KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, sevgili bürokratlar; öncelikle 2 eğitimci arkadaşımızın hazırlamış olduğu bu kanun teklifine verdikleri emekler için teşekkür ediyorum.

Bizde gelenektir, önce olumlulukları söyleriz. 1'inci madde, 3'üncü madde ve 4'üncü maddenin kabul edilebilir ve olumlu yanları var. Hacı Ahmet Hocamız anlatırken geniş kesimlerle özellikle bu konuları tartıştıklarını ve meseleye en yakın "Özelikle üniversitelerin, üniversite öğrencilerinin, öğretim üyelerinin lehlerine ne yapabiliriz?" diye kafa yorduklarını söylüyorlar. Ben samimiyetlerini sorgulamak istemem ama çok açık hatırlatmak isterim. Komisyon üyelerimiz bilir, daha önce çok tartıştık, dedik ki: "Arkadaşlar, biz sadece Anayasa'ya aykırılık meselesini laf olsun diye söylemiyoruz; gerçek anlamda Anayasa'ya neden aykırı olduğunu, hangi maddelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu hukuksal dayanaklarıyla anlatıyoruz, ikna etmeye çalışıyoruz."

Şimdi, Hacı Ahmet Hocam anlatırken yine dedi: "Karşılıklı etkileşmeye açığız." Üç ayların başlangıcı, tabii ki dediğim dedik hiç kimsenin söylememesi lazım, ne bizim ne de teklifi getiren arkadaşlarımızın böyle bir talebin olmaması lazım. Burada biz ikna olmaya açığız ama kanun teklifini getiren arkadaşların da "Ben noktasına virgülüne dokundurtmam." anlayışını terk etmesi gerekiyor.

Şimdi, hepimiz biliriz, Adalet ve Kalkınma Partisi 2001 yılında kurulduğunda iktidara gelme vaadinin içerisinde "12 Eylülün ürünü olan yasalardan arındıracağız bu ülkeyi." dedi ve bunun başında da -söyledikleri- YÖK geliyordu. Ben hep 6 Kasımlarda, sendika genel başkanıyken de Kızılay Meydanı'nda eylemler yaptım "YÖK'e hayır." diye, üniversitedeki öğrenciler de yaptı çünkü üniversitenin hocalarından ve öğrencilerinden önemli bir kesimi de şöyle düşündü: "Adalet ve Kalkınma Partisi demokrasi vaadiyle geliyor, YÖK'ü de kaldıracağını söyledi, 12 Eylül yasalarıyla da hesaplaşacağını söyledi, yaşasın." Bazı arkadaşlar da "devrim" diye yazılar yazdı, sol gelenekten gelenlerin içinde de var bu yazıları yazan ama o zaman da şunu söyledik: "Ya, bunları söylüyorlar ama 12 Eylül yasalarıyla hesaplaşmak bir sisteme karşı mücadele geleneği olanların işidir, 12 Eylül yasalarıyla hesaplaşamazlar dolayısıyla YÖK'ü de kaldıramazlar." Şimdi, gülünçtür, YÖK'ün antidemokratik uygulamalarını bir kenara bıraktık, YÖK içerisindeki olumsuzlukları tartışıyoruz "Acaba YÖK bunu düzeltir mi, düzeltmez mi?" diye tartışıyoruz. YÖK'ün kendisinin zaten bize göre kalkması gerekiyor, "YÖK" diye bir uygulamanın, kurumun olmaması gerekiyor. Yerine bir başka şeyi hep beraber tartışabiliriz ama "12 Eylülün yasalarını kaldıracağız." vaadinizi size tekrar hatırlatmak isterim. Bu eski bir vaat ama iki yıl önceki tartışmamızı hatırlatmak istiyorum.

