KOMİSYON KONUŞMASI

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, çok Değerli Grup Başkan Vekilleri, değerli teklif sahipleri; tabii, bir seçimin eşiğinde -14 Mayıs belli oldu ki dünkü açıklamalardan- 14 Mayısta sandık inşallah milletin önüne gelecek, inşallah millet bir kere daha -siz de söylüyorsunuz, biz de söylüyoruz- "Yeter, söz milletin." diyecek. "Yeter, söz, milletin." sözü iktidara, iktidardakine karşı milletin söyleyeceği sözdür. Takdiriilahi, zaman dönüyor ve bugün "Yeter, söz milletin." sözü yirmi yıldır Türkiye'de hak ve özgürlükleri yok eden ve Türkiye'de çok ciddi problemlerin bizce temel kaynağı gördüğümüz iktidara milletin diyeceği gün olacak.

Değerli arkadaşlar, niye böyle bir giriş yaptım? Tam da seçime yüz on dört veya yüz on beş gün var sayarsanız, yüz on beş gün kala bir Anayasa değişikliği konusunu getirdik. Aslında bu meselenin nasıl çıktığını daha önceki hatip arkadaşlarımız anlattılar -her partiden- nereden buraya geldiğimizi. Yirmi yıldır -2002- yirmi bir yıldır iktidarda olan AK PARTİ bu dönem içerisinde 2010 yılında bir Anayasa değişikliği yaptı, hem de referanduma gitti, 2016 yılında bir başka Anayasa değişikliği daha yaptık ve şimdi yine böyle bir süreçte bunların hiçbirinde bu konudaki sorunu; başörtüsü ya da kılık kıyafet özgürlüğü ya da 41'inci maddedeki ailenin korunmasına ilişkin getirilen bu 2 maddeyle ilgili düzenlemeyi yapma ihtiyacı duymadı. Hatta, Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, konuşmalarının birçok yerinde "Bu meseleyi Allah'a şükür ki biz çözdük. Bu mesele bitti, çözüldü." dediler, bunları da biliyoruz. Şimdi, çözülen bir meseleyle ilgili Anayasa değişikliğini konuşuyoruz. Ha, şimdi siz de "Ee, canım siz sebep oldunuz, kanun değişikliğini siz getirdiniz, biz de madem öyle Anayasa değişikliği yapalım." dedik diyeceksiniz. Değerli arkadaşlar, bu meselenin hikâyesi çok anlatıldı, belli ki çok da anlatılmak isteniyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Biz çok az anlattığımızı düşünüyoruz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yani bu meseleyi Anayasa değişikliğiyle çözmek yerine bu konuda, kılık kıyafet özgürlüğü konusunda esaslı bir ihtilaf olmamasına rağmen bu meselenin ısrarla ve ısrarla hatırlatılıp anlatılması ihtiyacı var demek ki iktidarda. Yirmi bir yıllık bir iktidar pratiğinden sonra sandıkta seçimi kaybetme riski ve ihtimali üzerinden yeni bir siyaset mühendisliği hesabı olarak bu mesele gündemimize geldi. Ha, şimdi biz niye getirdik? Yasa değişikliğini Sayın Genel Başkanımız niye gündeme getirdi? Önce şunu hatırlayalım: Evet, AK PARTİ iktidarında bu meselenin çözülmesiyle ilgili önemli adımlar atılmıştır. Teşekkür ediyoruz bu adımları atanlara. Türkiye'de bu problemlerin yaratılması siyasetin önemli bir problemidir, siyasetten öte, iktidar pratiğinin önemli bir problemidir. Helalleşme meselesine geleceğim, helalleşme, zulüm kisvesini giyen iktidarın kendisiyle yüzleşme çağrısıdır; hangi partinin iktidarı olursa olsun, hangi dönemin iktidarı olursa olsun zulüm kisvesini giyen iktidara karşı bir yeni iktidarın hoşgörü elbisesini, hırkasını giyeceğinin ilanıdır, onu konuşacağız. Ha, buradaki mesele şu: Bakın, değerli arkadaşlar, bu meselede herkesin hakkını teslim edelim; herkesin hatası olmuştur, herkesin katkısı olmuştur. Biraz önce anlatıldı, polemik meselesi yapacaksak polemiğe girme niyetimiz yoktu ama görüyorum ki sunum kısımlarında polemik isteği ve ihtiyacı hissediliyor. Bakın, burada bu meselenin çözümü konusunda Sayın Genel Başkanın katkısını vicdan sahibi herkes bilir, kabul eder ve teslim eder. Özellikle yükseköğretim kurumlarına öğrencilerin girememesi konusunda, Sayın Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduktan sonra, 2008'den sonra, 2010'da Genel Başkan olduktan sonra, yükseköğretim kurumlarına giremeyen başörtülü öğrencilerle ilgili dönemin YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ı arayıp "Ya, neden öğrencileri üniversitelere almıyorsunuz?" dediğinde, YÖK Başkanının "Siz itiraz ediyorsunuz." dediği bilinir, biliniyor, herkes biliyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Neden acaba?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Genel Başkan da "Hayır, bizim bir itirazımız yoktur." der. "O zaman yarın alınmasını serbest bırakıyorum, talimat vereceğim." diyen Yusuf Ziya Özcan'dır. O hayatta, bunun şahidi Sayın Abdullah Gül'dür.

