KOMİSYON KONUŞMASI

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Komisyon Başkanlarımız, Değerli Başdenetçi ve denetçi arkadaşlarımız; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum ve emeği geçen tüm arkadaşlarımıza da bu rapor için teşekkür ediyorum.

Şimdi, bizim eleştirimiz aslında genel, Kurumun yapısına ilişkin genel eleştiriler ve bu eleştirileri geçtiğimiz yıllarda da arkadaşlarımız yapmışlardı, bizler de yapmıştık. Yani genel şikâyetler konusunda, genel rahatsızlıklar konusunda, devletin işleyişindeki aksaklıklar konusunda, kamu personelinin tutumu konusunda denetçilerin veya Ombudsmanlık kurumunun resen harekete geçememesi çok büyük bir sorundur. Yani bizim yurttaşlardan böyle bir şeyi bekler olmamız yani ondan sonra, onların şikâyetine bağlı olması noktasında bir düzenlemenin olmaması bence büyük eksiklik. Neden? Yani şu yapılır en azından: Başdenetçi ve denetçiler sonuçta bir kurul gibi toplanır, bir meseleden, gerçekten de önlerine gelen şikâyetlerden sonra veya şikâyetsiz kendilerinin resen harekete geçmesi gerektiği konusunda bir oturum açarlar, o oturumda bir şey yaparlar veya ilgili kurumlardan görüş alırlar, ondan sonra resen harekete geçme noktasında da bir tutum alırlar. Yani Ombudsmanlık kurumunun işleyişinde, sadece bireylerden gelecek şikâyetlere cevap vermek, geldiğimiz noktada yani devlet anlayışı bakımından da insan haklarına yaraşır devlet anlayışı bakımından da doğru değil bana göre. Dolayısıyla yani bizim önereceğimiz raporda bence böyle bir şeyin yasal düzenlemeyle Kurumun yapısı değiştirilirken olması lazım. Yani kurul hâlinde toplanır, ilgili kurumlardan görüş alır veya uzmanlardan görüş alır, görüş aldıktan sonra bir mesele konusunda resen inceleme yapmak gerekirse kurul kararından sonra o konu hakkında resen inceleme yapar çünkü belli konular vardır ki yurttaşlarımız şikâyet etmeyebilirler, bu meselenin aleni olmasını istemezler veya yani korku insani bir hâldir, korkarlar devletten veya başlarına bir iş geleceğini sanırlar ve o daha büyük bir toplumsal yaraya dönüşebilir. Dolayısıyla sizin gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinden seçilmiş, ondan sonra, yeterlilikleri konusunda hiç kimsenin şüphesi olmayan ve seçilme süreçleri çok objektif olarak bu kurullardan geçen insanların böyle bireysel ya da işte, toplumu ilgilendirmeyen bir konuyu da kendi gündemlerine alıp resen harekete geçeceği düşünülemez. Dolayısıyla böyle bir yetkinin verilmesi lazım yani kurul hâlinde alacakları kararla, çoğunlukla alacakları bir kararla, ilgili kurumlardan ve uzmanlardan görüş aldıktan sonra olması lazım. Bu, başından beri eksik olan bir konudur ama Kurum bu konuda bir deneyim kazanmıştır çalışmalarıyla. Dolayısıyla kendi eksikliklerinin hangi noktada olduğu konusunda daha fazla deneyim sahibidir çalışmalarıyla, yazdıkları raporlarla ve aksayan yönlerle aynı zamanda. Dolayısıyla böyle bir öneriyi bizim kurul olarak yapmamız gerektiği görüşündeyim.

