| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4471) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 15 .06.2022 |
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim.
Şimdi, tabii, özellikle seçime giderken "mıntıka temizliği" saikiyle hazırlanmış, öngörülebilirliği olmayan, belirliliği olmayan ve sizin hâkimlerinizin elinde ülkedeki birçok kişinin rahatlıkla cezalandırılabileceği, mahkemelerde süründürülebileceği bir maddeyle karşı karşıyayız.
Genel hükümlerle ilgili konuşurken de belirtmiştim, Sayın Yıldız da kabul etmemişti ama ben bir konuyu tekrar dikkatinize sunacağım: Bakın, sırf "Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak saikiyle..." diye başlayan bir kast şey yapılmış.
Arkadaşlar, bunu yaparken aslında Sayın Yıldız muhtemeldir ki bu cezalandırmayı sınırlamak istemiş ama alelacele yaptığınız için, ceza yazım tekniğine uymadığınız için de burada son derece büyük bir yanlış içerisindesiniz. Şöyle bir örnekle ifade etmeye çalışayım.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - "Niyetleri de yargılayalım." diyorsunuz da...
MURAT EMİR (Ankara) - Hayır, tersini söylüyorum, böyle ceza yasası yazılmaz diyorum. Ceza yasaları belirli olur, açık olur; bizde kanunilik ilkesi vardır, hâkime yorum yapma, kıyas yapma yetkisi vermez bizim Ceza Yasamız.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Devam eder misiniz.
MURAT EMİR (Ankara) - Dolayısıyla sizin neyi amaçladığınız, kafanızda hangi sınırları çizdiğiniz önemli değil; önemli olan buraya ne yazdığınız.
Bakın, şöyle bir örnekle söyleyince siz de anlayacaksınız: "sırf halk arasında endişe, korku ve panik" diyorsunuz. Mesela şu suç olur mu arkadaşlar bu kanuna göre: Ankara'daki şebeke suyunu içerseniz kanser olursunuz. Bu suç olur mu? Bu kanuna göre bu suç olur arkadaşlar. Peki, Ankara'daki şebeke suyunu içerseniz kanser olursunuz ama bu çayı içersiniz bundan kurtulursunuz dersem ve ben çaydan para kazanırsam bu kanuna göre suç işlemiş sayılır mıyım? Hayır. Buradaki yanlışlığı söylemeye çalışıyorum arkadaşlar. Yazı böyle yazılmaz, kanun böyle yazılmaz. Bu ceza hâkiminin önüne geldiği zaman hâkim burada bocalayacak, açık seçik bocalayacak.
Bakın, ben size bir soru sorayım Sayın Yıldız: Türk Ceza Kanunu 345 maddeden oluşuyor. 345 maddede sizce "sırf" kelimesi kaç defa kullanılmıştır? Bir tahmininiz var mı?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - 3 kere kullanılmıştır.
MURAT EMİR (Ankara) - 2 defa kullanılmış, bu 3'üncü. Nerede kullanılmış biliyor musunuz? Ben çıkarttım, 1'incisi 58'inci madde "sırf askerî suçlar" diyor, diğeri 123'üncü madde "sırf huzur ve sükûnunu bozmak" diye kişilerin huzur ve sükûnunu bozmayla ilgili madde. Burada "sırf" deme sebebi bir sonrasında onun nitelikli hâlini, ısrarlı takibi düzenlediği için söylemiş. Yani bunu böyle yazmayın, böyle yazdığınız zaman yanlış yazmış oluyorsunuz. Sizin niyetiniz nedir bilmiyorum ama gerçekten gülünç duruma düşecek bir yasa bu.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Sana şimdi uygun illiyet rabıtasını anlatacağım.
MURAT EMİR (Ankara) - Peki, anlatırsınız.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Üç saat anlatacağım, dinleyeceksiniz.
MURAT EMİR (Ankara) - Yok, kısa anlatırsanız ben anlayabilirim, siz rahat olun.
Bakın, ben meslekten hukukçu değilim, dolayısıyla sizin bakmadığınız yerden bakıyorum.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Ne fark eder, 2 tane okul bitirmişsiniz.
MURAT EMİR (Ankara) - Burada yanlış yazıyorsunuz, alelacele yazıyorsunuz ve amacınız çok açık seçik ortada, burada hâkimlerinizin eline bir mancınık veriyorsunuz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Konuşurken hakaret etmeyin.
MURAT EMİR (Ankara) - Bu mancınıkla, bu maymuncukla dilediğinde dilediği kapıyı açsın, dilediğini yargılasın, dilediğini cezaevine atsın diye veriyorsunuz; bu, açık seçik ortada.