İki yıl önce burada, bu Komisyonda şu tartışmayı yaptık, dedik ki: "Siz nakit para uygulamasını Şehir Üniversitesinin kapısına kilit vurmak için yapıyorsunuz." Burada Adalet ve Kalkınma Partisinden Komisyon üyesi arkadaşlarımız da "Hayır." dediler ve bizi ikna etmeye çalıştılar, hatta YÖK Başkanı Sayın Yekta Saraç da öyle bir anlattı ki "Hakikaten bu söyledikleri doğru, parasını eğer öğrenciden alıyorsa kaptıkaçtı üniversiteler olmasın, parayı yatırsın, biraz canı yansın, işi düzgün yapsın." dedik. İki yıl önce bu geldi. Şimdi getirdiniz, diyorsunuz ki: "Ya, bu üniversitelerin nakit parayı buraya yatırması doğru değil." Bunu biz söylemiştik, bizim söylediklerimizi tek bir üniversitenin kapatılması için ısrarla yaptınız, bizim iki yıl önce söylediğimizi bugün getiriyorsunuz. Şimdi, siz de şöyle diyebilirsiniz: "İki yıl önce söylediğinize iki yıl sonra ikna olduk, o zaman niye karşı çıkıyorsunuz?" Karşı çıkmıyoruz, bu yapılabilir ama şunu görün: Bizim itirazlarımız Anayasa Mahkemesinden dönüyorsa demek ki bir bildiğimiz var. Anayasa Mahkemesi üyeleri, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanan ve çoğunluğu da Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanan üyeler. O üyelerin verdiği bir karar var yani bizim Anayasa'ya aykırı dediğimiz konularda o üyeler karar veriyor, diyor ki: "Bunlar Anayasa'ya aykırı."

Şimdi, Sayın YÖK Başkanı dedi ki: "Yönetmelikte belirlenmişti." Biz de onu dedik zaten, "Yönetmelikte bunları belirleyemezsiniz, bunun yasal dayanakları olması lazım. Bu dayanaklar olurken de öğrenciyi, öğretimini düşünmemiz gerekir, bunlar böyle olmazsa olmaz." dedik. Şimdi de diyoruz ki: İçerisinde maddeleştirdiğiniz -yani elektronik sigarayı da öğrenmişsiniz, elektronik sigarayı dahi işin içine dâhil etmişsiniz- üniversite öğrencisinin sigara içip içmeyeceğine kadar da karışan bir düzenlemeyi getiriyorsunuz.

Şimdi, biri getirdi, bir afiş astı; biri gitti mesela dedi ki "Yeter, söz milletin." diye bir afiş astı, bir öğrenci de geldi "Hayır, söz ve karar milletin." diye oraya kurşun kalemle yazdı. Bu öğrenci, sizin getirdiğiniz bu yönteme göre suç işlemiş sayılıyor çünkü afişi karalıyor ya da afişle ilgili farklı düşüncesini gündeme getiriyor.

Şimdi, burada, genel olarak baktığımızda birtakım maddelerde gerekçeleriniz yok. Bakın, üniversitelerin ad değişikliği konusunu daha önce tartıştık. Tartıştığımızda dediniz ki: "Topkapı adı daha çok biliniyor dolayısıyla bu ismi değiştirmekte ne var?" diye arkadaşlar da tartıştı. Şimdi, iki yıl önce bir üniversite kuruyorsunuz, adını koyuyorsunuz, iki yıl sonra Meclise geliyorsunuz, diyorsunuz ki: "Biz bir üniversite kurduk ama bu üniversitenin adını değiştiriyoruz." "Neden değiştiriyorsunuz?" diye sorduğumuzda bunun gerekçesini ne kanun teklifini getiren arkadaşlarımız izah ediyor ne de kanun teklifinde böyle bir gerekçe yok. Şimdi, burada, eğer sağlıklı bir kanun yapacaksak bunun gerekçelerini anlatın, biz de ikna olalım. Çok açık ve net şöyle şeyler var: Bazı üniversitelerin adı olumsuzluğa erişmiş, bundan dolayı adını değiştirip kendi yoluna devam etmek istiyor. Bunu, bu açıklığıyla anlatmalı; YÖK de bu konuda, bize bu üniversitelerle ilgili açıklayıcı bilgiyi vermek durumunda. Onu maddelere geldiğimizde ayrıca konuşacağım ama esası, gerekçelendirmeden bir kanun teklifinin getirilmesi gerçekten anlaşılabilir bir şey değil.

