KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; hepiniz hoş geldiniz.

Bakanlığınız çok önemli, bence bu ülkede kurulu en önemli Bakanlığın bütçesini görüşüyoruz şu anda ve konuşacak çok konu ve maalesef çok az süremiz var.

Çok konu var gerçekten; mesela, kreşlerden bahsedebilirim. Kendi sunumunuzda ikrar var çünkü sunumumuzun 6'ncı sayfasında diyorsunuz ki: "Bu ülkede 3 yaşındaki çocuklar için okullaşma oranı şu an henüz yüzde 14; 4 yaşta bu oran yüzde 35'e kadar çıkabiliyor." Uzmanların araştırma raporları var, bu ülkenin ufak çocuklarının yalnızca yüzde 2,8'i okul öncesi eğitim alabiliyor şu anda. MEB'e ait kamusal kreşlerin kapatılması yönünde çok ciddi şikâyetler alıyoruz; son on beş yılda MEB'e ait kreşlerin yüzde 80'inin kapatıldığını söylüyor uzmanlar.

Bunun yanında Diyanetle imzaladığınız protokoller var mesela. Dedim ya, MEB'e ait sadece 5 yaş için -kreşten bahsetmiyorum- anaokulu olarak 2.894 rakamı telaffuz ediliyor. Bunun yanı sıra Diyanete ait kurslar son beş yılda yüzde 91 artmış, 5.575'e çıkmış. Yani Hükûmetimizin parayı neye ayırmak istediğini ve para ayırmak istediğinde nasıl işler yapabildiğini çok net görebiliyoruz sanıyorum.

Kız çocuklarından bahsedebilirim. Her yerde övünmüşsünüz okullaşma oranının artmasından, görece bir artış da var, doğrudur ancak 866 bin kız çocuğunun okullaşmadığından, açık öğretimle birleştirildiğinde 1,5 milyon kız çocuğundan bahsediliyor; bu konuda bilgi verilirse gerçekten çok memnun olacağız.

Öğretmenlerden bahsedebilirim mesela sizlere; atanamayan öğretmenlerden, atanamadığı için yıllarca bekleyip canına kıyan öğretmenlerden bahsedebilirim. Atanacak kadar şanslı olmasına rağmen son dönemde Öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında "eşit işe eşit ücret" talebinin bile göz ardı edildiği, öğretmenlik haklarının ellerinden alındığını söylüyor tüm görüştüğümüz öğretmenler. İtiraz edenler sokaklarda coplanıyor, gözaltına alınıyor; dün görmüşsünüzdür görüntüleri. Benim daha tuhafıma giden bir şey var: Bu öğretmenleri gözaltına alan, coplayan polis memurlarının yarısı da neredeyse atanamayan öğretmen çünkü öğretmen olarak atama yapılmıyor bu ülkede, polis olarak atama yapılıyor. Çok normal çünkü saray rejiminin devamlılığı için aydınlanmış değil sindirilmiş bir topluma ihtiyaç var; bunu da hepimiz çok iyi biliyoruz.

