| Komisyon Adı | : | Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Oluşan Karma Komisyon |
| Konu | : | Kamu Başdenetçisi M. Nihat Ömeroğlu'nun Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 yılı Faaliyet Raporu hakkında sunumu |
| Dönemi | : | 26 |
| Yasama Yılı | : | 1 |
| Tarih | : | 04 .03.2016 |
BÜLENT ÖZ (Çanakkale) - Sayın Başkanım, Sayın Ömeroğlu'nun yapmış olduğu bilgilendirme için öncelikle teşekkür ediyorum. Çalışmaları hakkında doyurucu bilgiler verdi fakat kurumun, Şenal Hanım'ın da ifade ettiği gibi, kamuoyunda bilinirliği, gerçekten bu çalışmaların ne kadar karşılık bulduğu zihinlerde soru işareti. Ben hazırlamış olduğum notu aktarmak istiyorum müsaadenizle.
BAŞKAN - Tabii, zabıtlara da geçer.
BÜLENT ÖZ (Çanakkale) - Her ne kadar kurumun adında denetçilik sıfatı yer alsa da aslında kurumda hükmi şahsiyetini bulan şey bundan üç yüz yıl kadar önce -yanılıyorsam düzeltsin arkadaşlar- ombudsmanlık denilen kavram ve yerine getirilmesi gereken husus da bu anlamda dilimizdeki tam karşılığı mıdır bilmem ama kamu-vatandaş arasında hakemlik olarak da tanımlanıyor.
Sözlük tanımı itibarıyla kimi kaynaklarda "Ombudsman: Şikayetleri ve birtakım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir." şeklinde karşılık buluyor. Kamu Denetçiliği Kurumu da ciddi bir kamuoyu desteğiyle kamu hizmetlerinin işleyişinde bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak suretiyle, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve önerilerde bulunmak üzere kurulmuştu. Tabii, olması gerekeni yani ideali tanımlamak, bunu söze dökmek işin aslında en kolay yanı galiba.
Zira, kurum oluşturulurken ticaretle uğraşan bir kardeşinizdim, siyasete ve ülke meselelerine ilgim sebebiyle de böylesi gelişmeleri basın-yayın organları üstünden takip etmeye çalışıyordum. Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün bir konuşması ilgimi çekmişti. "Kamu Denetçiliği Kurumunun görevini en iyi şekilde yapması, demokratik rejime ve insan haklarına en yüksek katkıyı sağlaması isteniyorsa oraya tarafsızlığı ve bağımsızlığı tartışma konusu olmayacak kişileri seçmek gerekir." diyerek üstüne basa basa bir konuşma yapmıştı. Sayın Bakanın konuşmasını dinledikçe mevzubahis olan tartışmanın öznesinin bugün de hâlâ Başdenetçilik görevini sürdüren Sayın Ömeroğlu olduğunu gördüm. Tabii, bütün Türkiye kısa bir zaman zarfında "ileri demokrasi" naraları atarak inşa edilen kurumun yapılan seçimle baştan sakatlandığını gördü. Fakat bunun kurum için, sanırım, tek yararı -o dönem için söylüyorum ki bu kısa dönemli bir yarardır- hemen hemen, henüz kalemini iktidarın kişisel ikbal hedeflerine kiralamayan, bütün köşe yazarları tarafından Kamu Denetçiliği Kurumu hakkında yazılıp çizilmesine vesile oldu. Denetimin, adaletin, hesap verebilirliğin, hele hele hakkaniyetin pek kıymetiharbiyesinin kalmadığı günümüzde, bu kısa vadeli yazılıp çizilmeler kurumun bilinirliğine ne kadar katkı sağlamıştır bilinmez fakat seçilen kişinin yani Sayın Ömeroğlu'nun gerek yüksek yargıda bulunduğu süre içerisinde altına imza attığı kararlar gerekse kamu kurum ve kuruluşlarıyla ağırlama giderli ilişkileri, Washington'a götürülüp ağırlandığı, bedelinin Türk Hava Yolları tarafından karşılandığı iddiaları, oğlunun Türk Hava Yollarında çalışıyor olduğu ve arkadaşlarının beş yılda geldiği mevkiye iki yılda geldiği gibi iddialar hâlâ gözümüzün önünde. Anımsadığım kadarıyla da bu iddiaların hiçbiriyle alakalı olarak kamuoyuna doyurucu bir açıklama o dönemde yapılmamıştı.
Her ne kadar tarafsız ve bağımsız olması en temel dinamiği ise de ombudsmanlığın, Hükûmet bunu da kendine benzetti ve kurum baştan sakat doğdu. Şimdi, tabii, "Bu ombudsman nasıl tarafsız olacak, Hükûmeti nasıl denetleyecek?" gibi sorular soruldu o dönem. Tabii, bunların hepsi iyimser yaklaşımlardı Türkiye için. Zira, "denetim" gibi kavramlar çağdaş Batı toplumlarında karşılığı olan kavramlar. Ana muhalefet partisine, diğer muhalefet partilerine mensup milletvekillerinin Anayasa gereği kullandığı en temel siyasi denetim yollarının Meclis Başkanın keyfî tutumuyla işlevsiz kılınmaya çalışıldığı, milletvekillerine, araştırma önergesi, sözlü ve yazılı soru önergesi için Meclis Başkanı tarafından "Şu şu kelimeler zinhar önergelerinizin içinde olmasın.", "Aman ha, 'yolsuzluk' geçmesin, 'hırsızlık' geçmesin." diye neredeyse sözlük bastırılıp dağıtılacağı bir dönemde, dostlar alışverişte görsün kabîlinde burada bu toplantıyı gerçekleştiriyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisinin Başdenetçinin şahsında o gün ifade etiği eleştiriler bugün de aynen geçerlidir. Hukukun ayaklar altına alındığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bütün unsurlarıyla yürütmeye bağlandığı, yargı bağımsızlığının, hâkim ve savcı teminatının tıpkı Kısıklı'daki paraların sıfırlanması gibi sıfırlandığı bir ortamda iktidarla ve iktidar sahipleriyle ilişkisi orta yerde duran Sayın Ombudsmanın raporu üzerinde pek fazla söze ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Anayasa Mahkemesi kararlarına saygı duymadığını ve tanımadığını ifade eden bir Sayın Cumhurbaşkanı varken ombudsmanlıktan bahsetmek tam bir demokrasi hayalciliği olur.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım.