| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı Kanunu Teklifi (2/4811) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 11 .01.2023 |
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Tüm kanunlarda, tüm yasalarda önce hukuka uygunluk aranmak zorundadır.
Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı Kanunu Teklifi hakkında özel kanunla vakıf kurma konusunda önümüze bir kanun teklifi geldi.
1986 yılında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereği her ilde il mülki amirlerince sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulmuştur. Özel tüzel kişilik olan vakıfların kamu tarafından kurulmasının yolu açılmıştır. Açılan bu yol daha o günlerden başlayarak hem vakıf geleneğimize hem de Anayasa'ya uygun bulunmamıştır.
Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları doğrudan bir özel kanun yerine dayanak oluşturan bir kanunca düzenlenmiştir ancak bundan sonra özel kanunla 4 vakıf kurulmuştur. Bugüne kadar 4 vakıf özel kanunla kurulmuştur, bunlardan sadece biri Adalet ve Kalkınma Partisi döneminin dışında kurulmuştur.
Özel kanunla kurulan ilk vakıf 1987 yılında kurulan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı; harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması; harp, silah, araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücünün arttırılmasına katkıda bulunmak üzere kurulmuştur. Kanun koyucu daha önce kurulan Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıflarını bu vakıfta birleştirir ve bu amaçla bir başka vakfın 2'nci maddesinin son fıkrasında karar altına almıştır.
5'inci ayın 5'i 2007'de 5653 sayılı Kanun'la Yunus Emre Vakfı kuruldu. 6'ncı ayın 17'si 2016 tarihinde 6721 sayılı Kanun'la Türkiye Maarif Vakfı kuruldu. 1'inci ayın 4'ü 2023 tarihinde ise 7430 sayılı Kanun'la Antalya Diploması Forumu Vakfı kuruldu. Bu vakıfların hepsi devletin devredilmez asli görevleriyle tarif edilmiştir.
Teklifin Anayasa'ya uygunluk durumuna bakacak olursak eğer vakıf gerçek veya tüzel kişilerin, yeterli mal ve haklarının belirli sürekli bir amaca özgülenmeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıysa yani Medeni Kanun'un 101'inci maddesi ise bu şekilde bir kanunla vakıf kurulamaz. Daha önce kurulanlar dâhil olmak üzere özel kanunla kurulan bütün vakıf kanunları Anayasa'ya aykırıdır.
Anayasa'nın 30'uncu maddesi gereği özel kanunla özel tüzel kişiliği olmayan vakıf kurulamaz. Anayasa'nın 33'üncü maddesinin son fıkrası bu maddenin hükümlerinin vakıflar için de uygulanacağını belirtir. Anayasa'nın bu maddesindeki hükümlerden biri de şöyledir: "Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden yürürlükten kalkar." Özel kanunla kurulmuş bir vakıf ya da vakıflara bu maddeyi nasıl uygulayacağız? Kamu idaresi yapacağı işleri nasıl dernek yoluyla yapamaz ise vakıf yoluyla da yapamaz. Dernekler kamudan yardım alabilir, vakıflar vergiden muaf tutulabilir, kamu tarafından desteklenebilir. Kısacası, kamuya yararlı vakıf başka bir şeydir, doğrudan kamu görevi üstlenen, kamu tarafından kurulan ve kamu idaresinin yapacağı işleri yapan vakıf anlayışı başka bir şeydir.
Anayasa'mızda 33'üncü maddenin dışında "vakıf" ifadesi ikisi yükseköğretimi düzenleyen maddede "kazanç gütmeyen" madde 130, "bir kamu yararına olan" madde 108 ifadesiyle anlatılır. Anayasa'mız dernek, vakıf, sendika, parti gibi örgütlenmeleri sivil özgürlük alanı içerisinde değerlendirir. Devlet nasıl dernek, sendika parti kuramaz ise vakıf da kuramaz. Bu yasa teklifiyle Anayasa'dan kaynaklanmayan bir yetki kanun yapmak yoluyla kullanılmaktadır.
İki; özel kanunla kurulan vakıf Türk Medeni Kanunu'nun 101'inci maddesi, Vakıflar Kanunu'nun 4'üncü maddesinde tanımlanan "vakıf" kavramıyla uyumlu değildir. Anayasa'nın 123'üncü maddesi aynen şöyledir, madde 123: "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur." Burada şu soruyu hep beraber sormalıyız: Kanunla kurulmakta olan vakıf, kamu tüzel kişiliğine sahip midir? Yoksa 2008 yılında tümüyle yenilenmiş olan Vakıflar Kanunu'nun 4'üncü maddesinde yer aldığı gibi... Şöyle der 4'üncü madde: "Vakıflar, özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir." Özel hukuk tüzel kişiliğine kim sahiptir? Bu getirilen yasada böyle bir durum var mıdır?
