KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1986 yılında Muğla Milas'ta TKİ'ye bağlı Yeniköy Linyit İşletmelerinde ekskavatör yağcısı olarak işe girmiş, sonra ekskavatörün montajında çalışmış, on beş sene ekskavatör tamircisi olarak çalışmış, sonra on beş yıl da sendikal mücadeleden gelmiş bir kardeşiniz olarak şunu belirtmek istiyorum: Yıl 2006, Trakya'yı karanlıkta bırakan bir eylem yapıldı. Özel sektör, Bakanlıktan zam istedi, -verilinceye kadar- şalteri indirdi ve Trakya tamamen karanlıkta kaldı. Sendika şube başkanıyım, Hilmi Güler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız, Yatağan'a geldi, kendisini karşıladık, sendikamızda ağırladık ve aynen dediği şuydu: "İyi ki bu kamu santralleri var. Hemen onları devreye soktuk ve bu krizi önledik." Bizler Muğla Yatağan'da, Milas'ta, Türkiye ölçeğinde hep özelleştirmelerin cumhuriyet ekonomisinin bağrına saplanan bir hançer olduğunu, millî ekonomiye bir katkısı olmadığını, doğayla, çevreyle barışık, işçi sağlığına önem veren bir madenciliğin ancak kamu eliyle yapılabileceğini hep savunduk, bunun mücadelesini verdik.

Sonuçta, 2014 yılında dönemin Sayın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la Marmaris'te TES-İŞ sendikamızla beraber, işçi arkadaşlarımızın şahitliğinde görüşme yaptık ve yılda 300 milyon dolar devlete gelir sağlayan bu santrallerin özelleştirilmemesi için bir çağrıda bulunduk. Sonuçta, özelleştirildi arkadaşlar. Özelleştirildikten sonra enerji mi ucuzladı? Hayır ucuzlamadı. Enerji ucuzlamadığı gibi çevreye ve doğaya saygılı bir üretim mi yapılıyor? Hayır, bu da yapılmıyor. O dönemlerde -bugün açıklamamızda da söyledik- yerel yönetimlerle, sendikalarla, odalarla, çevrecilerle, basın mensuplarıyla, işçilerle hep beraber bir araya gelindi, ortak mücadelenin sonunda baca gazı arıtma tesisleri takıldı ve halk da- ölçüm cihazları yoluyla da sürekli takip ediyordu. 13 tane köy kalktı arkadaşlar bizim Muğla ve Milas'ta, 13 tane köy; kimisi Çanakkale'ye kadar gitti ama insanlar... Amiyane bir tabirle büyüklerimiz şöyle derdi: "Ya, bu termik santraller bizim gelinlik kızımız, kötülemeyelim ama varsa eksikleri giderelim." Muhtar başı ağrıdı mı bizim Müessese Müdürünün yanına giderdi, köylüler oraya giderdi, çocukları işe alınırdı ama kamuda bir yatırım yapılacağı zaman, bir planlama, bir proje yapılacağı zaman istişareye önem verilirdi ve vatandaş ile kurum aidiyet bağı olarak güçlenmişti. Sonuçta ne oldu? Özelleştirmeler sonrasında bu güven ortamı kayboldu.

Ben şuna üzülüyorum: Bir maden işçisi olarak, madende çalışan bir işçi olarak rant ve talana dayalı yapılan madenciliğin sonunda planlı, programlı, projeli, çevreye ve insana en az şekilde zarar verebilecek bir projeyi dahi şu anda insanlar "Sütten ağzımız yandı." diyerek yoğurdu üfleyerek yemeye başladı. Niye? Bunun sebebi AKP'nin madenciliği tamamen havza madenciliğinden uzaklaştırıp, taşeron sistemini yaygınlaştırıp tamamen ranta ve talana dayalı hâle getirmesinden dolayı, buna da üzülüyorum.

Bugün bu köylüler geldi buraya. O köydeki gelenlerin hepsi benim mesai arkadaşım, köylülerin tamamı; ya santralde çalışan insanlar ya kömürde çalışan insanlar veyahut da şu anda çocukları orada çalışan insanlar. "Kamuda olsaydı bu güvensizlik ortamı olmazdı. Biz inanmıyoruz, güvenmiyoruz. Özel sektör para kazanacak, üç sene, beş sene sonra çekip gidecek, cürufu, kiri, tozu, pasafı bize kalacak." diye isyan ediyor insanlar. Dolayısıyla bu konuda gelinen nokta önemlidir, bunun da hep beraber takipçisi olacağız.

