KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi görüşülürken elbette milletvekilleri arasında da bazı tartışmalar oluyor ama bence tartışmanın biri çok gereksiz. O gereksiz tartışma nedir? İşte, eskiden Kemal Kılıçdaroğlu döneminde SSK'nin durumu neydi, bugün nedir? Bu tartışmayı çok da gerekli bir tartışma diye görmüyorum ben.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Veli Ağbaba'ya söyledim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Çünkü bir kamu kurumunun açıkları, gelirleri, giderleri bürokratlara bağlı olmaktan öte o dönemlerdeki hükûmetlerin politikalarına dayalıdır ve bağlıdır. SSK veya Sosyal Güvenlik Kurumu söz konusu olduğunda da buranın gelirleri kanunla belirlenir, gelir artışlarına ihtiyaç varsa siyasi iktidar, Meclis çoğunluğuna sahip olan partiler gelir artışlarıyla ilgili tedbirler alırlar, ilave harcamalar yapılması gerekiyorsa o harcamaları da yine Mecliste yasama faaliyetleri sonrasında belirlenir. Nihai olarak da bunun politikasını belirleyen siyasi iktidardır ve hükûmettir. Dolayısıyla ben ömrümde, kamu açıklarıyla bağlantılı olarak veya kamudaki özel bir yerdeki açıkla ilgili olarak örneğin, SSK veya Sosyal Güvenlik açıklarıyla ilgili, bu kurumun başında bulunan bürokratların suçlandığını hiç duymadım. Otuz bir yıldır Meclisteyim, çok değişik hükûmetler geçti, son elli yılın büyük politikacılarıyla aynı Mecliste sürekli beraber olduk ama hiçbir milletvekilinin aklına bürokratlara saldırmak, hücum etmek diye bir şey gelmemiştir. Ama genel başkanların aralarında yaptıkları polemikleri bu Komisyona taşımanın da doğru olduğu kanaatinde değilim. Neden değilim? Yani siyasi genel başkanlar polemik yaparlar her zaman. Bu, siyasetin çeşnisi olur, siyasete duyulan ilgiyi de artırır, vatandaşların ilgisini de yükseltir ama burada aslında teknik bazı çalışmalar yapılmaktadır, işin aslı üzerinde görüşmeler devam etmektedir. Bu nedenle o bürokratlara yönelik tartışmaların buraya taşınmamasının doğru olduğu kanaatindeyim.

Şimdi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı dediğimiz zaman, iş hayatının, çalışanların sorunlarını dile getiriyoruz ister istemez ama pek çok sorun var. Mesela, işsizlik başlı başına bir sorundur veya çalışanların ücret düzeyi aynı şekilde çalışma hayatıyla ilgili temel sorunlardan biridir. Özellikle asgari ücretin düzeyi ve genel çalışanların ortalama ücretinin ne olduğu önemli bir sorundur. Kayıt dışı çalışanlar, yine, aynı şekilde son derece önemli, hem çalışıyorsunuz hem de hiçbir sosyal güvenlik hakkınız yok, emeklilik hakkınız yok, sağlık sigortasından yararlanmıyorsunuz; bunların düzeyi çalışma hayatı açısından önemlidir, makro baktığımızda. Çocuk işçiliği önemlidir, çalışma saatleri önemlidir, iş güvenliği önemlidir; pek çok önemli konu var. Ve kamuda ücret adaletsizliği veya göçmen işçiler gibi konular da devreye girebilir. Fakat burada önemli olan hadisenin şu olduğu kanaatindeyim: Verilerin doğru veriliyor olması yani olan bitenin doğru bir şekilde, kamuoyuna şeffaf bir şekilde yansıtılıyor olabilmesi lazım. Eğer bu saydığımız sorunlarla ilgili verilerin kamuoyuna yansıtılması konusunda tereddütler varsa, doğru olmayan taraflar varsa burada yapılan analizlerde de eksiklik olmasından öte doğru bir sonuca ulaşmak mümkün olmaz.

En bilinen verilerden biri işsizlikle ilgili veridir. Her ne kadar TÜİK hazırlıyor ise de bu işsizlik verilerini elbette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kendisiyle bağlantılı verilerle ilgili de müdahil olması lazım veya ilgili kurumla sürekli diyalog hâlinde olması gerekir diye düşünüyorum. Şimdi, işsizlik verilerinin hesaplanmasında TÜİK'e sorarsanız ILO standartlarına göre bir hesaplama yapılıyor. Yani uluslararası emek örgütü hangi standartları belirlemişse o standartlara göre hesap edildiği söyleniyor. Yani bu ne anlama geliyor? Bir kere, istihdam edilmeyenler, çalışmayanlar işsiz kabul ediliyor veya son üç ayda iş aramış olan ve on beş gün içinde bir işte istihdam edilebilecek durumda olan kişiler işsiz sınıfına giriyor. Eğer "On beş gün içerisinde çalışabilirim." demiyorsa o, işsiz sayılmıyor veya son üç ay içerisinde başvuru yapmamışsa bu da işsiz sayılmıyor. Böyle bir tanımda aslında, Batı ülkelerindeki insan davranışları ile bizdeki insan davranışları arasında fark olduğu için aynı sonuca çıkmayacağını düşünüyorum. Özellikle de başvururlar; yılgınlıktan, ihmalkârlıktan, nasıl olsa başvursam da iş çıkmaz düşüncesiyle iş başvurusu yapmayanlar Türkiye'de çok daha fazladır. Yani bu, davranış biçimlerindeki farklılıktan kaynaklanan bir şey. Böyle bir davranış farklılığı ise işsiz sayısının doğru tespitini engelleyen en önemli husustur, bunun analiz edilmesi lazım. Hatta "işsiz" tanımına girenlerde de sorun var. Mesela, bu ILO standartlarına göre yapılan çalışmada bu hesaplamaya göre; iş bulma ümidi olmadığı için son üç ayda iş aramayı bırakmış olup da iş bulsa çalışacak olanlar girmiyor, iş bulsa çalışacak, bu yok. Veya mevsimlik işlerde çalıştığı için iş aramayan ama sürekli iş bulsa çalışmaya hazır olanlar da yine aynı şekilde işsiz sayılıyor. Ev kadını; emekli; irat sahibi, bir daireden bin liralık geliri var, "A, senin iradın var, o hâlde işsiz değilsin." denilebiliyor. Öğrenci ya da engelli, yaşlı veya hasta ama bu özelliklere sahip olduğu hâlde iş bulsa çalışmaya hazır olanlar yine işsiz sayılıyor ve diğer nedenlerle de aynı şekilde iş aramayan ama iş bulduğu zaman çalışacak olanlar işsizlik kapsamı içerisinde değerlendiriliyor ve işsiz listesine alınıyor. Ama tüm bunlardan öte, bazı hesaplarda zaman zaman karartmalar oluyor. Mesela, eskiden sürekli olarak bu işsizlik verileri verildiği zaman kayıt dışı çalışanlarla ilgili bir oran görürdüm ben; yani yüzde 30'un üzerindeydi bu, yani çalışıyor göründüğü hâlde, işsiz görünmediği hâlde TÜİK rakamlarına göre hiçbir Sosyal Güvenlik Kurumuna üye olmayan, emeklilik hakkı olmayan, sağlık sigortası olmayan yüzde 30'un üzerinde çalışan gözükürdü. Bu sütun biraz buharlaşmışa benziyor, ben taradığım verilerde bunu göremiyorum, bence son derece önemli bir veridir, bunun korunması lazım ve diğer alt detayların da görünmesi lazım. Ama bundan da öte, şöyle bir durum var: Bu söylediğim tanım çerçevesinde kaç kişinin çalıştığını, kaç kişinin çalışmak için başvuruda bulunmadığını nasıl tespit ediyoruz?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani bunu tespitin yöntemi ne? Bu yöntemle ilgili de sağlam bir bilgiye ulaşamadım veya eskiden vardı, sonradan bunlar internet ortamından da siliniyor galiba.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyoruz Sayın Şener.

Son cümlenizi alalım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama bildiğim kadarıyla bu, anketlerle belirleniyorsa -eski bilgilerime dayanarak öyle bir şey hatırımda kalmış- bu anketlere dayanarak yapılan işsizlik oranlarının doğruyu göstereceğine hiç inancım yoktur.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onun için Sayın Bakanlığın TÜİK'le irtibatlı hâlde bu noktaların daha anlaşılır hâle getirilmesine çaba harcamasının faydalı olduğunu düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.