| Komisyon Adı | : | SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer ve 158 Milletvekilinin; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4850) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 17 .01.2023 |
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, yine bir torba kanun; torba kanunun içinde her şey var ama hiçbir şey yok yani günlük düzenlemeler, 7 kanunda değişiklik yapılıyor ama palyatif tedbirler. Aslında Odalar Birliğinin köklü sorunları var, onlar getirilip tartışılabilirdi, esnaf odaları tartışılabilirdi ama bu torba kanun tekniğinde yapboz... Yani "Yaptık, olmazsa bir daha deneriz, bir daha yaparız, olmadı, bir daha yaparız." Böyle olmaz, böyle gitmez yani böyle kanun yapılmaz, zaten tekniğe aykırı.
TACETTİN BAYIR (İzmir) - Deneme yanılma.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Şimdi, 1'inci maddeyle ilgili, biraz önce Kadim Bey sıraladı, kooperatiflerin dünya kadar sorunu var. Ha, burada ne yapacakmışız? 520 lirayı geçmeyecek şekilde Ticaret Bakanlığı tarafından... Yani, Ticaret Bakanlığına yetki veriyoruz bir de bire para yazıyoruz; kooperatif bu demek değil. Eğer siz ülkede kalkınma istiyorsanız, eğer siz ülkede üretim istiyorsanız her alanda kooperatiflerle ilgili düzenlemeyi ciddi şekilde masaya yatırmalısınız ve uzun uzun tartışmalardan sonra ülkeye önemli bir katkı sağlayacak hâle getirmelisiniz. Şu anki hâliyle kooperatiflere dönüp bakın, işte, Trakyabirlik -arkadaş biraz sonra değinsin- öbür tarafta Marmarabirlik.
OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Tarım Kredi marketler.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Yani, böyle devasa kurumlar ama tamamen siyasi arpalık hâline dönmüş; çiftçinin, üreticinin sorunlarına köklü çözüm üretecek ya da onlara katma değer sağlayabilecek birtakım çözümler üretmiyor; biz de işte burada 2 maddeyle kooperatiflerin KOOPBIS'e bilgi aktarmaları için tanınan süreyi altı ay daha uzatıyoruz, 2 madde böyle. Yani, bunlar Bakanlığın sadece o anki ihtiyaçlarından dolayı getirilmiş maddeler ve aslında boşu boşuna. Bakın, aşağıda Genel Kurul devam ediyor, boşu boşuna da bu kadar milletvekilinin, bu kadar bürokratın zamanını alacak bir kanun teklifi bu aslında. Arkadaşlar, bunun içinde hiçbir şey yok. O yüzden, en önemli komisyonlardan birisi olan Sanayi -sanayi, ticaret diye gidiyor- Komisyonunda daha ciddi konular Komisyona gelmeli, kanunlar gelmeli, uzun uzun tartışabilmeliyiz. "En az kırk sekiz saat." deniyor "Kırk sekiz saatte üyelere bu dağıtılır, gruplara dağıtılır." deniyor. Kırk sekiz saat dolacakmış gibi gönderiliyor. Hâlbuki, ciddi bir kanun yapılıyorsa bir hafta, on gün önce bizlere gönderilmeli, biz onun üzerinde tartışmalıyız, bütün gruplar tartışmalı.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Onun da iki günü cumartesi, pazara geliyor.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Evet, cumartesi, pazara geliyor, öyle geçiriverelim gitsin işi yani dostlar alışverişte görsün. "Eksikleri tamamlayalım, o eksikleri tamamlarken de ufak tefek, arada, efendim, bize yakın olanların istekleri varsa onları da aralara koyalım; hatta burada değil de Genel Kurulda koyalım, bir önerge verelim, Genel Kurulda verelim, oldubitti, gece yarısında da biz o kanunu geçirelim." Böyle bir şey olmaz, hiç kimseye faydası yoktur, hiç kimsenin de buradan elde edeceği bir sonuç olacağını ben düşünmüyorum.
3'üncü, 4'üncü madde serbest bölgelerle ilgili; üstünde durmaya gerek yok, zaten bu, daha önce yasalarında var, doğal gaz dağıtım şirketlerine de devretme yetkisi de var, bunu genişletiyorsunuz "Dağıtım şirketlerine devredilebilecek." diyorsunuz.
Odalar ve borsaların maddeleri 5, 6, 7; doğru, isabetli bu. Yıllarca oda başkanlığı yapmış birisi olarak söylüyorum, kanun teklifini hazırlayan arkadaşımız da yıllarca, uzun yıllar oda başkanlığı yaptı, Odalar Birliğinde görev aldık birlikte. Yani bunlar büyük sıkıntılar.
Şimdi, firma -yani şirket de olabilir, şahıs firması da olabilir- gidiyor, şirketini maliyeye bildiriyor, şirketi kapatıyor fakat kaydını odalardan sildirmiyor ya da borsalardan sildirmiyor.
Şimdi, adamın zaten faaliyeti yok, firmanın bir faaliyeti yok, on yıl sonra önüne bir icra gidebilir, hacizle birlikte gidebilir, bu hem odaları hem borsaları büyük sıkıntıya sokuyordu. Bu uygulamayla biraz...
TACETTİN BAYIR (İzmir) - Delege olarak kullanıyor onu değil mi daha sonra?
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Şöyle: O başka bir hikâye yani onu...
TACETTİN BAYIR (İzmir) - Oradan kaynaklı kısıyor onu, yoksa niye kıssın?