Değerli milletvekilleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - İki dakika daha süre vereyim.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkanım, babanın cebinden mi veriyorsun, ver konuşsun. Hayır, sanki sermayen var (!)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Covid-19 pandemisinin küresel tedarik zincirlerine yarattığı etkiyle kara yolu, hava yolu ve demir yolu taşımalarında yaşanan kesintiler ve aksamalar sonucunda en güvenli, en temiz ve en ucuz taşıma şekli olan deniz yolu taşımacılığının öneminin daha da artması ve bu konuda hazırlıklı olan ülkelerin daha avantajlı bir duruma gelmiş olması liman düzenlemesinin gerekçelerinden biri olarak gösteriliyor. Covid-19 döneminde limanlarımızın başarısının ve öneminin arttığı kuşkusuzdur. Pandemi döneminde limanlarımız gıda ve diğer birçok ürünün tedarikinde büyük rol oynamıştır ve limanlarımızın ne kadar başarılı olduğu gözler önüne serilmiştir. Ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşında da tahıl krizinde limanların önemi de bir kez daha anlaşılmıştır. Hâl böyleyken stratejik olarak çok kıymetli limanlarımızın işletme sürelerinin uzatılması örneğin, Antalya Limanı'nın işletme hakkının 2047 yılına kadar Katarlıların elinde olmasıyla sonuçlanacaktır. Yani limanın işletme hakkının 2047 yılına kadar Katarlı şirketin elinde olması aslında özelleştirmeye gerekçe olarak gösterilen limanlarımızın önemiyle çelişmektedir.

Bir başka dikkat çeken nokta ise düzenlemenin verildiği tarihtir. Bildiğiniz üzere Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamad El Sani 14 Ekim tarihinde Türkiye'yi ziyarette bulundu; ilginçtir ki Katar Emirinin bu ziyaretinden sadece altı gün sonra bu düzenleme Meclise sunuldu. Üzerine konuştuğumuz teklifle aynı düzenleme karşımıza çıktı. Düzenlemenin gerekçelerinde yine işletme hakkı süresi kısalan liman işletmelerinin gerekli yatırımları yapabilmesi ve bu yatırımların karşılığını alabilmesi için işletme sürelerinin bu şekilde uzatılması gerektiği, ülkemizin dünyada ara vermeden büyüyen lojistik ve turizm sektörüne paralel olarak rekabet gücünü koruması açısından bu süre uzatımının elzem, hayati ve stratejik olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerinden biri olan diğer isteklilerin sürece katılımının engellendiğiyle ilgili de bu limanların özelleştirme ihalelerinin adil, şeffaf, isteyen herkesin katılabileceği şekilde gerçekleştirildiği ve bunun sonucunda en yüksek teklifi sunan yatırımcıyla özelleştirme sözleşmesi imzalandığı öne sürülmüştür. Düzenlemede bu limanların sözleşme sürelerinin ihalesiz bir şekilde uzatılmasının gerçekleştirilmesiyle birlikte uzatılan sürelerin sonunda Özelleştirme Yüksek Kurulunca yapılacak değerlendirme neticesinde uygun görüldüğü takdirde yeniden ihaleye çıkabileceği ve yeni işleticinin belirlenebileceği söylenmiştir. Özelleştirme Yüksek Kurulunca uygun görülmemesi hâlinde ise bahse konu limanların kamuya döneceği yani Türkiye Denizcilik İşletmeleri veya Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından teslim alınarak işletilmeye devam edeceği belirtilmiştir.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Süleyman Bey, sizin sözünüzü kesmek istemiyorum, son bir dakikada toparlayın lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tabii.

Düzenlemenin içinde birçok kez düzenlemenin amacının ülkemizin lojistik ve turizm sektörüne paralel olarak rekabet gücünü koruması, böylelikle de kamu yararının sağlanması olduğu belirtilse de ülkemizdeki limanların birinin işletme hakkının 2047 yılına kadar Katarlılara verilmesi ne kamu yararıyla bağdaşmaktadır ne de rekabet gücünün sağlanmasıyla alakalıdır. Dolayısıyla kamunun zarara uğramasına sebep olacak bu düzenleme bir daha teklif edilmek üzere geri çekilmelidir.

Son olarak, Başkanım, Kani Başkanım genel başkanımız, ben ona ilave olarak şunu söylemek istiyorum -genel başkanın sözünün üstüne söz söylemek bize yakışmaz ama- özellikle sendikalarla ilgili şunu belirtmek istiyorum Sayın Başkan: Toplu sözleşmeyle yapamadıklarını kanun teklifiyle verdirmeye çalışarak yüzde 2'lik örgütlenme oranı getirmeye çalışanlar bilsinler ki uluslararası sözleşmelere, Anayasa'ya ve hukuka aykırı olan bu antidemokratik uygulama amacına ulaşamayacak. Mevcut 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Yasası'nın 28'inci maddesinin hükmü açıktır. "Toplu sözleşme ikramiyesi hariç olmak üzere toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmasında sendika üyesi olan ve sendika üyesi olmayan kamu görevlileri arasında ayrım yapılamaz."

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Süleyman Bey, teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Çok teşekkür ederim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Toplu sözleşmeyle güvence altına alınmış ve kamu emekçilerinin kazanılmış haklarının getirisine bir düzenleme yapılamaz, bu teklifin derhâl geri çekilmesi lazım.

Teşekkürler.