Vakıf, vakfedenin özgür iradesini esas alır. Kanunla vakıf kurup sonra özel kişiliği öngören Medeni Kanun'a göre vakfı tescil ettirmek vakfın kuruluşu açısından bir çelişkidir. Vakıf kanunla mı yoksa vakıf senedinin kanununa göre onaylanmasıyla mı kurulmaktadır? Getirilen teklifte, ekte bir vakıf senedine de ben rastlamadım, diğer arkadaşlar rastladı mı, bilmiyorum. Vakıf, bir malın gelirin belli bir amaca tahsisiyle... Ortada kuruluş senedini imzalayanların tahsis edeceği bir mal varlığının olması gerekir. Sormak gerekiyor, vakfın kurucuları arasında yer alacak olan bakan yardımcıları, genel müdürler noter giderlerini ceplerinden mi karşılayacaklar? Vakfa kendi keselerinden, kendi maaşlarından herhangi bir para vakfediyorlar mı? Devlet görevi mütevelli heyetine havale edilemez. Medeni Kanun devlet görevlilerine vakıf kurmada bir sınırlama getirmediğine göre yasayla vakıf kurmaktan amaç nedir? Eğer devlet görevlileri kendisine ait bir vakıf kuracaksa bunun önünde bir engel yok ama bir Bakanlığı bu işin mütevelli heyeti içerisine koyarak bir vakıf kurmanın anlamını anlayabilmiş değiliz. Medeni Kanun devlet görevlilerine vakıf kurmada bir sınırlama getirmemektedir. Belediye kendi bünyesinde bu işleri yapabilecek birimler oluşturmuşken neden vakıf kuruluyor? Kanun teklifinden anlıyoruz ki vakfın kuruluş senedinde mal varlığı olmayacağından, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden özel tüzel kişiliğe sahip bir kuruluşa teklifin geçici 1'inci maddesinde yer aldığı şekliyle "...beş milyon Türk lirası aktarılır." demektedir.
Üç, bir vakıf, vakıf senedine dayalı olarak kurulur, vakfın işleyişinde vakfın senedi esastır. Ortada vakıf senedi yokken bir vakıfla ilgili nasıl kanun düzenlemesi yapılabilir? Bir vakfın nasıl sona ereceği vakıf senedinde yer alır. Vakıf kanunla kuruluyorsa vakfın kendini nasıl ortadan kaldıracağının ayrıca kanun teklifinde de yer alması gerekmez mi? Anayasa'nın 176'ncı maddesi gereğince, Anayasa metnine dâhil başlangıç kısmında belirtildiği üzere, hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkılamaz. Anayasa'nın başlangıç kısmının üçüncü paragrafı bunu çok net anlatmaktadır. Anayasa'nın 2'nci maddesine göre hukuk devleti olmak durumundayız, 4'üncü maddesi hukuk devleti niteliğinden vazgeçme durumumuz olamayacağını ifade etmektedir. Bu nedenle, Anayasa'ya aykırı düzenleme yapılamaz. Daha önce bu yolla vakıf kurulmuş olması yapılan kanuni düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı için gerekçe gösterilemez. Daha önce, 1987 yılında kurulan vakıf, Anayasa Mahkemesine götürüldüğünde 6'ya 5 oyla ancak kabul edilebilmiş, o da Türk Silahlı Kuvvetlerinin özellikleri ve hassasiyeti nedeniyle 6'ya 5 kabul edilmiştir. O dönem Anayasa Mahkemesinde muhalefet şerhi koyan hukukçular da Anayasa'ya aykırılığının altını çizmiştir.
