| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ile Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 26 .10.2022 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli milletvekilleri, sevgili bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2023 bütçesinin ülkemize eşitlik, adalet ve özgürlük getirmesini temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu bütçe, zengini abat eden, emekçiyi berbat eden bir bütçedir, iktidarın da son bütçesidir. Biz bütçeyi belirli rakamları, tabloları konuştuğumuz bir süreç olarak görmüyoruz. Bütçe sürecini iktidarın ülkeyi nasıl yönettiğini gösterdiği, muhalefetin de nasıl bir ülke için çabaladığını gösterdiği bir süreç olarak kavrıyoruz. Kişi başına millî geliri 10 bin doları geçmeyen, orta gelir tuzağına düşmüş, adalet ve demokrasi karnesi zayıf, üniversiteleri bilim üretmeyen, ihracatının ancak yüzde 3'ü yüksek teknoloji ürünlerinden oluşan, eğitim sistemi sorunlu ve kadının istihdamda yerini alamadığı bir ülkeyiz. Bunları değiştirmek zorundayız yani yapacak çok işimiz var.
Hâl böyleyken hazırlanan bütçelerin bu temel sorunları ciddiyetle ele alıp kaynak dağılımını ona göre yapması gerekiyor ancak iktidar ne yapıyor? Enflasyon, vatandaşın iliklerine kadar var ama enflasyonla mücadele yok; kur korumalı mevduatla mevduat sahibini korumak var ama kurun kendisini korumak yok; bir Merkez Bankamız var ama bir para politikamız yok; Fiyat İstikrar Komitemiz var ama bir fiyat istikrarımız yok.
Açlık sınırı bir önceki aya göre 556 lira artarak 8.223 TL'ye çıktı. Türkiye'de açlık ve yoksulluk artıyor arkadaşlar. Takipteki borç miktarı 30 milyar lirayı aştı. Ekonomik kriz nedeniyle vatandaş borçlarını ödeyemez hâle geldi, icra dosyası sayısı 24 milyonu buldu. Vatandaş borç batağında, evine haciz geliyor, AKP'nin ekonomiyi düzeltecek bir tane politikası yok.
Hazırladığınız bütçelerin bütçeleri için çok söze gerek de yok. Hepsiyle gelir dağılımını hunharca bozdunuz, yoksulluğu katmerlediniz, 5'li çete yarattınız, toplumsal zenginliğimizi onlara altın tepside sundunuz. Faiz baronlarını abat ettiniz. Bütçe gelirlerinin önemli bir bölümü doğrudan ya da dolaylı vergilerle halktan toplanmasına rağmen yapılan kamu harcamalarında en az payı yoksul halk kesimleri ve emekçiler alıyor. Patronlara yönelik olarak getirilen vergi istisnaları ve sigorta prim destekleri, iktidarın ekonomi politikalarının olmazsa olmazı olarak her yıl artarak yenileniyor. Son üç yılda işsizlere 23 milyar lira işsizlik ödeneği verilirken işverenlere 58 milyar lira teşvik ve destek sağlandı. Kayıtlı işsizlerin sadece yüzde 13'ü işsizlik ödeneği alabilirken işverenlere 58 milyar lira teşvik verilmesi işçinin parasının sermayeye transferi değil midir?
Bu yıl da faiz bütçesi hazırlama geleneğini sürdürüyorsunuz. Oysa Sayın Cumhurbaşkanı ne demişti faiz konusunda? "Faizi savunanla beraber olamam. Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim, bu konuda nas ortada." demişti. Birbiri ardına Merkez Bankası başkanlarını değiştirerek, işçi ve tüm üreticileri sürünecekleri gelirlere mahkûm ederek ihracatı arttıracağını düşündüğü faiz indirimlerini dayatmaktaydı. Oysa 2023 bütçesinin büyük kısmı faiz ödemelerine gidiyor.
Bir başka tartışmasız gerçek, Ukrayna savaşı ve sonuçlarının körüklediği vahşi kapitalizmin dünya ölçüsünde yayılmakta olan kriz koşullarında, özellikle enerji ve gıda ama bütün ürünlerin fiyatlarının katlanmakta olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin enerji, ham madde ve döviz çıkmazı büyüyecek, buradan oluşacak baskıyla birlikte izlenmeye başlayan seçim ekonomisi enflasyonu uçuracaktır. Bunun bir sonucu bugün öngörülen faiz ödemelerinin katlanması, ikinci sonucuysa işçi ve emekçilerin reel ücretleri düşerken yoksullaşmanın derinleşmesi olacaktır. Nasa rağmen faiz ödemesi artacaktır. Faize karşı olduğunu söyleyen Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye'yi getirdiği yer tam bir faiz batağıdır. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan en büyük faizcidir.
