| Komisyon Adı | : | (10/434,2104,2716,2717,2718,2719) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .12.2025 |
İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - İrfan Karatutlu, Kahramanmaraş Milletvekiliyim, fizik tedavi uzmanıyım.
Tabii, şimdi Lokman Başkanın tabii ki bize yön gösterici birtakım konuşmaları oldu ama ideal engelli tanımını da tam yapmadı. Şu andakini, reeldekini yaptı, negatif şeylerini anlattı ama bir Beyazay ideal engelli tanımını geleceğe münhasır nasıl yapıyor, onu da bize söylemesini bekliyorum.
İhtiyaç seviyeli bir engelli desteği çok önemli yani bu, sosyal hayatta da, sosyal hizmetlerde de insanımızın tespit edilip ne kadara maddi manevi ihtiyacı olduğu gibi engellilerde de ihtiyaç odaklı bir tespit gerçekten önemli.
Onun dışında, yine benim de biraz konum tıbbi ortez, protezlerin Türkiye'de üretimi. Bizim de yıllardır savunduğumuz bir konu hatta engellinin sosyal hayatta lazım olan birtakım alet edevatlarının da yine hakeza sadece tıbbi anlamdakiler değil de onların da üretimi noktasında yine eksiklik olduğunu düşünüyorum.
STK'lerin işin içine girmesi önerisi güzel ama biliyorsunuz ki bizim STK'lerin çoğunluğu STK'lerdeki sivil, özgür ve gönüllü özelliklerini kaybetmiş, daha çok birine yaslanarak STK'lik yapma yolunda ve dolayısıyla, bu vasfını kaybettikleri için de çok da başarılı olamadıklarını düşünüyorum.
En son cümlem de şu: Tabii ki bizim için kavramlar çok önemli ama konuşmanızdaki kavramlara çok takılmayıp "Biz körüz." diyerek bunun 2-3 kere ifade etmeniz de önemli çünkü bazen başında kalıyoruz işin, içerisine giremiyoruz "Vay, şunu dedim." "Vay, bunu dedin." "Şöyle girdin." oluyor bu tür tartışmalar da işte, şu "engelli", doğrudur, negatif engelli tanımında kültürel anlamda bizim geçmiş sözlüklerimizdeki ifadelerin de etkisi var ama şu da var: Bu sözlükteki bu ifadelerin olumlu tarafları da var bizim kültürümüzde. O açıdan biz bunları kullanalım ama geçmişimizdeki diğer... Hani sizden cesaret alarak söylüyorum çünkü biliyorsunuz, sadece engelliler için değil, yıllarca biz "kadın" "bayan" şeyiyle, "bayan" dedik, "kadın" dedik, birden bire uyarıldık, çok zorlandık bu kavramı kafamıza alırken. Onun için engellilerde de işte, "kör" dedik, "sağır" dedik vesaire, bunların şeyini de yaşamak istemiyoruz ama cesaretinizden dolayı da kutluyorum.
Teşekkür ediyorum.
TÜRKİYE BEYAZAY DERNEĞİ GENEL BAŞKANI LOKMAN AYVA - Cevaplayayım şimdi efendim?
BAŞKAN MEHMET MUHARREM KASAPOĞLU - Buyurun.
TÜRKİYE BEYAZAY DERNEĞİ GENEL BAŞKANI LOKMAN AYVA - Şimdi, sayın vekilimize çok teşekkür ediyorum. Ben işletmeciyim efendim, bizim satış tekniğinde şu vardır: "Öyle yerlerde açık bırak ki sonra onu açman istensin." denilir ki sunumu uzatabilesin diye, o yüzden bazı şeyleri... Sağ olsun İrfan bey de iyi pas verdi.