Gelelim Anayasa'nın 63'üncü maddesine, birinci fıkrasında der ki: "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır." "...destekleyici ve teşvik edici tedbir alır." hükmü yer almaktadır, bu hükmün gereği olarak bu görevi üstlenmiş olan Kültür ve Turizm Bakanlığı bu faaliyetleri yaptığı gibi, destekleyici ve teşvik edici tedbir alır. Bu görevi yaparken Kültür ve Turizm Bakanlığı kamu tüzel kişiliği kuruluşu olarak hareket etmek zorundadır. Kamu tüzel kişisi olmanın getirdiği denetim ve sorumluluktan kaçma yolu olarak vakıflarda özel kişilikler yoluna sapılması kamu yönetimi anlayışımızla bağdaşamaz. Eğer Kültür ve Turizm Bakanlığı bunları, kendi görevini bir vakfa devredecekse o zaman Kültür Bakanlığının görev ve sorumlulukları hangi noktadadır, bunu görmek lazım.
Kanun teklifinin tarihçesine baktığımızda da şunu görmek mümkün: Kanun teklifinin arka planına bakıldığında, kurulmak istenen vakfın hikâyesi Gaziantep Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsünün kuruluş hikâyesiyle başlamaktadır. Biraz önce Sayın Ali Şahin anlattı, 2014 yılında başlayan, 2018 yılına kadar devam eden, hâlâ tüzel kişiliği olmayan bir enstitüden bahsediyoruz. Hepimizin bildiği gibi, basına yansıyan haberlerden anlaşılıyor ki enstitünün bir vakfa dönüştürülme düşüncesi de aynı tarihlere denk gelmektedir. Bu noktada, Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşları kanun teklifinin 1'inci maddesinde yer alan amaçları yerine getirmede bir eksiklik mi yaşamaktadır? Yaşanmadığı, enstitünün faaliyetlerine bakıldığında hemen anlaşılmaktadır. Enstitü, Kültür Bakanlığıyla proje ortaklığı yapmakta, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapabilmektedir. Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 27'nci maddesinin ilgili fıkralarınca bu enstitünün ihtiyaçlarını karşılamanın önünde bir engel bulunmamaktadır ancak enstitü -Gaziantep Belediyesi- Kültür ve Turizm Bakanlığının içinde yer aldığı Avrupa Birliği projesi kapsamında faaliyete geçirilmiştir. Enstitüyle ilgili 12'nci ayın 25'i 2021 tarihli Akşam gazetesinde çıkan habere göre enstitü tümüyle Avrupa Birliği desteğiyle harekete geçirilmiştir. Enstitünün Başkanı olan ve o dönem Bakanlıkta danışman olan Hakan Tanrıöver, bu iş birliğini Avrupa Birliğiyle ilişkileri açısından önemli bir aşama olarak tanımlamaktadır. Bu vakfın öncesinde, Avrupa Birliği fonlarından alınan yardımın miktarı nedir? Alınan fonların usulsüz kullanıldığı iddiası bulunmaktadır ve bu vakıf bu usulsüzlüğün aşılması için bulunmuş bir çözüm müdür? Çünkü biraz önce Sayın Ali Şahin de 7 milyon 800 bin euro masraf yapıldığını söyledi, bu para nereden karşılanmıştır? Avrupa Birliği fonundan alınan -bir kısmı "7,5 milyon euro" diyor, bir kısmı "10 milyon euro" diyor, bir kısmı "8 milyon euro" diyor- bu paranın akıbeti nedir? Nereye harcanmıştır? Kimler harcamıştır? Nasıl harcanmıştır? Bu vakıf kurulmadan... Çünkü bu vakıf kurulduğunda enstitü bu vakfın içine dercedileceğine göre bunların hesabı burada tartışılmak zorundadır.
Türk Arkeoloji ve Kültürel Mirası Vakfı için sunulan kanun teklifiyle Gaziantep'te bulunan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsüne ait misyon, vizyon metinleri tamamen benzerdir, bunu kendi "web" sayfasında görmek mümkündür. Bu durum, söz konusu vakfın Avrupa Birliği fonlarıyla kurulan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsünü yasal bir çerçeveye oturtmak için kurulmak istendiğini açık bir şekilde görülmektedir. Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü aynı isimle anılan bir vakıf yerine dünyadaki benzer örnekleri olan Alman Arkeoloji Enstitüsü, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü, İngiliz Enstitüsü dikkate alındığında siyasi kimliklerden arındırılarak Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ya da Türkiye Bilimler Akademisi bünyesinde, bunlar mümkün değilse, doğrudan Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanmasının yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Bazı Avrupa ülkelerindeki örneklerdeki enstitü, ajans gibi yapılar bizim Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne denk gelmektedir. Dolayısıyla, Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsüne yasal dayanak için bir vakıf kurma çabası anlaşılır değildir.