Değerli milletvekilleri, bu bütçe de öncekiler gibi bir faiz bütçesidir, parası olanı kurla koruyan bir bütçedir. 2022'de yılın sadece ilk dokuz ayında bütçeden yani vergilerimizden faiz ve kur korumalı mevduata aktarılan toplam tutar 292 milyar liradır. Bu devasa miktarda para dar gelirliye, asgari ücretliye, işçiye, emekçiye, memura, emekliye verilmemiştir. Bu para yoksuldan alınıp zengine verilmiştir. 2023 bütçesinde ise iktidar 566 milyar lira faize para ayırmıştır.
Eğitime bakalım, bütçeden eğitim harcamaları için ayrılan ödenek ise 650 milyar liradır. Bu durumda iktidar, faize ayırdığının sadece yüzde 15 fazlasını eğitime ayırmıştır yani milyonlarca öğrenciye, öğretmene, eğitim alanındaki diğer emekçilere ve veliye kamu kaynaklarından ayrılan pay ülkenin kaymak tabakasını oluşturan bir avuç para sahibine faiz olarak aktarılandan sadece yüzde 15 fazladır.
Sosyal yardımlarda durum şu: Tüm sosyal yardımlara ayrılan miktar 259 milyar lira. Bu hâliyle faiz ödemeleri, sosyal yardımların neredeyse 2 katıdır. Bir karşılaştırma yapmak istiyorum. Bu karşılaştırmayla neden "Bu bütçe faiz bütçesidir." dediğimiz daha da iyi anlaşılacak. Banka kârları patlarken sosyal devlet çökmüş durumda. Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'na göre bankaların kârları yüzde 520 artmış, banka çalışan sayısı ise sadece yüzde 1,5 artmış. Banka kârları yüzde 520 artarken ve resmî enflasyon yüzde 80'i aşmışken sosyal koruma harcamaları sadece yüzde 56, emeklilere yapılan ödemeler ise sadece yüzde 52 artmıştır. Sosyal koruma harcamalarının payı yüzde 8,2'den yüzde 6,9'a; emekli ödemelerinin payı yüzde 7'den yüzde 5,8'e gerilemiştir. 2017-2022 arası gayrisafi yurt içi hasıla içinde eğitim harcamalarının payı yüzde 3,8'den yüzde 2,9'a; sosyal koruma harcamaları yüzde 8,4'ten yüzde 6,9'a; emekli ödemeleri yüzde 7,4'ten yüzde 5,8'e gerilemiş. Toplam sosyal harcamalar yüzde 15,9'dan yüzde 13,3'e gerilemiş arkadaşlar. Biz demiyoruz bunu, 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı diyor.
"Reel sektöre destek var mı?" diye baktığımızda, verilen destek 145 milyar liradır. Faize ayrılan bütçe ise bunun neredeyse 4 katı. Tarıma gelirsek Tarım Kanunu'na göre gayrisafi yurt içi hasılanın en az yüzde 1'inin tarımsal destek alarak verilmesi gerekiyor. Bu, yasal bir görev. Son orta vadeli programa göre, bu yıl gayrisafi yurt içi hasıla 13 trilyon 429 milyar TL olacak yani çiftçiye en az 134 milyar lira destek verilmeliydi. Verilen, dokuz ayda 30 milyar. 134 milyar nere, otuz milyar nere. 2023 bütçesi gibi büyük bir bütçeden tarıma ayrılan kaynaksa sadece 143 milyar lira. Üstelik bunun yalnızca 54 milyar lirası destek programı biçiminde küçük köylü ve üreticiyi ilgilendiriyor. Tarımsal ödeneklerin kalan kısmı genel olarak tarım sektörünü, ihracatçıyı, büyük çiftçiyi ve çok uluslu tarım şirketlerini desteklemeye dönük.
Değerli arkadaşlar, ekonomi tercihler alanıdır. Asıl soru tercihinizin kimden yana olacağıdır. Şimdi, soruyoruz: Gıda enflasyonunun yüzde 100'e geldiği bir ortamda tarıma 54 milyar lira ayırıp faiz ödemelerini yüzde 66 artıracak politikalar uygulayanların tercihi kimden yanadır?