İkinci olarak, bu işin mantığında öteden beri benim gördüğüm şu var yani bakış açısı olarak, bunu hiç kimseyi tenkit etmek için söylemiyorum: "Devletimiz güzel işliyor ama zaman zaman, işte, ne yapalım yani aksaklıklar oluyor, kamu personeli kötü davranıyor, onu da biz düzeltiriz." Yani mantık bu olunca dolayısıyla önümüze tek tek şikâyetlerin giderilmesi, ondan sonra, tatmin edilmesi, edilmemesi geliyor. Aslında bazı konularda yani siyasal tercihler var, o siyasal tercihlerin ortaya çıkardığı ağır ihlaller var. O, siyasal tercihten kaynaklanıyor yani devletin ve devleti yöneten siyasal iktidarın siyasal tercihinden kaynaklanıyor. Mesela cezaevleri yani şimdi, cezaevleri konusundaki tercih sonuçta bu siyasal iktidarın ve devletin siyasal tercihidir. En basitini söyleyeceğim: Mesela, yargılandıkları yerler ve ikamet ettikleri yerlerin dışında cezaevlerinde tutulan mahkûmlar, tutsaklar. Yani bu bir siyasal tercihtir. Bu tercihi nedeniyle, mesela, Diyarbakır'da hükümlü, Diyarbakır'da yargılanmış, ikametgâhı Diyarbakır'a çok yakın olan bir ailenin mensubu, bir hükümlü Lice'de tutuluyor; yıllarca böyle tutuluyor. Bu, bir siyasal tercih yani Diyarbakır'daki cezaevlerinde yetersiz yer olduğu için değil; Diyarbakır'da da, işte Hatay'dan, ondan sonra Denizli'den, başka illerden hükümlüler tutuluyor.

AHMET SALİH DAL (Kilis) - Buna tamamıyla "siyasal tercih" demek de çok doğru değil bence.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Bence -yani bu benim kişisel görüşüm, sizinki farklı olabilir- bu bir siyasal tercih, o siyasal tercih de hükümlüyü ailesinden tecrit etmek, daha az görüşmesini sağlamak, hükümlünün ailesini daha fazla mağdur etmek, ekonomik olarak gitmemesini sağlamak. Biz de biliyoruz ki, sizler de biliyorsunuz ki bu nedenlerle çocuklarını göremeyen, ekonomik nedenlerle ve yaşlılık nedeniyle...

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) - ACEP var şimdi, dijital görüşebiliyorlar, yan yana olunması gerekmiyor.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Bu benim görüşüm.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Her yerde eşit uygulanmıyor, siz de biliyorsunuz İbrahim Bey.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) - Her yerde var.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Yani, dolayısıyla 15 Temmuzdan önce de vardı, 15 Temmuzdan sonra daha yaygın bir biçimde oldu. Mesela en belirgin örneği versem şimdi ne diyeceksin? Selahattin Demirtaş, yargılandığı yer Ankara, ailesinin olduğu yer Diyarbakır, sekiz yıldır bir insanın eşi ve çocukları her hafta Diyarbakır'dan Edirne'ye gider mi? Yani bunu hangi insan vicdanı kabul eder? Sekiz yıldır sürekli bir biçimde, her hafta görüş günü, açık görüş günleri ve bayramlarda; bunu hangi vicdan kabul eder? Şimdi, Diyarbakır'daki cezaevi yüksek güvenlikli değil mi, orada Selahattin Demirtaş tutulamıyor mu mesela? En belirgin, herkesin bildiği bir örneği veriyorum. Sekiz yıl boyunca eşinin ve çocuklarının Diyarbakır'dan İstanbul'a, İstanbul'dan Edirne'ye gitmesinin maliyetinin ne olduğunu biliyor musunuz; hani insani maliyetini, ekonomik maliyetini söylemiyorum, vicdani maliyetinin? Bu bir siyasal tercih. Mesela bununla ilgili kaç şikâyet geldi size ve bunlarla ilgili kaç tane kabul veya ret var? Mesela konularına göre bir ayrımı da burada göremiyoruz veya aileyle ilgili olanlar da var, söyleyebilirim size.