Şimdi, bütün bu meselelerde Türkiye Büyük Millet Meclisinde başörtülü milletvekilinin yemin ettirilmemesi konusu konuşuluyor. Bunu hatırlıyorsunuz da Sayın Genel Başkanımızın Genel Başkan olduğu dönemden itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinde -2011, 2015, ondan sonra- bu başörtüsü meselesine Cumhuriyet Halk Partisinin tutumunu, pozitif tutumunu, olumlu tutumunu, destekleyici tutumunu, çözücü tutumunu niye teslim etmiyoruz? Edemeyiz, edemezsiniz. Niye? Çünkü teslim ederseniz polemik alanı kapanıyor. Buradan bir polemik alanı yaratmanız lazım. Kurguyu nasıl yapacaksınız? "Biz başörtüsü hakkını savunuyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi başörtüsünü yasaklayan parti." Bundan çok ekmek yediniz ne yazık ki maalesef. Maalesef bizim de hatamız var, ekmek yemenize sebep olduk. Çok ekmek yediniz ama bundan sonra bu işten ekmek yeme yok. 2010 yılından bu yana bu işten ekmek yeme imkânınız olmayacağını gösterdik, gösteriyoruz ve bugüne kadar pratiğimizde de bunu gösterdik. Başörtüsü meselesi bugün yasa değişikliğine de ihtiyaç duymadan, Anayasa değişikliğine de ihtiyaç duymadan çözülmüş bir meseledir mevcut mevzuat içerisinde. Bunu Sayın Genel Başkanımız da söyledi, biz de söylüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı da söyledi -biz kanun teklifini verdikten sonra da söyledi- Sayın Meral Akşener de söyledi. Siyasette bu meselenin bugün çözüldüğü konusunda bir mutabakat var arkadaşlar, burada bir tereddüt yok.

Peki, o zaman kanun teklifini niye getirdiniz? Ha, bu izaha muhtaç, bunu söylememiz lazım. Niye getirdiniz kanun teklifini? Değerli arkadaşlar, bir şeyleri hatırlayalım; dedim ya, buradan bir ekmek yeme beklentisi var ve ısrarla Sayın Cumhurbaşkanının birçok...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Böyle bir şey yok.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Arkadaşlar, bir susun ya. Bakın, Özlem Hanım, hiç müdahale etmedim, zerrece müdahale etmedim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ufak ufak vardı.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Cumhurbaşkanının ısrarla yaptığı konuşmalarda şunu daha yakın tarihte, bu kanun teklifi verilmeden önce söylediğini çok iyi biliyoruz; girin Google'a, tek tek bunların size dökümünü verir. Ne dedi? "Biz gidersek haklarınızı kaybedeceksiniz. Bu haklarınızı size biz kazandırdık. Allah muhafaza, AK PARTİ iktidarı giderse bu hakları kaybedersiniz." Şimdi, AK PARTİ yirmi yıldır böyle bir dil kullanmıyordu, yirmi yıl sonra kullanmaya başladı. Niye? Gitme tehlikesini görmeye başladı. Hani "Müflis tacir eski defterleri karıştırırmış." denir ya, şimdi, müflis, iflas etmiş bir iktidar, ayakta kalabilmek için eski defterleri, eski tartışmaları yeniden canlandırma ihtiyacı hissetti. Bu yetmedi. Bu, sadece bir siyasetçinin, bir Genel Başkanın, Cumhurbaşkanı sıfatı da olsa AK PARTİ Genel Başkanının ifadeleri olsa "Sadece siyasi polemik olarak yürüyor." dersiniz. Bu, belli ki bir kampanya hazırlığı. Nereden belli? İlahiyatçılar konuşturuldu arkadaşlar; iktidara yakın ilahiyatçılar, bir dönem muhafazakâr kesimin saygıyla takip ettiği ilahiyatçılara bu konuda neredeyse fetva verdirildi bu haklarla ilgili. Yani mesele ilahiyatçıların bile devreye sokulduğu... "Aman iktidar gitmesin, gerekirse, günah bile olsa buraya destek verin." denecek sözler söyletildi. Belli ki bir kampanya hazırlığı var. Bu, ikinci ayağı.