Anayasa'mızın 63'üncü maddesiyle devletimizin kültürel miras alanındaki duyarlılığı ortaya koyularak bu alandaki yetki ve sorumluluklar Kültür ve Turizm Bakanı eliyle yürütülmektedir. Ülkemizde arkeolojik mirasa yönelik çalışmaların desteklenmesine yönelik teklifte yer alan vakıf ve benzeri gibi organizasyonların kurulması genel anlamda olumlu değerlendirilmektedir ancak bununla birlikte, teklif içerisinde yer alan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsünün yapılanması tam olarak anlaşılmamaktadır. Örneğin, teklifte vakfın faaliyetlerinin enstitü eliyle yürütüleceği belirtilirken bir taraftan da enstitünün tüzel kişiliğinin olmadığı belirtilmiştir. Ulusal ölçekte kurulan ve merkezî idare ağırlıklı bir yapıdan oluşturulan vakfın faaliyetlerini yürütmekle görevlendirilen bir enstitünün merkezinin Gaziantep'te olması yerine Ankara'da olması gerektiği değerlendirilmektedir; bunun yerine Gaziantep ve talep eden diğer illerde enstitü tarafından temsilcilik açılmasının uygun olacağı da değerlendirilmektedir. Aslında ya TÜBİTAK bünyesinde ya da üniversite bünyesinde kurulması gereken enstitüler ne yazık ki -Adalet ve Kalkınma Partisinin bu alanda da doğru yapmadığı bir iş- belediye bünyesinde kurulmuştur. Söz konusu girişimin belirlediği bu misyonlar, ülkemizde hâlihazırda üniversiteler, çeşitli akademik birimler, devlet kurumları ve sivil toplum örgütleri tarafından farklı ölçeklerde hem yurt içinde hem de yurt dışında üstlenilmektedir. Bu misyonların tümünün tek bir kurum çatısı altında toplanması çok sesliliğin ve pozitif rekabetin güncel, bilimsel anlayışının önüne geçerek artık çağ dışı kalan tekelci bir zihniyeti besleyeceği açıktır. Yetkililerin bileşenleri ve yöneticileri açıklanmamış, bir vakıf ve onun mütevelli heyetinde toplanması hiçbir ayrıntısı paylaşılmamış bir yasa teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden koruma ve kaynak sağlama çabaları gizli bir ajandanın varlığının da kanıtıdır. Mevcut kurumlarıyla işlemekte olan, bilimsel ve bürokratik ortamı yok sayan bu üstenci yaklaşım Türk arkeolojisi adına endişe vericidir.
Şu soruları yasa teklifini hazırlayan milletvekili arkadaşlarıma sormak isterim:
1) "Vakıf" kelime anlamı olarak "Gerçek ve tüzel kişi veya kişilerin belirli bir mülk ve hakla belirli ve sürekli bir amaca tahsis edilmesiyle oluşan müessesedir." şekliyle tanımlanırken kanun teklifinde özellikle "Vakfın bütçesi ve gelirleri" kısmında genel bütçeden bahsedilmektedir. Sorulması gereken: Vakfın kendine ait ne tür mülkleri var? Genel bütçeden kasıt nedir? Devlet bütçesi ise bu bütçe mevcutta olan Kültür Bakanlığı kazılarına, müzelerine, laboratuvarlarına neden aktarılmıyor? Mütevelli heyet üyeleri vakıf kuruluşunda kendileri katkı koyacaklar mı, koyacaklarsa bunun miktarı nedir?
2) Enstitünün misyon ve vizyonuna bakıldığında Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğünün tüm işlerini ve sorumluluğunu üstlenmiş gibi görünüyor, mevzuatta var olan Bakanlık ne yapacak?
3) Türkiye'de yürütülen üniversite ve müze kazılarına çok az bütçe verilirken burada harcanacak bütçe tam olarak nereden sağlanacaktır?
4) Kültür Bakanlığı bünyesinde yer alan, 1985 yılından bu yana faaliyet gösteren İstanbul Restorasyon Konservasyonu merkez ve bölge laboratuvarları son iki yıldır mevcut binasına girememektedir. Topkapı Sarayı'nın Cumhurbaşkanlığına geçmesi gerekçe gösterilerek arazide yer alan binaya devletin memuru giremeyerek işlerini yürütememektedir. Bu kurum devlet kazıları ve müzelerinin tüm illeri teknik analizlerini ücret almadan yürütmekte, özel işler için ise uygun ücretler karşılığı analiz yaparak parayı DÖSİMM bütçesine aktararak işlerini yürütürken acaba atıl hâle getirilerek bu enstitü bünyesindeki laboratuvar mı düşünüldü?