İdeal engelli tanımını biz şöyle algılıyoruz, aslında bir soyut olarak yani genel bir şey söylemek istiyorum: Biz eşrefimahlukat olarak algılıyoruz, bu "eşrefimahlukat" kavramı, gerçekten matematiksel olarak da -inşallah bir gün fırsat olur da arz ederiz- en güzel tanım budur fakat burada insanların kafasında böyle çok bir şey çıkmıyor yani anlam oluşmuyor. O yüzden, biraz daha böyle şeye indirelim... Farklılığı olan insanlar; zafiyetiyle, üstün yanlarıyla, nefsiyle, artık engelsiz insanın nesi varsa; şeytan bana da musallat oluyor mesela, eğer o perspektiften bakarsanız veya diğer türlü bakarsanız benim de üstün ve zayıf yanlarım var. Bir şeyleri yapamazlık üzerine değil de yapabileceği şeyler de vardır, yapamayacağı şeylerde vardır şekliyle bu farklılığın doğal olduğunu iddia ediyoruz biz. Çünkü yeryüzünde aynısının tıpkısı iki insan yok. Şu anda İrfan Bey bize göre yeryüzünde tek, bir tane daha aynısından yok dünyada, hatta şimdiye kadar gelmedi böyle birisi, bundan sonra da gelmeyecek. İrfan Bey bu anlamda çok özel birisi fakat yalnız da kalmış oldu yani biricik olma şeyimiz var. O açıdan engellinin de durumu var. Engelliyle ilgili şöyle şeyler olabilir: Mesela "Ya, kardeşim, adamın gözü görmüyor, kulağı duymuyor, yürüyemiyor tuvaletini kontrol edemiyor yani bu niye var yeryüzünde?" Mesela, bunların konuşulması lazım. Bunlar, hangi pencereden bakılırsa ne olmalı, nasıl anlaşılmalı? Çünkü bunlar, benim doktora konum şeydi... Geçmişte yakın tarihle ilgilendim, 1875-1950 arası ama öncesine de baktım, dolayısıyla engellilikle ilgili... Mesela Hitler 270 bin engelliyi öldürmüş. Şimdi, onun baktığı pencereye kızmanın, küfretmenin bana bir faydası yok, anlamaya çalışıyorum niye öldürmüş adam yani. O açıdan, biz ideal engellinin farklılığı olan, zafiyeti, güçlü yanı olan, gerektiğinde zarar verebilen, gerektiğinde faydalı olabilen, hayır yapabilen, iyilik yapabilen insan olduğunu düşünüyoruz. O açıdan, bu algının yavaş yavaş yerleşmesini öneriyoruz. Biz, bir insan birkaç şeyi yapamadı diye bunun dışlanma vesaire gibi şeylerle karşı karşıya kalmasının yanlış olduğunu düşünüyoruz.
Bu protez konusu da dediğiniz gibi son derece önemli, bir an evvel yapılması lazım.
Bir de bu kavram meselesi o kadar önemli ki yani bunlara takacağımıza yani gidip boynumuza idam ipi taksak daha iyi olur. Yani niye takarız bu işe ben anlamıyorum ya. Şimdi, şöyle düşünün Sayın Vekilim: Kırk sene önce bana "kör" diyorduk, otuz sene önce "görme özürlü" dedik, yirmi sene önce "görme engelli" dedik, şimdi de "görme yetersizliği olan kişi" deniliyor. Şimdi, affedersiniz ama bunu söylediğimiz kişiler yani "Böyle deyin." dediğimiz insanlar aptal mı ki? Aynı benim yani, ha "kör" demişsin ha "görme yetersizliği olan kişi" ha "görme engelli" demişsin ne değişti ki? Bunu ben araştırdım, 1878'de aynı konu gündeme gelmiş, Teodor Kasap yazmış "Ya, biz sakata 'sakat' demeyeceksek bu kelimeler niye var Allah aşkına?" demiş. Bekçiye "bekçi" demeyeceksek... Şimdi, biz bunlarla zaman kaybedersek ne oluyor biliyor musunuz? Problemin çözülmesini, algının yenilenmesini engelliyoruz çünkü "Tebeddülüesma ile hakayık tebeddül etmez." diye bir söz var yani hakikatler değişmez ki isim değiştirerek. O açıdan, bunun da farkına varılması lazım, isim değiştirerek problem çözülmez. Biz isim değiştirme işlerini bir tarafa bırakacağız, kör müdür, topal mıdır, sağır mıdır neyse... Bir de komik tarafı şu Sayın Vekilim, Sayın Başkanım: Sakatlar kendileriyle ilgili kuruluşlarda hâlâ bu isimleri devam ettiriyor, engelsizler kızıyor, kırılıyor. Türkiye Sakatlar Konfederasyonu veya Altınokta Körler Derneği aslanlar gibi devam ediyor fakat şimdi beni gören... Bir de iletişimde de çok büyük sorun ya, ben bunu söyleyeyim, şimdi insanlar benimle konuşmak istemiyor "Ya 'kör' dersem kırılırsa, ağzımdan kaçarsa." görmekten bahsedemiyor benim yanımda, "Şu manzarayı gördün mü?" filan diyemiyor adam. Ya, böyle bir sorunum yok ki benim, benim gündemim körlük, görmek değil, benim gündemim Gazze'de daha az insan ölsün, bilmem, Honduras'ta işlenen cinayet sayısı daha aza düşsün, benim derdim o, ne yapacağım ben kör olmuşum, olmamışım yani ben kör olmasam ne yapacaktım ki başka? İyi ki kör olmuşum da işime gücüme bakıyorum. Yani kör olmasaydım okumayacak mıydım? Gene okuyacaktım, görenler nasıl okuyor? Görenler evleniyor, ben de evlendim; görenler çalışıyor, ben de çalıştım; görenler emekli oluyor, ben de oldum; görenler yurt dışına gidiyor, ben de gidiyorum; spor yapıyorlar, hatta görenlerden -aranızda var mı bilmiyorum- Kaçkarlara tırmanan oldu mu? Ama biz tırmandık. Demek ki olmayanlar da oluyor. Yani bunu bir üstünlük anlamında söylemiyorum ama körlüğü, bilmem, sakatlığı o kadar abartmaya gerek yok.
Arz etmek istedim.