KOMİSYON KONUŞMASI

ALİ BOZAN (Mersin) - Öncelikle, Sayın Başkanlar, değerli milletvekilleri, Değerli Başombudsmanımız, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başkanımız sunumunu yaparken "Umarım bir muhalefet şerhi, bir şerh olmaz, oy birliğiyle geçer." dedi ama biz, DEM PARTİ olarak bir muhalefet şerhi sunduk, yazılı olarak sunduk. Yani öncelikle, bu raporda emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Şerhimiz, raporda olanlardan ziyade raporda olmayanlar, yer alması gerekenler veya Başkanımızın az önce ifade ettiği, Kamu Denetçiliği Kurumunun resen harekete geçmesiyle ilgili kimi değerlendirmelerimiz var, şerhlerimiz var.

Yani kısa, birkaç başlıkla değerlendirmek istiyorum. Raporda hasta mahpuslar maalesef yok. Yani şöyle ifade edelim: Hepiniz yakinen takip ediyorsunuz, hangi dünya görüşünden, hangi siyasetten olursak olalım, şu an cezaevlerindeki -bu arada, hangi suçtan yattığına bakmaksızın- hasta tutsaklar meselesinin ben gerçekten cezaevlerinin ve bu ülkenin kanayan yarası olduğunu düşünüyorum. Tam bu noktada da sıkıntı nereden kaynaklı? Sıkıntı, kimi zaman Bakanlıktan kaynaklı, kimi zaman Adli Tıp Kurumundan kaynaklı. Adli Tıp Kurumu öyle bir hâlde ki yani şunu açık şekilde ifade edelim, bire birde iktidar partisi vekilleriyle dahi sohbet ettiğimizde, gerçekten Adli Tıp Kurumunun hasta tutsaklarla ilgili olarak ön tıkayıcı bir noktada olduğu bizlerle paylaşılıyor. Yani Adli Tıp Kurumu, artık, tarafsız ve bağımsız karar verebilecek bir noktada değil.

Sadece birkaç hasta tutsakla ilgili bilgi vereceğim arkadaşlar. Şu anda Batman M Tipi Hapishanesinde 86 yaşında, yüzde 91 engelli, yürüyemiyor ve Adli Tıp Kurumu diyor ki: "Cezaevinde kalabilir." Bakın, nereli olduğu, hangi suçtan cezaevinde olduğu meselesine kesinlikle girmiyorum yani 86 yaşında ve yüzde 91 engelli bir yurttaşımız şu anda cezaevinde. Yine, Metris R Tipi Kapalı Hapishanesinde Abdulkadir Kuday, ALS hastalığı tüm vücuduna yayılmış ve mamayla dahi beslenemiyor, şu anda 41 kiloya düşmüş. Hani buradaki meseleye, bazen hukuku, bazen siyaseti bir kenara bırakarak sadece vicdanla dahi yaklaştığımızda şu anda bu arkadaşların cezaevinde olmaması gerekiyor. Yine, bildiğiniz Makbule Özer anne, hepiniz duydunuz, Mecliste defalarca dile getirdik. Makbule anne 82 yaşında, yeniden Adli Tıp Kurumuna sevk edildi ve Makbule anne hâlen cezaevinde.

Yine, cezaevleriyle ilgili bir diğer husus, yeni açılan Y tipi, S tipi ve yüksek güvenlikli cezaevleri. Buna dair ben somut yaşanmışlığımı anlatayım; bir cezaevi ziyareti yaptığımda, uzunca bir süredir farklı cezaevlerinde müdürlük yapmış bir cezaevi müdürümüz şunu söyledi: "Keşke cezaevleri yapılırken biz mutfakta çalışanlara sorulsa." "Müdür Bey, neden?" dedim. Diyor ki: "Şu anda benim müdürlüğünü yaptığım cezaevi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan kişilere göre yapılmış ama bu cezaevlerinde süreli hapis cezası alanlar, hükümözlüler ya da tutuklular tutuluyor." Bunu söyleyen bir cezaevi müdürü ama raporumuzda, maalesef, Y tipi, S tipi ve yüksek güvenlikli cezaevlerine dair herhangi bir değerlendirme söz konusu değil.