Üçüncü ayak da şu: Siz de görüyorsunuz, millet takdirle izliyor, siz tereddüt ve korkuyla, endişeyle izliyorsunuz -iktidar- Sayın Genel Başkanımızın helalleşme ve benzeri çıkışlarıyla muhafazakâr kesimde duyulan rezervler, Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili o var olduğu sanılan bariyerler, duvarlar çatlamaya, yıkılmaya başladı. Kucaklaşıyoruz, toplumun her kesimiyle endişeleri ortadan kaldırarak kucaklaşıyoruz. Ama bir şey var, tabii, biraz önce Özlem Hanım anlattı, uzun uzun bir tarih anlattı, bunlar yaşandı. Yaşanmadı mı? Bu yaşanan tarihin içerisinde bugünkü -iktidar ortağınızın, öyle diyorum- koalisyon ortağınızın da payı var biraz önce konuşuldu, yaşandı. Dolayısıyla, biraz önce söylediğim iki mesele, Sayın Cumhurbaşkanının sözleri, ilahiyatçıların bile devreye sokulması ve uzun zaman tecrübe edilen, yaşanan bu sıkıntılar, aslında, AK PARTİ iktidarından, AK PARTİ'den gönül bağını koparmış ama henüz bir gönül yolu bulamamış kesimlerde endişeler yarattı "Ya, acaba gerçek mi? Acaba gerçekten bir iktidar değişikliği olursa biz bu haklarımızı yeniden kaybedebilir miyiz?" diye. Aslında, böyle bir endişeye mahal yok, bu siyaset ikliminin normalleşmesiyle çözülecek bir iş ama bu endişe oldu. Sayın Genel Başkan da çok haklı olarak bu endişeyi gidermeye dönük, olması gerekeni yaptı, bir kanun teklifi verdi yani dedi ki: "İktidar değişikliğinden endişe etmeyin, aslında bu mesele çözüldü ama belli ki siyaset kurumu, iktidardaki siyaset, saray siyaseti bunu hâlâ elverişli malzeme olarak kullanma çabası içerisinde. Sizin bizimle ilgili bir endişeniz varsa, bakın, yazılı belgeyle, kanun teklifiyle geliyoruz." Bu kadar. "Bu turnusol kâğıdıdır." dedi. Samimiyet testi. Aslında, bu işler çok kolaydı, bu tartışmaya hiç gerek yoktu. Ne yapacaktık? Diyecektiniz ki "O kanun teklifi eksik." Hani biraz önce teklif sahibi Sayın Grup Başkan Vekili arkadaşımız, "Milletvekillerimiz anlatacak o kanun teklifini." dedi, belli ki o kanun teklifi üzerinden bir tartışmanın uzatılması isteniyor. Çok kolaydı, hani siz bize diyorsunuz: "Ya, Anayasa teklifimizde bir eksiklik varsa gelin, değiştirelim, düzeltelim." Gelin, kanun teklifini de değiştirseydik, çok kolaydı. Ne vardı yani indiriverseydik, her şeyi bir an önce indiriyoruz, komisyonlarda öne çekiyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Kanunla niye olmayacağını anlattık arkadaşlar.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Müsaade edin, Özlem Hanım, ben bitireyim.

Yani yapıverseydik...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Kanunla olmayacağını anlattık.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Siz sonra gene cevap verirsiniz.

Yapıverseydiniz, getiriverseydiniz; ha, olmadı, olmadı arkadaşlar. Bakın, bu kanun teklifinde 3 sayfa gerekçe var, değil mi? Anayasa değişiklik teklifinde 3 sayfa gerekçe var, bence boşuna uğraşmışsınız. Bu 3 sayfa gerekçeyi kaldırın, iki cümle yazın buraya: "Gerekçe: Gollük pas." Bu kanun teklifinin gerekçesi gollük pastır. Bu kanun teklifi, gol atma kanun teklifidir yani yıllardır... Biraz önce anlattığınızda ben duygulandım Özlem Hanım, yaşananlar anlatıldığında samimiyetle duygulandım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Allah razı olsun, önemsiyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Samimiyetle duygulandım ama böyle bir meseleyi muhalefet partisi getirdiğinde ilk tepki önemlidir arkadaşlar. Ağızdan çıkan ilk söz önemlidir çünkü ağızdan çıkan ilk söz, yürekten çıkan ilk sözdür, içinizdeki ilk sözdür, hesap edilmemiş sözdür, planlanmamış sözdür, "Ne getirir, ne götürür?" diye düşünmeden en doğal, en yalın düşüncenizdir. Sayın Cumhurbaşkanı...

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Fotoğraf yok arkadaşlar.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bir dakika, benim danışmanım, benim için çekiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Milletvekili yapsın ama danışmanlar...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Benim danışmanım. Ben mi çekeyim kendimi? Benim için çekiyor, öyle şey olur mu Sayın Başkanım?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Demin Erhan Bey, müdahale ettiler.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır, hayır, gazeteci değil; benim danışmanım, beni çekiyor.

ERHAN USTA (Samsun) - Hayır, memur çekiyordu. Memur çekebilir mi?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Hayır, haberciydi o.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Benim danışmanım, Meclisin resmî danışmanı.

ERHAN USTA (Samsun) - Haberciyse problem yok.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Haberciydi, demin Erhan Bey müdahale

etti.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Haberci değil, benim danışmanım diyorum.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Diyorum ki bir öncesinde haberciye müdahale ettirdi; bana söyledi, ben de müdahale ettim, onu durdurdum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Neyse, benim danışmanım yani şu anda.

ERHAN USTA (Samsun) - Milletvekili bunu çekebilir, biz de Plan ve Bütçede bunu yapıyorduk.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Benim için bir mahzuru yok yani.

ERHAN USTA (Samsun) - Kamu görevlisi memur, hatta orada STK temsilcisi yazıyor, ondan...

