| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün (TMO) 2019 ve 2020 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmeleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 22 .06.2022 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, değerli konuklar, Kıymetli Müdürüm ve arkadaşları; hepinizi hoş geldiniz.
Belki en son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim. Sayın Müdürüm, işiniz zor. Siz ne yaparsanız yapın, Türkiye'nin bugün yaşadığı temel mesele, bir kişinin "Enflasyon sonuç, faiz sebep."tir diyerek hemen hemen altı-yedi buçuk ayda ülke parasının döviz karşısında yüzde 100'ün üzerinde değer kaybetmesi. Temel mesele olarak bunu gördükten sonra... Bu temel sorundur. Bu sorun çözülmeden, para politikaları bir düzene girmeden siz ne yaparsanız yapın, sorunu çözemeyeceksiniz.
Neden? Geçen yıl şu yapıldı: Fiyatlar açıklandı 2.500 lira olarak; buğday fiyatı 2.250-2.500. 2.500 lira üzerinden baz aldığımızda, 1 ton buğday satan bir çiftçi 350 litre mazot alıyordu. Bugün primi de vermiş olsanız -bütünüyle- 7 lira 50 kuruştan, 7,5 liradan satmış olsa buğdayını alacağı mazot 240 litre; tam 110 litre zararda, bunun TL karşılığı 3.300. Aynı üretici eğer üre gübresi alsa, 1 ton buğday sattığında, 630 kilogram gibi bir üre gübresi alacaktı geçen yıl; bu sene 180 kilogram daha az alıyor. Bunun karşılığı 2.900 TL zarar.
Çiftçi bazlı... Başkan dedi ki: "Bizim amacımız hem üreticiyi hem tüketiciyi; iç piyasayı regüle etmek." Bu regülasyon genel olarak çiftçinin aleyhine giden bir süreç bu açıdan bakıldığında. Yani böyle bakıldığında, çiftçi geçen seneye göre, 1 ton buğdayda, mazottan 3.300 lira zarar etmekte; üre gübresinde de yaklaşık 2.900 TL gibi bir zarar etmekte. Yani üretici için hiç iyi bir şey görünmüyor. Peki, dediniz ki: "Yem amaçlı buğday, arpa ve mısır verdik." O pencereden bakalım, öyle bakıldığında, çok enteresan şeyler oluyor Başkanım yani öyle enteresan şeyler oluyor ki sevgili ülkemde; 2.500-2.600 liraya, yarı fiyatla un sanayisine buğday verdiniz. Efendim, buğdaydan çıkan kepek 4.500 liraya piyasaya satıldı ve kimse buna ses çıkarmadı. Ye kürküm ye; bir elim yağda, bir elim balda. Bizde geleneksel bir yapı vardır, 1 kilo buğdayın yarısı kadardır yaklaşık olarak kepeğin fiyatı. Burada bir ters korelasyon, ilginç bir şey oldu elbette ve 2.600 liraya alınan buğdayın kendisi kepeği 4.500 liraya piyasaya satıldı. Şimdi öyle bir şey ki bu, siz ortaya bir şey atıyorsunuz böyle bir top; bir kaleciye gidiyor, bir orta sahaya gidiyor, bir sağa, bir sola... Yani sektörün bileşenleri birbirine girdi. Tüketici "Kasabın eti pahalı." diyor, kasap "Üretici pahalı. Çiftçi, sen bana çok pahalı veriyorsun." diyor, çiftçi "Yem pahalı." diyor, yemci "Ben ne yapayım? Pahalı aldım." diyor. İktidar kendi üstündeki yükü attı; sizi bir ateşin içerisine attı, siz elinizden geleni yapmaya çalışıyorsunuz bir kurum olarak ama bir taraftan çiftçi perişan, gerçekten perişan.
Biraz önce Çukurova'dan bahsettiniz. Yine, Komisyona gelmeden biraz önce görüştüm. Orada bir, soğuktan dolayı; iki, nisan ayındaki yağış rejiminin bozukluğundan dolayı ciddi bir verim düşüklüğü var ve dolayısıyla verdiğiniz fiyatlar çiftçiyi memnun etmemiş görünmekte. Kaldı ki zaten -bilmiyorum ama- sizin de bu fiyatlarla doğru dürüst bir buğday almanız da mümkün değil. Ancak kırmızı hatla "Rusya'dan -acaba böyle- serbest olur da, buğday gelir de rahatlar mıyız?" diye bir durumla karşı karşıyayız. Yani ne kadar buğday aldığınızı bilmiyorum, elbette bir soru olarak dursun burada.
