| Komisyon Adı | : | SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU |
| Konu | : | İstanbul Milletvekili İffet Polat ve 203 Milletvekilinin, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4989) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 14 .03.2023 |
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli hazırun, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Adana'da, deprem bölgesinde saat 04.17'de depremi yaşamış, saat 13.25'te ikinci depremi yaşamış, on beş gün sonra da 6,4 ve 5,7 büyüklüğündeki depremleri yaşamış bir milletvekili olarak konuşuyorum buradan. Gerçekten, 11 ilimizi yıkan ve on binlerce vatandaşımızın enkaz altında kalmasına sebep olan bu deprem; evet, dört yüz yılda bir meydana gelen bir deprem ama bizi üzen bangır bangır bağırdığımız, Deprem Komisyonlarında beş buçuk ay üretim yaparak 268 önermeyle uyardığımız, 117 vatandaşımızı Bayraklı'da kaybettikten sonra fay yasasının çıkarılmasına ilişkin verdiğimiz kanun teklifimizin reddedildiği bir süreçte bağırarak gelen bir depremde, bilim insanlarının uyardığı Maraş'ta, neredeyse büyüklüğünü bile verdikleri bir depremde, üçüncü dünya ülkesi gibi on binlerce insanımız maalesef bir doğa olayı olan depremde, afette hayatını kaybetmiştir.
Ben hayatını kaybetmiş bütün vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyorum. Adana'da 530 vatandaşını kaybetmiş, bütün o enkazlardan çıkarılma, ceset torbalarında insanların getirildiği, uzuvlarını kaybetmiş insanları hastanelerde ziyaret etmiş biri olarak çok üzgün olduğumu ifade etmek istiyorum. Gerçekten, yüz yılda 130 depremi yaşamış ve normalde deprem konusunda riskli alanlara yerleşmeme, sağlıklı binalar, sağlıklı konutlar inşa etme; deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrası alınması gereken önlemlere ilişkin dünyanın en uzman ülkesi olmamız gerekirken maalesef şu anda 11 ilimizde ağır bir yıkımla karşı karşıya kalmış bulunuyoruz.
Tabii, şimdi soru şu: Bu kadar can yakıcı bir afeti yaşamış bir ülkede bir hükümet olarak, seçime iki ay kala bu neyin telaşı? Her şey sanki olağan akışında gidiyor ve sanki bu ülkede 11 ilde 50 bine yakın vatandaşımızı kaybetmemişiz ve ölmeyip de kalanların bir yaşam savaşı yokmuş gibi, Türkiye'nin hiç sorunu yokmuş burada seçime iki ay kala bu kanunun önümüze getirilmesi gerçekten çok düşündürücü ve üzücü arkadaşlar. Gündemimizin bence bu olmaması gerekiyordu. Benden önceki konuşmacı arkadaşlarımın hepsi ifade etti ama hakikaten birincil önceliğimiz bu muydu arkadaşlar? Yani birincil önceliğimiz, bu ülkede sadece o 11 ili etkilemeyen, göç olgusu nedeniyle diğer illerde de hem demografik yapının hem de ekonomik yapının tamamen değişti, hayata hepimizin bakış açısının değişmesi gereken bir süreci yaşıyoruz. Yani birincil önceliğimiz organize sanayi bölgelerinin nereye kurulması gerektiğiyse önce bir Kahramanmaraş Organize Sanayi Bölgesi'nin fay zonu üzerine kurulmaması gerektiğini konuşmalıyız burada. Yer seçimleri konusunda birincil önceliğimiz birtakım idari şeyleri baypas edip işte, jeoteknik etütler lafta, kağıt üzerinde yapılsın da biz o organize sanayileri "Yatırım önceliği var -tırnak içerisinde- aman aceleyle, on iki ay sürmüyormuş da altı ayda bu organize sanayilerini apar topar buralara yapalım." anlayışı içerisindeyiz. Gerçekten hiç ders almayacak mıyız arkadaşlar? Yani 1999 depreminde 17.500 vatandaşımızı enkaz altında bıraktık, arkasından Van, Elazığ'da 100'ün altında vatandaşımız vardı, Bayraklı'da 117 vatandaşımızı kaybettik, şu anda resmi rakamlara göre 50 bin, ben o enkazları gezmiş biri olarak ve yıkılmış bina sayısına baktığımızda çok daha üzerinde, insanın öldüğünü hepimiz biliyoruz. Bu gerçekle daha yüzleşemezken kalkıp burada organize sanayi bölgelerinin konusunu tartışıyoruz arkadaşlar. Gerçekten zül duyuyorum bunu burada tartışıyor olmaktan, bunu öncelikle ifade edeyim.