MURAT EMİR (Ankara) - Aleni bir şey yapıyoruz Sayın Başkan.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Başkan, basın var, her şey var, benim danışmanım beni çekiyor, lütfen yani şu işin vahametini bozmadan devam edelim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun Başkanım.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bakın, arkadaşlar, şimdi bu meselede biraz önce de dedim, benim ve vicdan sahibi herkesin dinlediğinde gerçekten duygulanacağı hikâyeler; çok daha fazlasını dinleyebiliriz, başka yerlerde başka çok daha fazla hikâyeler de dinleyebiliriz ama acıları yarıştırmak doğru değil. Başı açığın acılı hikâyesini de dinleriz, başı örtülünün de. Bugüne kadar bu meseleler yaşandıysa ne yazık ki bu bizim ortak ayıbımızdır, onu yarıştırmak gibi bir derdim yok ama böylesine bir mesele ortaya atıldığında ilk tepki şunu beklerdik: "Ya, kanun teklifi vermişsiniz, gelin ama bunu düzgün, derli toplu bir yere..." Eksik verdiniz, düzeltelim. Gollük pas "Bu mesele benim için bir oyun alanıdır." demektir. Her iki kelime de futbol oyunundan alınmış kelime. Bu benim için bir hak problemi değildir, bir oyun problemidir. Futbol oyununda takımlar vardır, iki takım; biri yenecek, öbürü yenilecek, bilirsiniz. Ha, "gollük pas" dediğimizde...

RECEP ÖZEL (Isparta) - Berabere de kalır ya.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, bir saniye Recep Bey.

"Gollük pas" dediğimizde bu bir rekabet alanıdır, bu bir oyundur. Ben yirmi yıl bunun ekmeğini yedim, bugün bunun ekmeğini size yedirmem, şimdi hadi bakalım el yükseltelim; mesele budur, geri kalan lafügüzaf.

Şimdi, peki, geldi kanun teklifi, anayasa değişiklik teklifi geldi. Bu tartışma, bir kere kılık kıyafet özgürlüğü meselesidir; başörtüsü kılık kıyafet özgürlüğünün bir parçasıdır. Bizim verdiğimiz kanun teklifi de kılık kıyafet özgürlüğü çerçevesindedir. Bugüne kadarki hâkim müesses nizam açısından en çok başörtüsü üzerinden kılık kıyafet özgürlüğü tartışıldığından başörtüsüyle ilgili hak ihlali meseleleri, öyle hikâyeler zengindir. Ama AK PARTİ iktidarının yirmi bir yıllık iktidarından sonra, bırakın parti devleti, devlet partisi olmayı, her şeyiyle devletle partinin bütünleştiği, devletle özdeşleşip "devlet benim" dendiği bir dönemde, artık sadece başı örtülü olanlar değil, başı açık olanların ya da başörtüsünün ötesinde kılık kıyafetiyle ilgili kendi penceresinden güvence bekleyen başka kesimler ortaya çıkmaya başladı. Dolayısıyla, bu mesele, özünde bir kılık kıyafet, hak meselesidir. Bu mesele, Anayasa'nın evrensel olarak hakları düzenleyen hükümlerinde zaten düzenlenmiştir, Anayasa değişikliğine gerek yoktur. Şimdi, hemen itiraz edeceksiniz, ben kendi kendime edeyim itirazı: "E, peki, gerek yoktuysa, 2008 yılında biz kanunu değiştirdik, siz de Anayasa Mahkemesine gittiniz. Anayasa değişikliğine rağmen Anayasa Mahkemesi ihlal kararı verdi."

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bülent Bey, o zaman yasaklar devam ediyordu.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Şimdi, dinleyin, arkadaşlar...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Yasaklar devam ediyordu.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır, hayır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sordunuz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Siz bize "Anayasa meselesi değilse, Anayasa Mahkemesi niye iptal etti o zaman?" diyeceksiniz, ben sizin yerinize soruyorum soruyu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hayır, hayır; yasaklar devam ediyordu.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Şimdi, Özlem Hanım, başka sorunuz varsa sorarsınız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya, bir saniye...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Şimdi, ya bir durun Allah'ınızı severseniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya, bir saniye...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, ben gazı almışım gidiyorum, dur, frene basma, ara verdirme, es yaptırma.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya, frenlemek bu kadar kolay mı...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, dur, ne güzel, bak, şiir gibi akıyor, bak şiir gibi. Onun için durun, iyi şey çıkar buradan, güzel iş çıkar.

MURAT EMİR (Ankara) - Rahatsız oldular Sayın Başkanım konuşmanızdan, rahatsız oldular.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Güzel iş çıkar buradan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Özlem Hanım "Burada soruları ben sorarım." diyor. Bu nasıl özgürlük?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Şimdi...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bülent Bey, soru sorduğunuz için cevap vermek istedim.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yok, soru sormuyorum, bu hitabet üslubudur, soru değil. Soruyu sorarım, bırakırım; bu, hitabet üslubudur, bunu en iyi siz bilirsiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ben de cevap vermek istiyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - En iyi siz bilirsiniz, sizin konuşmanızın içerisinde en az 20 tane soru tarzlı hitabet vardır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Var, var; doğru.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Evet.

Şimdi, arkadaşlar, tabii buradaki mesele... Şunu diyeceksiniz: "2008 yılında Anayasa değişikliği sorunu yoksa siz gittiniz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa Mahkemesine ve Anayasa Mahkemesi iptal etti." Evet, keşke gitmeseydik. Var mı ötesi?

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bravo!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ha, bakın, keşke gitmeseydik, gitmenin ötesinde... İşte, bu tutumlar size hak etmediğiniz on iki yıllık daha ilave iktidar verdi, ne yazık ki hak etmediğiniz on iki... Yani kullandığınız, tepindiğiniz bu mağduriyet...

(Uğultular)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, bir durun arkadaşlar.

Şimdi, rahatsızlık nerede? Rahatsızlık, biz artık bu malzemeyi vermiyoruz yani bir başka tabloda o yüzden huzursuzsunuz.