Şimdi fiyat açıkladınız. Yine, açıkladığınız fiyat 7 bin lira. Bakın, 800 kilo, 1 ton buğday alan yerde 7 bin lira gelir var, can simidi, gayet güzel; bir de şu primi bütün herkese verin. Neden sadece Toprak Mahsulleri Ofisine ürün verenler? Ya, bu diğer çiftçiler başka bir ülkenin çiftçisi mi? Neden bunu böyle yapıyorsunuz, gerekçeniz ne? Yani verin, sütte 1 lira çıktı, sonra 20 kuruşa indirdi alay eder gibi. Paranız yoksa bir şey demem, deyin ki: "Paramız yok." ama hiç şunu demiyorum bakın, Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçi yararına ve tüketici yararına kesinlikle zarar edebilir, tekrar söylüyorum, Toprak Mahsulleri Ofisi, diğer kurumlar, kamu kurumları, günü ve saati geldiğinde elbette kamusal yarar ki halkın yararıdır bu, çiftçi de halkımızdır, tüketici de halkımızdır; bunlar için zarar edebilir. Madem zarar ediliyor, neden böyle bir sıkıntı yaşıyoruz? Bütün bu prim herkese verilmeli, burada...
OTURUM BAŞKANI NEVZAT ŞATIROĞLU - Sayın Sarıbal, toparlayalım lütfen.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Toparlayacağım.
ORHAN SÜMER (Adana) - Sayın Başkan, benim söz hakkımı kullanabilir.
OTURUM BAŞKANI NEVZAT ŞATIROĞLU - Pekâlâ, tabii ki, buyurun.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çok teşekkür ederim Orhan Bey, sağ olun.
Şimdi, bütünüyle baktığımızda şöyle bir paradigma var: Siz 800-900 kilo buğday aldığınız yere de aynı fiyatı vermişsiniz, 200 kilogram ürün alınan yere de aynı fiyatı vermişsiniz. Böyle bir fiyatla çiftçinin gerçekten kâr etmesini düşünebilir misiniz? Sayın Vekilim söyledi, gitti, bakın, 2002-2003 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde 93 milyon dönüm alanda buğday ekimi vardı, bugün 65,5 milyon dönüm; tam 25,5 milyon dönüm buğday ekim alanı üretimden çıkmış. Bunun tek nedeni Hükûmetin uyguladığı yanlış tarım politikaları yani çiftçiyi koruyan değil çiftçinin Amerikan borsalarıyla rekabet eden, küresel sermayeyle rekabet eden, Avrupa Birliğinin finans kuruluşlarıyla rekabet eden bir mekanizmaya dönüşmesindendir. Yani gerçekten çiftçinin maliyeti artık, kâr anlayışını güden bir fiyat politikasının olmamasından kaynaklanmaktadır. Bugün de siz 800 kilo ürün aldığınız yerde orada 7,5 lira, 7 lira fiyat verdiğinizde bir gelir olabilir, bir can simidi olabilir ama kusura bakmayın, 200 kilo verimi olan bir tarlada o 800 kiloyu alabilmesi için tam 4 kat masraf etmesi lazım, tohumu 4 kat daha fazla ekmesi lazım, yabancı ot ilacını 4 kat daha fazla atması lazım, kullanacağı mazotu 4 kat daha fazla kullanması lazım yani bu fiyat çiftçiyi kesinlikle ama kesinlikle memnun etmemiştir, çiftçi şu anda yine perişandır.
Bu, şu demektir: Gelecekte biz daha fazla buğday alanından çıkacağız ve daha az buğday ekeceğiz. Geçen sene rekolte 17,5 milyon ton açıklandı, Sayın Müdürüm, değerli Komisyon üyeleri, hepimiz biliyoruz ki bunun hiçbir doğru tarafı yok. 14 milyon tonu geçmedi geçen sene buğday üretimimiz. Bu yıl da öngörülen 19,5 milyon tonun gerçekleşmeyeceğini inanın kuşlar biliyor, inanın biliyor kuşlar, geziyorlar ve görüyorlar. Bugün sonbaharda ekilen tohumun sertifikalı olup olmadığına, sonbaharda buğday ekilirken toprak altı gübrelerin atılıp atılmadığına ve yeterli miktarda bakım, üst gübre yapılıp yapılmadığına baktığınızda zaten böyle bir rekoltenin olmayacağını, kaldı ki Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, belirli bölgelere mayıs yağışları, soğuklar, iklimin getirmiş olduğu olumsuzlukları göz önüne aldığımızda kesinlikle böyle bir rekoltenin olmayacağını çok net bir şekilde söyleyebiliriz. Yani kısaca, çiftçi reel olarak sizin 7 lira üzerinden söylediğiniz alım fiyatı ki hepsi denk gelse, kuru madde, protein, nem, bütün bunları sağlıyor olsa bile, 40 kapıdan çiftçi ürününü temiz devretmiş olsa bile bu paranın eline geçmeyeceğini hepimiz bilmekteyiz.