Şimdi, diğer noktaya geleceğim çok uzatmak istemiyorum. Değerli arkadaşlar, "gerçeğe aykırı"... Çok söylendi ama ben de bu konuda birkaç şey söylemeliyim. Neyin gerçeğe aykırı olduğu, neyin olmadığı; zamana, zemine, durduğunuz yere, baktığınız yere göre değişecek bir şeydir. Zaten eğer ceza mahkemesinin gerçeğin ne olduğunu bulmaya çalıştığını düşünürseniz yani ceza mahkemesi elbette maddi gerçekliği ortaya çıkartmaya çalışır ayrı...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Gerçek dünyanın hiçbir yerinde değişmez.
MURAT EMİR (Ankara) - Değişir, çok değişir.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Devam edin.
MURAT EMİR (Ankara) - İnsicamımı bozmaya çalışmayın Sayın Yıldız.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Öyle bir niyetim yok ya!
MURAT EMİR (Ankara) - Arkadaşlar, ceza mahkemesinin işi söz konusu olaydaki maddi gerçekliği ortaya çıkartmaktır; bu tamam ama ceza mahkemesinin işi neyin gerçek, neyin gerçek olmadığını ortaya çıkartmak asla değildir ve olamaz. Bu olsa olsa hukuk mahkemelerinin işidir, tespit davalarında yapılabilir. Şimdi, mesela, bir bilgi var elimizde, bu bilgi gerçek mi, değil mi? Asliye ceza mahkemesinin önüne gitti, ne yapacak yani bunu neye göre değerlendirecek?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Maddi gerçeğin peşindedir ya.
BAŞKAN ABDULLAH GÜLER - Sayın Yıldız, cevap vereceksiniz.
MURAT EMİR (Ankara) - Ben onu söylemiyorum, başka bir şey söylüyorum; siz dinlerseniz anlarsınız Sayın Yıldız.
BAŞKAN ABDULLAH GÜLER - Toparlıyoruz.
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum.
Başka bir şey söylüyorum: Yani burada neyin gerçek olduğunu, neyin doğru olduğunu, neyin bilimsel literatüre uygun olduğunu, neyin tarihsel gerçekliğe uygun düştüğünü, neyin o günkü bilinen verilerle ve bilgilerle gerçek kabul edilebileceğini, gerçeğin olup olmadığını asliye ceza hâkimi nasıl değerlendirsin arkadaşlar; bu, olacak şey mi? Sizin burada amacınız belli, beğenmediğiniz birilerini cezalandırmak; çok açık, ortada.
Şimdi, gerçeği arıyor muyuz? Arıyoruz. Dezenformasyon var mı? Var. Sayın Emre çok güzel ifade etti, yalanın en büyük düşmanı gerçektir arkadaşlar. Gerçeğin dolaşımını artırmak için ne yapıyorsunuz? Gerçeğin görülmesi için, gerçeğin duyulması için, gerçeğin baskınlaşması için, gerçeğin sesisin yükseltilmesi için ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey yapmıyorsunuz. Dolayısıyla da burada aslında büyük bir hata içerisindesiniz. Örnek olarak da yine kendi örneğimi vereceğim, naçizane, burada tutanaklara geçsin diye söylüyorum. 30 Eylül 2021 tarihine kadar Sağlık Bakanı beni ve benim benzerim birçok arkadaşımızı halkın sağlığını tehlikeye atmakla suçladı ve vaka sayılarını ortalama 1.500 olarak açıkladı. Ben belgesini 30 Eylülde çıkardım; 30 Eylülde çıktı "Evet, 30 bin." dedi. Şimdi, hangimiz suçluyuz? Hangisi gerçek? Neye göre?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bunu daha önce de söylediniz.
MURAT EMİR (Ankara) - Söyledim canım, tutanağa girsin diye söylüyorum. Beni iyi dinlediğiniz için de çok teşekkür ederim.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - 2'nci defa tutanağa girdi.
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, ben takık değilim.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sayın Başkan, 10 defa müdahale etti!
MURAT EMİR (Ankara) - Buradaki "sırf" kelimesinin de... Güleceğinizi bilerek söylüyorum ama şunu dikkatinize sunuyorum arkadaşlar, hepimizin söylediği şu: Gelin bu kanunu doğru düzgün yazın. Lafzıyla, özüyle, amacıyla hepsi birbiriyle örtüşsün, dolayısıyla da önü, başı belli olsun, doğru uygulansın ve gerçekten dezenformasyonun durdurulmasına hizmet etsin ama siz bunu istemiyorsanız, seçime giderken kendi hâkimlerinizin eline vereceğiniz bir maymuncuk arıyorsanız başka.
Sabrınız için teşekkür ederim.