Kısıtlı sürem var, o yüzden ben en önemli gördüğüm soruna ayıracağım son kalan dakikalarımı; o da öğrencilerin aç olması Sayın Bakan. Bakın, ben burada her bakanlıkta okul açıldığı günden beri aynı şeyi söylüyorum. Ben kanun teklifi verdim, HDP verdi, İYİ Parti'nin var, CHP'nin var; hepimiz aynı şeyi söylüyoruz, burada bir şey söylüyoruz, bizi dinlemeniz gerekiyor. Öğrenciler okula aç gidiyor şu anda, bunu söyleyen ben değilim, veliler söylüyor, öğretmenler söylüyor ve biz diyoruz ki: Bu ülke güçlü bir ülkeyse, büyük bir ülkeyse, bütçesi varsa örgün öğretimde okuyan öğrencilerimize ilkokuldan liseye kadar en azından günde bir öğün ücretsiz, dengeli bir yemek artı sınırsız içme suyunu biz sağlayabiliriz ya. Neden sağlamıyoruz? Yani bu teklif neden bir TİP milletvekilinden geliyor, neden Millî Eğitim Bakanlığından gelmiyor? Benim gördüğümü siz görmüyor musunuz? Elbette görüyorsunuz, neden gereğini yapmıyorsunuz Sayın Bakan? Gerçekten, neden gereğini yapmıyorsunuz? Çünkü ben bunları söyleyince bazı AKP milletvekili arkadaşlarım -iyi niyetlerinden şüphem yok- "Abartıyorsunuz, bazı örnekleri uçlaştırıyorsunuz." diyorlar, öyle değil ya. Siz Millî Eğitim Bakanısınız, buyurun bir genelge çekin; bu çocuklar ne yiyor, ne içiyor? Bodurlukla mücadele ediyorlar, anemiyle mücadele ediyorlar yani bir simit, bir suyla doymaya çalışıyorlar; su dediğiniz şey 5 lira ya, 5 lira! Gidin, pilot bölgeler seçin, oralarda çocuklara sorun; ben yalan söylüyorsam hepinizden ben özür dileyeyim ama yalan söylemiyorsam, ben haklıysam lütfen gereğini yapın artık ya, lütfen diyorum! Yani topluyorum çıkartıyorum, 150 milyar bir bütçeden bahsediyoruz, ne oluyor biliyor musunuz bu 150 milyar? Bütün çocukları beslenmemize yetecek bir para bu; kur korumalı mevduat sistemine veriyoruz biz onu, dolar milyarderleri zarar etmesin diye veriyoruz, okullarda çocuklara bir öğün ücretsiz yemek vermeye veremiyoruz; sonra kendimize büyük devlet, güçlü devlet diyoruz; gerçekten harika (!)

Son olarak YÖK Başkanımız burada mı? Buradasınız Hocam, hoş geldiniz. Size bir şey söyleyeceğim, Boğaziçi Üniversitesi kayyumu Naci İnci'yle ilgili bir şey söyleyeceğim: Naci İnci Hocam Boğaziçi antetli kâğıtlara yalan yazıyor, akademisyenlere iftira atıyor. Bu kadar açık ve net söylüyorum size çünkü elimde belgesi var. Şimdi, bittikten sonra, bu dosyayı size takdim edeceğim ben. Bu elimdeki belgede Naci İnci ne diyor biliyor musunuz? "Ben inceleme yaptım, bu hoca okula girerken yalan söyledi, kendiyle ilgili bilgileri sakladı, hiç okula alınmaması lazımdı." diyor; altında imzası var, Boğaziçi antetli. Hocalar, moleküler biyoloji bölümü hocaları ne diyor biliyor musunuz? Bunu da vereceğim ben size şimdi.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Evet, sürenizi aşmış durumdasınız, son cümlenizi alayım.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Kalan yirmi saniyemde bitireyim.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Ha, pardon.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hocalar diyorlar ki: "Hayır, hepimizin bilgisi var, biz bunu biliyoruz, bunu hepimizle paylaştı, değerlendirdik; hiçbir engel husus yok." Şimdi tüm bürokratlarınız ve bağlı bulunduğunuz Bakanın önünde açık açık soruyorum: Naci İnci yalan söylüyor, aksini ispatlayabiliyorsa ispat etsin, ben kendisinden özür dileyeceğim. Peki, ben doğru söylüyorsam Hocam yani Boğaziçine kayyum diye atadığınız profesör unvanına sahip bir zat, kayyum rejimine direndiği için hazzetmediği bir hocayı okuldan kovmak için lağım medyasını referans alıp resmî belgede yalan söyleyip iftira atabiliyorsa siz Doktor Tolga Sütlü'den ve öğrencilerinden özür dileyecek misiniz?

Çok teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için.

Bu dosyayı da getiriyorum, izni varsa Sayın Başkanım, size takdim ediyorum.