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - O başka bir hikâye, şöyle: Yani yasadan kaynaklı bunları yapmak zorunda. Zaman aşımına yani bu alacakların... Üstelik adamın şirketi yok ya da firmanın bir faaliyeti yok, artık ticari faaliyeti yok fakat borç devam ediyor, iki yıl sonra askıya alınıyor, o iki yıllık bölümde faiz yemeye devam ediyor. Şimdi böyle olunca, beş senede de zaman aşımı süreleri var bunların, dolma noktasında odalar ve borsalar icraya vermek zorunda yani oraya da haciz götürmek zorunda. 300 liralık bir borcu bile Odalar ve Borsalar Birliğinin organları, yönetimleri icraya götürmek zorunda, götürmezse suçlu duruma düşer, o yüzden götürdüğü zaman da...
Şimdi, aslında iş barışını da bozan bir şey, ticari barışı da bozan bir şey. İnsanların kapısına -örneğin, senin firman var- senin kapına 300 lira için icra memuru hacze geliyor. Yani bu sefer oradaki sizin kurumunuz, aidat ödediğiniz kurumunuz ile sizi karşı karşıya getiriyor.
Şimdi, bu yıllarca böyle oldu yani bu uygulamayla bir nebze o iş çözülebilir hem borsalarda hem odalarda en azından... Bir yığın da dava var geriye dönük, arkadaşlar anlatırlar; geriye dönük şu anda odalar ile üyeleri arasında çok ciddi davalar da oluşmuş durumda. Yani orada zaman aşımına uğrayacak noktada verdiğiniz zaman bir de ayrıca avukatlara iş doğurmuş oluyorsunuz, götürüyorsunuz avukatlara veriyorsunuz ve avukatlar da burada... Aynı bu bankaların tahsil edemediği alacakları götürüp bir avukata verip ya da avukatlık bürosuna verip ya da bir şirkete verip her türlü yolla oradan o paraların tahsil etmesini sağlayan bankalardaki o grupların, burada da başka türlüsü, başka versiyonu oluyor. Tehditler oluyor, o oluyor, bu oluyor yani avukata siz götürüyorsunuz veriyorsunuz dosyayı, 5 bin tane dosya; içinde 300 lira da var, 3 bin lira da var, 10 bin lira da var. Avukat bu sefer tahsil etmek için elinden geleni yapıyor, yine bir anlamda odalarla, borsalarla, Odalar Birliğiyle çok ciddi bir çatışma içine girebiliyor. O yüzden bu uygulamalar doğru yani bunların yapılmasında bir sakınca yok ve eksikler varsa da burada onları tamamlamak lazım.
Yalnız, bir yerde benim bir şeyim var, özellikle bu odaların seçme ve seçilme hakkını borca bağlamak bana göre ya da normal, adaletli bir davranışa göre doğru değil. Yani burada adamın 2 bin lira ya da firmanın 2 bin lira borcu var; tam seçim dönemi geliyor, seçim dönemi geldiği zaman eğer askıda ve borcu varsa o firma oy kullanamıyor arkadaşlar.
TACETTİN BAYIR (İzmir) - Yüzde 90'ı tahsilatı seçimden önce yapıyor.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Evet, bravo!
Seçme, seçilme hakkı, aidat borcu varlığıyla üst üste konulamaz, o başka bir haktır. Firması var, borcu da olabilir, gidip o borcunu ödeme zorunluluğu var; öderseniz -2 bin lira borcunuz var- oy kullanıyorsunuz.
Bakın, bu kullanılıyor, aslında bunları geniş tartışmak lazım.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Sizin borcunuzu ben ödüyorum, bana oy kullanmanız lazım.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Evet, bak, bütün Türkiye'de durum böyle. Yani şimdi, aday çıktı ya da işte, bir komitede adaylar çıktı, bu sefer 2 aday var, 2 farklı grup aday olmuş, o 2 farklı grup yarışıyor âdeta "Ben yatırırsam bana oy ver." "Ben yatırırsam bana oy ver." Adamın da işine geliyor yani "Yatırın kardeşim, oyu nereye vereceğimi Allah bilir." diyor.
Şimdi, böyle bir uygulama hakikaten muz cumhuriyetlerinde olur yani madem -bir önerge de verebiliriz biz bununla ilgili- böyle bir düzenleme geldi TOBB'la ilgili, tartışın, bunu da bir düzeltmenin faydası olacağını düşünüyorum.
BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Çetin Bey, bak, Tahsin Bey ne diyor: "Çetin Bey karşı tarafa, iktidar koltuğuna oturunca söylemleri de değişti."
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Gayet güzel; eksiği var mı Tahsin Bey?
BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Ona göre.
TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Öyle bir şey demedim.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Tahsin Bey, eksiği var mı? Sanayici Tahsin Bey de.
AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Alışmaya çalışıyoruz.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Ya, alıştırıyor kendini.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Alışıyoruz yavaş yavaş, doğru.
Şimdi, TOBB'un kendi vakfına ve kendi üniversitesine olan yüzde 2 katkı zorunluluğunun süresi on yıla uzatılıyor, zaten bunun bir hayır işi gibi görünmesi lazım Hocam; çok başarılı bir üniversite oluşturdu TOBB Üniversitesi.
AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Vakıf olduğu için...
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Evet. TOBB Üniversitesi çok başarılı bir üniversite oluşturdu ve oradan mezun olan çocukların hiçbirisi işsiz kalmıyor yani uygulamayı bildiğim için, kurucuları içindeyim, siz biraz önce söylediniz.