Şimdi, 4'üncü maddeye dedik ki: Olumlu. Hakikaten olumlu yanları var ama eksik yanları var. Şöyle mi yapacağız: Biz olumluluklarını anlatıyoruz ve kabul ediyoruz; peki, olumsuzlukları ve eklenmesi gerekenleri anlattığımızda bunu siz kucaklayacak mısınız, içerecek misiniz? Bu önemli. 50/(d)'yle ilgili yapılan düzenleme, 33/(a)'ya geçiyor. Bakın, burada temel bir problem var: Kazanılmış haklarıyla birlikte geçmesi gerekiyor bunların. Kazanılmış haklarıyla geçmediklerinde nereye denk geliyor biliyor musunuz? 33/(a)'da çalışanların bir kısmı 4'üncü dereceye kadar iniyor. Niye 4'üncü dereceye kadar iniyor da daha sonra daha üst derecelere çıkamıyor? Bakın, araştırma görevlileri en fazla 4'üncü dereceye kadar ilerleyebilmektedir. Akademik personelin kadrolarını düzenleyen 2/9/1983 tarihli 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'deki araştırma görevlisi kadrolarının tamamının derece aralığının 4 ile 7 arasındadır, araştırma görevlilerinin yükselebilecekleri kadro bulunmadığı gerekçesiyle dereceleri yükseltilmemektedir. Lisans, yüksek lisans, doktora düzeyinde eğitim almış bu kişilerin derece, kademe ilerlemesi sorununun çözülmesi gerekmiyor mu? 4'üncü derecenin 3'üncü kademesine geliyorsunuz, daha sonra ne olması gerekiyor? 3'üncü derecenin 1'inci kademesine inmeniz gerekiyor ama burada ne oluyor? 4'üncü derecenin 4'üncü, 4'üncü derecenin 5'inci kademesi, 6'ncı, 7'nci, 9'a kadar gidiyor. Şimdi, bunu görüyoruz. Peki, bu kadar ayrıntılı bir çalışma yaptınız, bu çalışmanın içerisine bu konuda bir düzenlemeyi neden yapmıyorsunuz? Şöyle denilebilir: "Ya, 1983'teki yasayı zaten Yıldırım Hoca sen de okudun ama şimdi de diyorsun ki 'Bu yasayı kaldıralım.'" Çünkü siz iki yıl önce yaptığımız yasayı değiştiriyorsunuz, 1983'teki yani 12 Eylül ürünü olan bir yasayı değiştirmeme konusunda neden ısrar ediyorsunuz? Bunu çok anlayabilmiş değilim.