Ha, şimdi, hukukçu olarak gelelim işin teknik yanına, Anayasa Mahkemesi.... Peki, Anayasa'da iptal için imkân yoksa Anayasa Mahkemesi bunu nasıl iptal etti? Ya, şimdi, anayasa uygulayıcılarla ilgili problem var. Mesela, Anayasa'da "Basın özgür." diyoruz, Anayasa'da "Basın özgür." dememize rağmen basın özgürlüğünü sınırlayan birçok düzenleme var, birçok uygulama var. Basın özgür mü? Anayasa'da "Yargıya müdahale edilemez." diyoruz, daha Ekrem İmamoğlu kararı meydanda, yargıyla ilgili kararlar meydanda, hâkimlerin üzerindeki baskı meydanda; bu, uygulamayla ilgili sorundur, Anayasa'nın varlığıyla ilgili sorun değil. Uygulama siyaset atmosferiyle ilgili bir şeydir. Türkiye'de yapmamız gereken şey Anayasa'yı değiştirmek değil, siyaset atmosferini değiştirmek. E, biz tam da bunu yapıyorduk, tam da buna uygun katkı sağlıyorduk. Bu meselelerin, hak meselelerin siyasetin malzemesi yapılmaması için bir siyaset ortamı yaratıyoruz. Kanun teklifi de bunun tam da göbeğindeki, ortasındaki, merkezindeki bir adımdır, dilimizde bunun merkezindeki bir adımdır, helalleşme de bunun merkezindeki bir adımdır Kanun teklifinden nasıl rahatsız olduysanız "helalleşme" sözünden de öyle rahatsız oldunuz. Yani hemen bir samimiyet tartışması başladı Sayın Genel Başkan helalleşmeyi söyler söylemez.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu kanun teklifinden, bu meseleden nasıl korkuyorsanız, bu meselenin elinizden alınmasından, helalleşme söyleminden de aynı güçte ve etkide korkuyorsunuz, çekiniyorsunuz. Bakın, çok net söylüyorum helalleşme Cumhuriyet Halk Partisinin bir şahsi meselesinin ötesindedir. Bugün, yıllardır iktidar elbisesini giyen iktidar olduktan sonra ne yazık ki zulüm hırkasını da giyiyor, böyle bir gelenek var. Şimdi de sizin üzerinizde o zulüm hırkası iktidar hırkasıyla beraber ve şimdi helalleşme kimin döneminde olursa olsun, hangi zamanda olursa olsun, iktidar hırkasını giyenlerin zulüm hırkası değil hoşgörü hırkası giyerek eskiden zulüm hırkasıyla yapılanlarla yüzleşmesidir. Helalleşmenin özü budur tarif edelim diyorsanız. Helalleşmenin özü yıllarca zulüm hırkası giyen iktidarların uygulamalarına karşı yeni bir iktidar döneminde iktidarın hoşgörü hırkası giyip eskiyle yüzleşmesidir, bu acıları artık tamir etmesidir. Şimdi, bundan da rahatsız oldunuz aynı bu mesele gibi.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada bir şeyi merak ediyorum, gollük pası anlattım tekrar oraya dönmeyeceğim; bu nasıl görüldüğünün en çarpıcı özeti ve tarihe, bu Anayasa değişikliği, "başörtüsü tartışması" olarak geçmeyecek, "gollük pas hesabı" diye geçecek ama biz ne pas verme düşüncesindeydik ne de gol atma düşüncesindeyiz, biz Türkiye'nin normalleşmesini istiyoruz. Hangi iktidar olursa olsun iktidara geldiğinde iktidar gücünü zulme dönüştürmesini istemiyoruz. Hiçbir çocuğumuzun, evladımızın, hiçbir vatandaşımızın kılık, kıyafeti nedeniyle ne horlanmasını ne de yükseltilmesini doğru bulmuyoruz. Bu mesele bir ayrıcalık meselesi olmayacaktır.

Ha, şimdi gelelim şu işe. E, bu mesele buradan tartışıldı değil mi? Bir mesele kendi gündeminde yürür. Neydi konu? Başörtüsü, kılık kıyafet özgürlüğü. Peki 41'inci madde ne? 41'inci maddeyi olumlu bulursunuz bulmazsınız. 41'inci madde ne, niye kuyruk takıyorsunuz? Bir tane mevzu var çözülmesi gereken. Hani anlattınız ya yetmiş yıldır -affedersiniz, tarihlerini anlattınız- devam eden hikâye 41'inci maddedeki hikâye değil, erkekle kadının evlenememesi meselesi değil. Zaten gerekçenin 3 sayfasının yüzde 90'ı 24'üncü maddeyle ilgili küçücük bir paragraf 41'inci maddeyle ilgili.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - İlk tehlikeden bahsettiniz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Lütfen üstadım, lütfen.