Dolayısıyla burada çok ciddi bir problem var Sayın Müdürüm. Elbette sizin meseleniz değil, siz iktidarın ortaya koymuş olduğu politikaları uyguluyorsunuz ama ortada zarar eden bir yapı var. İşte yeni bütçe geldi, önceki bütçe ile şimdiki bütçeyi üst üste koyuyoruz; ya, 340 milyar faize para veriyoruz, 340 milyar. 40 milyardan daha fazla yeni faiz bütçesine para eklendi ve şeyler net değil, hâlâ geçmediğimiz köprü, binmediğimiz uçak, geçmediğimiz havaalanına garanti ödüyoruz; neden benim çiftçime ödemiyoruz? Sayın Müdürüm, şu anda 200 kilo verim alan bir çiftçinin tarladaki buğday maliyeti her şeyi dâhil ettiğinizde, kirası, şusu busu 11 lirayı geçmekte yani hepinizi insafa davet ediyorum. Gerçekten çok perişan, gerçekten. Bu şu demektir: Gelecekte bizi daha büyük bir tehlike beklemektedir. FAO bu tehlikeyi ortaya koydu, dünyada gıdaya ulaşma daha da zorlaşacak ve gıda enflasyonu gelecek birkaç yılda yüzde 40 seviyesinde olacak, Türkiye'de 2021-2022 yılında yüzde 90, en iyi tarafıyla, en iyi tarafıyla; dünyadaysa yüzde 20 FAO'nun açıkladığı rakama göre. Şimdi buradan çiftçinin perperişan olduğunu tekrar söylemek isterim.
Diğer konulara girmeyeceğim, fındık meselesinde sadece bir cümle söyleyeceğim. Fındık, yıllarca bu topraklarda ihracatı 12 dolara kadar çıkmış ama 6 doların altına düşmemiş, alımı da 3 dolar ila 4,5 dolar arasında değişmiş bir temel ürünümüz, belki Başkanım söyleyecek, bir cümleyle sadece bunu söylüyorum. Dolayısıyla, fındığa 3,5-4 doların altında verilecek bir fiyat, fındığı hem çiftçisini üreticisi açısından rahatsız edecektir hem de ihracat açısından bizi yine başkalarının kölesi hâline getirecektir.
SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - 52 lira olsun diye kampanya yaptı sizinkiler, açıklama yaptılar.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Başka bir şey söylüyorum.
O gün öyleydi, her gün döviz artınca fiyat da değişiyor. Siz dövizi sabit tutun da gerisini boş verin. Her gün döviz artıyor, sabah akşam değişiyor, her gün yenileniyor. (Gürültüler)
Sayın Müdürüm, şimdi bir de hayvan üreticisine bakalım. Şimdi, şu anda yemi regüle ettiniz, desteklediniz, ucuz arpa verdiniz, ucuz buğday verdiniz, ucuz mısır veriyorsunuz; bakın, son yedi sekiz ayda 28 milyon adet yumurta tavuğu kesildi bu topraklarda, 28 milyon adet yumurta tavuğu kesildi Sayın Başkan. Bu şu demektir: "Biz yumurta üretmekten artık vazgeçtik." demektir. Çünkü 1 kilo yemin dörtte 1'i eşittir 1 yumurtanın maliyetidir, tekrar söylüyorum, 1 yumurtanın maliyeti 1 kilo yemin dörtte 1'idir. Şu anda bile ciddi anlamda zarar etmektedir. Yine süt üreticisi 1 litre sütle, sizin iktidarın ortaya koyduğu bilimsel verilerle -hangi verileri kullandı bilmiyorum ama varsayalım gerçek olsun- "1,3 kilo yem alacağıma göre planladım ben." diyor ama bugün 1 kilo bile almıyor, kafa kafaya, süt üreticisi zarar ediyor. Zaten siz de çok net bir şekilde bunu ortaya koymuşsunuz yıllık raporda, diyorsunuz ki "Bizim yaptığımız desteklemelerle 2021 yılında bir besici hayvanını kestiğinde 1 kilo karkas 17 kilogram yem aldı." "En az 22" diyorsunuz, biz "25" diyoruz. Yani kendiniz de çok net bir şekilde raporlarınızda diyorsunuz ki: "Bu çiftçi zarar ediyor." Yani çiftçi, süt üreticisi de perişan, et üreticisi de perişan, işte Kurban Bayramı'ndan bir şey yakalarlarsa yakalayacaklar; öbür türlü, buğday üreteni, arpa üreteni, mısır üreteni de çok açık bir şekilde, çok net bir şekilde ortaya koyduk.