Şöyle ama yani bunu da anlatayım... Kısa tutacağım Başkan; Başkanla aramızda öyle bir konuşma oldu da biraz kısa tutacağım. Burada aslında bilgilendirmek lazım ve bunların desteklenmesi lazım. Burada çocuklar okula başladığı zaman aşağı yukarı on bir ay eğitim görüyorlar, bunun önemli bir bölümünü de...
AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Üç dönem olarak, her biri üç dönem.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Evet, üç dönem, biliyorsunuz. O üç dönemin bir dönemi iş dünyasında geçiyor yani makine mühendisliği okuyorsa, işte, bir fabrikada makineyle ilgili bölümde, inşaatsa yine aynı şekilde; okulu bitirdikleri zaman bir yıllık tecrübeyle buradan mezun oluyorlar, bir yıllık tecrübeyle piyasaya çıktıkları zaman da aranan eleman oluyorlar. O yüzden 8'inci maddede bir sıkıntı yok.
Lisanslı depoculuk çok büyük ümitlerle kuruldu fakat işleyişinde çok büyük sıkıntıların olduğunu da biliyoruz. Burada, lisanslı depoculukta amaç erken zamanda hasadı yattığı zaman çiftçinin, hemen gidip tüccara satmasını engelleme düşüncesi ana düşünce bana göre. Götürüyorsunuz, niteliklerini belirliyorsunuz ürünün.
OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Piyasaya fazla ürün arzını önlemek yani regüle etmek.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Tabii, regülasyonu sağlamak.
Götürüyorsunuz, ürününüzü veriyorsunuz, kalitesi tespit ediliyor, o kaliteyle ilgili bir vesika veriyorlar size, o artık her yerde teminat olarak kullanılabiliyor; bankaya giderseniz kredi kullanabiliyorsunuz, el değiştirebiliyor tahvil gibi, satabiliyorsunuz. Fakat bu amaca tam olarak hizmet ettiği söylenemez, geliştirmek lazım. Burada sadece lisanslı depoculuk tesislerinde süre uzatımıyla ilgili bir tartışma.
Bakın, tek tek konuştuğunuz zaman, her bir gelen maddenin aslında ayrı bir kanun olarak gelip, bunun üzerinde ciddi tartışıp, önümüzdeki beş, on, yirmi yılda bir daha bu konuyla ilgili çok fazla tartışmadan... Küçük düzenlemelerle yani işte, yıllara sâri yeni gelişmelerle ilgili bir düzenleme olacaksa o düzenlemeyle ilgili gelir, burada düzeltme yaparsınız, hatta yönetmelikle bile yapabilirsiniz.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Lisanslı depoculuk üç yıllık bir kanun. 2018'de çıkmadı mı lisanslı depoculuk?
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Tabii, canım.
Esnaf ve sanatkârlar meselesi: Arkadaşlar, şimdi, bu mesele. Bir kere, eğer bir kanun yapıyorsanız... Bakın, kanun yapma tekniğiyle ilgili sıkıntıyı yine burada görüyoruz. Bakın, TESK Kanunu'nda... Ya, muhatabınızla siz bunu nasıl konuşmazsınız? Yani kapalı kapıların ardında bir düzenleme yapıyorsunuz. Birisi geliyor, diyor ki: "Ya, burada 40 odanın bir araya gelmesiyle federasyon kuruluyordu, bu, çok fazla. E, ben de bir federasyon kuracağım. 25'e indirirseniz bu kolaylaşır." diyor.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Çoklu baroda başaramadılar ya!
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Bravo! Benzeri...
E, şimdi öyle gelmiş. TESK'e sormuyorsunuz, Bendevi Palandöken'e sormuyorsunuz, o da isyan ediyor doğal olarak. Zaten 2 milyona yakın üyesi var buranın, bir yığın federasyonu var ve bu üyelerin buradan beklentilerini karşılayacak bir yapı değil. Şimdi 3 bin oda. Odalar ve Borsalar Birliğinin 365, Odalar Birliğini de sayarsanız 366 birimi var oda ve borsa olarak.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Görevi devraldığınızda ülkenin nüfusu 65 milyon, o kurumun üye sayısı da 3 milyon 200 bindi. 85 milyon nüfus ama küçük esnaf ve sanatkârın sayısının düştüğü nokta!
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Ayrıca, ayrıca... Bakın, değil mi? Yani orada da esnaflar gidiyor, yerine... Biraz sonra zincir marketlerde vereceğim o örneği.
BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Evet, karşılıklı konuşmuyoruz.
Buyurun.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Katkı veriyor efendim.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Şimdi, tabii, böyle bir durum kabul edilemez. Sonra TESK Başkanı - aldığımız duyumlara göre biraz sonra bir düzeltme maddede gelecek- Kulisler yapıyor "Bu böyle olmaz." diyor, "Öyle olmaz." diyor, falan diyor, filan diyor. Bakalım ne gelecek, merak ediyoruz yani. 40, 25'e düşmeyecek, 40'ta mı kalacak? Efendim, işte, üçte 2'si meselesi yüzde 51'e mi çıkacak imza toplayıp genel kurula gitme? Onları biraz sonra göreceğiz ama bunların taraflarıyla tartışılması gerekiyor. Ben bunu söylemek istiyorum. Kanun yaparken de bütün tarafları alıp bir noktada uzlaşılması, hiç kimsenin zarar görmeyeceği hâle getirilmesi gerekiyor.