Hatiplerin konuşmalarında, teklif sahiplerinin konuşmalarında da bakıyorsunuz arkadaşlar, elli dakikanın neredeyse kırk sekiz dakikası, kırk beş dakikası -yanlış tuttuysam siz düzeltin- 24'üncü madde başörtüsü, geri kalan öbürü. Hikâyeler anlatıldı ya da bundan sonra anlatılacak, anlatılacak, belli ki hazırlanılmış ama o hikâyelerin içerisinde hep başörtüsüyle ilgili mesele var, yani gündem bu, tartışma böyle başlamış, kanun teklifi böyle gelmiş. 41'inci madde niye, kuyruk niye? Niye kuyruk takıldı? Siz de çok iyi biliyorsunuz, ben de çok iyi biliyorum, biz de çok iyi biliyoruz, milletimiz de çok iyi biliyor. Gol atmak için kuyruk takıldı. Pası verdiniz. Sadece 24 olursa aman destek veriverirsiniz, biz bunu nasıl başka bir tartışma alanına çeviriverelim, yeni bir kuyruk takalım da... Ha, başka bir şey daha var. Sadece o değil, bir de yakın tarihten öykünme var. Yani biraz Macaristan'dan mülhem bir seçim kampanyası hazırlığınız var demek ki. Yani Orban taklidi taktikler var işin içerisinde, Orban taklidi taktikler var. Yani Macaristan'da yakın tarihte orada da bir otoriter popülist lider çökerken kurtuluşunu buna sarılmakta buldu. Burada da bu sandıkları yan yana koyarız referandum sandıklarını, burada da çöküşümüz buradan kurtulur mu diye Orban taklidi taktikler de sizi kurtaramayacak arkadaşlar, bu kadar.

Şimdi, gelelim diğer meseleye; 41'inci madde. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay burada, teklif sahiplerinin bir kısmı daha teklifi hazırlamadan Sayın Adalet Bakanıyla birlikte ziyarete geldiler, her partiyi ziyaret ettiler, bize de geldiler. Ben de Sayın Grup Başkan Vekilimizle beraber karşılama heyetindeydim. Sayın Elitaş geldi...

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Nerede Elitaş?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - ...Sayın Adalet Bakanı geldi ve Genel Başkan Yardımcınız geldi, diğer değerli milletvekili arkadaşımız...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ali İhsan Bey geldi.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ali İhsan Bey geldi, evet. Şimdi ben orada sordum -burada tekrar söylüyorum, gizli saklı bir şey değil- dedim ki: "Ya, Sayın Başkan, Sayın Bakan, bu 41'inci maddeyle ilgili söylüyorsunuz talebinizi. Ben bir şeyi merak ediyorum: Adalet Bakanlığı istatistikleri sizde, devlet, hükûmet sizde, siz bu konuda... Bu meselenin büyüklüğü, bu meseleyle ilgili problemin şeyi ne?" Şimdi Medeni Kanun'un 124 ve 134'üncü maddeleri açık ve 180 ve devamı maddeleri, Nüfus Kanunu açık. Bizim yasalarımızda erkek ile kadından başka bir evlilik yok, tahayyülümüzde de yok, böyle bir tahayyül de yok; bir iki kişi kendi kafasından bir şey söylüyordur, planlıyordur, böyle bir mesele yok.

MURAT EMİR (Ankara) - Feti Bey'in kafasında var.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Var, var.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Feti Bey, pardon.

Hadi, yetmiş yıllık hikâyeyi anlattınız, bunun için de bir yedi yıllık hikâye bulsaydınız ya. Nerede bunun hikâyesi? Bunun hikâyesi yok, bunun gerekçesi de yok, yazamamışsınız. Dedim ki: "İstatistiklerinizde böyle bir talep var mı?" Yani bugüne kadar İçişleri Bakanlığı istatistiğinde, bakanlıkta... Ombudsman burada, kamu denetçimiz "Ya, biz 2 erkek evlenemiyoruz, 2 kadın evlenemiyoruz." diye bir ihtilaf var mı, bir başvuru var mı? Bununla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hak arayan bir şeyler... Bir şey yok, olsa bile tek tüktür; yok, gündemde yok. Ha, gündeme getirdiniz, olmayan bir şeyi gündeme getirdiniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdüler.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Niye? Çünkü hesap belli, Macaristan'dan mülhem bir kampanya peşindesiniz burada. Bu, meseleyi ne yapar? Bu meseleyi çözmek değil derdiniz, bu meselenin üzerinde Allah ömür verdiği sürece, millet izin verdiği sürece tepinebildiğiniz kadar tepinmek istiyorsunuz; mesele bu. Onun için de bunun üzerine de tepinecek bir alan arayışındasınız; vermeyeceğiz o alanı size, şimdi o alanı vermeyeceğiz.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Ne kadar çirkin bir şey, "tepinmek" nedir?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, bir durun arkadaşlar, şimdi burada..

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Temiz bir dil kullanın.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yani neresi kirli Hanımefendi, Sayın Milletvekilim, neresi kirli? Tepinme diyorum ya, tepinme.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Üzerinde tepinmek: Bir konu hakkında ısrarla üstünde durmak demek.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Size göre.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) - Genel kullandınız.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır efendim. Beni herkes bilir, benim dilimin ne kadar temiz olduğunu bütün milletvekili arkadaşlarımız bilir.