Hani şunu da hiç söylemiyorum, Bakanın yaptığı o açıklamayı: "Çiftçiye şu kadar destek veriyoruz, bu kadar destek veriyoruz." Sadece insafa davet ediyorum. 2022 yılında yeni zamlar gelmezse çiftçinin şu anda yaptığı üretim için ödeyeceği para 450 milyar TL'dir arkadaşlar. 2 milyonun azıcık üzerindeki çiftçi üretim için bu sene 450 milyar TL para ödeyecek. Bütçeden ayrılan 29 milyar ve bunu kalkıp 3 kadın çiftçinin başına kakıyorsak biraz vicdana, biraz gerçekten insanlığa davet etmek isterim.
OTURUM BAŞKANI NEVZAT ŞATIROĞLU - Sayın Vekilim, son cümlelerinizi alalım lütfen.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bitiriyorum. Katkınızdan dolayı çok teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI NEVZAT ŞATIROĞLU - Estağfurullah.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bakın, çiftçinin son bir yılda borcu 52 milyar TL arttı, 52 katrilyon. Şimdi, soralım, bu çiftçi Sudan'dan mı yer aldı; bu çiftçi Afrika'dan mı yer aldı, kiraladı; bu çiftçi Nijerya'da yatırım mı yaptı; bu çiftçi Afrika'nın diğer ülkelerinde bir şeyler mi yaptı? Hiçbirini yapmadı, onların hepsini iktidar yapmak istedi. Yani çiftçi ciddi zarar ediyor ve bu zararı da borçla kapatmaya çalışıyor.
Son olarak, bakın, geçen yıl asgari ücret 2.825 TL'ydi, süt 2,8 TL'ydi, bir asgari ücretli bir aylık maaşıyla 1.003 litre çiğ süt alıyordu; bugün, asgari ücret 4.250 lira, süt 7,5 lira, alabileceği süt 560 litre, kayıp 446 litre; tüketicinin, asgari ücretlinin aldığı paranın reel değeri erimiş. Bunu siz eğer sütün tereyağına, kaymağına, peynirine, yoğurduna, ayranına havale ettiğinizde zararı daha fazla.
Son olarak, et; bir asgari ücretli geçen sene almış olduğu 2.825 liralık aylık maaşıyla eğer gidip kasaba "Benim şu maaşım karşılığında bana et ver." deseydi 43 kilogram et alacaktı. 4.250 lira şu anda maaş alan bir asgari ücretli gidip şu kasaba "Hadi şu eti bana ver, maaşımın karşılığının tümünü ete ayırıyorum." dese ne yazık ki 29 kilogram et alabilecek; kayıp, 14 kilogram.
Sonuç: Sayın Başkanım, emeğiniz için teşekkür ederiz, çabanızı da biliyoruz ama sorun büyük, bu fiyatlarla ne çiftçi ne de tüketici memnun değil. Toprak Mahsulleri Ofisinin de iktidarın bir görevlendirmesi üzerine zararı vardır, zarar eğer halk yararınaysa helali hoş olsun ama bu zararı sahici bir şekilde yapın, şu anda bakın buğday alamıyorsunuz. "Rusya'dan çıkacak gemi buraya gelse de şöyle bir rahat edelim." diye herkes böyle bekliyor.
Ben kısaca beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum ama gerçekten mesele büyük. Mesele benim meselem değil; mesele ekmek meselesi, mesele açlık meselesi. Toplum çok kötü, gereğini yapın; buğdayın da fiyatını artırın, özellikle 200 kilo, 300 kilo alınan yerlerde primi 3 liraya, 3,5 liraya çıkarın, çiftçi para kazansın, yoksa yakın tarihte kimse toprağını ekecek durumda değil. Öyle "Açalım, herkes eksin." falan... Başkanım, bunun bir maliyeti var, ben çiftçiyim.
Teşekkür ediyorum, kolay gelsin.