KOMİSYON KONUŞMASI

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geneli üzerinde son konuşmayı yapıp biz de toparlayacağız bir şekilde.

Şimdi, bizim de Sayın Sözcümüz Sarıaslan'ın söylediği gibi, kanun teklifinde, Anayasa'ya aykırılıktan dolayı gelen ve 24 Mart 2022 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlanan, dokuz ay içinde de kanunlaşması gereken maddeler var; burada onlar çıkarılırken diğerlerinin de araya konulduğu birtakım düzenlemeler var. Genel itibarıyla da çok aykırı görünen maddeler yok aslına bakarsanız ama Anayasa Mahkemesi iptal kararında şu gerekçeleri söylemiş, "Kuralda disiplin suç ve cezalarıyla ilgili genel ilkeler ortaya konulmadan, kanuni çerçeve çizilmeden güvenlik korucuları ile korucu başlarına ilişkin disiplin cezaları ve bu cezaları gerektiren eylemler genel hatlarıyla da olsa belirlenmeden disiplin esaslarıyla ilgili hususların tamamının düzenlenmesi yönetmeliğe bırakılmak suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanınmıştır. Bu itibarla kural, belirlilik ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle bağdaşmamaktadır." deniliyor; bu da Anayasa'nın 2'nci ve 7'nci maddelerine aykırı ancak getirdiğiniz teklifte de, tekrar Anayasa Mahkemesine götürüldüğünde aynı gerekçelerle iptale neden olacak düzenlemeler olduğunu buradan ifade etmek gerekir. Tabii ki bunlar ortak akılla düzenlenip bu kadar geniş yetkinin, özellikle de 16 Nisan 2017 referandumundan sonra her şeyin tek bir kişiye bırakıldığı; gece yarıları, hafta sonu, özellikle telefonu bir açtığımızda her şeyin -bir daire başkanından bir müdüre, işte, bir yangında bir şeye müdahale edileceğinde dahi- "Sayın Cumhurbaşkanının tensipleriyle" "Sayın Cumhurbaşkanının görevlendirmeleriyle" diyerek, tek bir kişiye atıfta bulunularak yapılan düzenlemeler "Ver yetkiyi, gör etkiyi!" denilen bu yeni sistemin aslında tamamen bir çöküş getirdiği; bugün ekonomisinden enflasyonuna, işsizliğinden diğer her türlü konuda olumsuzluk yarattığı çok ortadadır. O yüzden, bu konunun altını çizmekte fayda var.

Diğer bir konu: Yine, buraya getirilen taslakta özellikle Emniyet Genel Müdürlüğünde çalışan sivil toplum kuruluşlarının hiçbir önerisi, katkıları maalesef alınmamış; onlardan bize ulaşan sonuçlara göre ifade ediyorum bunu. Örneğin Emniyet Genel Müdürlüğünde yapılan memnuniyet anketlerinin sonucunu bilen var mı? Kamuoyundan gizleniyor, paylaşılmıyor ama çıkan sonuçlar maalesef çok kötü; bizlere ulaştırıyorlar. Bakan Yardımcısı burada; kendilerinin bağlı olduğu kurumla ilgili bence bu anket sonuçlarını dikkate alsınlar. Burada hemen hemen her konuşmacı Emniyetteki intiharlardan bahsetti. Sayın Bakan, bizim İzmir milletvekilimiz oradaki intihar notlarını paylaştı, isimleri paylaştı ve bizzat bize ulaştırdıklarına baktığınızda, aslında, bugün, bu intiharların, Emniyette çalışan insanların yaşadığı mobbinglerin, baskıların tam da sebebi altı yıldır İçişleri Bakanlığı yapan Bakanın ta kendisi; onu da ifade etmekte büyük fayda var.

Şimdi, bu Bakan ne demiş? Bu çalışanların bir polis ama aynı zamanda bir insan olduğunu unutarak şöyle ifadelerde bulunmuş: "Polis diğer memurlardan katbekat daha çok çalışacak, beğenmeyen de istifa edip gidecek." demiş. Arkadaşlar, bu insanlar robot değil, makine de değil; onların da bir anne, baba, eş, bir insan olduğunu, insani ihtiyaçları olduğunu ve belli bir çerçevede çalışmaları gerektiğini yok sayarak "İstersen çalış, istemezsen git!" diyerek büyük bir mobbing ve ayrımcılığa maalesef sebep olmuştur.