Şimdi, buradaki meselede, biraz önce yasaklardan bahsettik. Grup Başkan Vekili Sayın Özlem Zengin Sayın Cumhurbaşkanımıza yapılan, uygulanan yasaklardan bahsetti; doğrudur. Türkiye demokrasi tarihinin, hukuk tarihinin en büyük ayıplarından birisidir; hiç tereddüt yok. Kaldırılmasında Anayasa değişikliğine de destek vermenin onurunu yaşıyoruz hani bazı hatalarımızı söylüyorsunuz ya; e, burada da bunun çözümüne parti olarak geldik, Anayasa'yı değiştirerek...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Çağrısını yaptık.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Çağrısını yaptık ve çözümünde paydaşız burada. Ha, şimdi buradaki mesele şu: Dedim ya, dünün mazlumları bugünün zalimi olmaya başladı diye, şimdi aynı şey, hem de takdiriilahî, kaderin bir cilvesi, ya, İstanbul Belediye Başkanıyken Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a dönemin vesayetçi yargısının -işte söylüyorsunuz- yaptığı uygulama bugün İstanbul'u 2 kere kazanmış, 2 seçimde kazanmış İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na bu dönemin vesayetçi yargısıyla aynı yasaklar uygulanıyor. Yani size karşı olunca "zulüm", siz iktidar olup başkasına karşı olunca "Haktır, hak ettiler." bu olmaz, değiştirmemiz gereken şey budur. Girmeyeceğim o meseleye yani o ayrı bir konu, onu herkes biliyor, her yerde konuşacağız ama İstanbul'da dönen, şu andaki planlanan işleri biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, burada, bugün kılık kıyafet özgürlüğünü konuşacağız, başörtüsü özgürlüğünü konuşacağız. "Bu imandır, siyaset değil." saygı duyuyorum, başım üstüne, eyvallah. Sadece iman değil, özgürlüktür. Evet, iman olması çok yüksek düzeyde saygıdeğer bir şeydir ama insanın hakkı olması en az o düzeyde saygıdeğerdir. O zaman şunu sorarlar: "Yani bizim her şeyimiz iman üzerine kurulu." Ya, bırakın arkadaşlar, bırakın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Siyaseti hiç anlamamışsınız, sıfır anlamak.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yani Sapphire AVM'yi 100 milyon dolarlık borca sayıp, malını alıp sonra 48 milyon dolara aynı malı borçluya geri satmanın iman neresinde?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hiç anlamamışsınız konuyu. İman neresinde? "Siyaseten yapıyorsunuz." dediğiniz için, cümlelerin tamamı üzerinden...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bakın, çok net.

Eğer bu mesele...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hiç anlamamışsınız, hiç.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ben anladım, siz cevap verirsiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sıfır anlamak.

RAFET ZEYBEK (Antalya) - Her şeyi siz anlıyorsunuz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bu mesele, sadece eğer gerçekten hak meselesi, iman meselesi, çözme meselesi olsaydı buralara hiç gelmezdik.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - İman ne kadar rahatsız ediyor sizi! Bu kadar mı imandan rahatsız olunur ya!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Değerli arkadaşlar, Diyanete cevap vermemeyle ilgili Grup Başkan Vekili Sayın Erhan Usta çok net bir şey söyledi yani siz... Hem de aynı gün ya... Çarşamba günü -Karma Komisyon üyesiyiz biz- buraya geleceğiz, Karma Komisyonda 1.760 dosyanın içerisinde 2 milletvekilimizin dosyasını çekeceksiniz "ibretlik" diye onu görüşeceksiniz. İYİ Partiden ve Cumhuriyet Halk Partisinden verilmiş olan yolsuzluk dosyaları var, rüşvet dosyaları var, bir sürü dosya var, bunlara dokunmayacaksınız, en son tarihli 2 tane fezlekeyi aynı gün alelacele görüşmek için gruplardan randevu talep edeceksiniz. Hiçbir şey olmasa bile nezakete uygun değil, takdir edin, kendiniz bu meseleye bakın.

Değerli arkadaşlar, buradaki konu şudur: Biraz önce söyledim, yanlış yapan olmuştur, doğru yapan olmuştur, mesele bugünden sonra ne yapılacağı meselesidir.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - 41'e gel, 41'e.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Feti Yıldız Bey, çıktı söylüyor yani iyi, güzel. Ya, biraz önce Grup Başkan Vekilimiz anlattı. 2008 yılında bizim yaptığımız kusuru söylüyorsunuz da bizim Anayasa'yı değiştirirken attığımız o doğru adımı niye söylemiyorsunuz? 2010 yılından sonra yaptığımız doğru buluşmayı niye söylemiyorsunuz? Çünkü 2010 yılından önceki dilimiz, tutumumuz, pozisyonumuz devam etsin istiyorsunuz.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yeni bir şey sorayım o zaman: Listelerde yer verecek misiniz LGBT'ye?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Devlet Bahçeli...

Ona da cevap vereceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - LGBT'ye niye bu kadar ilgilisin Feti Bey?

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) - Nasıl bir dil bu?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne demek nasıl bir dil Sayın Vekil ya, Allah Allah! "LGBT" diyor başka bir şey demiyor adam ya!

FETİ YILDIZ (İstanbul) - 41'inci maddeyi konuşuyoruz.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) - Nasıl...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - LGBT nasıl bir dil? Maddenizde LGBT yazıyor mu?

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) - Hayır.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - E, o zaman "LGBT" nasıl bir dil?

Ben size demiyorum, Feti Bey'e söyleyin o dili.

Değerli arkadaşlar, Sayın Devlet Bahçeli Başbakan Yardımcısı, Devlet Planlama Teşkilatı kendisine bağlı. O zaman, o dönemde Millî Gazete'de manşet oldu. Devlet Planlama Teşkilatında bir afiş var: "Köpekler ve başörtülüler giremez." Afiş aynen bu; "Köpekler ve başörtülüler giremez."

