KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, daha önce stokçulukla ilgili cezaları düzenleyen torba yasa teklifinin içinden Katar'a ve kamu ihalelerinin gözde şirketlerine limanların peşkeşi çıkmıştı. Şimdi, torbadan yine Katar'a ve gözde şirketlerine liman peşkeşi çıktı. Antalya Limanı'ndan Muğla Marmaris Limanı'na, İskenderun Limanı'ndan Hopa Limanı'na kadar özelleştirilen limanların tamamının âdeta kapitülasyon imtiyazına dönüşebilecek şekilde özelleştirme sürelerinin kırk dokuz yıllığına çıkarılmasının arkasında yatan nedir? Şu anda Komisyonda bu maddenin geri çekildiği söyleniyor ama bu konuyla ilgili değerlendirmelerimizi yapmak ve tekrar bu hataya düşmemek için bu notu düşmek istiyorum.

"Devlet et mi satar, süt mü satar, basma mı satar, şeker mi satar?" diye her şeyi haraç mezat satan iktidara sormak isterim: Şu basit gerçeği görmemek mümkün müdür? Son yapılan şeker fabrikaları özelleştirilmelerinde dahi özelleştirme sonrası şeker fiyatlarının ucuzlayacağı ileri sürüldü. Peki gerçek ne? O kadar özelleştirmeden sonra ucuzlayan tek bir ürün hizmet fiyatı oldu mu? Hayır. TÜPRAŞ, TEKEL, TÜRK TELEKOM, SEKA, termik santraller, limanlar ve daha niceleri. Ne demiştiniz? "Ne banka bırakacağız ne fabrika ne liman ne enerji dağıtımı, hepsini özelleştireceğiz." "Stratejik bölgeymiş, hiç önemli değil. Önemli olan müşteri bulmak. Parayı veren düdüğü çalar." İşte bu anlayışla iktidarınız, Türkiye'nin en stratejik, en kârlı kurumlarını özelleştirerek bu kurumları uluslararası sermayeye ve onun yerli iş birlikçilerine hızlıca peşkeş çekti. Bu ülkenin öz kaynaklarıyla yaratılan, birbirinden önemli, birbirinden değerli kurumlarını haraç mezat sattı, nicelerini de satmaya devam ediyor. Hem de on binlerce emekçiyi kapı önüne koymak, onları çoluğuyla çocuğuyla açlığa ve yoksulluğa mahkûm etmek pahasına. Sonuç; elektrik mi ucuzladı, şeker mi ucuzladı, kâğıt mı ucuzladı? Tam tersi oldu, özelleştirmeler, cumhuriyet ekonomisinin bağrına vurulan bir hançere dönüştü.

Değerli milletvekilleri, 2021 yılı itibarıyla Türkiye'de değişik formda ve özellikte iskele, şamandıra, dolfen, platform ve benzeri dâhil 197 adet kıyı tesisi bulunmaktadır. Söz konusu kıyı tesislerinin 89 adedi Marmara Bölgesi'nde, 45 adedi Akdeniz Bölgesi'nde, 35 adedi Karadeniz Bölgesi'nde ve 28 adedi ise Ege Bölgesi'ndedir. 3 tarafımızdaki denizlerimiz âdeta liman ve iskele ağıyla çevrilidir, bu kapasite de ülkemizin ayrıca bir değeridir. Limanlarımızı daha verimli kullanmak yerine satışını, elden çıkarılmasını tartışıyoruz.

Daha önce ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak iddiasıyla limanların özelleştirilmesi yapılmıştır. Bu iddia temelsizdir, limanlarımız işlevsiz değildir ancak yanlış uygulamalarla limanlar kâr etmeyen kuruluşlar hâline getirilmiş ve âdeta özel sektöre peşkeş çekilmiştir.