Ağız içi arama... Özellikle İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda bulunan arkadaşlarımız gerçekten yakinen biliyordur. Yani sadece cezaevi isimlerini söyleyeceğim: Malatya Akçadağ Cezaevi, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi, Elâzığ 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi, Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi, Afyon 1 No.lu T Tipi Kapalı Cezaevi. Bu cezaevlerinde ağız içi arama nedeniyle uzunca bir süredir tedavi olamayan mahpuslar var ve o konuda da somut bir yaşanmışlığımı söyleyeyim. Geçtiğimiz günlerde Adana Kürkçüler Kampüs Cezaevini ziyaret ettim, farklı tiplerde cezaevleri var. Cezaevinin bir tanesinde Cezaevi Müdürünün söylediği şey şu, diyor ki: "Bizim yetkimizde değil; bu, Jandarmanın yetkisinde." Aynı kampüste görüştüğümüz bir diğer Cezaevi Müdürünün söylediği şey şu: "Güvenlik gerekçesiyle." Şimdi, güvenlik gerekçesini biz açtığımızda -yani burada özellikle avukatlık yapmış arkadaşlarımız bilir- der ki cezaevi müdürümüz: "Ağzının içerisinde jilet bulundurabilir." Daha sonra, bu uygulamanın yapıldığı yerdeki bir cezaevinde mahpuslar şunu önermiş: "Dedektörle ağzımıza bakılsın, ağzım kapalı." demiş. Bu söylendiğinde bu defa şöyle geliyor: "Pusula taşıyabilirsin." Şimdi, benim bu görüşmeyi yaptığım cezaevinde şöyle bir uygulama var: Buradaki mahpuslar hastaneye götürüldüğünde ring aracında tutuluyorlarmış yani hiçbir şekilde başka bir kişiyle temas kurmuyorlar; doktorla, hemşireyle, gardiyanla ve askerle muhatap oluyorlar. Pusulayı kimden alacak? Zaten bu kişiler üzerinden içeriye pusula koyacak kadar eli kolu uzun bir kişi -toparlayacağım Başkan- ne gerek var buna? Şimdi, ağız içi arama meselesi -gerçekten şunu yine ifade edeyim, birçok cezaevini ziyaret ettim- birçok cezaevindeki müdürün, cezaevlerinde çalışan personelin dahi yanlış bulduğu ve insanlık dışı bulduğu bir şey.

Sadece iki konu kaldı arkadaşlar, affınıza sığınarak.

İdare gözlem kurulları... Bakın, idare gözlem kurulları meselesi özetle şudur: Yönetmelikle hayata geçti ama şu anda yönetmelikle kanun çiğneniyor. Yönetmelikle mahkemenin yetkileri oradaki, kuruldaki kişilere, kurula veriliyor. Yani bir kişinin cezaevinde yatar süresi bellidir ama kurul çoğu zaman keyfî kararlarla kişilerin tahliyesini uzatabiliyor. Sadece iki şey söyleyeceğim: 65 yaşında otuz yıldır cezaevinde olan bir kişinin "Eğer cezaevinden tahliye olursa örgüte katılabilir." gerekçesiyle tahliye edilmediğini biliyorum, bu sadece bir örnek.

Son olarak, değerli arkadaşlar, bu raporda olmayan, tamamı şerhimizde uzun uzadıya yazılı olan kayyum tahribatları var. Kayyum uygulaması Hakkâri Belediyemize kayyum atanmasından sonra yaygınca bir şekilde gündeme geldi ama 2016'dan beri bu ülkede kayyum uygulaması var. Ben eminim, Kamu Denetçiliği Kurumu resen harekete geçerse gerçekten kayyum uygulamalarının kanuna aykırı olduğu şeklinde bir değerlendirme yapacaktır ve bu, raporda yer alacaktır. Sadece buradaki mesele şu: Bakın, değerli arkadaşlar, 2016 yılından bugüne kadar 144 defa DEM PARTİ ve aynı gelenekten gelen partilerimizin kazandığı belediyelere kayyum atanmış. Öte yandan, farklı partilerden seçilmiş 15 belediye başkanı farklı sebeplerle görevden alınmış ama tamamının yerine belediye meclisi kendi içinden belediye başkanı seçme yoluna gitmiştir. Tam da bu noktada ben Kamu Denetçiliği Kurumunun resen harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Başkanımız da ifade etti, şundan kaynaklı: Evet, vereceği kararlar tavsiye niteliğinde olacak ama belki bu ülkenin gerçekten önünü açacak; önünü açacak kararlar vereceği kanaatindeyim. Başkanımız Türkiye Güreş Federasyonuyla ilgili bir örnek verdi; ellerine, emeklerine sağlık. Bir işçinin tazminatının ödenmemesi meselesiyle ilgili olarak mahkeme kararlarının uygulanması gerektiğine dair bir tavsiye kararı verilmiş ama bu ülkede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmadı Sayın Başkan, bu ülkede Anayasa Mahkemesi kararları -Başkan, bitireceğim yani olabildiğince gerçekten böyle yeni tartışma açmamaya çalışıyorum, dikkat etmeye çalışıyorum- uygulanmadı hepinizin malumu ve ben özellikle Ombudsmanlık kurumu ilk tartışıldığında avukatlık yapıyordum, gerçekten umutlandım, bu ülkede bütün kurumları denetleyecek bağımsız bir kurumumuzun olması bence önemliydi. Benim kısaca izah etmeye çalıştığım konular raporda olmayan ve olması gereken konulardı.

Yeniden, raporda olan konularla ilgili arkadaşlara teşekkür ediyorum. Raporda emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.