Evet, seçime iki ay kala, öteden beri önümüze sunulan torba yasalarla Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kurumları tarumar edildi. Ekonomi zaten dip yapmıştı, şimdi de tam anlamıyla enkaz altında bırakılıyor tıpkı deprem gibi. Kanun teklifiyle, enerji sektöründe uygulanan mevzuatta günün piyasa koşullarının değişmesi, yeni teknolojilerin hayata girmesi ve ilgili mevzuatın daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amaç ve nedenleriyle bazı kanunlarda değişiklik yapılması öngörülüyor. Peki, gerçekler böyle mi? Asla değil. Kâr eden bir kuruluşun önce zarar ettirilip sonra elden çıkarılmaya çalışılmasını etkin ve verimli olarak açıklayabilmemiz mümkün değil. Ne yazık ki Türkiye'nin en çok kâr eden kurumları yerle yeksan edilmeye devam ediliyor. İşte, geldiğimiz nokta ortada, Varlık Fonunda Ziraat Bankası, PTT, TÜRKSAT, Türkiye Petrolleri, Eti Maden, TÜRK TELEKOM, Halk Bankası, Türk Hava Yolları ve ÇAYKUR'un ne hâllere düşürüldüğünü hep beraber yaşadık, yaşıyoruz, görüyoruz; biri milyonlarca dolar kredi verir geri almaz, diğerinin yöneticileri büyük maaşlarla öne çıkar, diğerinin yöneticileri alakasız kişilerden seçilir ama hepsinin ortak özelliği zarar eden ya da ballı maaşlar ödenen kurumlar olarak kamuoyuna yansıması. Neden? Çünkü bu kurumların etrafı hayatını kamu çıkarına değil, kendi çıkarına endekslemiş insanlarla çevrili. Neden? Çünkü liyakatsiz kadrolar hâkimdir. Neden? Çünkü "Her şeyi ben bilirim, ben ekonomistim." diyen birinin iki dudağı arasından çıkacak sözlerle; bilgiden, bilimsellikten uzak bir yönetim anlayışı mevcut. Ne yazık ki durum bu. İşte, bir örneği de BOTAŞ tabii. Hatırlarsınız, Varlık Fonuna devredilen Türkiye Elektrik İletişim AŞ 2 Temmuz 2021'de yine Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirme kapsamına alındı. TEİAŞ'la ilgili yapılan bu girişimin ardından BOTAŞ ve Türkiye Petrolleri Dağıtım AŞ'nin özelleştirileceğini iddia ettiğimizde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez: "Gündemimizde TPAO ve BOTAŞ'ın özelleştirilmesiyle ilgili bir konu yok." demiş ve anında karşı çıkmıştı. Ne oldu? TPAO tamamen satıldı. Ne oldu? Yanlış özelleştirmeler nedeniyle bazı şehirlerimiz günlerce elektriksiz kaldı. Şimdi sıraya BOTAŞ alındı. Ülkemizin en büyük kamu iktisadi teşebbüslerinden biri olan BOTAŞ da maalesef satılma noktasına gelmiş bulunuyor. Kanun teklifi bu hâliyle geçerse Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun bağımsızlığı da yavaş yavaş ortadan kalkmış olacak.
Değerli milletvekilleri Türkiye gerçekten çok zor günler yaşıyor. Pandemide vatandaşına 3 maske dağıtamayan Hükûmet, depremde bu kez vatandaşına çadır dahi temin edemedi. Depremin üzerinden otuz altı gün geçti hâlâ çadır yok, yiyecek yok, içecek yok, çamaşır yok, elbise yok. Biz bunları söylediğimizde kızan Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Hükümet edenler, milletvekilleri daha dün İçişleri Bakanının yardım çığlıklarına ne diyecek acaba? Evet, ekonomisi dip yapmış, elinde avucunda bir şey kalmamış Hükümetin, enkaz altında kalmış, yuvası dağılmış, sokaklarda yaşam savaşı veren vatandaşına maddi manevi destek olması gerekirken maalesef bu milletin malını, mülkünü bir bir elden çıkarmaya devam ediyorsunuz. Gerçekten hangi hakla hizmet ettiğinizi merak ediyorum.