Sonuç olarak, faiz harcamaları için ayrılan ödeneğin bütçedeki 3'üncü büyük ödenek olması iktidarın faiz karşıtı söylemlerine rağmen faize en fazla kaynak ayıran iktidar olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu yarattığınız adaletsiz, eşitsiz toplumun bütçe serüveni başka nasıl olabilirdi ki? Bu bütçe, değerli arkadaşlar, aynı zamanda, zengini abat eden bir bütçedir. 2023 bütçesinde vergi harcamaları yani muafiyet, istisna ve indirimler biçiminde alınmasından vazgeçilen vergi toplamı 994 milyar liraya yükseltildi. Bunun yaklaşık 150-170 milyar lirası asgari ücretin vergi dışı bırakılması yüzünden emekçilerden alınmayacak olan vergiye, kalan kısmı ise kur korumalı mevduat, faiz gelirleri dâhil olmak üzere büyük ölçüde faiz, kâr payı, rant gibi sermaye geliri elde edenlerden, servet zenginlerinden alınmayacak vergiye denk düşüyor. Burada çıkan sonuç şu: Yıllardır aynı politika sürdürülüyor: Gereksiz harcamaları sürdür, halk KDV ve ÖTV'den bunalırken sermayeden, zenginden vergi alma, bütçe açığı ver, bu açığı da faizciden, tefeciden aldığın yüksek faizli borçla kapat. Sermayeden, finansal servetlerin sahiplerinden alınmasından vazgeçilen bu vergiler alınsaydı bu vergilerle ne kadar yeni kamusal istihdam yaratılabileceğini, kaç tane yeni okul, hastane yapılabileceğini, altyapının nasıl yenilenebileceğini, kaç tane yoksulun, açın karnının doyurulabileceğini siz tasavvur edin artık.
"Zengini abat etmek" deyince kamu-özel iş birliği projelerinden bahsetmeden olmaz arkadaşlar. 2023 yılında kamu-özel iş birliği projeleri için şehir hastaneleri cari giderlerine 18,9 milyar lira, bina kullanım ve zorunlu hizmetlere 27,7 milyar lira, ulaştırma projelerine 55,4 milyar TL ödenmesi programlanmıştır.
"Bir kuruş bile ödemeyeceğiz." denen kamu-özel iş birliği projelerine gelecek yıl 102 milyar lira ödeyeceğiz. Hani derler ya "Tilkinin 3 şarkısı varmış, 3'ü de üzüm üstüne." diye, iktidarın işleri de o misal, varsa yoksa patrona, varsa yoksa 5'li çeteye.
Değerli milletvekilleri, burada 2023 yılı bütçe teklifi ile 2022 yılı gerçekleşme tahminlerini kıyasladığımızda ortaya çıkacak tablodan bahsetmek istiyorum. Bu karşılaştırma sonucunda bütçe açığının yüzde 43 oranında, faiz giderlerinin ise yüzde 71,5 oranında arttığı görülmektedir. 2023 yılına ilişkin olarak eski ve yeni orta vadeli programdaki program hedeflerine, gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payları açısından bakıldığında bütçe açığının yüzde 3,2'den yüzde 3,5'a, faiz dışı açığın ise yüzde 0'dan yüzde 0,5'e yükseldiği görülmektedir. 2022 yılı gerçekleşme tahminleri ve 2023 yılı bütçe teklifi açısından bu karşılaştırmalar yapıldığında ise bütçe açığının yüzde 3,4'ten yüzde 3,5'a -2021 yılında ise bu oran yüzde 2,8 olarak gerçekleşmişti- faiz giderlerinin de yüzde 2,5'tan yüzde 3'e yükseldiği görülmekte. Bütçemiz artık faiz harcamaları dışarı bırakıldığında bile açık vermekte.
