| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz ile 203 Milletvekilinin; Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4972) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 08 .03.2023 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Değerli arkadaşlar, eğer yanlış yerden tutarsak doğru sonuca varamayız. Bizi bu hâle getiren elbette iklim değişikliği var, elbette elimizde olmayan, aslında insanlığın elinde olan ama bugün bize dair ülkesel olarak değiştiremeyeceğimiz işler var ama gözden kaçırdığınız bir şey var; 1980 sonrası Türkiye'nin neoliberal politikalara geçmesi; 2001, 2002'den sonra özellikle tarım satış kooperatiflerinin devre dışı bırakılması, çiftçinin serbest piyasa düzenine entegre edilmesi. Bir mucize çiftçiyle karşı karşıyayız, tohumu kendisi seçecek, ilacı kendisi seçecek, finansmanı kendisi bulacak; yetmez, onun her türlü muhasebesini kendisi yapacak; o da yetmez, pazarlamasını kendisi yapacak; o da yetmez, uluslararası şirketlerle rekabet edecek. Neyi konuşuyoruz arkadaşlar? Hangimizin böyle bir yeteneği var? Peki, önceden böyle miydi? Toprak Mahsulleri Ofisi hububat alıcısıydı, diğer bütün pamuk ÇUKOBİRLİK, ANTBİRLİK, TARİŞ'indi; üzüm TARİŞ'indi, diğer kurumlarındı; ayçiçeği TRAKYABİRLİĞİ'indi yani aslında bir plan vardı ama biz 1980'de düzeni değiştirip ondan sonra gelen her iktidar da liberal düzene entegre olduğu andan itibaren bugün bu tarihsel konuşmayı yapıyoruz. Bugün, bu yasayı geçirmeye çalışıyoruz ama bunu nasıl yapıyoruz? Yine çiftçiye sopa göstererek.
Değerli arkadaşlar, ben çiftçiyim. 1,5 ton mısır aldığım yerde onu 5 liraya sattığım zaman 7.000 + 3.500; 11.500 lira gelir elde ettiğim bir üretim biçiminde siz bana 5 bin lira geliri olan bir üretimi dayatamazsınız, dayatamazsınız. Bu yaptığınız işi devreye sokun bu modelle, beş sene sonra çiftçi bulamazsınız ama başka bir şeye hizmet edersiniz; çok uluslu şirketler önce çiftçiyi kullanır, sonra topraklarımızın tümünü kiralar, sonra da eline geçirir. Bugün de yaşadığımız model budur.
Arkadaşlar, bu bir iş bölümüdür. Türkiye'ye dayatılan sistemi çok iyi uyguladınız. Önce bütün bu tarım satış kooperatiflerini devre dışı bıraktınız, tümünü şirketleştirdiniz, güdükleştirdiniz, kredi kullanımının önüne engel oldunuz. Bunları konuşmak istemezdim ama oraya geldi. Yanlış yerden tutmaya çalışıyoruz sürekli ve ısrarla dışarıdan, Amerikan borsalarından buğday getirerek çiftçimizi ithalatla terbiye ettik. Çok iyi hatırlıyorum 2018 yılıydı Sayın Başkan, üzüm araştırma komisyonu olarak Denizli'ye gittik. O zaman, daha sonra Ticaret Bakanı olan ve vekilinize dedim ki: "Yapmayın, 90 kuruşa buğday almayın. Eğer siz 90 kuruşa buğday alırsanız bu çiftçi bu buğdayı ekmez." Neden bunu söylüyorum? 1990'da 45 milyon nüfus, 17-18 milyon ton buğday üretiyoruz arkadaşlar, 2000'li yılların başı böyle, bugün 85 milyon nüfusumuz var -arkadaşlarım söyledi- günlük 10 milyon da ilave var, 95 milyon, biz yine bu ülkede -rakamlar doğruysa- 17-18 milyon -geçen sene çok daha düşük- buğday üretiyoruz. O zaman bizim stratejik ürünümüz hangisi? Buğday değil de ne? Hangi ürün stratejik değil? Sebebi ne? Buğdayın suyla problemi var mı? Yok. En çok karasal olarak ekiyoruz. Türkiye'de buğday alanlarının sulu tarım alanı yüzde 20-27 civarında, gerisi kuru alanlarda ekiliyor. O zaman bizim başka bir pencereden bakmamız lazım. Yani şu uygulayacağınız planlı üretimin Türkiye tarımına ve çiftçiye getirebileceği hiçbir olumlu katkısı olmayacaktır; tekrar söylüyorum, olmayacaktır. Eğer siz bu liberal düzenin getirmiş olduğu ağır koşulları yeniden gözden geçirmezseniz -en başında söyledim aslında- tekrar çiftçiyi koruyacak bir sistem kuramazsanız, mısır ile kuru tarımdaki buğday arasındaki o farkı giderecek bir mekanizmayı oturtamazsanız, çiftçinin ürününü güvence altına alamazsanız başaramayız arkadaşlar, kimse başaramaz.
