın.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Tarafsızlıktan da aslında biraz çerçeveye sadık kalmayı gerektiriyor.

GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Bu konuyu kapatmak adına, katkı sunmak adına şunu söyleyeceğim.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ben bir tek cümle daha söyleyeceğim, sonra söz sırasına göre söz vereceğim.

GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Tamam.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Burası tek adam sistemi değil, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemidir.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Biz öyle diyoruz, siz düzeltebilirsiniz.

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Ve Cumhurbaşkanımız yüzde 50'nin üzerinde oy alarak seçilmiştir. Yani burası siyasi polemik yeri de değil, münazara kulübü de değil.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Şimdi, ben...

EROL KELEŞ (Elazığ) - Sayın Vekilim, lütfen ama ya, lütfen ama ya. Bırakın da sözünü tamamlasın, lütfen ama.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Ben ne dediysem düzeltiyor.

EROL KELEŞ (Elazığ) - Siz konuşurken biz sesimizi çıkarmadık ya! Ya, lütfen ama! Biz mi terk edelim burayı? Saygılı olun lütfen ya!

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Ne dediysem "Bu böyle değil, bu böyle değil."

BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Size saygım ve sevgim sonsuz ama tutup da siyasi bir meseleyi burada tartışarak çocuklarımıza haksızlık ederiz. Biz başka bir meseleyle toplandık.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Türkiye Büyük Millet Meclisi siyasi bir yerdir.

ALİ İNCİ (Sakarya) - Ekranı açıyorsun, ekrana konuşuyorsun sanki biz burada yokmuş gibi, bu da hoş bir şey değil.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Niye, size de baktım.