Değerli milletvekilleri, ama sorun bütçenin bütün toplumsal zenginliği yoksuldan alıp zengine vermesidir, faizciyi beslemesidir; evet, ama sadece bu değildir; iktidar tek adam rejimiyle bütçe hakkının içini boşaltarak demokrasimize büyük zafiyet yaşatmaktadır. Bakın, bütçe hakkı demokrasinin belkemiğidir arkadaşlar. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ise bütçe hakkını yok ederek demokrasinin belkemiğini kırmıştır, işte, zafiyet dediğim budur. Peki, bu nasıl oldu? Bütçe kanunlarıyla yürütme organına vergilerin toplanmasına izin, harcamaların yapılmasına yetki veriliyor. Bu, kamu maliyesi yönetiminin 1927 yılından bu yana var olan temel bir ilkesidir. Yürütme organının Meclise gönderdiği bütçe kanun teklifi Meclis tarafından yasalaştırılmaz ise bu güvensizlik oyu anlamına gelir. Bizim Parlamento tarihimizde bunun örnekleri vardır. Örneğin, 1971 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı Mecliste kabul edilmediği zaman, zamanın Başbakanı Süleyman Demirel Başbakanlıktan istifa etmiştir. Bugün, adına "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" denilen modelde 1927 yılından bu yana var olan bu temel ilke ortadan kaldırıldı. Cumhurbaşkanına Mecliste bütçenin kabul edilmemesi hâlinde bütçe yapma yani vergi toplama, harcama yapma yetkisi verilmek suretiyle milletin bütçe hakkı elinden alındı. Demokrasilerde yürütme organının bütçe yapma yetkisi diye bir şey olmaz. Türkiye'nin parlamenter sistem geleneğinin son bulduğu 2018 yılına kadar da böyle bir şey yoktu.
Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bu bütçe iktidarı uğurladığımız bir bütçe. Seneye neler yapacağımızı da vurgulamak iyi olur kanaatindeyim. Güçlendirilmiş parlamenter sistemde ne Cumhurbaşkanının ne de Başbakanın bütçe yapma yetkisi olmayacaktır. Kamu kaynağı kullanan bütün kurumların bütçelerinin Meclis tarafından denetlenebilmesi sağlanacaktır. Örneğin, Türkiye Varlık Fonu bugün Meclis tarafından denetlenmemektedir, buna son verilecektir. Vergi harcamaları ayrıntılı şekilde raporlanarak Meclise sunulacaktır. Sayıştay gerçek işlevine kavuşturulacak, üzerindeki iktidar baskısına son verilecektir. Sayıştayın raporlarının içini boşaltan Rapor Değerlendirme Kurulu kaldırılacaktır. Eskiden olup da sonra kaldırılan performans denetim yetkisi de Sayıştaya geri verilecektir. Ödenen verginin hesabı sorulamıyorsa kimse demokrasi var demesin. Kesin hesap kanun teklifleri yeni kuracağımız kesin hesap komisyonunda görüşülecektir.
Değerli milletvekilleri, 2023 yılında dakikada 7 milyon lira, saatte 425 milyon lira, günde 10 milyar 204 milyon lira, toplam 3 trilyon 673 milyar 735 milyon lira vergi ödeyeceğiz; yük artacak ama yükün altındakiler yine hep aynı kalacak. Bütçeden ilk sekiz ayda faize, kur korumalıya, görev zararlarına ve diğer benzer kalemlere 423,3 milyar lira ödenmiştir. Ancak aynı dönemde 22 milyon çalışanın, maliyeti 40 milyar lirayı geçmeyen vergi dilimi güncellemesi dikkate dahi alınmamıştır. 2000'den bu yana yeniden değerleme oranı kuruşu kuruşuna uygulansaydı, gelir vergisinin ilk dilimi bugün 32 bin değil, 81.689 lira olacaktı. 2002 yılında ilk dilim brüt asgari ücretin 17 katıyken, bugün sadece 5 katı. Bu durum, ücretlilere yapılmış gizli bir vergi zammıdır. Bu vergi sistemi böyle devam ettiği sürece, emeğiyle geçinenlerin payına yoksulluk, imtiyazlı sınıfın payına ise tüketemeyecekleri kadar zenginlik düşmeye devam edecektir.
Sonuç olarak, biz, basit bir iktidar değişimi önermiyoruz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Girgin, lütfen tamamlar mısınız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamamlıyorum Başkanım.
...vergilendirme, kamu harcamaları, vergi ve harcamaların millet adına denetimi konularında yeni bir toplum sözleşmesi öneriyoruz. Vergi politikalarının belirlenmesi sürecine katılan, ödediği verginin hesabını sorabilen bir sivil toplumu inşa edeceğiz. Güçlü sivil toplum, demokrasimizi güçlendirecektir. Her şey şeffaf olacaktır. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecektir. Açlık ve yoksulluk Türkiye'nin kaderi değildir. 5 yandaşın kazandığı bu düzeni değiştireceğiz. Vatandaşın cebi, para; ocağı, aş görecek. Göreceksiniz, bütün bunlar, cumhuriyetimizin 2'inci yüzyılında kuracağımız özgürlükçü demokrasi için çıktığımız yolculuğu çok daha kısaltacaktır.
2'nci yüzyılda partimizin yapacağı ilk bütçede görüşmek üzere.
Saygılar sunuyorum.