Günümüzde gerek paylaşım savaşları gerekse gıda ve enerji krizinde yeryüzünde ham madde ürünlerinin dolaşımının ne denli önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin, Ukrayna-Rusya savaşında ortaya çıkan enerji ve tahıl sorununda limanların önemi ortaya çıkmış, hem de limanlarımızın stratejik açıdan ne kadar kıymetli olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca denizlerimizde savunma hattımızın güçlendirilmesinde tersane ve limanların önemi her gün gözümüzün önüne serilmektedir. Özelleştirmeler tam da bu sebeplerden dolayı tehlikelidir. Ne yazık ki bu hatadan ders çıkarmak ve geri dönmek yerine özelleştirilen işletmelerin işletme sürelerinin kırk dokuz yıllığına uzatılması tekrar gündeme gelmiştir, üstelik Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen. Anayasa'mızın 138'inci maddesi "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." 153'üncü maddesi ise "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmündedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin Resmî Gazete'de yayımlanma tarihi itibarıyla kesinleşen kararına aykırı olarak getirilen ve şu anda "Vazgeçtik." dediğiniz düzenlemenin Meclise aynen yeniden getirilmesi, Anayasa'nın 138 ve 153'üncü maddelerine de aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, özelleştirme süresi Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait limanlarda otuz yıl, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına ait limanlarda otuz altı yıl olarak belirlenmiş. "Bu süreler nasıl işliyor?" dersek; Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ tarafından limanda verilen barınma, yükleme, boşaltma, "shifting", limbo, terminal, kılavuzluk, pilotaj, römorkaj, palamar, gemilere su verme, atık alma, yolcu salonu işletmeciliği ve bakım, onarım, iaşe ve benzeri hizmetleri kapsar. Bu süre içerisinde işletici firma, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar ile bunların altyapı tesisleri, yer üstü yapıları ve bütünleyici parçalarını kullanma yetkisine sahip olurlar yani işletme hakkını alan firmaların altyapı ve üstyapı hizmetlerini de devlet sağlamaktadır.

Özelleştirilen tüm limanlar bugün yaklaşık günlük 1 milyon TL ciro yapmaktadır. Bu kadar kârlı bir sektörde limanların satışı neredeyse yıllık cirolarına yapılıyor ve yapıldı. Görülüyor ki kamu yararı gözetilmeyip devlet zarara uğratılmıştır. Limanlar özelleştirilirken, ülke ekonomisi ve güvenliği zarara uğratılıp zayıflatırken üstüne ihalesiz süre uzatımı bu tutumda ısrar etmek anlamına gelmektedir ve bu niyet de açığa çıkmıştır.

Kamu limanları zarar eden limanlar değildir arkadaşlar, zarar ettirilen limanlardır. Kamu limanlarına yeterli yatırımın yapılmaması ve gerekli önemin verilmemesi sonucu bu limanlar zarar ettirilmiştir. Zira 2004-2012 döneminde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına bağlı limanların gelirlerinin giderlerini büyük oranda karşıladığı da görülmektedir. Limanlarımızın dünya ticaretinde ürün ve ham madde dolaşımında stratejik bir öneme sahip olduğunu söyledik. Liman sektörü devlerinin ellerini ovuşturarak ülkemize yönelmesi gerçeği gün gibi ortadayken kamu limanlarının veriminin düşüklülüğü iddiası düşündürücüdür. Örneğin, Haydarpaşa Limanı bugün konumu itibarıyla dünya limanları arasında nadide bir yerde dururken sürekli personel azaltılmakta ve iş olmadığı gerekçesiyle sunulmaktadır. Yine, Alsancak Limanı gibi liman ve iskelelerimizde de işletilme konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Oysa bu limanları kapasitesine uygun kullanmak mümkündür. Yapılması gereken, özelleştirme değil, doğru ve çağımızın kurallarına uygun limanların desteklenmesi ve gerekli yatırımların yapılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, kamu limanlarına personel alımı yapılmalı ve işletme yönetimleri güçlendirilmelidir. Kamu kurumlarına da gerekli altyapı yatırımları yapılmalı ve kamu limanlarının tanıtımı yapılmalıdır. Kamu limanlarının saha ve ekipmanları yenilenmeli ve teknolojisi günün ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmelidir. Özelleştirilen limanlara dönük bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır ancak bu düzenleme, Anayasa'ya aykırı bir şekilde devleti zarara uğratarak özelleştirmelerde ısrar etmek değildir. Şayet bir düzenleme yapılacaksa özel sektördeki limanlarda sendikal örgütlenme özgürlüğünün fiilen engellenmemesi yönünde yapılmalıdır. Özel sektör, limanlarda birçok işletme sahibi çalışanların sendikaya üye olması haklarına engel olmakta ve üye olan çalışanları hukuksuz bir şekilde işten çıkarmaktadır.

Gelin, devleti zarara uğratacak yasalara aykırı düzenlemeler yerine iş cinayetlerinin yaşanmadığı, sendikal hakların özgürce kullanılabildiği, kayıt dışı çalışmanın önüne geçildiği ve insan onuruna yaraşır ücretlerin olduğu bir çalışma hayatının düzenlenmesi için çalışmalar ve düzenlemeler getirelim.

Teşekkür ediyorum Başkanım.