Şimdi, Sayın Komisyon Başkanımız bir açıklama yaptı, dedi ki: "Eğer 2018 ve öncesi şu anda çalışmıyor ve maaş almıyorsa onları açıktan atama boyutuna getiremezsiniz." Şimdi, hukuki bir tartışmadan bahsediyor. Bakın, Parlamento öyle torba yasalarla karşılaştı ki -çuvalların içine koyuyorsunuz- onlarca af getirildi. Şimdi, bu konularda eğer niyetimiz bu sorunu çözmekse bu konuda da bir teklif getirilebilir, bu yapılabilir. Bu maddeye, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu'nun 7'nci maddesine ek bir fıkra eklenebilir. Mesela ne diyebiliriz? Diğer şartları taşımakla birlikte, üst derecede aynı unvanla boş bir kadro bulunmadığı için derece yükselmesi yapamayan öğretim elemanlarının kazanılmış hak aylıkları, öğrenim durumları itibarıyla yükselebilecekleri dereceyi aşmamak şartıyla işgal etmekte oldukları kadroların üst derecelerine yükselebilir mi? Yükselebilir. Böyle bir öneriyi reddetmenin hiçbir haklı gerekçesi olmaz. YÖK Başkanı gitti, YÖK üzerinde şöyle bir tartışma yaşanıyor: YÖK'ün hukuksal zemini, üniversiteleri zapturapt altına alması, üniversitelerde ciddi sorunlar yaratması, bunları ayrıca tartışırız ama YÖK'ün, Lizbon Sözleşmesi'ne göre denklik konusunda çok ciddi ayrımcılık yaptığı konusunda somut bilgiler var. "Ben gittim bir üniversiteye, aynı fakültede, aynı sınıfta okuduğum arkadaşım geldi, o göreve başladı, denkliği kabul edildi, aynı koşulda olmamıza rağmen benim denkliğim kabul edilmedi." diyen öğrenciler var, mahkeme kararı almış olan öğrenciler var. Bunların uygulanmadığı aşikâr. Şimdi, YÖK eğer bu konularda kanun teklifi hazırlayan milletvekili arkadaşlarımızdan şöyle bir talepte bulunsaydı "Ya, bizim bir de denklik sorunumuz var. Bu denklik sorununa ilişkin bir düzenlemeyi de Meclise getirirseniz bizim açımızdan yararlı olur." deseydi imza sahibi arkadaşlarımızın, ne Sayın Bakanımızın ne de Hacı Ahmet Hocamın buna itiraz edeceğini hiç düşünmüyorum çünkü onlar, hele hele üç ayların başında öğrencileri mağdur etmek diye bir haksızlığa imza atmazlar. Ben onları biliyorum, onların yüreği de buna el vermez ama belli ki YÖK bu konuda bir talepte bulunmamış. O zaman YÖK'ün talepte bulunmamasını bir kenara bırakalım, biz talepte bulunalım. 50/(d)'deki yaşanan sorunu, 33/(a)'ya geçerken yaşanacak sorunları ve 33/(a)'da yaşanan sorunları burada tartışalım, el birliğiyle düzenleyelim; bir, bunu yapalım.

İki: Denklik konusunda yaşanan sorunlara ilişkin ek bir madde getirin, bunu da el birliğiyle netleştirelim. Eğer bunları yaparsak, bunları yaptığımızda, inanın, hepimiz hayır duaları alacağız; tabii, hayır duası almak istiyorsak bunları yapacağız.

Daha önce tartıştığımız ama bir türlü kabul ettiremediğimiz bir olay daha var. Beş yıl içerisinde, tıp fakültesi olan üniversitelerin hastane açma zorunluluğu var. Şimdi, buna ilişkin neden bir düzenleme yok? Neden bunu YÖK takip etmiyor? YÖK bize şunu söyleyebilir mi: "Bünyesinde tıp fakültesi olan ama beş yılı doldurmuş olmasına rağmen koşulları yerine getirmeyen şu üniversitelere şu yaptırımları uyguladık." diyebilecek mi? YÖK buna çok açık, net yanıt vermek durumunda. Eğer biz burada bu sorulara yanıt üretmezsek inanın, birçok şeyin üstesinden gelemeyiz.

Ben sorunları birlikte tartıştığımızda, maddeler üzerinde tartışmaları yaptığımızda birçok konunun açıklığa kavuşacağını düşünüyorum. Özellikle 2'nci madde konusunda arkadaşlarımız çok net şeyler söyledi, bu madde geldiğinde üzerinde de çok sayıda arkadaşımız daha da konuşacak muhtemelen.