5) Bu, Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfının personel istihdamı için kimler, hangi hocalar ya da Bakanlığa bağlı alan başkanlıklarında olduğu gibi tanıdıklar mı düşünülmektedir?
6) Yönetim kurulunda "Süresi dolan üye tekrar atanabilir." denmektedir, neden bir dönem kastı yoktur?
7) Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından Avrupa Birliği projesi olarak sunuldu. Proje 2015 yılında kabul edilip Avrupa Birliğinden -iddianın kendisi- 7 milyon 500 bin euro tahsis edildiği söylenmektedir. Avrupa Birliğinden alınan paralar nerelere harcanmıştır, bunların belgeleri var mıdır?
8) Vakfın mütevelli heyetinde Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı neden yer almaktadır?
9) Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, vakfın kurulması hususunda yasa teklifinin 1'inci ve 3'üncü maddelerinde belirtilen amaç ve faaliyetler ve yapılmak istenen çalışmalar Türk Tarih Kurumu, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve TİKA tarafından zaten yürütülmüyor mu? Aynı faaliyetleri yürütecek bir vakfa ve vakıflara bağlı bir enstitüye neden ihtiyaç duyulmaktadır?
10) Bu teklif hazırlanırken Arkeologlar Derneğinin görüşü alınmış mıdır, Müzeler Derneğinin görüşü alınmış mıdır, Anadolu Sanat Tarihçileri Derneğinin görüşleri alınmış mıdır? Bu konuda Türkiye'de ve dünyada tanınan arkeologlarımız var, bunların görüşlerine müracaat edilmiş midir?
11) Enstitünün çalışma alanı Türk-İslam arkeolojisiyle sınırlandırılmıştır. Arkeoloji -hepimizin bildiği gibi- insanlık tarihiyle başlar. İnsanlık tarihiyle başlayan arkeolojiyi bir bölümle, bir alanla sınırlandırmaktan amaç nedir? Bu açıklanırsa çok iyi anlaşılır. Arkeoloji geniş bir daldır, dar alana sıkıştırılamaz.
Bakın, şimdi, bir alanda kazı yapacaklar, yapılacak kazıya bir bakalım. Geldik kazının bir noktasına. Neolitik Dönem'de yani Göbeklitepe'de bir kazı yapacağız, Neolitik Dönem'e geldiğinde ne yapacağız? Burdur Hacılar'da kazı yaparsak Kalkolitik Dönem'e geldiğinde ne yapacağız? Alacahöyük'te, Erken Tunç Dönemi'nde bir kazı yapacaksak buraya geldiğinde ne yapacağız? Asur Ticaret Kolonileri yani Kayseri Kültepe'ye geldiğinde ne yapacağız? Ya da Hitit Çorum'da bir kazı yaparken bu tarihten sürece gelen yani İslamiyet'ten önce alana geldiğinde kazı duracak mı, yoksa devam mı edeceğiz? Biz biliyoruz ki dünyanın neresinde olursa olsun İslam tarihinin, İslam arkeolojisinin bizim tarafımızdan araştırılması, açığa çıkarılması ve İslam âlemine armağan edilmesi oldukça kıymetli ve önemlidir ama arkeolojiyi tarif ederken bir bütün olarak insanlıkla başladığını mutlaka görmemiz gerekiyor.
Sayın Ali Şahin de açıkladı, 15-17 Haziran 2022 tarihinde Ankara'da bir otelde yapılan toplantıya Bakanlık ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü katılmamıştır ve özellikle Bakanlıkta bu alana katılmama yönünde bir telkinde bulunulmuş mudur, bulunulmuşsa neden? Çünkü biz biliyoruz ki Kültür ve Turizm Bakanlığında bu enstitüyle ilgili sorunlar ve bunun yürütülmemesi gerektiği konusunda fikir ayrılıkları vardır. Bakan Yardımcımız Sayın Nadir Alpaslan'ın özel gayretleri ve özel çabalarıyla bu otelde bu sempozyum yapılmıştır ama Bakanlık resmî olarak ve Müzeler Genel Müdürlüğü resmî olarak bu toplantıya davet edilmesine rağmen el altından katılmama yönünde telkinde bulunmuştur.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Sayın Kaya, müsaade eder misiniz?