Şimdi, onlardan bize iletilene göre 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu'nun 63'üncü maddesinde "Sağlığı bozulan polis, Bakanlıkta 'genel idari hizmetler'den bir göreve atanır." hükmü var -ki baktığınızda, birçok intihar sebebinden biri de bu görünüyor- çünkü Emniyet Teşkilatında "genel idari hizmetler" sınıfı memur çalışamaz. Zaten Teşkilat Kanunu'nda "genel idari hizmetler"e yer verilmemiş. Ceza Muhakemesi Kanunu, adli işlemlerin bizzat kolluk kuvvetleri tarafından yapılmasını emrediyor; buna rağmen, devlet, 14 bin TL maaşıyla polise yaptıracağı işi 11 bin TL maaşla "genel idari hizmetler" sınıfındaki memura yaptırmaktadır. Bu memurlar -diğer, bir başka deyişle sivil memurlar- sapasağlam girdiği polislikte sağlığı bozulan, elinden silahı ve kimliği alınan, maaş ve özlük hakları gasbedilen yeni bir istihdam şekline dönüştürülüyor maalesef. Sağlığı bozulan, "genel idari hizmetler" sınıfı memuru olduktan sonra da Emniyet Genel Müdürlüğü içerisinde tutulamıyor; 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun 63'üncü maddesine göre de bu, aykırı bir işlem olarak devam ediyor.

Yine, polis akademisinin yapısının değiştirilmesinin nedeni ise, hepimizin malumu, 15 Temmuz sonrası plansızca yapılan, özellikle de AKP teşkilatlarından alınan amir sınıfının beklenen verimi verememesi, uyum sağlayamaması; bu, Teşkilat içerisinde büyük bir uyumsuzluğa neden olmuştur. Örneğin, 2018 yılında bekçilik sınavına giren ve kazanamayan bir kişi 2020 yılında komiser yardımcısı olarak teşkilata giriyor. Yani, bekçi yapmayı uygun görmemişsiniz, o yeterliliği haiz değil, sınavı geçememiş ama bir şekilde "Hamili yakınımdır." kartıyla, iktidardan bir torpil bularak gelmiş Emniyete, göreve başlamış. Özetle "Teşkilata dışarıdan alınan amir alımları durdurulmalı." diyor bu Teşkilat mensupları. Örneğin, en az üç yıl polis memuru olarak çalışmayan hiç kimsenin komiser yardımcısı rütbesine terfi ettirilmemesini istiyorlar, eski hataların tekrar edilmemesini istiyorlar çünkü tekrarların aynı sonuçları doğuracağı hepimizce malum. Nasıl ki bir doktor uzman doktor olmadan önce pratisyen doktor olarak görev yapıp daha sonra uzmanlığa gidiyorsa burada da bunu istiyorlar.

İkinci olarak da, "genel idari hizmetler" sınıfındaki memur... Bu sistemden vazgeçilmesini istiyorlar. Jandarma teşkilatında sağlığı bozulan jandarma "genel idari hizmetler" sınıfına aktarılamaz, sadece görev yaptığı birim değiştirilir; bu sebeple jandarmalarda intihar olmadığı görülüyorsa aynısının Emniyet Teşkilatında da olmasını istiyorlar. Emniyet Teşkilatında "genel idari hizmetler" sınıfına aktarılıp silahı, kimliği, özlük hakları elinden alınan polis memurlarının kendilerine bunu yedirememesi ve intihar yolunu seçmeleri, on iki yılda 300'e yakın polisimizin de hayatına son vermesi... Onlar, haklı isyanlarını ve haklı taleplerini bizim buradan değerlendirmemizi istediler ve biz de bu konuda onların sözcülüğünü severek yaptık. Umarım sizler bu yasaları getirirken, sadece bürokratların hazırlayıp kanunen, Anayasa gereği yapılan düzenlemelerle değil; orada çalışan 350 bin kişinin istekleri, hakları ve en kötüsü de, hayatlarına son vermeleri... 20'li yaşlardaki insanlardan bahsediyoruz. Bu, bir nebze de olsa sizlerin görevi, hepimizin görevi ve birlikte sonuç üretmemiz gereken bir konu diye düşünüyorum.

Maddelerde gerektiğinde söz alacağımızdan dolayı sözümü burada tamamlamak istiyorum.

İyi çalışmalar diliyorum.