Meslek kuruluşlarının olağanüstü genel kurullarının toplanabilmesi için aranan imza -biraz önce söyledim- TESK'in talebi yüzde 51. Gerçekten dört seneliğine seçilmiş... Şimdi gideceksiniz, aranızda bir organizasyon kuracaksınız, imza toplayacaksınız, hadi bir daha genel kurula. Öyle genel kurul toplamak kolay bir iş değil. Genel kurul çok pahalı, çok maliyetli bir iş ve insanlar birbirine giriyorlar her genel kurulda. Dört yıllığına seçildiyse dört yıl götürsün görevini. Zorlaştırın.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Her tarafı gerdirdiler. Hiç kimsenin attığı taş...
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Evet. Ve istenilen fayda sağlanılmıyor. Bir de ayrıca yani bir fayda sağlanır, hani o zaman göz yumarsınız ama öyle bir durum yok. Yani böylesine birbirine girmiş bir yapının memleket için de hiç faydalı olacağını düşünmüyorum.
Toptancı hallerindeki iş yerlerinin kiralama süresiyle ilgili işte süre uzatılıyor. Bu ayrı bir konu. Toptancı hallerindeki "hal kanunu" diye herkesin bildiği 2012 yılında getirilen bir hal kanunu vardı. Uygulamalar öyle bir duruma geldi ki hallerle ilgili yani bugün yeniden bir hal kanununun çıkması şart.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Kaçınılmaz.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Ülkede bu kadar büyük spekülasyonların yapıldığı bir alanda düzgün, akla, mantığa uygun, tarafların da bir araya geldiği bir yapının tekrar oluşturulması lazım. Mesela, 2012 yılında geçen o hal kanununda bir madde getirildi. Tamamen zincir marketlerin lehine yani halin dışında satın alma yetkisinin verilmesi, halin dışında bu büyük zincir marketlerin depolar oluşturması, üretim anlaşmalarının yapılması... Zaten karşıdaki muhatap çiftçi yani 5 dönüm seranın arkasından koşturan insanlar ya da işte, ne bileyim, 10 dönüm zeytinliği var, oradan zeytin üretiyor. Narenciyesi var, başka şeyi var, elma bahçeleri var. E, adamın paraya ihtiyacı var, daha henüz ürün çiçekteyken mecburen gidip parayı istiyor, o da veriyor. Ürünü bir şekilde ondan satın alma garantisini alıyor, fiyatı belki belirliyor. Şimdi, artık serbest piyasa koşulları kalmamış oluyor. Efendim, bunun adına da bir yığın isim kondu "organik ürün", başka bir şey, başka bir şey, "iyi tarım uygulamaları" gibi bir yığın isim kondu fakat iş dışarıda bitiyor şu anda. Mecburen anlaşmalı üretici olduğu için o zincir markete götürüp ürününü teslim ediyor, o ne fiyat verirse onu kabul ediyor; yani bu kabul edilemez. O zaman nihai tüketiciyle ilgili burada çok ciddi fiyat farklarını konuşmaya biz devam ederiz.
Hal yasasıyla birlikte getirilmesi gereken başka şeyler de vardı ama biz bir maddeyle süre uzatımını konuşuyoruz.
Biraz önce Tahsin Bey söyledi, belediyelerimizle ilgili buraya bir kanun geldiği zaman, her seferinde mutlaka belediyelerin elinden bir şey daha alındığının en azından hissi bizde uyanıyor ya da öyle oluyor, gerçekten öyle oluyor. Şimdi hallerle ilgili bu süre niye beş yıl, niye on yıl değil? Bunun da konuşulması lazım. Ha, belediyeler de hal esnafıyla uyumlu bir şekilde çalışmak ister tabii ki. Yani bunu beş yıl yerine on yıl da yapsanız çok da büyük sıkıntı olmaz diye düşünüyorum fakat hal yasasıyla ilgili mutlaka tartışmanın tekrar açılıp bu Meclisten en azından yaş sebze, meyve piyasasını düzenleyecek ciddi bir kanunun çıkması gerektiğinin de altını çizerek tekraren söylüyorum.
Bunların dışında, zincir marketler konusu zaten yılan hikayesi. Toptancı hallerinin dışında... Efendim yürürlüğe girecek maddeyle "haksız ticari uygulama..." Haksız ticari uygulamayı Ticaret Bakanlığı belirlemez, Bakan belirlemez. Haksız ticari uygulama varsa, bağımsız da yargınız varsa gidersiniz yargıda, haksız ticari uygulama her neyse, onları -ki madde madde değil mi yani- gidersiniz, mahkemelerde çözersiniz. Bakana böyle yetki verirseniz bakan bunu yani tamam, böyle çok hoşgörüyle karşılayıp belki adaletli bir şekilde de yapabilir -parantez açıyorum- ya tersi olursa... O zaman "Burada haksız bir ticari uygulama var." deyip, gidip belki de bir sopa olarak bu yetki kullanılabilir. Doğru değil.