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yalan zinhar.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, burada "Zinhar yalan." işte, görüntüyü hemen size gönderelim, atalım, bakarsınız internete girin.

Şimdi, burada bu meseleyi soruyorlar, Başbakan Yardımcısı olduğu için kendisine bağlı Devlet Planlama Teşkilatı diyor ki: "Çağ dışı kıyafetlere izin vermiyoruz." Hani biraz önce Özlem Hanım "çağ dışı kıyafet" deyince hatırladım, benim sözüm değildi "Ne demekse anlamıyorum."

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ne demekse hâlâ anlamıyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ben de gerçekten anlamıyorum, ben de anlamıyorum ama çağ dışı kıyafet Sayın Bahçeli'nin sözüydü; bir.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Bakanlığın verdiği cevap başka şey, "Bahçeli'nin sözü" demek başka şey.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Bahçeli'nin imzası var.

Siz düzeltin orada, siz Grup Başkan Vekiliniz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Siz düzeltin, elinizdeyse o evrak siz düzeltin.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Şimdi çıkarırız.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Çıkarmayın, okuyun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - İkincisi, arkadaşlar, burada, bu tabelayı asan kurumun başındaki kişi de daha sonradan yine Sayın Bahçeli tarafından Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili yapıldı. Şimdi buna ne diyeceksiniz? Hadi diyelim ki o oradaki müdürün kusuruydu, niye milletvekili yapıldı? Yani zihniyetten bahsediyoruz ya şunun için: Yeminle söylüyorum girmeyecektim yani öyle bir niyetim yoktu ama başından beri mesele... "Şu tarafı yaptınız..." Ya, gelin, bir sükûnetle bu meseleleri bırakıp doğru dürüst bir şey yapalım.

Sonra, başka bir şey, Sayın Merve Kavakcı'yla ilgili mesele gündeme getirildi. Evet, yanlış bir iş olmuştur.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Çok...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hiç kabul edilebilir bir şey değildir ama bu süreçten sonra Sayın Merve Kavakcı'nın vatandaşlıktan çıkarılması kararnamesinin altında Sayın Devlet Bahçeli'nin imzası vardır. Nasıl olacak bu şimdi? Biraz önce... Şunun için söylüyorum bunu, bakın: Ne Sayın Bahçeli'yle ne MHP'yle ne AK PARTİ'yle ne başkasıyla polemik derdinde değilim. Şunun derdindeyim: Ya, gelin bir fırsat...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Şu yaptığın polemik.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, siz yaptınız, ben de bunu söylüyorum; girmeyecektim.

Şimdi, mesele şu: Gelin, bir fırsat geldi, bu mesele, eğer burada siyaset üslubunu değiştirmediğiniz sürece, hâkim siyaset iklimini ve kültürünü değiştirmediğiniz sürece Anayasaları, şunları bunları değiştirerek bir şeyi çözmek mümkün değil.

Ha, gelelim bu meseleye; evet, biz başörtüsü yasaklamasına karşıyız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bravo(!)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Biz kılık kıyafet yasaklamasına karşıyız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bravo(!)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Biz başörtüsü takılması ya da takılmaması, başının açık olması ya da örtülü olması üzerinden kişilerin derecelendirilmesine, numaralandırılmasına, pozisyon tarif edilmesine karşıyız ve bununla ilgili, bu meseleyle ilgili endişe duyuluyorsa -bakın, Anayasa değişikliğine bizce gerek yok, tekrar onlara dönmüyorum ama- ve bu gerçekten bir futbol oyunu ya da bir siyaset oyunu gibi görülmüyorsa... 24'üncü madde üzerinden tartışma başladı mı? Çözeriz 24'üncü maddeyi; İYİ Parti'yle beraber geliriz, sizin teklifiniz üzerine bir teklif veririz. Gelin, herkesi kucaklayacak, ayrım yapmayacak, mahzurları... Sizin yapmadığınızı yani bizim kanun teklifimize sizin yapmadığınızı biz yaparız.

Ha, 41'inci madde meselesine gelince. Arkadaşlar, sizin oyunun kurallarını koymanızın, hakemi belirlemenizin, sahayı seçmenizin ve böyle önemli bir meseleyi hiç gündemde yokken bir seçim malzemesi hâline getirip gollük pas hâline getirmenizin; hatta daha da ötesinde, bu meselede, toplumda var olmayan yeni çatışma ve yara alanları açmanızın malzemesi olmayız. Ha, öyle bir düşünceniz varsa zaten gideceksiniz, yüz on dört gün sonra yoksunuz; yüz on dört gün sonra Türkiye'de, inşallah, yeni bir iktidar gelecek ve inşallah, o yeni gelen iktidar Türkiye'ye nefes aldıracak, huzur bulduracak bir Anayasa'yı da yapacak milletle beraber ve orada hep beraber bütün bu meseleleri konuşmayacağız.

Son sözüm şudur -yine de sabrınıza teşekkür edeyim, pek sabredemediniz ama- arkadaşlar: Bu mesele sizin oyun alanınız değildir; yirmi bir yıl tepindiniz, artık bunun üzerinde tepinmekten vazgeçin. Kızlarımıza yazıktır, çocuklarımıza yazıktır, evlatlarımıza yazıktır; onları siyasetin malzemesi yapmayın.

Hepinize teşekkür ediyorum.