"Tarım millî güvenlik meselesidir." derken, millî güvenliğe 500 milyar, 600 milyar para ayırınca onda bir verimlilik, onda bir kâr, onda bir ticaret bekliyor musunuz? Hayır, destekliyoruz. Peki, "millî güvenlik meselesi" dediğimiz tarımda 54 milyar lirayla ne yapacağız arkadaşlar, ne yapacağız ya, lütfen ne yapacağız? Yani burayla ilgili ne koyuyoruz? Söyledim, 700 milyarın üzerinde 2023 yılında çiftçi para harcayacak ki 2022'nin üretimini yapsın arkadaşlar. Çok somut bir rakam vereceğim size: 2021'in sonu 402 milyar TL tarımsal hasıla vardı, 2021'in sonu 2022'in başı. Değerli arkadaşlar, 2022'de çiftçi aynı üretimi yapabilmek için 650 milyarın üzerinde para harcadı. Rakam meydanda arkadaşlar, sadece 300 milyar yem, 80 milyar gübre, 70 milyar mazot, 30 milyar ilaç, 35 milyar elektrik parası. Ya arkadaşlar, ortada bir somut bir şey var ve bu çiftçi ürettikçe batıyor. Bir yılda borcu 176 milyar artan başka bir grup var mı? Nasıl değerlendireceğiz bunu?
Verimlilik, kârlılık, rekabet, piyasa; arkadaşlar, bu 4 kelimeyi literatürden çıkarmazsak gerçekten millî güvenlik meselesi olarak sisteme bakmazsak kusura bakmayın, kimse çiftçiyi zorlayamaz. O kadar güzel örnekler var ki üretimde. 2002 yılında 2,3 milyon ton civarında mısır üretiyorduk; 8,5 milyon tona çıktık arkadaşlar. Kim yaptı bunu? Çiftçimiz. Neyle yaptı? Para kazandığı için yaptı, para kazandığı için yaptı. Bütün mesele, çiftçi üretimde kalabilecek, ektiği ürünün güvence altında olduğunu bilecek ve onun üzerinden bir hikâye örecek, bütün mesele bu. Siz buradan direkt su üzerinde böyle... Çok doğru bir anlayış iklim meselesi tamam ama arkadaşlar, bizi buraya getiren geriye dönük o sistemin yarattığı o mekanizmanın kodlarını doğru işaretleyip onları çıkaramazsak, aynı mantıkla gidersek... Yani sadece sizin için demiyorum, yarın gideceksiniz, kim gelirse gelsin, eğer başka bir bakış açısı, başka bir anlayış üzerinden bakmazsa olmaz arkadaşlar. O yüzden bu madde çok önemli, günlerce tartışılması gerekir, bütün kesimler tarafından tartışılması gerekir. Öyle dayatmayla bu iş olmaz çünkü çiftçi... Siz istediğiniz kadar desteklemeleri vermeyin, şu desteklemeleri verseniz ne olur, vermeseniz ne olur.
BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Teşekkür ederim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Başkanım, özür diliyorum, son bir tane örnek vereceğim. Ben çiftçiyim, Karacabey'de üretim yapıyorum. Değerli arkadaşlar, 2021 yılında 1 kilo armudu 1 lira 25 kuruşa ürettim, 1 lira 25 kuruş, her şeyi yazarız. 3,5 lira ile 4 lira arasında sattık; bakın, 1,25 lira; 3,5 lirayla 4 lira arası. 2022 yılında 4 lira 30 kuruş maliyet, satış 6,5 lira. Yapabilir miyim ben bu tarımı arkadaşlar? Yapabilir miyim? Yani kendinizi bir çiftçinin yerine koyun, mutlaka çiftçiler vardır burada. Elbette ekstrem durumlar oluyor, 800 kilo buğday alan çiftçi evet mutlu ama o çiftçinin karşısında 100 kilo buğday alan çiftçi var arkadaşlar. Kahramanmaraş'ın bir köyünde baraj yapılıp su gelmediği için 100 kilo buğday almış ve geçen sene 200 dönüm eken adam bu sene bıraktı, ekmiyor mesela. Ya, bütüncül bakmak lazım meseleye, bütüncül görmek lazım süreci. O yüzden çok önemli bir maddeyi konuşuyoruz, çok önemli bir kanun maddesini konuşuyoruz. Hepimize büyük sorumluluklar düşüyor. O yüzden bu maddenin kesinlikle bu kadar acele edilip geçmesini ve çiftçiyi sıkıntıya sokacak yeni sonuçlar doğurmasını engellemek için buna itirazımızı çok net bir şekilde söylüyoruz.