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Son olarak şunu söyleyeceğim, bitiriyorum.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Şimdi, arkadaşların hepsi bana böyle işaret ediyorlar.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - İşaret ediyorlar ama arkadaşlar da sabretsinler.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Süre yarım saate yaklaştı yani.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - E, doğru, haklısınız.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Kendi arkadaşlarınız.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Şimdi, kendi arkadaşlarımın benim konuşmamdan rahatsız olacaklarını zannetmiyorum.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Süre açısından yani.
Toparlayın.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Şimdi, Kültür ve Turizm Bakanlığı yakın tarihimize sahip çıkma konusunda ne yazık ki... Sadece Adalet ve Kalkınma Partisi dönemini kastetmiyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminden önce de... Ya, cumhuriyet tarihinin en önemli miraslarından biri, 21 köy enstitüsüdür; 4 Ocak 2000 tarihinden bu yana Koruma Kurulu kararı olan bu, 21 köy enstitüsünün Koruma Kurulu kararı olmasına rağmen -bu Koruma Kurul kararı 4 Ocak 2000 tarihinde alınmıştır- harabeye döndüğü, göz göre göre yok olma sürecine girdiği bilinen bir gerçektir. Ben, Kültür ve Turizm Bakanımıza da 21 köy enstitüsüyle ilgili, her bir köy enstitüsüyle ilgili 10 soru sordum, ne yazık ki şu ana kadar bu soru önergeme de bir yanıt alamadım. Eğer Kültür ve Turizm Bakanlığı yakın tarihimiz ve geçmiş tarihimizi geleceğe taşımak istiyorsa ki bu kıymetli bir şeydir, bunun altına biz de imzamızı atarız ama gördüğümüz o ki Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde hem Kültür ve Turizm Bakanları hem de Millî Eğitim Bakanları bu 21 köy enstitüsüne sahip çıkmamıştır. Binaları, arazileri, oradaki müzeleri yok edilmekle yüz yüze bırakılmıştır. Buna sahip çıkma konusunda umarım Millî Eğitim Bakanlığının yanında Kültür ve Turizm Bakanlığı kendi üzerine düşen görevi yerine getirir. Burada gördüğümüz, Turizm ve Kültür Bakanlığının yetkileri; millî, manevi, tarihî, kültürel ve turistik değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, değerlendirmek, yaymak, tanıtmak, benimsetmek ve bu suretle millî bütünlüğün güçlenmesine ve ekonomik gelişmeye katkı sunmaktır. Kültür ve turizm konularıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarını yönlendirmek, bu kuruluşlarla iş birliğinde bulunmak; yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, özel sektörle bu işlerin desteklenmesini sağlamaktır. Tarih ve kültürel varlıkları korumak, turizmi millî ekonominin verimli bir sektörü hâline getirmek için yurdun turizme elverişli bütün imkânlarını değerlendirmek, geliştirmek ve pazarlamaktır. Kültür ve turizm alanlarında her türlü yatırım, iletişim ve gelişim potansiyelini yönlendirmek, kültür ve kültür ve turizm yatırımlarıyla ilgili taşınmazları temin etmek, gerektiğinde kamulaştırmak, bunların etüt, proje ve inşaatını yapmak ve yaptırmaktır. Türkiye'nin turistik varlıklarını her alanda tanıtıcı faaliyetlerle her türlü imkân ve araçlardan faydalanarak kültür ve turizmle ilgili tanıtma hizmetlerini yürütmektir. Özellikle Uzak Doğu ülkelerinde de Yakın Doğu ülkelerinde de Amerika'da da dünyanın dört bir yanında hem Türk kültürünün hem İslam âleminin inanç ve değerlerinin ve kültürlerinin kaybolmakla yüz yüze olduğu bir süreçtir; buna sahip çıkmak hepimizin görevidir.
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Az önce itiraz ediyordun.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - İtiraz etmedim, sen herhâlde dinlemedin.
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Yok, notumu aldım, cevap vereceğim.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Aldıysan...
Bunu tarihe mal etmek -bir vakfa devredilemez- devletin görevi, Kültür ve Turizm Bakanlığının görevidir. Bu görev, herhangi bir vakfa, siyasilere devredilemeyecek kadar kıymetli ve önemlidir. İnsanlık tarihine sahip çıkmak ve kendi tarihimize sahip çıkmak bizim vazgeçilmez görevimizdir.
Tekrar bu sorularıma açık, net, anlaşılır yanıtlar bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum.