KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sağ olun. Tabii ki katkıda bulunmak için konuşuyoruz.

Şimdi, derdimiz, ülkemizin ihracatı artsın, Türkiye'ye daha çok döviz girsin, ülkemiz kalkınsın. Dolayısıyla endüstri bölgeleriyle ilgili yapılacak kanun teklifinin de içeriğini bu açıdan değerlendirmek lazım ama bunu değerlendirirken Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu, sanayicinin içinde bulunduğu sorunları da görmezden gelmemek lazım. Şimdi, cari açık Ocak ayında 7,11 milyar dolar, şubatta 5,15 milyar dolar, mart ayında 5,55; nisan ayı 2,74; toplamda 18 milyar dolar ilk çeyrekte cari açığı var Türkiye'nin. Geçen sene 2021 yılının cari açığı 14 milyar 882 milyon dolar arkadaşlar. Yani geçen sene bir yılda yaptığımız cari açığı ilk çeyrekte yapmışız. CDS 800 puanı aştı. Yani dünyada CDS'de Arjantin'den sonra 2'nci sıradayız. Şimdi, bir sanayici düşünün, sanayici yurt dışından kredi alacak, yatırım yapacak aldığı kredinin faizi yüzde 2, yüzde 3, o krediye sigorta için yüzde 8 para ödeyecek. Yani bundan daha âlâ faiz olur mu? Bununla Türk sanayicisi yatırım yapabilir mi, dünyayla rekabet edebilir mi? Edemez. Dolayısıyla, yıllık faiz maliyeti Türkiye'de şu an -bankalara az önce girdim- Türk lirasında yüzde 37,52; yıllık maliyeti daha da fazladır. Geçenlerde Reuters'da bir haber çıktı, BDDK bankalardan döviz işlemlerini piyasanın likit olduğu saatlerde yapmasını istiyor; 10.00-16.00 arası. Şimdi, bunu resmî olarak söylemiyor, gayriresmî olarak söylüyor. Turizmcilerin döviz kazancının yüzde 40'ını Merkez Bankasına satma zorunluluğu var, biliyorsunuz. Reeskont kredilerinden yararlanmak için sanayicinin dövizinin yüzde 40'ını Merkez Bankasına satma zorunluluğu var, ilave olarak bir de yüzde 30'unu da bir bankaya satmayı taahhüt edecek reeskont kredisi kullanması için ve satış tarihinden itibaren bir ay içinde de döviz almayacak. İlave, kur korumalı mevduat yapan kurumlara kurumlar vergisi istisnası uygulanması kararı alınıyor, yapmayanlar cezalandırılıyor. Bankaların hızlı döviz alış satış platformları kapatılıyor döviz alım satımlarını azaltmak için. Yani sen şimdi iş adamısın, sanayicisin, kredini almak için teminat gösteriyorsun, faizini ödüyorsun ondan sonra da o kredini nasıl kullanacağını sana dayatıyor devlet. Arkadaşlar, bunun adı "sermaye kontrolü"dür. Şimdi, bir taraftan bunu yapacaksın sanayiciye, ondan sonra diyeceksin ki: "Endüstri bölgesi oluşturuyoruz, böylelikle Türkiye'nin ihracatını artıracağız, yatırım yapacağız." Mümkün değil. Yani fotoğrafın bütünü görmek lazım, Türkiye'de şu an ihracatçının en büyük endişesi bu sermaye kontrolünün giderek artıyor olması. Bununla ilgili bir adım atması lazım iktidarın ama şu an sıkışmış durumdayız. Merkez Bankası, döviz rezervlerinin swapları düştüğünüz zaman eksi 50 küsur milyar dolarda. Yani Türkiye herhâlde 2001 krizinin 2 katı bir derinlikte bir krizin içinde değerli arkadaşlar. Neye göre söylüyorum? Enflasyon Araştırma Grubu, bu ay için, bir yıllık enflasyonu yüzde 160 olarak hesaplıyor bağımsız bilim insanları. TÜİK'in istatistiklerine kimse güvenmiyor artık. E, dönüyorsunuz, 2001 krizine bakıyorsunuz, enflasyon yüzde 88, 2 katı bir enflasyon yaşıyoruz ve 2001 krizinde Türkiye'de kentleşme bugünkü ölçülerde değildi arkadaşlar. Köyde tarım vardı, tarım güçlüydü, insanların köyle bağları güçlüydü; bulgurunu, nohudunu, bilmem bir şeyini oradan getiriyordu, o krizi aşacak koşulları vardı. Kentleşme arttı Türkiye'de ve 2001 krizinin 2 katı derinlikte bir kriz yaşıyoruz dolayısıyla sanayicinin, iş insanının şu an içinde bulunduğu durumu görmezden gelmemek lazım.

Bir de çevreden bahsedildi, çevre deyince benim tüylerim diken diken oluyor, Çevre Komisyonu Sözcüsüyüm biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisinin. Arkadaşımız dedi ki: "Yirmi yıl önceki orman alanları var mı?" Arkadaşlar, Şahin Tin söyledi "Daha artırdık." falan dedi. Ormanlardaki durumumuzu ben size izah edeyim: Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin ormanları yaralı. Niye yaralı? Turizm alanları için, maden sahaları için, birçok başka tesis için ormanlarımızı yaralıyoruz. Millî parklarda ağaç kesimi yapılıyor ki millî parklar asla dokunulmaması gereken hatta düşen, devrilen ağacın bile yerinden kalkmaması gereken yerler. Niye? Çünkü yüzlerce yıldır, binlerce yıldır oradaki biyolojik çeşitlilik kendi kendine var oluyor. Ağacı seyreltemezsiniz, oralarda ağaç kesiliyor. Muhafaza ormanları yani genetik olarak en güçlü ağaçların olduğu, en çok üzerinde canlının yaşadığı ve asla dokunulmaması gereken alanlarda ağaç kesimi yapılıyor. Önceki Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli çıktı bir açıklama yaptı, dedi ki: "Biz Türkiye'nin cari açığını orman ürünlerini satarak kapatacağız." Dedi bunu ve Orman Genel Müdürü de bunu tekrar etti. Şimdi, biz ormanları ne olarak görüyoruz? Yaşam kaynağı olarak görüyoruz. İklim krizine karşı sulak alanlarımızla beraber en çok bizi koruyacak alan orman alanları yani binlerce canlı türüne ev sahipliği yapıyor ama Orman Bakanı, ormanları koruması gereken Bakan ormanları kereste, yonga, odun kaynağı olarak görüyor değerli arkadaşlar ve Türkiye'nin orman alanları hızla azalıyor. "Yani, biz bu kadar orman diktik." bir defa bu, bu konudaki cehaleti gösteren bir şey. Orman dediğiniz, fidan dikerek olmaz; yüz milyonlarca, milyarca fidan dikebilirsiniz ama orada bir ormanın oluşması yüz yıl. Orada hayvanlar üreyecek, orada bir ekosistem oluşacak, o ağaçlar büyüyecek ve dolayısıyla oraya bir "orman" diyebilmemiz için "Biz, işte, yüz yıllık ağacı kestik, oraya bir de fidan diktik." diyemezsiniz. Biz bunu söylediğimizde "Maden için ormanları feda ediyorsunuz." dediğimizde... Ben geçen gün Mecliste de söyledim, belki orada dinleyen arkadaşlarınız olmuştur, Semra Hanım'la biz İklim Komisyonunda birlikte çok çalıştık, o beni bu konularda dinlemiştir, ona tekrar olacak ama şöyle söyleyeyim: Maden sahaları için ormanların feda edilmesi ülkeye, vatana ihanettir. Niye? Dünyanın hiçbir ülkesi yok ki maden alanlarıyla o ülke abat olsun, imar olsun, zengin olsun; öyle bir şey yok. Eğer öyle olsa Afrika olurdu, en değerli madenler Afrika'da, elmas madenleri orada, plütonyum, uranyum, altın madenleri Afrika'da ama emperyalizmin ham madde kaynağı Afrika, zengin olmuyor. Niye zengin olmuyor? Çünkü o madeni işlemek, onu bilgi ve teknolojiyle ürüne dönüştürmek önemli. Hepimizin önünde telefonlar var, şu telefonun değeri ne kadar arkadaşlar? Bin dolarlık bir telefonda belki yüzde 1'dir maden değeri, gerisi bilgi teknoloji. Siz dünyanın ilk 100 üniversitesine Türk üniversitesi koymayacaksınız, 200'ünde, 300'ünde, 500'ünde Türk üniversitesi olmayacak, üniversitelere eşi dostu, akrabayı rektör olarak atayacaksınız, bilimsel yeterliliğini, özerkliğini elinden alacaksınız, ondan sonra ormanları keseceğiz, Kaz Dağları'nı. Milyonlarca yıldır toprağın altındaki maden bir milyon yıl daha dursun gerekirse, bir ağacın dalını, yaprağını incitmeyecekse o maden çıkacak, öyle olmalı.

Bir şey daha söyleyeyim ormanlarla ilgili: Ormanlarda bizim Orman Genel Müdürlüğünün bütçesi, arkadaşlar, genel bütçeden aldığı pay 1 milyar TL, sadece 1 milyar TL. Peki, 10 milyarlık bütçe nereden oluşuyor? 2 milyar 600 milyon madenlere kiralanan kira bedeli, 7 milyar lira da ağaç kesiminden, odun kesiminden, orada yapılan orman işletmesinden elde edilen gelir. Ormanların durumu Türkiye'de böyle maalesef.

Sulak alanlarımız nasıl? Herhâlde "Antalya'da organize sanayi bölgesi sulak alanda gibi, öyle bir yere yakın." gibi bir şey söylediniz sanırım.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Su kaynakları.

MURAT BAKAN (İzmir) - "Su kaynaklarına yakın." dediniz. Sulak alanlar da iklim krizine karşı bizim direncimizi sağlayacak ülkemizin geleceği açısından ikinci önemli bölge. Denizel ekosistemler, okyanuslar, sulak alanlar, bataklıklar, turbalar buralar korunması gereken alanlar. Türkiye'nin durumu nedir? Seyfe Gölü'ne gittik biz İklim Komisyonu olarak. Seyfe Gölü dünyanın en önemli sulak alanlarından biriymiş geçmişte yani AK PARTİ iktidarından önce. Yüz binlerce flamingo havalandığında gökyüzünün karardığı bir gölmüş. Seyfe Gölü çöl şu an, Seyfe'de su yok, toz bulutu var. Yanında TİGEM var -Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün arazisi- onlar da geldi orada bizim Komisyonun çalışmasına, "Arkadaş, siz nasıl burada sulu tarım yapıyorsunuz, göl bitmiş?" dedim. "Yer altından su çekiyoruz..." Yer altından gölü tüketmiş, kuş yok bir tane, yer altı suyunu tüketiyor, sulu tarım yapıyor. Bakın, Türkiye'deki çevrenin durumu bu. Meke Gölü var, dünyanın nazar boncuğu. Girin Google'dan bakın arkadaşlar hepiniz, dünyanın nazar boncuğu Meke Gölü on bin yıldır vardı sizin iktidarınızda Meke Gölü yok artık, dünyanın nazar boncuğu yok, Meke Gölü kurumuş. Ereğli Sazlıkları öyle, Burdur Gölü öyle, dikkuyruk ördeklerin ürediği yerdi, dikkuyruk ördek yok Burdur Gölü'nde, neredeyse yarısı yok olmuş. Dünyada kuşlar uluslararası bir anlaşma yapsalar Ereğli Sazlıkları'nı seçerlerdi kuzey yarım kürede, Ereğli Sazlıkları'nın yüzde 75'ini kaybettik. Bizim çocukluğumuzda hepimizin okul kitaplarında gördüğümüz o 60'ın üzerinde göl ya kirlendi ya kurudu ya yok oldu. Sonra "Burada hepimiz çevre hassasiyetine sahibiz." diyorsunuz, çevre hassasiyetine hepimiz birlikte sahipsek çevreyle ilgili adımları beraber atmamız lazım. Bu kadar çevreye hassasız, Paris İklim Anlaşması dünyanın en önemli iklim krizi anlaşması, sondan 5'inci ülkeyiz burada onaylayan. Mecliste benim dilimde tüy bitti, en az 10 defa ısrarla ben Meclis kürsüsünden "Paris'i onaylayalım, Paris'i onaylayalım." dedim. Onayladığımızda arkamızda Yemen vardı, Eritre vardı; İran, Irak vardı yani onlar kalmıştı yani tüm dünya onaylamıştı. Kömürden çıkmıyoruz hâlâ, enerji politikaları Türkiye'deki politikayı belirliyor, hâlbuki yenilenebilir enerji kömürlü termik santrallerden çok daha istihdam sağlıyor. Madem ülkeye ekonomik katkıda bulunacağız, yenilenebilire yönelmemiz lazım ama yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiyoruz, ısrarla 23 tane yeni kömürlü termik santral planlıyoruz. Glasgow'a gittik, COP26'da tüm dünya orada, kömürden çıkış koalisyonu var; dünyanın en zengin kömür yataklarına sahip ülkesi Polonya imzaladı, biz Türkiye olarak imzalamadık, boynu bükük geldik. Yani burada çevreyle ilgili de konuşulacak çok şey var, çok vaktinizi almayayım ama eğer Türkiye'de sanayiciye destek olacaksak bir defa Türkiye'de karbon emisyonlarını düşürecek yüksek teknolojiyi destekleyecek adımlar atmamız lazım, kömürden çıkmamız lazım yoksa çok yakın bir gelecekte Türkiye sınırda karbon vergisiyle senede 2 milyar 800 milyon euro bugünün hesabıyla -daha da fazla olabilir- para ödemek zorunda kalacak, sınırda. Plastikte para ödemek zorunda kalacak, plastik ihracatında çünkü geri dönüştüremiyoruz, döngüsel ekonomiyle ilgili bir çalışma yok, Avrupa Yeşil Mutabakatı'yla ilgili doğru düzgün bir çalışma yok, her konuda gerideyiz. Dolayısıyla bunları paylaşmak istedim sizinle.

Sayın Başkan, teşekkür ederim öncelikle, söz verdiğiniz için.

Komisyona iyi çalışmalar diliyorum. İnşallah uyarılarımızı dikkate alırsınız.