5'inci madde konusu, imza sahibi arkadaşlara çağrımdır. Lütfen, bu konunun gerekçelerini bize açıklayın. Eğer gerekçelerini açıklamazsanız ne yaşanır? Bakın, şu soruları sormak isterim: Sahte diploma üretimi var mıdır? Yatay geçiş için sahte belge üretimi var mıdır? Rektör aracının klonlanmış kırmızı plakası var mıdır? 2019-2020 yıllarında sahte fatura üretimi, ihale yolsuzlukları, yasa dışı para transferleri, ödenmeyen milyonlarca lira borç için icra takipleri, öğrenci gelirlerinin başka hesaplara aktarılması gibi belgeler, ifadeler, kayıtlar olan bir üniversite ad değişikliğiyle karşımıza geliyor mu, gelmiyor mu? Bu üniversitenin adını burada vermek istemiyorum ama YÖK Başkanı hangi üniversiteden bahsettiğimi bilir; yanıtını, kanun teklifinin altında imzası olan hocalarıma bu açıklamayı yapmalılar, Komisyonumuza da yapmalılar. Çünkü bazı üniversitelerin ad değişikliği teklifi keyfî bir değişiklik değildir. Bilirsiniz, hepimiz adı bilinen ortaokulda, adı bilinen ilkokulda, adı bilinen lisede, adı bilinen üniversitede okumanın kıvancını yaşarız. Bu ad üç yılda bir, dört yılda bir değiştiriliyorsa bu üniversiteler kimlik kazanamazlar. Bu üniversitelerin kimlik kazanmaması, öğrencinin de mezunların da kimlik kazanmamasına neden olur. Bunların tümüne dikkat etmek zorundayız.

Sayın Başkanım, aynı ilin milletvekiliyiz, Ankara Lisesini bilirsiniz, Ankara Kız Lisesi. Hepinizin dikkatini çekmiştir, geçenlerde orada, bir televizyon kanalında bir haber yapıldı. Benim huyum şudur: Olayı yerinde incelemeden bir açıklama yapmam. Açıklama yapıldığında Ankara Lisesine gittim, dedim ki: "Acaba burada açıklanan durum aynı mıdır?" Orada öğretmenleri, öğrencileri, idarecileri tek tek gördüm. Televizyona gönderilen haber eksik ve yanlış; döndüm ben, bunu televizyoncuyla da konuştum, dedim ki: "1923 yılında kurulan Kız Lisesinin yıkılıyor olduğunu size anlatmışlar, bunlar gerçekçi değil; gerçekçi olan tablo şudur." diye yerinde incelemeyi yaptım, döndüm. Niye? Çünkü bundan yetmiş yıl önce Kız Lisesinden mezun olan konuyu biliyor ama on yıl önce Kız Lisesinden mezun olan meseleyi bilmiyor. Şimdi burada tarihî bir süreç var. Biz tarihî süreçleri sekteye uğratırsak bu işleri çözemeyiz. Gelin, hep birlikte bu üniversitelerin ad değişikliğinin gerekçelerini imza sahibi arkadaşlarımız yazılı ya da sözlü bize anlatsınlar. Eğer yazılı ve sözlü bilgi gelmemişse, YÖK Başkanı bu üniversitelerle ilgili bir bilgi sahibiyse bize açıklasın; açıklamadan burada hiçbir arkadaşım el kaldırmasın, el kaldırırsa onlar da farkında olmadan bir yanlışa oy vermiş olurlar; onların da vicdanını sızlatmayalım diyorum.

Maddeler üzerinde görüşlerimi ayrıca açıklayacağım. Şimdilik...

Hacı Ahmet Hocam, siz yoktunuz, şöyle dedim: Ben sizi anlayıp olumluluklarınızı anlattım; 1'inci madde, 3'üncü madde, 4'üncü madde, eksiği olmasına rağmen olumlulukları anlattım ama bizim de sizi ikna etmemiz için somut delillere dayalı düşüncelerimizi söyledik. Şöyle bir inat içinde -2'niz de hocasınız çünkü- olmayacağınızı biliyorum: "Noktasına virgülüne dokundurmam ha, dokundurmam." demeyeceğinizi biliyorum. Sadece noktayla virgülle kalmayın; bizim daha önce söylediklerimiz Anayasa Mahkemesi tarafından da size bir ders olarak anlatıldı. Gelin, bizim hassasiyetimizi kişisel bir hassasiyet ya da siyasi bir hassasiyet olarak düşünmeyin; Cumhuriyet Halk Partisi bu ülke için doğru bildiği her şeyi sonuna kadar savunur. Sizin imza atmış olmanız bizi incitmez; siz doğru bir şey getirdiğinizde bunun altına özgürce imzamızı atarız, yeter ki doğruları hep beraber yapalım.