Efendim, şu zincir marketler meselesini, kanunu veren arkadaşımın da bu konuyla ilgili uzun uzun yıllar uğraştığını bilerek söylüyorum, bu Meclisi de çok işgal ettiğini bilerek söylüyorum. Yani burada "tavşana kaç, tazıya tut" meselesi var, tamam mı arkadaşlar? Tavşana kaç, tazıya tut. Efendim Türkiye'de siz 2018'den beri bozulmuş bir ekonomi yapısı, bak ciddi anlamda bozulmuş... "Al papazı, ver papazı!" diye restleştiniz, bir gecede yüzde 10, ikinci gece yüzde 10 döviz kurunda artış oldu. Orada zaten bütün temeller bozuldu. Temel 2018, sonra 2018'den beri de ekonomiyle ilgili yönetime gelenlerde -Merkez Bankası Başkanı 5 defa, efendim, Maliye Bakanı 4 defa- hızla böyle değişiklikler yapıp "Nas" deyip "Faiz sebep, enflasyon sonuçtur." deyip, hatta sonra Çin modeline geçip o da olmadı, tutmadı "Cari fazla vereceğiz." deyip o da tutmadı, daha sonra dövizi tutamayacağınızı bildiniz, KKM'ye geçtiniz -özetle uzatmadan söyleyeyim- KKM'ye geçtikten sonra da orada büyük paraların birikmesi, 110 milyar dolar gibi bir dış ticaretle 2022'yi kapattığınızı konuşmuyorsunuz, efendim zincir marketler fahiş fiyat artışı yapıyormuş... Ya, kardeşim, siz tekel piyasasını oluştururken bunları düşünecektiniz. Hiç unutmuyorum, 2005 yılında daha bu marketler apalıyordu, bebek denilebilirdi, bin civarındaydı, bin ya da 1.500 civarındaydı. O zaman böyle bütün sivil toplum örgütleri, esnaf odaları, odalar birliği burada düzenleme yapılması gerektiğini defaten Erdoğan'a gidip söylemişti. O zaman da Sayın Ali Coşkun Sanayi ve Ticaret Bakanıydı. Bir kanun taslağı hazırlandı, 2006 yılında kanun taslağı konuşulmaya başlandı, dillendirildi ve ne olduysa oldu, sümen altına gitti o kanun. Ve Sayın Ali Coşkun'la bizim Bakanlığı bittikten ya da siyaseti bıraktıktan sonra oturduğumuz bir sohbette söylediğini ben burada tekrarlayayım: "Eğer benim siyasetten uzaklaşmam için beş başlık varsa en önemlisi bu zincir marketler -O zaman AVM kanunu olarak biliniyordu- AVM kanunudur, burada müthiş bir haksız rekabet vardır. Müthiş haksız rekabeti önleyecek düzenlemelerle ilgili ben kanun taslağını hazırladım maalesef Başbakanın masasında sümenin altında kaldı ve bu bir tartışma konusu zaten." Şimdi, ne diyoruz? Yani tavşana kaç, tazıya tut. Sonra kimler geldi? Her gelen bakanlıkta bu tartışıldı, her gelen bakanlıkta AVM kanunu, efendim, perakende ticareti düzenleme kanunu; isimler değişse de mevzu aynıydı. Bakın, bugün 40 bine yakın zincir marketler. Artık bu saatten sonra sizin getireceğiniz kanun düzenlemeleri, bu şekilde kanun düzenlemeleri hiçbir işe yaramaz. Ne vardı, sizin geçmiş, 2021 yılında getirdiğiniz düzenlemede neler vardı? Efendim, birincisi, şu "özel markalar" dediğimiz, "private label" dediğimiz düzenleme onun içinde vardı. Efendim, bu marketlerde, zincir marketlerde yöresel ürünler için ayrılacak bir miktar vardı. AVM'lerde geçmişte kanun olmasına rağmen uygulama yok. Yerel esnafın, yüzde 5 alan orada ayrılıp yerel esnafın temsili, bunların hiçbiri yok. Şimdi, siz bir yığın şeyi o zaman getirdiniz fakat şu anda bize getirdiğiniz sadece algıyı yönetecek, hızlı bozulacak gıdalarda, orta ve büyük ölçekli firmaların alacaklı küçük işletmelere teslim veya mülkiyet devri tarihinden itibaren otuz gün içinde ödeme yapma zorunluluğu getiriliyor. Zaten, buna benzer 2015-2016'da yapılan o kanunda vardı, altmış gündü, uyulmuyor ki. Şimdi, devasa bir grup karşınızda, atıyorum BİM ya da A101; mal vereceksiniz, küçücük bir üreticisiniz. Siz oraya gittiğiniz zaman onun koşullarıyla oraya mal veriyorsunuz, siz kendi koşullarınızı koymuyorsunuz ki. Şimdi, buraya istediğiniz kadar "otuz gün" deyin, eğer ben küçük bir üretici olarak zincir markete o ürünümü veriyorsam, hızlı bozulacak ürünü de veriyorsam oradaki o devin şartlarıyla ben oraya vereceğim, yoksa senden mal almaz, gider öbüründen alır. Yani bu otuz günü siz uygulatabiliyor musunuz, önemli olan budur. Hatta bence yani bu otuz güne niye "otuz gün" diyorsunuz? "Mal tesliminde nakit" dersiniz, olur biter. Mal tesliminde nakit. Ha, zincir marketler buna "evet" demez çünkü o malı, o küçük üreticinin malını alacak, orada raflarına koyacak, stok maliyetini de küçük üreticiye yıkacak, oradaki valörden parayı alacak, o parayı başka yerlerde döndürecek; vurun abalıya. Küçük ya da orta ölçekli, fark etmez; bakın, bu özel, "private label" dediğiniz özel markalı ürünlerde bir sınır koyacaktınız. Getirin, hep beraber karar verelim, "Yüzde 10'u geçemez." diyelim. "O büyük organize marketlerin kendi markasıyla ürün satışı yüzde 10'u geçemez." deyin. Yerel markaların hepsi öldü Değerli Bakan Yardımcıları, yerel marketlerin hepsi öldü. Yerel marketler, yerel markalar... Yani örnek vermek gerekirse Ankara'nın bir markası vardı yani bir mandıra markası, herkes biliyor. O marka bu zincir marketlerin gazabına uğradı, gitti o marka. Bunun gibi yüzlerce örnek verebilirim, yüzlerce, binlerce örnek verebilirim. Siz markalaşmanın önünü böylesine tekelleşmiş piyasalarla bu şekilde keserseniz, artık küçük işletmelerin, hatta büyük işletmelerin markalarına yatırım yapma ihtimali yoktur, yapamaz. Siz diyorsunuz ki "İşte, benim şu markam var, bundan üretin." Bakın, örneği de tam olarak anlaşılsın diye söylüyorum: Benim şu markam var zincir market olarak, X market olarak. Size geliyor, siz de çorap üretiyorsunuz. Diyor ki: "Ben senden 1 milyon çorap alırım. Fiyatını ver." Veriyorsun, girmek istiyorsun, makinelerin çalışsın, istihdamını devam ettireyim. Fiyatı veriyorsun, anlaşıyorsunuz. "Şu fiyata gelirsen ben senden bu malı alırım." diyorum. Ama ben zincir market olarak kendi markamı istiyorum, sizin markanızla almıyorum. Ve bunu ben almaya başlıyorum. Bir süre sonra adam bakıyor, elektrik maliyeti yükselmiş, istihdam üzerindeki yükler çok ağır, kirası artmış, makine değiştirmesi gerekiyor, ya el elde, baş başta; üretimini devam ettiremiyor. O zaman diyor ki: "Yani bana bir yüzde 10 daha verir misin?" "Kusura bakma, aynı fiyata verecek şurada başka bir çorap üreticisi var. Ben bu çorap üreticisine yaptırırım." diyor. Ya adam o fiyattan verip batacak ya da "Çıkıyorum kardeşim buradan." diyecek, yine kepengi kapatacak.
Şimdi, bunlara siz müsaade ettiniz, 2002'den beri iktidarsınız, siz müsaade ettiniz ve bugün biz bunları tartışıyoruz. Zincir marketlerin, günah keçisi yapılması... Zaten onlar böyleydi, zaten 40 bine çıkarken siz seyrettiniz. Bakın, buradaki süreçleri ben size söyleyeyim, Sayın Cumhurbaşkanının neler dediğini hatırlıyoruz hep beraber: "Bunlara para cezası da yetmiyor, başka cezalar uygulanması lazım." falan deniyordu. Bakın, şimdi, şu zincir market konusunu iyi konuşmak lazım çünkü bu Türkiye'nin kanayan yarasıdır. Bakın, sanayisini etkiliyor, her türlü sektörü etkiliyor. Geçen kanunda, sizin hazırladığınız, taslak diye getirdiğiniz şeyde, mesela "Hızlı tüketim mallarının dışında marketler hiçbir şey satmayacak." dediniz, getirdiniz fakat hızlı tüketim, öyle büyük bir lobi ki "hızlı tüketim malı" dedikleriniz gıda ürünleri, yaş, taze ya da konserve gibi ve temizlik ürünleri; bunlar hızlı tüketilebilir. Ya, bir markette -hepiniz gidiyorsunuz- mobilya var, tekstil var, bahçe malzemeleri var; aklınıza ne geliyorsa, elektronik var, ayakkabı var, çanta var; ne geliyorsa aklınıza.
Şimdi, bir dönem oluyor, diyelim ki bir ürünün sezonu var, kırtasiye, çok çarpıcıdır; okullar açılmadan bir ay önce bütün marketler belli bir bölümünü alanın açıyor, boşaltıyor ve o alana kırtasiyeyi dayıyor. Türkiye'de 10 binin üzerinde kırtasiye var. Adam zaten çok ucuza almış kırtasiye ürünlerini. Çok alıyor ya. Kırtasiyeci 1 koli alıyor, adamın 10 bin şubesi var, 10 bin koli alıyor; alma gücünü de orada kullanıyor. Bir ay içinde piyasaya o ürünleri çakıyor. Kırtasiyecilerin hepsi sinek avlıyor, senetleri protesto oluyor ama bir ay sonra da -marketin umurunda değil ki- onu kaldırıyor, yerine başka bir sezon ürünü koyuyor.
Şimdi, bunları önleyecek olan siyasi iradedir, siyasi iktidardır. O yüzden, bunları böyle detaylı anlatıyorum ki yani böyle kanun getirmeyin. Yani ne demişsiniz? Ya, bu, "Tavşana kaç, tazıya tut." demiştim ya, aslında kayıkçı kavgası. Kayıkçı kavgasını bilirsiniz, İstanbul'dadır. İstanbul'da kayıkçılar birbirleri arasında danışıklı dövüş yaparlar. Efendim, işte, o karaya kadar devam eder. Eminönü'nde büyük bir kargaşa yaşatırlar ve halk toplanmaya başlar, büyük kalabalık olur, bu sefer yankesiciler devreye girer, ceplerde ne varsa boşaltırlar; kayıkçı kavgası bu.
Bakın, 2021'de, fiyat soruşturması kapsamında Rekabet Kurumu marketlere idari para cezası veriyor. Buna göre 5 zincir market ve 1 tedarikçiye toplamda 2,7 milyar ceza kesiliyor. Verilen cezalar da BİM'e 958 milyon, Carrefour'a 142, Migros'a 517, ŞOK'a 384, A101'e 646, bir de "Savola" diye bir market var, yüzde 22 düşük.