Mesela aileyle ilgili başvurular var, 28 başvuru sanırım, kaç tanesi kadın cinayetine ilişkindir, yani konularına göre bir ayrım yok raporun kendisinde "Kaç tanesi aile içi şiddete ilişkindir veya buna ilişkin ne yapılmıştır?" gibi. Şunu söylemeye çalışıyorum: Dolayısıyla Ombudsmanlık Kurumunun devletten, bir; iki, devleti yöneten hükûmetten daha bağımsız, daha dışında, o siyasal tercihlerin dışında duran bir yapıda olması lazım ve o siyasal tercihlerden -yani size göre tercih olmayabilir- kaynaklanan kitlesel mağduriyetlerde devlete de, hükûmete de yol gösterici bir yerde olması lazım ki, yani işte "Bu devlet her şeyi doğru yapıyor, zaman zaman yanlış yapıyor." uygulamasından da vazgeçilmiş olsun.

Konuşmamın başında özellikle şunun için söylemiştim ben: Yani hangileri uymuyor? Yani sistematik olarak uymayanları, mesela geçmiş yıllarla bu zamanı karşılaştırdık mı?

DERYA YANIK (Osmaniye) - Yok aslında, yani sistematik uymayan yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Şöyle, kurum olarak, hani ben tam olarak bilmediğim için de soruyorum: Mesela kurum olarak en iyi uyan Millî Savunma Bakanlığını, sonra Adalet Bakanlığını, sonra işte Sağlık Bakanlığını söylediniz. Kurum olarak geçtiğimiz yıl, 2022-2021'de uymama konusunda daha az özen gösteren...

SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Çağırdık ya onları işte.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Anladım. Yani geçmiş yıllara nazaran, öyle bir karşılaştırma var mı mesela, o da çok önemli.

BAŞKAN SUNAY KARAMIK - İyileşme ve kötüleşme eğrisi yapalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Neden? Çünkü yani buranın bir yaptırım gücünün olması lazım. Yaptırım gücü olmazsa eğer, yani işte aleni kamuoyuna duyurma, aleniyet yapma, suç duyurusunda bulunma gibi, hem bu kurumun hem de Ombudsmanlık kurumunun... Ombudsmanlık kurumunun suç duyurusunda bulunma gibi bir durumu yok, sonuçta en fazla tavsiye kararı veriyor. Peki, tavsiye ediyor, uyulmuyor; bir suç duyurusunda bulunamıyor veya gerçekten de vatandaş da bu konuda bu haklarını kullanmamış. Bu, yapanın yanına -tırnak içerisinde- kâr mı kalacak?

BAŞKAN SUNAY KARAMIK - Sayın Vekilim, toparlayabilir miyiz zamanı verimli kullanmak açısından. Söz almak isteyen başka üyelerimiz var.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Yani, bütün bunlar konusunda yapıcı eleştirilerde bulunuyoruz.

Teşekkür ediyoruz emeği geçenlere. Yani bu eleştirileri, bu raporun değerini kabul ederek...

BAŞKAN SUNAY KARAMIK - Aslında alt komisyon da aynı fikirde, 145'inci sayfanın son maddesinde karma alt komisyonun görüş ve önerilerinde Kuruma belirli konularda resen inceleme yetkisinin verilmesi önerilmiş.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Yani bazı eleştirilerimiz rahatsız edici olabilir Sayın Başkan. Bakın, şunun için söylüyorum: Gerçekten Kuruma gelen başvurular bize gelenlerin çok az bir kısmına tekabül eder çünkü bize gelen başvurular, yani muhalefet milletvekili olarak, sizlere veya Kuruma ulaşamayan, bir vesileyle kendisinin deşifre olmasını istemeyen başvurulardır genellikle, yani istemez bunun bilinmesini. Dolayısıyla bu söylediğim konu çok can yakıcı bir konu yani başka yerlerde tutulan tutsaklar konusu. Eminim burada bulunan AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarımıza da bu konuda çok sayıda şikâyet gitmiştir. Yani çocuğunu son üç dört yılda görmeyip ölen anne-babalar var, bunu da kabul edin.

Peki, teşekkür ediyorum.