Evet, Türkiye hepimizin değerli milletvekilleri, hepimizin. Unutmayın altmış gün sonra seçim olacak, kimin milletvekili olacağı belli değil. Yani hepimiz burada olmayabiliriz. Bu belirsizlik içinde devletin tüm kurumlarını korumak, milletin çıkarlarına göre hareket etmek hepimizin asli görevidir. Neden korkuyorsunuz? Neden sesiniz çıkmıyor? Göz göre göre neden buna göz yumuyorsunuz? Ülkenin en güzide kurumlarından biri, kâr eden bir kurumu; zarar ettirildiği, iflas noktasına geldiği, kamu bütçesinden desteklenmeden ayakta durmaya mecali kalmadığı yetmiyor, şimdi de tamamen elden çıkarılmaya çalışılıyor. BOTAŞ tarihinde ilk kez yurt dışından krediyle doğal gaz alındı, borçlanma yetkisi olağanüstü artırıldı. Evet, neden Cumhurbaşkanına bu kadar yetkiler veriliyor, böyle bir kurumu bölme yetkisi veriliyor? Yani "Kimin malını kime satıyorsunuz?" diye sormam gerekiyor arkadaşlar.
Evet, şimdi, tabii, değerli milletvekilleri, baktığımız zaman 4'üncü madde, jeolojik sakıncalı alanlarla ilgili bir madde var. Diyorsunuz ki: "Yer seçimlerini belirlerken Kahramanmaraş'ta meydana gelen; Adıyaman'da, Hatay'da pek çok organize sanayi bölgesinin yıkımına neden olan depremlerde ağır hasar almış çok sayıda sanayi tesisi de yıkılmıştır. Günümüzde birçok yerde planlama süreçlerinde imar planına esas jeolojik jeoteknik ve mikro bölgeleme etütleri yapılmaksızın belirlenmiş olması sebebiyle fay "zone"ları üzerinde heyelanlı, sıvılaşma veya yanal yayılma riski bulunan alanlarda sanayi bölgeleri yer almaktadır. Örneğin depremde zarar gören illerimizden biri de Osmaniye'dir. Organize sanayi bölgesi tamamen fay "zone"u üzerindedir. Yapılacak düzenlemeyle jeolojik, jeoteknik çalışmalar yapılması kaydı bulunmasına rağmen bu çalışmalar sonucu jeolojik sakıncalı alan niteliğinde alanları içeren bölgeler üzerinde sanayi tesislerinin kurulmasının önlenmesi amacıyla "imar planına esas jeolojik ve jeoteknik etüt yapılması" ibarelerinden sonra gelmek kaydıyla "ve jeolojik sakıncalı alan sınırları içerisinde bulunmaması" ibaresinin de eklenmesi önem arz etmektedir.
Evet, yine notlarıma baktığımda değerli milletvekilleri, ülkemizde yaşanan enerji krizlerine yenilerini eklemeyin diyorum. BOTAŞ'ın bölünerek yeni şirketlerin kurulacak olması, parça parça özelleştirmenin önünü açma amacını taşımaktadır. Enerji alanında 1980'li yıllardan sonra dağıtım ve rafinaj hizmetlerinin ayrıştırılarak özelleştirilmesi ve son olarak sismik sondaj gibi önemli bazı faaliyetlerinin parçalanarak TPIC'e devredilerek güçsüzleştirilmesi ve yatırım fonu dâhiline alınarak özelleştirme tehlikesi altına sokulmasından sonra bu alanda kamunun elinde kalan diğer önemli kuruluş olan BOTAŞ'ın da özelleştirilmesi niyetleri, doğal gaz gibi ülkemiz için son derece önemli ve stratejik bir alandan devletin çekilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenlerle bu maddenin de çekilmesi gerekmektedir.
Her fırsatta "yerlilik ve millîlik" konusunu gündeme getirenler suspus olmuşlar. Bunun vebali ve günahı hepimizin üzerine olur, haberiniz olsun. Altmış gün sonra seçimin geldiğini unutmamamız gerekiyor.
Teşekkür ederim.