Şimdi, 4 Nisan 2022'de, Rekabet Kurumu Başkanı buradaydınız, sizler de Komisyon üyeleri ve arkadaşlar -ya da Plan ve Bütçe de olabilir- "İkinci bir soruşturma başladı, yakında belli olacak, çok daha büyüğü geliyor, turpun büyüğü heybede." demişti, hatırlıyor musunuz? Ne oldu, oradan ne çıktı? Hiçbir şey çıkmadı. Ya, efendim, oradaki bahane de şu: Bir konuda ceza verilirse 2'nci defa ceza kesilmezmiş. O zaman, millete niye böyle "Ya, bu marketler, bunlar vatan hainleri, bunlar bu fiyatları bu hâle getirdi." diyorsunuz? Kardeşim, ekonomiyi bu hâle getirmeseniz zaten enflasyon buralara çıkmayacak ve bu hâle gelmeyecek. Siz diyorsunuz ki: "Efendim, marketler..." Tabii, yani günah keçisi. Fakat böyle de arkadan başka işler döndürüyorsunuz.
İndirim... Mesela, biraz önce söyledi bizim milletvekili arkadaşlar, Genel Başkan "10 üründe, kardeşim, bunlarda fiyat sabitleyin, çok arttırmayın. Yani yazık, bu garibanların zaten bütün kazandığı para bunlara gidiyor." dedi ve ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı. Sonra, bu, arka arkaya, ilk önce ŞOK marketlerle başlayan "Bir ay boyunca fiyatlarımı sabit bıraktım..." Ya, kardeşim, ben o fiyatı bilmiyorum ki vatandaş nereden bilsin?
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Madem fahiş niye indirmiyorlar, niye fahiş fiyatlara satmaya devam ediyorlar?
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Ayrıca yani bindirdin de acaba orada mı sabitledin? Bunu da bilmiyoruz. Yani böyle bir şey olmaz. Yani hangi denetleme? O fiyatla, tamam, bir ay sabit bıraktın. Sonra arkasından da diğer marketler, bakın, günah keçisi olmamak için, efendim, işte, Migros'ta "Ben fiyatlarımı şu ürünlerde sabitledim." BİM'de de aynısı arkadan geldi. Buradan şu mu yapılıyor? Bunu Sayın Bakan yaptı bu şekilde. Şu algı mı yaratılmaya çalışılıyor toplumda -ki öyle- "Ya, bak, gördünüz mü? Biz öyle bir irade koyduk ki bu vatan hainlerine baskı yapınca adamlar fiyatlarını sabitledi." algısı. Böyle bir şey yok, ya böyle bir şey yok, böyle bir şey olmaz zaten. Eğer siz "serbest piyasa" diyorsanız, serbest piyasa koşullarında zaten birbirlerini denetler piyasa ama siz serbest piyasa bırakmadınız. Zincir marketler tekelci bir piyasa, oligopol bir piyasa oluşturdu, satın alma gücü ellerinde; bütün üreticileri, tarım üreticilerini de sanayi üreticilerini de ellerinde maymun gibi döndürüyorlar. Ya, kardeşim, siz bunları bir zapturapt altına getirmediniz, sayılarını bir yerde sınırlamadınız.
Efendim, bir sokakta, 100 metrelik bir sokakta A101, ŞOK, BİM, Migros olur mu ya? Yani orada market mi kalır, kasap mı kalır, ayakkabıcı mı kalır, kırtasiyeci mi kalır? Bunlar zaten o mahalledeki bütün esnafı yok etmiş, şimdi satın alma gücüne ulaşmış, istediği fiyatı da koyma noktasına gelmiş, bu da sizin iş birliğinizle oldu yani. Niye? Çok açık, yirmi senedir iktidardasınız, doğru dürüst bir düzenleme getirmediniz. Şimdi de burada gene milletin gözünü boyayacak bir düzenlemeyle biz karşı karşıyayız.
ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - Çetin Bey, bizim teklife destek verirsin dedik, sen ne yaptın bizi.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Şimdi, bunda bir şey yok yani.
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Teklife destek verecek canım, orada sorun yok; eleştiriyor.
ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - En büyük desteği sizden bekliyordum ben.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Bak, 14'üncü maddeye kadar tık tık tık geçtim.
Şimdi, 2'nci soruşturmayı anlattım. 21 Kasımda bir toplantı var. 21 Kasımda zincir marketleri "Islah olmuyorlar." -bak şimdi- diyerek suçluyor. Marketlerdeki fiyatlar için "Biz hukuk devletiyiz, soruşturmalar neticesinde gerekli adımları attık, atarız. Hazine ve Maliye ve Ticaret Bakanlarımız hassasiyetle takip ediyor. Bu noktada kontroller çok daha farklı uygulamalarla devam edecek çünkü para cezası demek ki bunları ıslah etmiyor." diyor. E? "Para cezasının dışında atılacak adımları da ilk Kabine toplantımızda inşallah masaya yatırırız." diye devam ediyor. "Daha ağır yaptırımlar" diyor. E, ne oluyor sonra? Bir hafta sonra, 29 Kasım 2022'de Kabine toplantısı sonrası Erdoğan açıklamalarını yumuşatıyor, diyor ki: "Bu çerçevede ortaya konan ithamlar Ticaret Bakanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından yakından takip edilmektedir. Elbette her iddia doğru çıkmamaktadır." Ne oldu? "Ceza" vardı, "Parayla bunlar ıslah olmuyor." vardı, sonra ne oldu? "Ha bazı iddialar var, doğru çıkmıyor." Yumuşama.
Erdoğan'ın açıklaması sonrası da Ağrı Belediyesi işgüzarlık yapıyor, 10 marketi gidiyor, mühürlüyor. Bak, şimdi ve mühürlenmenin de sebebi, gerekçesi yok. "Mühürledim." diyor, gidiyor.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - "Çöp kutusu bulamadım." diye mühürlemiştir.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - 7 Aralık 2022'de, ayrıca Ticaret Bakanlığı Resmî Gazete'de Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelik'te değişiklik yapıyor. Değişikliğe göre: "Gıda perakende sektöründe hızlı tüketim malları satışıyla iştigal eden ve şube sayısı 200'den fazla olan zincir mağazalar satışa sundukları ürünler ile şubelerine ilişkin verileri Bakanlıkça belirlenen sisteme aktarmakla yükümlü." diyor. Buradaki tek şey algı. Yani "Bak, bu bütün zamlar var ya, bu zamları yapan bir tek yapı var, o yapı da bu tekelci yapı, zincir marketler." Bu algıyı oluşturmak için bunları yapıyorsun. Niye ekonomiyi düşürme adına bir şey yapılmıyor? Ya, enflasyonla ilgili bir tek küçük adım atılmadı arkadaşlar. Enflasyonu düşürmek adına bir tek küçük adım atılmadı, aksine seçime şirin gitmek için para pompalıyorsunuz, talebi yükseltiyorsunuz; talep yükselince fiyatların üzerinde büyük baskı yaratıyor, döviz kurunu baskılıyorsunuz ama piyasayı baskılayamıyorsunuz, baz etkisinden de enflasyon düşünce, efendim, enflasyonu düşürdünüz! Enflasyonun yükselme hızı düşüyor, enflasyon devam ediyor. Ya, siz bunları önlemiyorsunuz, sürekli milletin gözüne "Bak, bu marketler var ya, bunlar vatan haini; bütün suçlar, günahlar bunların, bizim iktidarın değil." diyorsunuz. E, olmaz tabii yani, böyle bir şey olmaz. Uzun uzun, burada, böyle bir...
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Marketler öz evlattı, şimdi üvey evlat oldu.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Son iki ayda yapılan açıklamaları böyle alt alta koyduğunuz ve okuduğunuz zaman gülüyorsunuz arkadaşlar. Yani sizler de okusanız güleceksiniz, burada zincir marketlerle ilgili.
Şimdi, bu kadar uzun uzun bunu anlatmamın sebebi, bu kanayan yaranın tüm sektörlerde; sanayi sektörü, imalat sanayisi sektörü, tarım sektörü, bütün üretenler... Bütün üretenlerin eğer para kazanmasını, ekonomiye katkı koymasını, yatırımlarını artırmasını, yeni hatlara girmelerini, inovasyona para ayırmalarını istiyorsanız ilk önce şu yapıyı bir düzeltmeniz lazım. En azından, geç olmadan bir zincir marketin şubesinin açılmasının zorlaştırılması, metrekare büyüklüğü kadar otopark, en azından 2 bin nüfusun altında açılmaması, bir caddede olabilecek sayıyı tespit edip o caddeye artık başka izin verilmemesi. Son derece basit kurallar bunlar, bunları yapın.
OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Yaz ve kış nüfusu. Yazın açıyorlar, kışın kapatıyorlar.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Yazı, kışı; yaz nüfusu, kış nüfusu. Daha birçok şey var tabii.
Bazı sektörlerde korumacı olabilirsiniz, bazı sektörler stratejik sektördür, onlarda korumacı olabilirsiniz, o korumaları sağlamak size bağlı bir şey.
Şimdi, hızlı tüketim mallarında yani otuz günde bozulacak mallarda otuz gün içinde ödeme yapma zorunluluğunu... Gelin, mesela biz bir teklif verelim, yedi gün içinde ödensin. Yani niye otuz gün? Çünkü bir ay içinde bozuluyor, çöpe atılmak zorunda; bunu ödeyin, satamayacağınızı almayın, konsinye almayın. Bunun dışında, bozulmayanlara da altmış gün zaten vardı yasada, bunu niye getirdik, anlamadım. Altmış günü de çekin yani hiç olmazsa bu zincir marketleri zapturapt altına bir miktar almak istiyorsanız ödemeyi zorlaştırın. Yani küçük ve orta ölçekli üreticilere, esnafa deyin ki: "Sen bunların ödemesini, fatura kesildiği tarihten itibaren on beş gün içinde ödemek zorundasın." Biraz finansmanını kullansın, piyasa finansmanıyla iş döndürüyorlar şu anda, o devasa hacimler... Piyasadan senin, benim, küçük esnafın, küçük imalatçının finansmanıyla bu büyük devasa örgütler kendi işlerini döndürüyor yani finansmana aslında küçük üreticiden erişiyor. Çekin, nakde dönsünler yani. Bunda bir sakınca var mı? Yani burada bir düzenlemeyle yaparsın. Hadi, nakit olmasın da yani "iki hafta" deyin, "on beş gün" deyin, bir şey söyleyin.
AVM'lerde ortak gelir ve giderler. Yani bu artık zincir marketler ya da AVM'lerle ilgili çok fazla şey konuşmaya gerek yok. Bunun, baştan sona, geçen 2022'nin başında getirdiğiniz taslağın daha da gelişmişini burada tartışıp bunu tekrar masaya yatırmanız ve o kanayan yarayı da kapatmanız en makul, en mantıklı olanıdır diyorum.
Çok az kaldı, bir saat daha...
BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - İkinci söz hakkında onu kullanır mısınız Sayın Budak?
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Peki, çok teşekkür ediyorum sabrınız için.
BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Teşekkürler, sağ olun.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Hayırlı olmasını diliyorum.